ANILARIM-21
ÇANAKKALE
Åžahabettin KÜÇÜKYAZICI
Türkiye 1991 yılına girerken, hiçbir sorununa çözüm bulamamıştı. Terör tam gaz devam ediyor. Ekonomik istikrarsızlık sürüyordu. Ülkeyi yönetenler, kiÅŸisel egoların peÅŸinde koÅŸmakta ısrarcı idiler. Dağılan SSCB’den sonra kurulan Türk Cumhuriyetleri ile iliÅŸkiler, bavul ticareti kısa bir süre rahatlık saÄŸlar gibi olsa da 1991 yılında meydana gelen Körfez krizi, Irak savaşı sonunda ülkemize akın eden mülteciler yeni sorunlar yaratmıştı. Yabancı sermaye kaçışı olmuÅŸ, ABD verdiÄŸi sözlerde durmamış, bu da ekonomide durgunluÄŸa neden olmuÅŸtu.
Tekel’de ise Genel Müdür deÄŸiÅŸikliÄŸi dışında önemli bir hareketlilik yoktu. Kendi yağı ile kavrulmaya devam ediyor, hatta hazinenin destekleme alımlarını dahi finanse ediyordu.
Küçükçekmece’ye taşınmamız özellikle GüneÅŸ için okul ulaşımı açısından iyi olmamıştı. Bora, Antalya Tıp Fakültesine baÅŸlamış, üniversiteli olmuÅŸtu. Onun sorunu kalmadığını düÅŸünüyordum. Ancak, MüfettiÅŸ de olsak maaÅŸlı bir memurduk. Bora için de bir bütçe yapmak zorundaydım. Bu bizi zorlayacak ve GüneÅŸ ‘in sına hazırlığı için bir ÅŸey yapamayacaktık. Aklıma gelen çözüm, iyi bir okulu olan bir bölgede idari göreve geçip GüneÅŸ’in Anadolu liseleri sınavlarına hazırlanmasını saÄŸlamaktı.
Ankara’daki ortam bunun için uygundu. Yaptığım görümeler sonuç verdi. Genel Müdürlükten Çanakkale için dilekçe istediler.
Çanakkale Åžarap ve Kanyak Fabrikası, 1962 yılında faaliyete geçmiÅŸ, 1985 yılında da modernizasyon çalışmaları baÅŸlatılmış bir iÅŸletme idi. Eski Fabrika’nın iki katı bir alanda devam etmekte olan ek tesislerde sona yaklaÅŸmak üzere denilebilirdi.
İşletmeye baÄŸlı olarak faaliyet göstermekte olan 400 bin litre kapasiteli Bozcaada Åžarap Fabrikası bulunmaktaydı.
Mayıs ayında göreve baÅŸlamıştım. İşletme yaz kampanyası için yoÄŸun hazırlık dönemindeydi. Müdür Yardımcısı Kamil TarancıoÄŸlu, İşletme Åžefi Veli Akın iÅŸlerini iyi bilen teknik kiÅŸilerdi. DiÄŸer personel de herhangi bir aksaklığa meydan vermeksizin çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bununla birlikte, göreve yeni baÅŸlamış, müfettiÅŸ kökenli, yurt dışı incelemeleri bulunan bir Müdür olarak, bazı düzenlemeler yapmak gerekiyordu.
Bir müfettiÅŸ gözüyle, rekolte tespiti çalışmalarında, üzüm alımlarında yenilik sayılabilecek kurallar getirmeye çalıştım. Bunların kısa sürede sonucunu almıştım. Hem Bozcaada hem de merkez üzüm alımlarında büyük artışlar oldu. İşletme randımanda artış saÄŸlandı. Kapasitemiz yetersiz kaldığı için özel sektörün atıl ÅŸarap tesislerini kiralamak suretiyle kampanya sonunda bir önceki yıla göre yüksek oranda üzüm alımı dolayısıyla ÅŸarap elde ettik.
Çanakkale Belediye BaÅŸkanı İsmail Özay, çok deÄŸerli bir mimardı aynı zamanda. İleriye yönelik planları olduÄŸu gibi, ÅŸehrin kültürel ve sanat faaliyetlerine de önem veriyordu. BaÅŸta Ziraat Bankası Müdürü Erdeniz Özkköylü, Kültür Müdürü Mustafa Sevim olmak üzere, çok deÄŸerli insanlarla tanışmıştım. Ziraat Bankası Müdürü de müfettiÅŸ kökenli idi. Kısa sürede dost olduk. Tekel Çanakkale Pazarlama BaÅŸmüdürlüÄŸü yetkilileri de eskiden tanıdığım deÄŸerli arkadaÅŸlardı.
