ANILARIM - 18

Yurt DışıGörevi

Ege Bölgesi 1987 teftiÅŸ çalışmalarını bitirmiÅŸ İstanbul’a dönmüÅŸtüm. Her yıl olduÄŸu gibi İ.Ü. İktisat Fakültesi sınıfımızla yemekli buluÅŸmamızı gerçekleÅŸtirdik. Bizim Fakülte sınıfımızın büyük çoÄŸunluÄŸu okulu bitirdiÄŸimiz 1971 yılından bu yana birbirimizden haberdar olduk. Bir araya geldiÄŸimizde, yeniden okul günlerine dönüyor güzel vakit geçirebiliyoruz. Bu arada, çoÄŸu arkadaşımız toplantılara eÅŸleri ile katıldığından onları da tanıma imkanımız oluyordu. Fakülte sınıfımızla bu ÅŸekilde görüÅŸmelerimiz hala devam ediyor. Çok güzel anlar paylaşıyoruz. Daha ileri yıllarda, lise sınıfımızla da Bakırköy Lisesi Mezunları DerneÄŸi bünyesinde aynı heyecanları yaÅŸamaya baÅŸladık. Onlarla birlikte olacağımız günleri de iple çekerim hep. Emeklilikten sonra bu buluÅŸmalar daha fazla önem kazandı. ÇoÄŸu zaman okul günlerinde olduÄŸu gibi toplu geziler de düzenlenmektedir.

