Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı'nın sonlarına yaklaşırken 1915- 1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadasında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve ara muharebeleridir.
Çanakkale savaşı, Birinci Dünya Savaşı içindeki, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, ÅŸan ve ÅŸerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. 1. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüÅŸtür. Bulgar ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve BoÄŸazların güvenliÄŸinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın doÄŸal bir sonucu olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir.
Dolayısıyla 1. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı Devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak istemiÅŸ; fakat Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan iki blokta Türk ittifakını küçümsemiÅŸler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endiÅŸe etmiÅŸlerdi.
Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadasının seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. BoÄŸazlar, özellikle güney Rusya ve bütün Karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya için hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiÄŸi silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır. Bu durumda BoÄŸazlar DoÄŸu cephesinin en müsait ve hayati menzil hattını teÅŸkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, Batı cephesinin yükünü hafifletecek dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaÅŸ dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaÅŸa katılacaklardı. O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan Churchill’in ısrarla üzerinde durduÄŸu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiÅŸtir. Ancak 1914 Aralık ayında baÅŸlayan Türk-Sarıkamış Harekatı üzerine telaÅŸlanan ve çok zor durumda kalan en azından hiç deÄŸilse bir kısım Türk kuvvetlerinin baÅŸka cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale Seferi’ne karar verilmiÅŸ; fakat kesin neticeyi Batı cephesinde arayanları darıltmamak için öncelikle donanmayla ve zorla Çanakkale BoÄŸazı geçilmeye çalışılmıştır. Çanakkale Savaşı genel hatları itibariyle: İtilaf Devletleri’nce; Osmanlı Devleti’nin baÅŸkenti konumundaki İstanbul’u alarak boÄŸazların kontrolüne ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir tarımsal ve askeri ticaret yolu açmak, Alman müttefiklerinden bini savaÅŸ dışı bırakarak ittifak devletlerini zayıflatmak amacı ile açılan cephedir.
SAVAÅž ÖNCESİ AVRUPA
Yirminci yüzyılın baÅŸlarında Avrupa kendi sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. DiÄŸer yandan Almanya- Fransa ve Rusya- Avusturya arasındaki çekiÅŸmeler gerginliÄŸe dönüÅŸüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluÄŸu veliahtı ArÅŸidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçi tarafından öldürülmesi bu gerginliÄŸe son noktayı koydu. Bu olay üzerine Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı baÅŸlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluÅŸan “üçlü ittifak devletleri” bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluÅŸan “üçlü itilaf devletleri” sonunda taraflar Avrupa’yı ikiye bölmeyi baÅŸarmışlardı. SavaÅŸ ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı. Bu sırada Osmanlı İmparatorluÄŸu tarihin gördüÄŸü en geniÅŸ sınırlarına sahip olmuÅŸ, her çeÅŸit millet ve inanışı içinde barındıran ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaÅŸadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp savaşı ve Balkan savaÅŸları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, doÄŸu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiÅŸ, diÄŸer ülkelerin nezdinde ki saygınlığını ve gücünü yitirmiÅŸti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diÄŸer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.
Rusya boÄŸazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere SüveyÅŸ Kanalı ve Hint yolunun güvenliÄŸi için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor. Fransa, Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düÅŸlüyor; Almanlar doÄŸuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmak istiyordu. Birinci dünya savaşının patlak vermesinin ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soÄŸuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doÄŸru itti ve 2 AÄŸustos 1914’te yapılan gizli bir antlaÅŸma ile Osmanlı - Alman ittifakı kesinleÅŸmiÅŸti. Bu tarihten sonra, güvenliÄŸi açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 AÄŸustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslau adlı iki Alman savaÅŸ gemisini boÄŸazlardan geçmesine izin verir ve BoÄŸazları tüm yabancı gemilere kapatır. Goben ve Breslau boÄŸazlardan geçmesi İtilaf devletlerinin tepkisine yol açmıştı. Bu gemilerin Çanakkale BoÄŸazı’nı geçerek İstanbul’a geçmeleri büyük bir gerginlik yaratmıştı, çünkü Osmanlı devleti, BoÄŸazlar antlaÅŸması gereÄŸi boÄŸazları tüm savaÅŸ gemilerine kapalı tutmak durumundaydı. Alman donanmasına baÄŸlı bu gemilerin BoÄŸazdan geçiÅŸine izin vermek savaÅŸ nedeni sayılacaktı. Bunun üzerine Osmanlı devleti, bu iki gemiyi daha önce İngilizlere sipariÅŸ ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaÅŸ gemisi Osmanlı Donanmasına katılmış olur. 27 Eylül 1914’te Amiral Soucgon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’e Ruslara ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaÅŸ baÅŸlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşı içine çekilmiÅŸ olur.
