Son açıklanan Haziran verileri enflasyonun son 14 yılın en yüksek seviyesine çıktığını gösterirken; gıdadan, yiyecek ve içeceÄŸe her alanda zam üstüne zam gelmekte. Bu arada ülkenin merkezi yönetimi ise, yığınlara doÄŸru dürüst anlatılmadan yapılan bir referandumdan yararlanarak, ülkenin “yönetim sistemi deÄŸiÅŸikliÄŸi” ve bunun “kutlamaları” ile meÅŸgul.
İşsizlik çift hanelerden inmezken, fabrikalar kapanıyor, yoksulluk gün geçtikçe daha da artıyor. Bu haftaki yazımızda, ayak sesleri duyulan ekonomik krizin etkilerini, yansımalarını ve önümüzdeki dönemlerde yaÅŸanabilecek olası geliÅŸmeleri kısaca ele almaya çalışacağız.
PARA BOLLUÄžUNUN SONU
Türkiye ekonomisi, global para akışının yön deÄŸiÅŸtirmesiyle, artık bol para döneminin sonuna geldi. Bir diÄŸer tanımlamayla, ülkenin ekonomisi 2003-2004 yıllarına geri döndü. Bu arada Türkiye’de, yüzde 10-15 bandında hareket eden “kurdan fiyatlara geçiÅŸkenlik” de, emisyon artışı ve 2018’de yaÅŸanan hızlı kur artışının sonucu olarak, daha yüksek oranda seyredeceÄŸi (enflâsyonu daha da yükselteceÄŸi) beklenmektedir. BilindiÄŸi gibi, ısınmış bir ekonomide bu oran yüzde 20 ve üstüne çıkmaktadır.
Türkiye bol para döneminde, uzun yıllar enflâsyon sorununu bir ÅŸekilde taşımaya çalıştı. Åžimdi bol para dönemi bitince, döviz kuru ve enflâsyon daha sert vurmaya baÅŸladı.
ENFLASYON COÅžTU
Aslında beklenen oldu; sıçrayan döviz kurlarının, yükseliÅŸe geçen ham madde fiyatlarının üzerine, bir de tarımdaki darboÄŸaz (veya spekülasyon) eklenince, yıllık tüketici fiyatları artışı (TÜFE) yüzde 15.39’a dayandı. Haziran Ayı’nın tüketici fiyatları tam yüzde 2.61 oranında zıpladı. Aslında konjonktürel olarak, özellikle de sebze ve meyve fiyatlarının ucuzlamasıyla yaz aylarında fiyatların iniÅŸe geçmesi beklenir. TÜİK verilerine göre gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 18,89’u bulurken, ulaÅŸtırmada yüzde 24,26 oldu.
Üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ise, bir önceki aya göre yüzde 3.03, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23.71 artış sergiledi. Fiyatları uluslararası piyasalarda belirlenen enerji ve altın; havadan ve sudan etkilenen gıda ile hükümetin belirlediÄŸi alkollü içkiler ve tütün gibi ürünleri kapsam dışında bırakıp, TCMB’nin para politikasıyla etkileyebileceÄŸi kalemlere bakmak, enflasyonun ana eÄŸilimi hakkında daha iyi fikir verir. Enflasyonun uzun vadeli seyrini gösteren ve “çekirdek enflasyon” olarak nitelendirilen (B) ve (C) endeksleri de, sırasıyla yıllık yüzde 14,58 ve 14,60’a çıktı. Söz konusu bu veriler, enflâsyondaki ana eÄŸilimin bozulmakta olduÄŸuna ve enflâsyondaki yüksek seyrin süreceÄŸine iÅŸaret etmektedir.
Üretici fiyatlarındaki enflasyonun, tüketici enflasyonunun çok daha üzerinde olması, bize neyi gösteriyor? Üreticilerin ve/veya perakendecilerin, maliyet artışlarını henüz tam olarak fiyatlara yansıtmadığını, önümüzdeki dönemlerde yansıtma ihtimalleri olduÄŸunu, kısaca potansiyel TÜFE artışını gösterir.
Enflâsyon oranı konusundaki bir diÄŸer acı gerçek de, son açıklanan yıllık oranın ülkeyi, 124 ülke arasında en yüksek dördüncü ekonomi (Venezuella, Arjantin ve Angola) konumuna yükselttiÄŸidir!
