dakika dakika tekirdağ çorlu haberleri

gazete tekirdağ
ANA SAYFA   |  HAKKIMIZDA   |  GÜNDEM   |   POLİTİKA    |   EKONOMİ    |   SPOR   |     İLETİŞİM  

YASAKLAR

Özdemir AKTAN

Sigaranın yasaklanmamasındaki önemli neden acaba hükümetlerin vazgeçemedikleri vergi geliri mi? Sigara şirketlerinin uluslararası gücü mü? Yoksa ikisi birden mi?

Amerika kıtasının keşfi yepyeni bir dünya ortaya çıkardı. Her iki kıta da daha önce tanımadığı insanlar, kültürler, hastalıklar ve bitkilerle tanıştı.

Bir arkadaşım bana "Sezar şöyle bol domates soslu bir spaghetti yemiş midir?" diye sormuştu. Ne de olsa klasik bir İtalyan yemeğinden bahsediyoruz ama cevabı nasıl bilebilirim ki? Arkadaşım "Yememiştir" dedi. O dönemde spaghetti var mıydı bilemedik ama domates yoktu. Avrupa kıtası domates ile Amerika'nın keşfinden sonra tanışmış oldu.

Avrupa keşiften sonra ikinci bir yenilik olarak da tütünle tanıştı. 15. yüzyılın sonlarında Kristof Kolomb Amerika yerlilerinin bir bitki yaprağını sararak yaktıklarını, dumanını içlerine çektiklerini ve bu dumanın insana keyif verdiğini gördü. Kolomb, faydalı olur düşüncesiyle bu bitkinin tohumlarını alarak denizciler aracılığıyla diğer ülkelere yayılmasına neden oldu. Mayalar ve Azteklere ait çanak, çömlek ve tapınak gravürleri üzerinde tütün ve benzeri maddeleri sigara gibi içen rahiplerin tasvirleri görülmektedir. Aztekler oldukça yeni sayılır ama Maya tarihinin en az 2 bin 500 yıllık geçmişi olduğu düşünülürse tütün ve sigara için de, en azından, aynı yaşı vermek doğru olur.

İstanbul'a tütünün gelmesi ise 17. yüzyıl başlarını bulmuş. O dönemde tütünü getiren İngilizler nefes darlığına ve her türlü göğüs hastalığına iyi geldiğini belirtmeyi de ihmal etmemişler. Üstelik bu inanış 20. yüzyıl ortalarına kadar sürmüş. Doktorlar hastalarına tedavi amaçlı sigara ve tütün reçete etmekte yarışmışlar neredeyse. Sigara reklamları doktorlar aracılığıyla yapılmış.

Ancak uzun yıllar sonra sigara ve tütünün zararları kanıtlandıkça kullanımı kısıtlanmış ama nedense yasaklanmamış

 Avrupa kıtasının tanıştığı bir diğer bitki ise kokain olmuş. Ancak, tütünden farklı olarak, Avrupa'nın kokain ile tanışması çok sonraları, 1859 yılını bulmuş. Güney Amerika kökenli bu bitki dikkati çekmiş zira uzun süre çalıştırılmak istenen işçilerde hem açlığı bastırdığı hem de çalışma temposunu arttırdığı fark edilince kıymete binmiş. Emperyalist Avrupa arayıp da bulamadığı bu özelliğin işe yarayacağını düşünmüş olmalı.

Ancak, koka ağacı yapraklarını çiğneyenlerde diş ağrılarının geçtiği, dilde uyuşmalar olduğu gözlemlenince, bu özellik dönemin doktorlarının dikkatini çekmeye başlamış. 1884'te lokal anestetik etkisi kanıtlanınca göz, boğaz ve burun ameliyatlarında kullanılmaya başlanmış. Bu alanlarda kullanılmasının nedeni ise bedenin bu bölgelerinde hızlıca emilmesi ve etkisini göstermesi olmuş elbette.

Freud'u nasıl bilirdiniz?

Birçok hekim kokainin nerede işe yarayacağı konusunda çalışmalar yapmış ama ikisinden özellikle söz etmek gerekiyor: William Halsted ve Sigmund Freud.

Halsted 1880 yılından itibaren kokaini kendi üzerinde deneyerek lokal anestetik etkilerini ve sinir iletimi üzerindeki etkilerini araştırmış. Sonuç olarak, beklendiği üzere, Halsted ve asistanları kokain bağımlısı olmuş. Meme cerrahisi başta olmak üzere, birçok konudaki öncülüğü ile cerrahi tarihinde haklı bir yeri olan Halsted bağımlılığı nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilmek zorunda kalınmış. İronik bir şekilde bu ünlü cerrah meslektaşları tarafından yapılan bir safra kesesi ameliyatından sonra kaybedilmiş.

 

Freud da kokaini kendi üzerinde denemiş bir hekim ve üstelik de bağımlı. Oldum olası ruh ve sinir hastalıkları ile ilgilenen Freud tüm hastalarına da kokain yazmakta cömert davranmış. Kokain üzerine yazdığı bir makalesinde kokainin depresyonun tedavisinde harika bir madde olduğunu, sinirsel mide rahatsızlıklarının giderilmesinde, ruhsal ve bedensel güçlerin arttırılmasında çok yardımcı olduğunu belirtmiş. Ayrıca morfin bağımlılığının tedavisi için de kokain önermiş.

Freud kokainin ağız ve dilde yaptığı uyuşukluğu da fark etmiş. Göz hastalıkları üzerine çalışan meslektaşı Karl Koller'e göz hastalıklarında da kullanılabileceğini söylemiş ve daha sonra da Koller bunu geliştirip çok etkili olduğunu görerek Viyana'ya tanıtmış. Koller sunumunda kokainin Freud tarafından Viyanalı hekimlere tanıtıldığını söylemiş ama hepsi o kadar. Freud daha sonra eşi olacak sevgilisi Martha'ya yazdığı mektupların birinde şöhretin sadece yüzde beşinin kendisine kaldığını, deneyleri kendisi yapsa idi sonucun kendisi için çok daha iyi olacağını belirtiyor.

Freud, kokainin lokal anestetik etkisinin çok daha değerli olduğunu fark edip o tarafa yönelseydi, tıp tarihi başka türlü yazılmış olurdu. İyi ki öyle olmamış. Freud ağzından hiç eksik etmediği puronun neden olduğu dudak kanseri sonucu 1939'da hayatını kaybetmiş.

Kokainin tıp haricindeki kullanımı, bulundurulması, üretimi ve dağıtımı dünyadaki ülkelerin hemen hemen hepsinde yasaktır. 1960 yılında yasaklanıncaya kadar Coca Cola'nın içinde koka bulunduğunu da unutmayalım. Sigara ve tütün için ise böyle bir yasak yok. Oysa tütün de bağımlılık yapıyor, başta akciğer ve mesane olmak üzere birçok kansere, kalp ve damar hastalıklarına neden olduğu biliniyor. Yasaklanmamasındaki önemli neden acaba hükümetlerin vazgeçemedikleri vergi geliri mi? Sigara şirketlerinin uluslararası gücü mü? Yoksa ikisi birden mi?

Yapılan Yorumlar
GÖNÜLLÜ KULLUK