İtilaf Devletleri’nin BoÄŸazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boÄŸazların sahip olduÄŸu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düÅŸünce; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceÄŸi düÅŸünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca BoÄŸazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu baÅŸarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı. BoÄŸazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan baÅŸarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir ÅŸey yaÅŸanmayacaktı. Bu düÅŸünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaÅŸ açma kararı aldı ve bu karara Fransa’da katıldı. Batı Cephesi’nde 1914 yılının Eylül ayı sonlarında Alman Orduları, Fransız-İngiliz savunmasını yaramamışlar, tüm Batı Cephesi’nde cepheler kilitlenmiÅŸti. Bu durum Almanya açısından Batı Cephesi’ndeki savaÅŸta kısa sürede bitmeyeceÄŸi anlamına geliyordu.
Avrupa cephelerindeki bu geliÅŸmeler, İngiltere ve Fransa’yı müttefikleri Rusya’yı desteklemek zorunda bırakmıştı. Zaten Rusya, Almanya üzerinde yeterince güçlü bir baskı yapmaktaydı. Kısıtlı endüstriyel kapasitesi dolayısıyla İngiliz ve Fransız desteÄŸine gerek duyuyordu. Fransa ve İngiltere’nin desteÄŸi saÄŸlaması için olası dört yol vardır. Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır. Kuzey Buz Denizi, yılın çok büyük bölümünde donmuÅŸ olduÄŸundan deniz ulaşımına olanak vermemektedir. Baltık Denizi ise Alman Donanması’nın denetimindedir. Orta ulaşım yolu olan Avrupa karayolu ise aynı ÅŸekilde Alman denetimindedir. Olası dördüncü yol ise Osmanlı Devleti’nin denetiminde bulunan Çanakkale ve İstanbul boÄŸazlarının oluÅŸturduÄŸu denizyoludur. Çok yakın geçmiÅŸte, Balkan Savaşı’nda, Trablusgarp Savaşı’nda ve Sarıkamış Harekatı’nda ağır yenilgiler almış olan Osmanlı Devleti’nin askeri gücü, İtilaf Devletleri’nce zaten yetersiz olarak deÄŸerlendirilmektedir. Avrupalılarca “hasta adam” olarak görülen yaÅŸlı Osmanlı Devleti’nin boÄŸazlardaki bir saldırıyı kaldıramayacağı düÅŸünülmektedir. EÄŸer boÄŸazlar askeri olarak kontrol altına alınabilirse, Rusya’nın desteklenmesi olanaklıdır. Gerçekten de Rusya, Kasım ayı baÅŸlarında müttefiklerinden Çanakkale BoÄŸazı’na göstermelik de olsa bir saldırı yapılmasını istemiÅŸtir. Böylece Kafkasya da Osmanlı ordusunun baskısı hafifleyecektir.
Öte yandan Rusya direnmeyi sürdürecek olursa, Almanya’nın Batı Cephesi’nde yeni bir taarruza kalkışma olanağı da pek yoktur. Bu tespit, özellikle İngiliz yüksek komutanlığının, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerin bir bölümünün burada atıl tutulup tutulmadığının sorgulanmasına yol açmıştı. Ayrıca İngiliz donanması da yeterince etkili kullanılmamaktadır. Böylece Batı Cephesi’nden alınacak bir kısım kuvvetle donanmanın iÅŸbirliÄŸi ile daha etkili ve sonuç alıcı bir harekata giriÅŸilmesi yolları aranmaya baÅŸlandı. Sonuçta BoÄŸazlara yönelik bir operasyon planı üzerinde tartışılmaya baÅŸlanmıştır. Rusya ile baÄŸlantının bu ÅŸekilde boÄŸazların kontrolünün saÄŸlanarak sonuçlandırılması, Osmanlı devletinin baÅŸkenti olan İstanbul’un da iÅŸgalini kaçınılmaz olarak gerektirmektedir. İkisi, aynı anda gerçekleÅŸecek sonuçlardır.