BaÄŸlı bulunduÄŸumuz, Tekel Alkollü İçkiler Müessesi MüdürlüÄŸü her yıl ham madde alımlarının planlanması için Fabrika Müdürleri ve Müessese yetkililerinin katıldığı büyük bir toplantı düzenler. Bu yıl toplantı İzmir İçki Fabrikasında yapılacaktı. Yeni Genel Müdürümüzle de bu toplantıda tanışma imkanımız olacaktı. Toplantı baÅŸladı, Genel Müdür Mustafa Güçlü, önünde hiçbir not ve saire bulundurmadan, sırayla bütün toplantıya katılanlar üretim ve diÄŸer konularda sırayla dinledi. Aldığı cevaplardan sonra bu kez, kendisi sorular sormaya baÅŸladı. Orada farklı bir Genel Müdürle çalışacağımızı anlamıştık.
Çanakkale’de yerleÅŸmiÅŸ çok deÄŸerli emeklilerle de tanışmıştım. Yakınlarda kaybettiÄŸimiz rahmetli Erol PektaÅŸ’ı anmadan geçmek istemiyorum. İş saatleri dışında hemen her gün birlikte oluyorduk. Giderek dost ve arkadaÅŸ çevremiz geniÅŸliyordu. Doktor Naci Hasanefendi, DiÅŸ Hekimi Soner Vural ve eÅŸi, Eczacı Erdal Ergani ve eÅŸi hep birlikte, Belediye BaÅŸkanı tarafından düzenlenen Truva Festivali Halk Komitesinde görev aldık.
Festival, uluslararası nitelikte ve çok güzel oldu. Truva harabelerinde Alman Müzisyenler tarafından verilen piyano konseri muhteÅŸemdi. Festival nedeniyle, malzemesini Belediyenin temin ettiÄŸi bir sanat sokağı inÅŸa etmiÅŸti Tekel iÅŸçiler. Hala faaliyetine devam ettiÄŸini biliyorum.
Bozcaada baÄŸcıları ve Kooperatif, yeni uyguladığımız alım sisteminden çok memnundu. Belediye BaÅŸkanı İsmail Özay, toplantılarda herkesi dinler kente dünyadaki bütün yeniliklerin hızla gelmesini isterdi. Bana göre, yıllar sonra Çanakkale’ye gidenlerin gördüÄŸü olumlu ne varsa hepsinin temelinde BaÅŸkan Özay’ın tuzu vardır.
Tekel tesislerinde inÅŸaat hızla ilerledi. Lojmanlar, kanyak eskitme depoları, biyolojik arıtma tesisi hizmete girdi. Özellikle, arıtmadan gaz elde edilerek bunun iÅŸletmede kullanılması fabrikayı gezenlerin büyük ilgisini çekmekteydi. Yeni tesislerin bahçesine bizim iÅŸçi arkadaÅŸlarla birlikte sekiz yüz aÄŸaç dikmiÅŸtik.
İşletmede yeterli fıçı yoktu. Yeni fıçıların alınması Müessese MüdürlüÄŸü tarafından planlanmıştı. Ancak, benim beklemeye tahammülüm yoktu. İşletmedeki eski ustaların, Ankara Bira Fabrikası ve Müessesenin de desteÄŸi ile Tekel stoklarında bulunan eski fıçıların yenilenmesi çalışması baÅŸlattım. Bunda oldukça da baÅŸarılı olduÄŸumuzu sanıyorum.
Konuk Evini, İşletmenin diÄŸer bölümlerini kendi imkanlarımızla yenileme konusunda sürekli bir çalışma içindeydik. Bir süre sonra iÅŸçi arkadaÅŸlar da bu çalışmalardın zevk almaya gurur duymaya baÅŸladılar.
GüneÅŸ, Çanakkale’de tasarladığım ÅŸekilde beÅŸinci sınıfa baÅŸladı. ÖÄŸretmeni çok nitelikli, heyecanlı deneyimli birisi idi. Sınıf arkadaÅŸları da baÅŸarılı ve iddialı olarak Anadolu Lisesi Sınavlarına hazırlanıyorlardı. Nitekim yıl sonunda yapılan sınavlarda baÅŸarı göstererek Çanakkale Anadolu Lisesine girmeye hak kazandı.
