EKONOMİMİZDE KÜÇÜLME

ERSİN DEDEKOCA

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK)’nun dün açıkladığı “ekonomik büyüme” rakamlarına göre, Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreÄŸinde, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9,9 oranında küçüldü. Bir önceki çeyreÄŸe göre ise küçülme yüzde 11’e ulaşırken, bu oran 1998 yılından bu yana en sert daralma anlamına gelmektedir.

Açıklanan küçülme 9,9 gibi, çift haneli rakamın sadece 0,1 altında bir gerçekleÅŸme sayısı olunca, TÜİK’nun açıkladığı rakamlarının “güvenirliÄŸi”, bu kez de yine tartışmaların baÅŸat konusu olacak gibi görünmektedir.

Nisan-Haziran 2020 dönemini kapsayan yılın II. çeyrek rakamlarına göre, son bir yılın Gayrisafi Yurtiçi Hâsılası (GSYH) 743 milyar Dolar oldu, “kiÅŸi başı gelir” ise 9 bin Dolar’ın altına indi.

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre ülkenin, önceki çeyrekteki minik büyümesi de eksi yüzde 0,1’e revize edildi. Böylece bu son çeyrek daralma ile iki çeyrek üst üste küçülerek,“teknik resesyona (durgunluÄŸa)”girilmiÅŸ oldu.

GENEL OLARAK BÜYÜME SAYILARI

Her ÅŸeyden önce, 2019’un aynı dönemine göre yüzde 9,9 olarak açıklanan küçülmenin, açıklama öncesinde yapılan tahminlerin gerisinde kaldığını söyleyebiliriz. Söz konusu dönem için beklenti yüzde 12-15 arasında bir küçülmeydi. Bir baÅŸka anlatımla anılan küçülme rakamı, görece düÅŸük bir oran olarak deÄŸerlendirilebilir.

Söz konusu ekonomik daralma deÄŸerlendirirken, 2019’un 2. çeyreÄŸinde de 2018’e göre ekonominin yüzde 1,7 küçüldüÄŸünü; bu nedenle oluÅŸan baz etkisinin, daha da kötü bir küçülme sayısının ortaya çıkmasını matematiksel olarak engellediÄŸini hatırlatmakta yarar bulunmaktadır.

Yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi, ilân edilen küçülme sayısının, çift haneli sayının sadece 0,1 sayısı kadar altında kalması, konunun tartışmaya açık bir yönü olarak durmaktadır.

Söz konusu oran, Türkiye’nin de içinde bulunduÄŸu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliÄŸi TeÅŸkilatı (OECD) ülkeleri grubunun bu yılın II. çeyreÄŸindeki ortalama daralması ile neredeyse aynıdır. OECD ülkelerinin ekonomik daralması da yüzde 9,8 olmuÅŸtur. Bir diÄŸer ifadeyle ülke, bir anlamda içinde bulunduÄŸu ülkeler ligine benzer oranda daraldı.

BilindiÄŸi gibi ülkenin en yüksek ekonomik daralması, krizin “teÄŸet geçtiÄŸi” söylenen globâl kriz sırasında, 2009’un ilk çeyreÄŸinde yüzde 14.54 olarak gerçekleÅŸmiÅŸti. Keza bu yılın ikinci çeyreÄŸindeki küçülme, ekonominin “mahvolduÄŸu” dönem olarak bilinen 2001 krizinin son çeyreÄŸindeki yüzde 9.88’lik küçülmeyle neredeyse aynıdır.

BÜYÜMENİN (KÜÇÜLMENİN) BİLEÅžENLERİ

Bu çeyrekteki büyümeye katkı sunan “üretim bileÅŸenlerini” incelediÄŸimizde, dünyanın her yerinde olduÄŸu gibi hizmet kesiminin yüzde 25, sanayinin 16,5 gibi “sert daraldığına” tanık olmaktayız. Tarımın bu dönemki etkisi yüzde 4 ile pozitif katkı ÅŸeklinde olmuÅŸtur. DiÄŸer sektörel katkılara baktığımızda da, inÅŸaatın yüzde 2,7 daralıp, salgında aksine hız kazanan sektörler olan bilgi iletiÅŸim faaliyetleri yüzde 11, finans ve sigorta faaliyetleri ise yüzde 27,8 oranlarında büyümüÅŸ olduÄŸunu görmekteyiz.