DENİZ SAVAŞLARI
Dünyadaki bütün denizlere hakim olmaya çalışan İngilizler, boÄŸazları ele geçirmek için donamanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’in ÅŸüpheli gördüÄŸü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve baÅŸarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteÄŸi ile dünyanın en büyük armadasını oluÅŸturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düÅŸünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baÅŸ edemezdi.
İtilaf devletlerinin deniz harekatı 19 Åžubat 1915’te baÅŸladı. 13 Mart 1915’e kadar düÅŸman gemileri tabyaları top ateÅŸine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiÄŸince yol açtı. BoÄŸazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düÅŸman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu iÅŸin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir geliÅŸme elde edilememiÅŸti.
18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boÄŸazın giriÅŸinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve ErtuÄŸrul tabyaları tahrip edilmiÅŸti. BoÄŸaza giriÅŸ kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi. Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiÄŸinde kimse günün sonunda neyle karşılaşılacağını bilmiyordu. 17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral de Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleÅŸecek plan uygulanmaya konuluyordu. Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluÅŸan düÅŸman filosu boÄŸazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluÅŸan 1. tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.
Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemilerinden oluÅŸan 1. tümen saat 10:30’da boÄŸazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaÅŸ alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi.
Bu arada düÅŸman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateÅŸ hattına da girmiÅŸlerdi. Obüslerden üstlerine ateÅŸ yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduÄŸundan Türk bataryaları savaÅŸ gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12:00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateÅŸ almıştı. Plana göre büyük savaÅŸ gemilerinden oluÅŸturulan 3. tümen, 1. tümenin arkasından harekete geçti ve hat önündeki yerini aldı. YavaÅŸ yavaÅŸ yaklaÅŸan gemiler bu cesurane ilerleyiÅŸlerinde Türk bataryalarından düÅŸen mermi ateÅŸi altında hatta vardılar. Åžiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateÅŸe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından ÅŸiddetli ateÅŸ bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George hattın kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemiÅŸlerdi. Rumeli merkez bataryaları çok yoÄŸun bir ateÅŸ altındaydı. Mermilerin çoÄŸu tabyalar içine düÅŸmüÅŸ, telefon hatlarını bozmuÅŸ, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye Tabyası topçuların ÅŸehit olması ile devre dışı kalmıştı.
Planın ikinci aÅŸamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük saÄŸlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluÅŸan 2. tümen 3. tümenin yerini alacak ve kurulan B hattından son olarak yakın muharebe yapılarak tabyalar içinden olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama iÅŸlemlerine baÅŸlanacaktı.
Fakat 3. tümenin yerini alacak 2. tümen gelmeden önce beklenmedik bir ÅŸey oldu. Saat 14:00’e doÄŸru Suffren büyük bir hızla BoÄŸazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye Tabyasınca ateÅŸ altındayken 3 dakika içinde sulara gömüldü. İtilaf donanmasında büyük bir ÅŸaÅŸkınlık yaÅŸanıyordu. Queen Elizabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateÅŸi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kiÅŸi kurtarılabilmiÅŸ, 603 kiÅŸi sulara gömülmüÅŸtü. Bu arada 12:30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boÄŸazı terk ediyordu. 15:30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoÄŸun çabayla Bozcaada ya ulaÅŸtı. 2. tümen İngiliz gemileri, 3. tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaÅŸmıştı. Saat 14:30’da ateÅŸe baÅŸlayarak 10 yardaya kadar yaklaÅŸtılar. Namazgah Tabyasını bombardıman ediyorlardı. Saat 15:00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı
Anadolu Hamidiye Tabyası hasar görmemiÅŸti ve İrrisitible’a ateÅŸ ediyordu. Saat 15:14’de İrrisitible’de korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16:15’te tabyalarda uzaklaÅŸmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüÄŸü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduÄŸunu anlayan Amiral de Robeck 2. tümenin geri çekilmesi için emir verdi. Bu sırada Seyit Ali Onbaşı tek başına taşıdığı 215 kg'lık topu kundaÄŸa yerleÅŸtiriyor ve Ocean'ı durmadan yaralıyordu. Bunun üzerine bir de 18:05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarptı. Güçlü top ateÅŸine raÄŸmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından kurtarıldı. 18 Mart’a yaÅŸananlar ÅŸaÅŸkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın baÅŸarıya ulaÅŸamayacağını söyleyenler haklı çıkıyor, De Robeck ve Churchiil gibi hala donanma ile boÄŸazları zorlayıp İstanbul’a çıkabileceÄŸi düÅŸüncesi yeni hareket planları doÄŸuruyordu. Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiÅŸ, Çanakkale’nin BoÄŸazlardan geçilemeyeceÄŸini tüm dünyaya göstermiÅŸti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekatına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara baÅŸlamıştı. Çanakkale’de 5. Ordu oluÅŸturulmuÅŸ başına da MareÅŸal Liman Von Sanders getirilmiÅŸtir. Kıyılar dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleÅŸtiriliyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir baÅŸka kiÅŸi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan Yarbay Mustafa Kemal’di.