1991 yılının Ekim ayında Türkiye genel seçimlerini yaptı. Hiçbir parti tek başına iktidar olacak çoÄŸunluk saÄŸlayamamıştı. Ancak, seçim sonuçları, referandumla yasaklı olmaktan kurtulan Süleyman Demirel’e yeniden iktidar yolunu açmıştı. Çanakkale’de ise Demirel’in DYP’si tüm milletvekillerini kazanmıştı. Koalisyon görüÅŸmeleri sonunda, ANAP, sekiz yıldır bulunduÄŸu iktidarı bırakmak zorunda kalacaktı.
1992 kışı sonunda, yeni kampanya dönemi kampanya çalışmaları baÅŸlamıştı. Küçük bir iÅŸletme olan Çanakkale Kanyak Fabrikasının iÅŸçi kapasitesi sınırlı olduÄŸu halde yeni milletvekilleri Fabrikaya iÅŸçi yerleÅŸtirmek yarışında idiler. Bir ÅŸekilde, bizim Fabrika için de sekiz yeni kadro verilmesini saÄŸlamışlardı. Birisi gidip öteki ziyaretime geliyordu. Dört milletvekili de ayrı kiÅŸilerin iÅŸe alınması için liste veriyorlardı.
Bu arada, Çanakkale Åžehitleri Abidesi temel atma töreni için genel BaÅŸbakanla, vapurla tören alanına gidip gelirken sohbet imkanı bulmuÅŸ, İşletme ile ilgili bilgiler vermiÅŸtim.
YönetmeliÄŸimiz gereÄŸince iÅŸçi alımlarını sınavla yapabilirdik. Bu kadar baskı olunca da Genel Müdürlükten sınavların MüfettiÅŸ gözetiminde yapılmasını talep ettim. Ve görevlendirilen MüfettiÅŸ gözetiminde iÅŸçi alımlarını gerçekleÅŸtirdim. Ancak, milletvekilleri ve iktidar ortağı SHP İl BaÅŸkanı dahil hiç kimseyi memnun edemedim.
Bu kez kampanya sırasında bazı talepleri oldu. Makul ve mantıklı olanları yerine getirmeye çalıştım. Fakat yine bir türlü siyasetçileri memnun edemedim. Esasen bunun gerekli olduÄŸunu da düÅŸünmüyordum.
1992 Üzüm Alım Kampanyası da güzel geçti. Üzüm alımları rekor düzeyde idi. Åžarköy Fabrikasında henüz kullanıma alınmamış, 25 tonluk tanklardan 8 adedini geçici olarak bizim Fabrikaya taşımak suretiyle kapasite sorunumuzu çözdük. Kendi imkanlarımızla damıtma olanağı bulunmayan ÅŸarapları da diÄŸer Fabrikalara düzenli olarak sevk ettik.
Biz alımlar sonunda atık olarak çıkan üzüm çekirdeklerini hayvan yemi olarak satmaya çalışıyorduk. Oysa, yurt dışında bunlar çok deÄŸerli idi. Bunlardan elde edilecek üzüm yağı ilaç sanayiinde kullanılıyordu. Bunları satın almak isteyen firmalar buldum. Ancak, satış konusunu baÅŸlatmakta baÅŸarı saÄŸlayamadım.
1992 yılı gelmiÅŸ, okullar açılmış, GüneÅŸ Çanakkale Anadolu Lisesine baÅŸlamıştı. Çanakkale Anadolu Lisesi İngilizce eÄŸitiminden de çok memnunduk.
Çanakkale Valisi Hüsnü TuÄŸlu, teftiÅŸ kökenli olduÄŸu için kendisi ile iyi anlaşıyorduk. Siyasilerin baskıları konusunda da tek desteÄŸim oydu. Vilayette her ay yapılmakta olan
Yatırım Koordinasyon Toplantılarına da ben katılıyordum.