Bu sene BaÅŸkanlık, 1984 yılında kurulan Müessese Müdürlüklerini Åžubeler olarak teftiÅŸ programına almış, Merkez ünitelerinin de teftiÅŸi ağırlıktaydı. Merkez ünitelerinin teftiÅŸi, MüfettiÅŸler DerneÄŸi olarak bizim de savunduÄŸumuz bir uygulamaydı. Ancak, bu yıl bizim dönem için yurt dışı programlarımızın onayı birinci derecede önemliydi. Bizden önceki dönem dönmüÅŸ, bizim grubun sırası gelmiÅŸti. Her yıl bu böyle olurdu. BaÅŸkanlık yurt dışına gidecekleri belirleyip teklif ederdi.
Kasım sonunda yapılan seçimleri, Turgut Özal rahat kazanmıştı. Genel Müdür görevine devam ediyordu. Ekonomik durumda da önemli bir deÄŸiÅŸiklik beklenmiyordu. Genel politikalarda bir deÄŸiÅŸiklik gündemde olmadığına göre bizim yurt dışı staj programları da sürecek demektir. MüfettiÅŸler DerneÄŸi olarak yaptığımız görüÅŸmelerde de bu konu ile ilgili gerekli destekler saÄŸlanmıştı.
Bütün hızımla, bir yıl yokluÄŸumuzda aile düzenimizi planlamaya, çocukların okul ve benzeri iÅŸleri düzenlemeye çabalıyordum.
Bir gün, BaÅŸkan Saltık beni çağırdı. Odasına girdiÄŸimde her zamankinden farklı bir ÅŸekilde karşılamasından tedirgin oldum. AÄŸzından baklayı çıkardı. Yurt dışı için olurlarınızı Umum Müdüre götürdüm dedi. TeÅŸekkür ettim. O camdan dışarı bakarak, “Åžahabettin hariç diÄŸerlerini yaz getir” dedi diye devam etti.
Hiçbir ÅŸekilde bunu gerektirecek bir durum söz konusu olmadığı için büyük bir sürpriz idi. Bütün serinkanlılığımla sordum. “Ne yapmayı düÅŸünüyorsunuz?” “Umum Müdürün talimatı Ben yazar götürüm “ Cevabı kendisinin de büyük keyif aldığını gizleyemeyecek ÅŸekilde döküldü dudaklarından.
Sürekli olarak, ben ve bazı arkadaÅŸlarımı solcu diye niteleyen, bazı tartışmalarda sizinkiler-bizimkiler gibi yakışıksız tabirler kullanan bir müfettiÅŸ idi baÅŸkan olmadan öncede. Hiçbir ÅŸekilde panik olmadan kendisinden bana bir hafta süre tanımasını, ondan sonra yurt dışı yazısını yazmasını rica ettim. Bir hafta bekleyemeyeceÄŸini, bana üç gün süre verebileceÄŸini söyledi.
O günün koÅŸullarında iletiÅŸim araçları günümüzdeki kadar yaygın olmadığı gibi, MüfettiÅŸlerin odalarında ancak dahili telefonlar vardı. Alkollü İçkiler Müessesi MüfettiÅŸ odasında direkt telefon vardı. Orada üstat Ömür Åžeref çalışıyordu. Yurt dışından da yeni dönmüÅŸtü. Ziyaretine gittim. Konu bizim yurt dışı göreve gelince BaÅŸkanın tutumunu anlattım. O da aslında ÅŸaşırmadı. Odasındaki telefonu kullanabileceÄŸimi söyledi.
BoÅŸ bir masaya geçtim. Telefon rehberlerimi açtım. Ankara’da görevde olan yetkili tanıdıkların listesini çıkardım. Sırasıyla arayıp yardım istiyordum. Bu arada, sınıf toplantısında tanıştığımız, Genel Müdürün ODTÜ’den sınıf arkadaşı olduÄŸunu öÄŸrendiÄŸim, Hikmet Kubilay’ın eÅŸi Hazım Bey geldi aklıma. Hemen Hikmet’i aradım. Durumu ona da anlattım. AkÅŸam eve geldikten sonra da telefonlarıma devam ediyordum. Aramızdan çok erken ayrılmış olan, Hazım Berzeg, aynı gün akÅŸam Hikmet ile birlikte Genel Müdür’ün ziyaretine gidip konuyu görüÅŸmüÅŸ ve Genel Müdürün benim yurt dışına gönderilmem konusundaki direncini kırmış olduÄŸunu daha sonra öÄŸrendim. UÄŸrayacağım bu haksızlığı baÅŸka türlü önleyebileceÄŸim olasılığı görünmüyordu. TeÅŸekkürler Hikmet.
Ertesi günü TeftiÅŸ Kurul BaÅŸkanı, beni Genel Müdür’ün çağırdığını söyledi. Özel Kalem geldiÄŸimi haber verdi. Beklemeye baÅŸladık.
Genel Müdür, 6 Yardımcısını da odasına çağırdı. Sonra beni odaya aldılar. En son gelen Yardımcı Niyazi Adalı, yeni kapıdan giriyordu. Genel Müdür, “Niyazi, Åžahabettin istediÄŸi ülkeye gidebilir, iÅŸlemlerini baÅŸlatın” dedi. Ben hiç konuÅŸmadan ayakta onları seyrediyordum. Bütün genel müdür yardımcıları önemli bir olaya tanıklık ediyormuÅŸ gibi oturuyorlardı. Niyazi Adalı, “ İsviçre istiyordu efendim” dedi.
O ana kadar, yurt dışı programlarımı yaparken aklıma hiç İsviçre gelmemiÅŸti. Hep ABD üzerinde yoÄŸunlaÅŸmış ve hazırlık yapmıştım. kural olarak, bütün müfettiÅŸler istedikleri ülkeye gidebiliyordu. Hatta, lise ve fakültede Fransızca yabancı dil eÄŸitimi aldığım halde, Amerika’ya gideceÄŸim için son birkaç yıldır İngilizce kursları almıştım. İsviçre ile ilgi hiçbir hazırlığım yoktu.
Yıllar geçti. Geriye baktığımda bu konuda kanımı net olarak söyleyebilirim. Genel Müdür'ün, “nedenini bilemediÄŸim” beni yurt dışına göndermemek kararlılığından kendisini, Rahmetli Hazım Berzeg ve onu yalnız bırakmadığını sonradan öÄŸrendiÄŸim eÅŸi Hikmet KardeÅŸimden baÅŸka kimse vaz geçiremezdi.
Gerekli yazışmalar yapılmış, kadro derecemiz henüz yeÅŸil pasaport için yeterli olmadığından, Gri Görev Pasaportlarımız Bakanlıktan gelmiÅŸ, yurt dışı çalışma programlarımız onaylanmıştı.
İsviçre için gerekli bilgi ve belgeler hazırlığına giriÅŸmiÅŸtim. Phihip Morris Avrupa Merkezi Lausanne’da idi. Ayrıca, Tekel’in Vevey’de bir ortaklığı bulunuyordu. İsviçre’de zengin kaya tuzu iÅŸletmeleri vardı. Ayrıca, PM Avrupa'nın dağıtım merkezi Lausanne'da idi. Lausanne’da ikamet edecektim. Ev buluncaya kadar kalacağım bir otel ararken, Leman gölü kıyısında Konferansın yapıldığı Hotel Aulac’tan yer ayırttım.
Elimizdeki iÅŸlerin bitirilmesi, raporların yazılması, yol hazırlıkları derken 1988 yıl başını İstanbul’da ailemle kutladım. Åžubat/1988 tarihinde Cenevre Hava Limanındaydım. Daha önce İsviçre’de bulunmuÅŸ olan KardeÅŸim Meliha’nın tarifine uygun olarak uçaktan çıktım, polis kontrolünü geçtim, bavulumu çekerek kapının önüne geldim, gümrükçüler geride kaldı. Dönüp sordum, kontrol. Dediler devam et. İşte Gare de Geneve.
DEVAM EDECEK (Avrupa Günleri)