KARA SAVAÅžLARI
Çanakkale SavaÅŸları’nda Deniz Harekatı’nın baÅŸarısızlığı umutları Kara Harekatı’na çevirmiÅŸti. Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu Yarımadası’nı iÅŸgal etmek mümkün olduÄŸu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermiÅŸti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilir. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir ÅŸart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceÄŸini bildirerek bu tasarıyı önledi. Londra’da ise, harekatı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir kara ordusuna ihtiyaç olduÄŸunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, savaÅŸ bakanı Lord Kitchener’in di. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemiÅŸti. Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceÄŸini, Çanakkale’de bulunan deniz piyadelerine Gelibolu Yarımadasının temizlenmesinde yardım edeceÄŸini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde bulunan İngiliz generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, MareÅŸal sözünü geri alarak 18 Åžubat’ta bu birliÄŸin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda tümenlerinin gideceÄŸini bildirmek zorunda kaldı.
Bu savaÅŸ kimi zaman çıkartmalarla kimi zaman kanlı boÄŸuÅŸmalarla ama genelde siper savaÅŸları dediÄŸimiz psikolojik bir harekata da dönüÅŸecektir. Kara savaÅŸları 25 Nisan sabahı baÅŸlayıp 9 OcaÄŸa kadar devam edecektir. Her iki tarafın toplam yarım milyona yakın zayiat verdiÄŸi, dünya tarihinde bir eÅŸi olmayan bir savaÅŸ yaÅŸanmıştır. 18 Marttaki maÄŸlubiyete bizzat ÅŸahit olan Hamilton, yenilginin nedenini ve bundan sonra nasıl bir yol izlenmesi gerektiÄŸini konusunda fikirleri deÄŸiÅŸmiÅŸ ve donanmasının bu iÅŸi tek başına becerecek durumda olmadığı kanaatine varmıştı. İtilaf devletleri karadan yapılacak harekat için hazırlıklara vakit kaybetmeden baÅŸlamışlardı. Deniz Tümeni’ni taşıyan 14 nakliye gemisi, 27 Martta Mısır’ın Port Sait Limanı’nda toplanmış, ertesi gün de 29. Tümen ile Fransız kuvvetlerini taşıyan 50 kadar gemiden oluÅŸan armada, İskenderiye’ye varmıştı. Mısırda hazırlıklar devam ederken 75.000 kiÅŸiyi bulan birliklerin nakli ancak 22 Nisana kadar tamamlanmıştır.