Bir önceki yılın aynı dönemine göre “sanayi üretiminde”, “ana üretim bileÅŸenlerinde” ve “GSYH”’da gerçekleÅŸen büyüme deÄŸiÅŸimleri aÅŸağıdaki tabloda gösterilmiÅŸtir:

 

 

 

 

Kaynak: TÜİK

 

 

 

 

 

GSYH’ya “harcamalar bileÅŸenlerinde” baktığımızda ise, hane halkı tüketiminin yüzde 8,6, yatırımların yüzde 6,1, kamu harcamalarının ise “sadece” yüzde 0,8 gerilediÄŸini görmekteyiz. Buradan kamunun yaptığı harcamaların daralmayı “göreceli yumuÅŸatıcı” bir etki yaptığını söyleyebiliriz. TÜİK verilerine göre, yatırım harcamalarını gösteren “sabit sermaye oluÅŸumu” yılın ikinci çeyreÄŸinde yüzde 6,1 daraldı. Bu veriler, 2018’in ikinci yarısından bu yana yatırım harcamalarının “kesintisiz” daraldığını doÄŸrulamaktadır.

2020’nin ikinci çeyreÄŸinde mal ve hizmet ithalâtı yüzde 6,3ihracatı ise yüzde 35,3 oranlarında azalmış durumdadır. İhracat performansını, turizmdeki keskin düÅŸüÅŸün iyice aÅŸağı çektiÄŸini görmekteyiz. Yılın geri kalan bölümünde de turizmin canlanmasının olanaklı olmadığı da genelde öngörülmektedir.

İthalâttaki yüzde 6’lık “kısmen daha sınırlı düÅŸüÅŸ” nedeniyle net dış talep büyümeyi 8 puana yakın baskılamış olmaktadır. Stoklar ise önceki çeyreklerin devam eden etkisi ile büyümeye 5 puana yakın yardımcı olmuÅŸtur.

GSYH’DA DÜÅžÜÅž

TÜİK verileri, son bir yıllık dönemdeki GSYH büyüklüÄŸü 743 milyar Dolar’a, kiÅŸi başına gelirin de 8.934 Dolar’a düÅŸtüÄŸünü göstermektedir. Bu rakamlar, kiÅŸi başına düÅŸen ulusal gelirin 11 yıl öncesine (2009) geri gittiÄŸini göstermektedir.
Konuya yılsonu olarak baktığımızda da durum umutsuzdur. Bu yılın tümü için GSYH büyüklüÄŸü hedefi 812 milyar Dolar idi. Son bir yıllık hesaplamanın içinde,  geçen yılın ikinci yarısının görece yüksek tutarı da bulunmaktadır. Bu yılın ikinci yarısında ise, korona etkisi tümüyle sıfırlansa bile GSYH’ın, yüksek kur yüzünden döviz bazında daha düÅŸük gerçekleÅŸeceÄŸi güçlü bir olasılıktır.

BilindiÄŸi gibi bu yılın tümü için dolar kurunun ortalama 6 TL olarak öngörülmesine karşın, yılın ilk sekiz ayındaki ortalama 6.61’i bulmuÅŸtur. Bu durumda ortalama Dolar/TL kuru yılın ikinci yarısında 7’nin çok üstünde oluÅŸacak ve bu olgu da döviz bazındaki yılsonu GSYH’nin düÅŸük görünmesi sonucunu getirecektir.

İKİNCİ ÇEYREK GERÇEKLEÅžMELERİNİN GÖSTERDİKLERİ

Her ÅŸeyden önce ülkenin, ekonomik faaliyetlerin adeta durduÄŸu bir çeyreÄŸi yüzde 9,9 küçülmeyle atlatmış olduÄŸunu söylemeliyiz. Ancak bu atlatmanın sürdürülüp sürdürülemeyeceÄŸi, keza henüz “dibe varılıp varılmadığı” konularında pek çok belirsizlik bulunmaktadır. Tüketim, yatırım ve ihracat daralırken, tek büyüyen parametre stok artışı olmuÅŸtur. Bu stokların ileride ekonominin önünü açıp açamayacağı (talep olmazsa?) konusu bir belirsizlik olarak durmaktadır.