Çanakkale konumu itibariyle uÄŸrak yeri olduÄŸu için tanıdık tanımadık Tekelcilerden çok ziyaretçimiz oluyor, imkanlar dahilinde Konuk Evinde kalıyorlardı. 1992 yazında Üstat BaÅŸmüfettiÅŸ Özcan Ünal ile Ömer Yürekli normal teftiÅŸe geldiler. Çok güzel bir yaz oldu. Ben de teftiÅŸ özlemini gidermiÅŸ oldum.
Bir FotoÄŸraf Kulübümüz vardı. Yakın çevrede doÄŸa fotoÄŸrafları çekiyor, bunları kendimiz banyo yapıyorduk. Asos ve diÄŸer tarihi yerlerde de çok güzel fotoÄŸraflar çekmiÅŸtik. Doktor Naci, hemen bütün köyleri iyi tanıyordu. Onula köy ziyaretleri yapıyor, mahalli gelenekleri tanıyorduk.
Ancak, siyaset bir türlü durulmadı. Özellikle o dönem gereksiz çıkışları ile ünlü Hamdi Üçpınarlar ve ailesinin bitmek tükenmek bilmeyen taleplerinden bıkmıştım. Onlar da benden bıkmış olacaklar ki, Çanakkale dışında geçici göreve gönderilmemi saÄŸladılar. Bu arada, Mustafa Güçlü Genel Müdürümüz de Tekel ile yollarını ayırmaya karar vermiÅŸ istifa ederek ayrılmıştı. Tekel Genel MüdürlüÄŸünden kendi isteÄŸi ile ayrılan ilk Genel Müdür olduÄŸunu sanıyorum.
Yeni Genel Müdürümüz Mehmet Akbay’da Hesap Uzmanı, çok deÄŸerli bir kiÅŸi idi. Hatta İktisat Fakültesi’nde aynı dönemde bulunmuÅŸtuk. Benden bir dönem önce mezun olmuÅŸtu. Milletvekilleri, benim Çanakkale Fabrika MüdürlüÄŸünden alınmamı istediklerinde karşı çıkmamıştı.
Bir süre geçici görevli olarak, oÄŸlumun da bulunduÄŸu Antalya’da kaldım. Antalya Bölgesinde kanyak ve diÄŸer içki satışları konusunda incelemelerin de bir sınırı vardı. Duruma bir çözüm bulmak üzere Ankara’ya gittim. DYP Milletvekili aynı zamanda arkadaşım Tevfik Ertüzün’le konuÅŸtum. Tevfik konuyu Demirel’e iletmemi söyledi. Fakat o kadar yoÄŸundu ki Ankara’da görüÅŸemedik. Ertesi günü İstanbul’a gidecek dediler.
İstanbul’da basın toplantısı yapacağı otelin asansöründe Genel Müdür Mehmet Akbay ile karşılaÅŸtık. Genel Müdür BaÅŸbakan’ın toplantısına katılacak, yeni Bakan Sümer Oral’da orada olacaktı. Bir Fabrika Müdürü ortalıkta olmamalı idi. Ancak, olan olmuÅŸtu. Ben kendisine, BaÅŸbakanla görüÅŸmek için geldiÄŸimi söyledim. Büyük bir olgunlukla, “görüÅŸebilirsen görüÅŸ. Ama ben karışmam dedi. Birlikte asansörle çıktık. Korumalar Genel Müdürü kalabalığın arasından aldılar, BaÅŸbakan ve Maliye Bakanının olduÄŸu bölüme götürdüler.
Ben, basın mensupları ve ahalinin arasında beklerken, rahmetli Tevfik Ertüzün’ün el salladığını gördüm. Yanlarına gittim. Tevfik, Sümer Beye durumu anlattı. Sümer Bey de Demirel’e özetledi. Demirel, “BulmuÅŸlar İktisat Fakültesi tecrübeli bir müdürü ne istiyorlarmış” Dedikten sona bana dönerek, “Bizim arkadaÅŸlar bu saatten sonra seni rahat bırakmaz, Genel Müdürün de burada, seni daha iyi bir göreve versin” Dedi. Çanakkale konusu orada kapandı. Ben hala geçici görevli Antalya’da kanyak satışlarını inceliyordum.
Birkaç gün sonra beni İstanbul’a çağırdılar. Müessese Müdürümüzle birlikte Genel Müdür’e gittik. Orada o sırada boÅŸ bulunan EskiÅŸehir BaÅŸmüdürlüÄŸüne tayin olduÄŸumu öÄŸrendim.
DEVAM EDECEK