25 NİSAN TAARRUZU
Limni Adası’nda günlerini tatbikat yaparak geçiren müttefiklerin harekat günü 23 Nisan olara belirlenmiÅŸ olsa da hava muhalefeti nedeniyle çıkartmayı 48 saatlik bir gecikmeyle 25 Nisan da yapmaya karar vermiÅŸlerdir. Seddülbahir’den Bolayır’a kadar ÅŸiddetli bombardımanla beraber 25 Nisan sabahı saat 05:00’te düÅŸmanın birçok yerde çıkarmaya baÅŸladığı haberleri gelmeye baÅŸladı. Liman PaÅŸa, düÅŸüncesinde ısrar ederek, gelen raporları kurmayları ile deÄŸerlendirmemiÅŸ, hatta bu durumu memnuniyet verici olarak deÄŸerlendirmiÅŸtir. Liman PaÅŸa, fikrinde ısrarı günün bütününde de sürmüÅŸ, Alman yaveri Prigge ile Bolayır kıyılarında akÅŸama kadar çıkarma gösterisini izlemekle yetinmiÅŸtir. Seddülbahir’den gelen raporlar üzerine durumun kritik bir hal alması üzerine 3. Kolordu Komutanı Esat PaÅŸa asıl çıkartma yerleri hakkında Liman paÅŸayı ikna etmeye gitmiÅŸti. Liman PaÅŸa, Bolayır’da akÅŸama kadar beklemeyi tercih etmiÅŸtir. Halbuki, düÅŸmanı Seddülbahir’de karşılayan 9. Tümen Komutanı Sami Bey, alınacak son önlemleri belirterek, takviye beklemiÅŸti
SEDDÜL BAHİR CEPHESİ
Seddülbahir Cephesi’ndeki İngiliz ve Fransız birliklerinin ilk hedefi Kitre Köyü ve hemen kuzeyindeki Alçıtepe olmuÅŸtur. bu hedeflerin ele geçirilmesi için ilk müttefik taarruzu olan Birinci Kitre Muharebesi, 28 Nisan 1915 sabahı baÅŸlamıştır. Taarruzun sol kanadındaki 2 İngiliz tugayı, saÄŸ kanadında ise 5 Fransız taburu taarruza katılmıştır. Türk savunması İngiliz taarruzları karşısında tutunurken Fransız kesiminde yarılma noktasına gelmiÅŸtir. Cephe komutanı Albay Halil Sami Bey, hatların geri çekilmesi emri vermiÅŸken, iki bölüklük bir kuvvet, donanma topçusunun ateÅŸinde bir gedik bularak hatları takviye etmiÅŸtir. Bunun üzerine geri çekilme emri derhal geri alınmıştır. ÖÄŸleden sonra Yarbay Sabri Bey, iki taburluk bir kuvvetle karşı taarruza geçerek müttefikler taarruz çıkış hatlarına geri çekilmiÅŸlerdir. Türk kayıpları 2.380, müttefik kayıpları ise 3.000’dir.
ARIBURNU CEPHESİ
Arıburnu Cephesi’nde 25 Nisan 1915 sabahı çıkartma yapılan Anzak Kolordusu örttü kuvvetleri, sahildeki Türk gözetleme postalarını atarak bir köprübaşı oluÅŸturmuÅŸlardır. Sahile çıkan örtü kuvveti, üç koldan sırtlara ilerlemiÅŸtir. Sırtlardaki Türk direniÅŸi, ileri harekatı yer yer engelliyor, genel olarak geciktiriyordu ama sahil tehdit edecek bir harekat gösteremiyordu. Buna karşın sırtlarda yer yer süren çatışmalarda Anzak kayıpları artmakta, sahile yaÄŸan takviye talepleri karşısında çıkan tüm birlikler derhal ateÅŸ hattına gönderilmektedir, sahilde ihtiyat tutulamamaktadır. Anzak mevzilerine taarruza giriÅŸmiÅŸtir. Bu taarruzla Anzak birlikleri sırtın batı yamaçlarına çekilmiÅŸlerdir.