ERİYEN DÖVİZ REZERVLERİ
Ülkenin giderek düÅŸen “ihracatın ithalâtı karşılama oranı”, brüt ve net “dış borç stokunda” artış ve dış borçlar içinde “kısa vadeli bölümünün” pay ve mutlak rakam olarak yükselmesi gerçeklerine karşın rezervlerdeki bu azalma, riskli ve ters yönlü bir geliÅŸmeye iÅŸaret etmektedir.
Bu tablonun gösterdiÄŸi olgu, dış kaynak temininin zorlaÅŸtığı, global faizlerin arttığı ve ülke risk priminin (CDS)* yükseldiÄŸi bir dönemde, Hazine’nin dış borç çevirmede zorlanması ve rezervleri kullanmak zorunda olması gerçeÄŸidir.
HAZİNE BORÇLANMASINDA ARTIÅž
Hazine'nin önümüzdeki dönemde yüklü bir borçlanma programı bulunmaktadır. Hazine Temmuz Ayı’nda 6 ihale ile, toplam 17.5 milyar TL iç borç servisine karşılık 20.9 milyar TL iç borçlanma öngörmektedir. Mayıs'ta 4 milyar TL iç borç servisine karşılık 4.4 milyar; Haziran’da ise, toplam 14.3 milyar iç borç servisine karşılık 15.7 milyar iç borçlanma gerçekleÅŸtiren Hazine'nin bu yüklü borçlanma programı, tahvil faizleri üzerinde ilave baskı oluÅŸmasına neden olmaktadır.
Enflâsyondaki yükseliÅŸ ve kredi faizlerinde yaÅŸanan artışın Hazine ihalelerine de yansıması beklenmektedir. Nitekim, yeni kabinenin açıkladığının ertesi günü, 10 yıllık gösterge tahvilin bileÅŸik faizi yüzde 17.59 seviyesine yükselirken, 2 yıllık gösterge tahvilin bileÅŸik faizi ise 20,20'den iÅŸlem gördü. Ayrıca, giderek gerginleÅŸen ticaret savaÅŸlarının yeni bir boyut kazanması da para piyasalarını olumsuz etkilemektedir.
FAİZLERDE TIRMANIŞ
Yazımızı hazırladığımız Salı günü, TCMB politika faizi yüzde 17,75; gösterge faiz (2 yıllık Hazine Bonosu bileÅŸik faizi) yüzde 20,20 oranlarındaydı. Bankaların mevduata verdiÄŸi faizler ise, tutar ve vadeye göre deÄŸiÅŸmekle birlikte yüzde 16-20 aralığında deÄŸiÅŸmekteydi.
Bankaların TL kredi faizlerine baktığımızda da, ticari kredi faizlerinin yüzde 23-26 aralığına yerleÅŸtiÄŸini gözlemekteyiz.
İSO’nun derlediÄŸi 500 büyük imalât sanayi kuruluÅŸuna ait borçlanma kaldıracına baktığımızda, bu kuruluÅŸların toplam kaynaklarının yüzde 38.1’i öz kaynak, yüzde 61.9’u toplam borçlardan oluÅŸtuÄŸunu (toplam borçlar öz kaynakların 1,6 katı) görmekteyiz. Keza, mevcut borçların yüzde 60’ı da kısa vadelidir. Bu yapı içindeki imalât sanayi sektörünün, içinde bulunduÄŸumuz “durgunluk” içinde, söz konusu kredi faiz oranları ile baÅŸ etmesi çok güçtür.
PETROL FİYATLARI
Enflasyonda bozuk olan görünümü daha da bozacak bir tehdit var, o da yüksek seyreden petrol fiyatları. Garanti Yatırım ekonomistlerinin yaptığı bir çalışmaya göre, petrol fiyatındaki her yüzde 10’luk artış, aynı dönemde tüketici fiyatlarını 0.68 puan yükseltmektedir. Geçen yılın brent fiyat ortalaması 55 $ dolayındaydı. Åžu anda ise brent petrolün varil fiyatı 78 $ civarındadır. Oysa Ankara’nın orta vadeli program hesapları, bilindiÄŸi gibi 60 $’lı seviyelere göre yapılmıştı. Önde gelen yatırım bankaları, petrol fiyatların artmaya devam edeceÄŸini öngörüyorlar. ÖrneÄŸin Morgan Stanley, bu yılın ikinci yarısında 85 $’ı görülmesini bekliyor. Daha önceki zirvesi 77.5 $ idi. Bank of America ve Merill Lynch ise, gelecek bir yılda 90 $’ın aşılmasını beklemekte.