Öncelikle, ekonomideki sert küçülmeyi sadece korona salgınına baÄŸlamanın çok yanıltıcı bir yaklaşım olacağını düÅŸünmekteyiz. TÜİK verilerinin ayrıntısına baktığımızda, hem içinde bulunduÄŸumuz durum hem de ilerisi için çok ciddi tehditlerin izlerini görmekteyiz. Ä°hracattaki yüze 35’lik küçülme, özel tüketimde yüzde 8,55’i bulan daralma ve yatırımlardaki olumsuz gidiÅŸi birlikte deÄŸerlendirdiÄŸimizde, öncelenmesi gereken “istihdamdaki büyük kayıp” olgusunun telafi edilmesinin çok zor olacağı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Mevcut durumun ekonomiyi sürdürülemez bir noktaya sürükleyerek sıkıştırdığı, finans piyasalarını aşırı ölçüde “gerdiÄŸi” sürekli dillendirilmektedir. “Bankalara sopa gösterilmek” suretiyle zorlama yoluyla yaratılan “kredi patlaması” sayesinde “yapay bir büyüme” yaratma veya küçülmeyi azaltma politikasının sürdürülmesi, olanakların sınırına varılması nedeniyle artık uygulanamaz görülmektedir.

Tehdit niteliÄŸinde görülen önemli bir sıkıntı da, GSYH ile “cari açık” iliÅŸkisi olarak durmaktadır. Genel olarak cari açığın, ekonomik büyümenin ve yatırımların hızlı arttığı dönemlerde yükseldiÄŸi bilinmektedir. Tersine ekonominin durakladığı ve küçüldüÄŸü dönemlerde ise cari açık ya azalır, ya da “cari fazlaya” dönüÅŸür.

Bu yılın ikinci çeyreÄŸinde, bu konuyla ilgili bir kırılganlık (hatta tehdit) ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu olgu,  ekonomideki sert küçülmeden bile daha önemli ve tehlikeli bir geliÅŸme olarak nitelenmektedir. Bir tarafta ekonomi tarihinin en sert küçülmelerinden birini yaÅŸarken, “cari açığın GSYH’ye oranı” da tarihin en yüksek düzeylerinden birine yükseldi. Ekonomi yüzde 9,9, özel tüketim yüzde 4,9 küçülürken ve yatırımlardaki daralma sürerken, cari açığın GSYH’ye oranı yüzde 7,78’e fırladı. Bu oranın, büyüme hızının yüzde 10’un üzerinde çıktığı 2011 yılındaki oranlarla yarışan bir düzeyde olduÄŸunu hemen eklemeliyiz.

Ekonomi yüzde 10 büyürken ortaya çıkan “cari açık oranı”na, ekonomi yüzde 10 küçülürken ulaÅŸmak, ekonominin kırılganlığını “alarm verici” ÅŸekilde artıran bir durumdur. Üstelik kırılganlığın, döviz rezervlerinin düzeyi tehlikeli ölçüde düÅŸmüÅŸken yaÅŸanması, riski daha da artırmaktadır. Yazımızın konusunu aÅŸtığından ayrıntısına girmemekle birlikte, bu kırılganlığın baÅŸat nedeninin “üretim ve tüketim modellerinde yanlışlık”, “kurumsallaÅŸmamış ekonomi” olduÄŸunu söylemeliyiz.

Son olarak, geliÅŸen ülkelere kıyasla çok daha hacimli bir canlandırma hareketine giren, ancak bunu yaparken yüksek enflâsyon yaÅŸayan Türkiye, ne yazık ki “gevÅŸek finansal koÅŸullar” elde etmek isterken, yılın kalanında “sıkı finansal koÅŸullar” ile yüzleÅŸmek durumunda kalacağını söylemeliyiz. Hatta öyle ki, bu süreçte uzun vadeli faizleri yukarı hareketlenen belki de tek ülke olacaktır. Rezervlerin önemli oranda kullanılmasına raÄŸmen TL deÄŸerindeki erime de, çizdiÄŸimiz bu fotoÄŸrafa katkıda bulunmaktadır.

Yazımızın sonunu, Hayri Kozanoğlu hocamızın saptamasını aktararak bağlamak istiyoruz:
“ekonomi yönetiminin durgunluÄŸu sosyal transferlerle deÄŸil, kredi büyümesiyle aÅŸma stratejisi ciddi yanlışlar barındırıyor. Kamu bankalarının verdiÄŸi sübvansiyonlu konut ve taşıt kredileri, desteklerin büyük ölçüde rantiye kesimlere yönlendirilmesine yol açtı. Önümüzdeki aylarda hem talebin gereksiz öne çekilmesinin, hem kamu bankası bilançolarının yıprandırılmasının, hem de enflâsyonun azdırılmasının olumsuz sonuçlarını göreceÄŸiz.”