ANAFARTALAR CEPHESİ
Her iki cephedeki kanlı çatışmalar ardından 1915 yılının Temmuz ayı sonlarında cepheler kilitlenmiÅŸ, çatışmalar mevzii harbine dönüÅŸmüÅŸtü. Gelibolu Yarımadasında bir sonuç elde edebilmek için İngiliz General Sir Ian Hamilton, daha kuzeyde üçüncü bir cephe açmak gereÄŸi duymuÅŸtur. Burada amaç, sert direnme gösteren her iki cephedeki Türk kuvvetlerinin geri hattına çıkarak kuÅŸatmaktır. Hamilton, üçüncü cepheyi küçük ve büyük Kemikli burunları arasındaki Suvla kumsalına, takviye olarak gelen İngiliz 9. Kolordusu’nu çıkartarak yapmıştır. 6 AÄŸustos 1915 tarihinde Suvla Koyu’na yapılan çıkartmayla Çanakkale Savaşı bu bölgeye kaymış, Arıburnu’ndaki Anzak kolordusu ile Suvla çıkartma kuvvetleri, dolayısıyla bu iki cephe birleÅŸmiÅŸtir. Gelibolu Yarımadası’nın Müttefik kuvvetlerce tahliyesine kadar asıl çatışmalar bu bölgede olmuÅŸ, Seddülbahir Cephesi, kayda deÄŸer bir çatışmaya sahne olmamıştır. 5-6 AÄŸustos gecesi baÅŸlayan çıkartma gün boyu sürmüÅŸtür. Suvla Ovası’na hakim ilk kademe sırtlardaki üç Türk taburu, çıkartma birliklerinin ileri harekatını durdurmayı baÅŸarmıştır.
İngiliz 9. Kolordusu’nun genel bir taarruz için düzen alması, 8 AÄŸustos tarihin bulmuÅŸtur. Ertesi gün, 9 AÄŸustos 1915 günü ÅŸafakta iki İngiliz tümeni taarruz için ilerlemeye baÅŸladığı sırada Kurmay Albay Mustafa Kemal Bey’in de taarruzu baÅŸlamıştır. Türk taarruzu, önlerindeki İngiliz kollarını atarak ilerlemiÅŸ, öÄŸleden hemen sonra İngiliz 9. Kolordusu komutanı General Stopford, ihtiyatta tuttuÄŸu tümeni ateÅŸ hattına sürerek sahilde tutunmayı baÅŸarabilmiÅŸtir. Birinci Anafartalar Savaşı’nın hemen ertesi gün, 10 AÄŸustos 1915 sabahı Mustafa Kemal, Kocaçimen Tepesi-Conk Bayırı hattında yeni bir taarruz yapmıştır. Albay Ali Rıza Bey komutasındaki 8. Tümen ve 9. Tümen komutanı Albay Cemil Bey komutasındaki 9. Tümen’in taarruzuyla müttefik cephesi 500-1.000 metre geri atılmıştır.
CANAKKALE SAVAÅžI SONUÇLARI
İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen ve iki taraftan toplam 500.000’den fazla insanın “kaybına” (ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklar) neden olan savaşın ardından İtilaf Devletleri Çanakkale BoÄŸazı’nı geçmemiÅŸ, İstanbul’u iÅŸgal edememiÅŸtir. Pek çok tarihçi, Rusya’da zorda kalan çarlık rejimi devrilmesinde ve 1. Dünya Savaşı 2 yıl uzamasından bu olayın önemli payı olduÄŸu görüÅŸündedir. Çanakkale Savaşı, müttefikleriyle Rusya’nın irtibatını önlemiÅŸ, bu arada Lenin ve yandaÅŸları BolÅŸeviklerin Ekim devrimi ile Rusya savaÅŸ dışı kalmıştır. Bu durum ihtilal Rusyası ile müttefiklerin birbirinden ayırmıştır. Sovyet Rusya KurtuluÅŸ Savaşı yıllarında Ankara hükümetine belirli ölçüde lojistik destek saÄŸlamıştır.
Bu savaÅŸlar, İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadası’na baÄŸlamış, Almanya ve müttefiklerinin yükleri hafiflemiÅŸtir. SavaÅŸta, çok sayıda eÄŸitilmiÅŸ insan kaybedilmesi nedeniyle Cumhuriyet Dönemi’nde eÄŸitilmiÅŸ insan sıkıntısı çekilmiÅŸtir. Karşılıklı olarak çok büyük insan ve malzeme zayiatı verilmiÅŸtir. Mustafa Kemal bu savaÅŸta Conkbayırı Anafartalar ve Arıburnu’nda görev yapmıştır. Çıkartmanın ilk günü Conkbayırı’ndaki müdahalesi ve savaşın son aÅŸamalarında üstlendiÄŸi görevler, Mustafa Kemal’in askeri yeteneklerini ortaya çıkarmış, “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınmasını saÄŸlamıştır. Bu durum daha sonraları Mustafa Kemal’in milli liderliÄŸini ortaya çıkarmıştır.