Morgan ve Bank of America’ya göre daha iyimser davranıp 2018 ortalamasını 70 dolar alırsak, yalnızca petrol fiyat artışından enflasyona 1.9 puanlık yük geleceÄŸini hesaplamaktayız. Buna bir de, TL’nin deÄŸer kaybından kaynaklanacak yükü eklersek, petrol fiyatının nasıl bir tehdit olduÄŸunu anlayabiliriz.
Oysa birkaç yıl önce fiyatlar 30-40 dolarlardaydı. Åžimdi geriye dönüp bakınca görüyoruz ki, fiyatların o düzeylerde seyretmesi ülkemiz için ne büyük fırsatmış; ÅŸimdi “yeni” olarak sunularak göreve baÅŸlayan hükümet, ülkemizi ne yüksek baÅŸarı yöneterek, ekonomiyi bugünlere ulaÅŸtırmış!
STAGFLASYON OLASILIÄžI
BilindiÄŸi gibi Türkiye, “tasarruf oranı çok düÅŸük” ve ”kronik cari açığı” nedeniyle “döviz kıtlığı” çeken bir ülkedir. Döviz ihtiyacını, yurt dışından gelen doÄŸrudan yabancı yatırımla ve/veya sıcak para ile finanse etmek zorundadır. Ancak içinde bulunduÄŸumuz global konjonktür, dövizin ülke dışında da “kıt kaynak” niteliÄŸi kazanmasına yol açmış, uluslararası finansın “akış yönü” deÄŸiÅŸmiÅŸtir.
Bu durumda ülkemizin, uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazanıp, yatırım yeri aradıkları dövizi yeniden Türkiye’ye getirmelerini saÄŸlamalarında “tercih nedeni” olacak “yeni bir hikâyeye” ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak, rant, kısa dönem kazanç, devlete iÅŸ yapma, yol ve konut inÅŸaatına alışmış ülkemizde, eskilerle kurulan yeni(!) Kabine’nin de bu hikâyeyi yazabileceÄŸine ihtimal veremiyoruz.
EÄŸer yabancı yatırımcı ülkemize gelmeye ikna edilemezse, yurt içinde TL deÄŸer yitirmesini sürdürür. O zaman da, ekonomimiz ne kadar yavaÅŸlarsa yavaÅŸlasın, talep kaynaklı enflasyon düÅŸse bile, maliyet enflasyonu düÅŸmeyeceÄŸi için, “çift basamaklı enflasyon” sayları sürer. İşte böyle bir ÅŸeydir “stagflasyon” senaryosu. Bir tarafta “büyümeyen ekonomi”, diÄŸer tarafta da “düÅŸmeyen enflasyon”.
SONUÇ YERİNE...
Yukarıda baÅŸlıklar halinde özetlemeye çalıştığımız ülke ekonomisinin riskleri ve kırılganlığının aşılabilmesi, toplum vicdanında kabul görmüÅŸ ve güçlü bir merkezi yönetim önderliÄŸinde; halkın geniÅŸ desteÄŸi ve özverisi baÄŸlıdır. Ancak;
-Eskilerden yeniden kurulan hükümetin böyle bir algı yaratmaması,
-Ülkede yaÅŸayanların da, henüz ülkesel, toplumsal ve bireysel çıkarlarının ayırdına varamamış olmaları,
-Ülke kaynaklarının verimsiz/gösteriÅŸ yatırımlarına harcanıp, ülkenin çok büyük bir dış borç batağına sokulmuÅŸ olması,
-Yüzde 67’ye ulaÅŸan dolaylı vergiyi ödeyen toplumun bu vergiden bihaber olması ve gelecek ek vergileri kaldıracak gönüllülük içinde bulunmaması,
-Gelir dağılımındaki eşitsizliğin zirveye ulaşması,
-KurumsallaÅŸma adına, “cumhurbaÅŸkanlığı yönetim modeli” dışında, yeni bir tuÄŸla eklenmemiÅŸ olması,
-Ülkenin iç ve dışta sorgulanan demokrasi, hukuk, kuvvetler ayrılığı, insan hakları konularındaki olumlu olmayan konumu,
gibi faktörler nedeniyle çözümün, uluslararası emperyal ekonominin gözetmeni ve koruyucusu konumunda olan IMF’nin çözüm reçetelerinden geçeceÄŸini ve maliyetinin de, halk ve ülkenin siyasî/iktisadî özgürlüÄŸünce ödeneceÄŸini öngörebiliriz.