BaÅŸmüfettiÅŸ olarak TeftiÅŸ Kuruluna atamam çıktığında 1995 yılı yaz turne dönemi sona eriyordu. Ancak, bizim bölgede arkadaÅŸların yetiÅŸemediÄŸi tütün alımlarına nezaret görevi olduÄŸunu söylemiÅŸti BaÅŸkan. Türkiye ekonomisi ve siyaset dünyasında bir türlü sular durulmuyordu. Hükümetler ya güven oyu alamıyor ya çok kısa ömürlü oluyordu. 1995-1996 yıllarında üç hükümet kuruldu. Mart/1995 tarihinde K. Irak bölgesinde 35 bin askerle Ordumuz sınır ötesi harekat baÅŸlamış, terör örgütünün tamamen yok edilmesi hedefleniyordu. 1996 yılı baÅŸlarında, Sabancı İş Merkezine sızan bir terörist Sakıp Sabancı’yı bulamayınca, kardeÅŸini katletmiÅŸti. Bütün bunlar ekonomiyi olumsuz etkiliyordu. DYP-CHP Koalisyon Hükümeti, Avrupa BirliÄŸi üyeliÄŸine katkısı olacağı umuduyla Gümrük BirliÄŸi anlaÅŸması imzaladı. Bitlis’e ulaÅŸtığımda, Yaprak Tütün İşletmesi Müdürü baskılar nedeniyle tütün alımı yapamaz duruma gelmiÅŸti. Hızla bir toplantı yaparak, yıllar önce Adıyaman’da uyguladığımız kura yöntemi için karar aldık. Genel Müdürlük tarafından da bu yöntem benimsendi. Üreticiler de uygulamadan memnundular. Kuralar çekildi, alımlar baÅŸladı. Eksper arkadaÅŸlar zaten görevlerinin bilincinde idiler. Özveri ile çalışıyorlardı. Bitlis Sigaraya ait Konuk Evini bana bıraktılar. Onlar Yaprak Tütün konuk evinde kalıyorlardı. Daha sonra yakalanan teröristlerin ifadelerinden öÄŸrendiÄŸimize göre, benim kaldığım günlerde, misafirhaneye bomba atmak için gelmiÅŸler, aralarında atıp-atmama konusunda tartışma çıktığı için vazgeçmiÅŸlerdi. Terörle iç içe çalışıyorduk. Bu arada, bölgede askerlerden sonra söz sahibi koruculardı. Korucuların kendilerinin veya yakınlarının tütünleri için ayrıcalık talepleri vardı. Ayrıcalık sorun yaratabilirdi. Bu konuda ödün vermedim. , Bakana kadar ulaÅŸmışlar, Bakan bey beni arayarak durum hakkında bilgi aldı. Ayrıntılı olarak kendisine verdiÄŸim bilgilerden sonra, belirlediÄŸimiz esaslarla alım devam etti. Teröristlerin gündüz aramızda olduklarını hissediyorduk. Ancak, bize karşı rahatsız edici hareketleri olmadı. Hatta, bir hafta sonu, eksper arkadaÅŸlarla yakında bir aÄŸaçlık bölgede dere kenarında gezinti yapmak için inmiÅŸtik, , bir grup genç yanımıza gelip bizimle konuÅŸtu. Durumlarından, ellerindeki poÅŸetlerden ÅŸüphelenmiÅŸtik. Ancak bize zarar vermeden ayrıldılar. Bitlis alımlarının normal seyrine girmesi üzerine MuÅŸ’a geçtim. Yıllar önce, Bitlis – MuÅŸ yolundan geçerken, köylerdeki ot yığınlarından eser kalmamıştı. Hayvancılığın artık eskisi kadar yaygın olmadığını anlattılar. MuÅŸ Ovasındaki pancar ekiminin yerini de daha çok tütün almıştı. Halbuki, bu kadar tütüne ihtiyaç yoktu. Pancar veya baÅŸka alternatif ürünler ekonomimiz için daha çok elzemdi. MuÅŸ Yaprak Tütün İşletmesindeki teftiÅŸim sırasında, konukevinde kaldım. Konuk Evine 5 km uzaklıktaki bir daÄŸlık bölgede teröristlerin barındığı anlatılıyordu. Geceleri çoÄŸu zaman oradan silah sesleri geliyordu. İşlerimi bitirip dönmeye karar verdiÄŸimde uçak biletimi aldım. Hareket günü hava alanına gittiÄŸimde, biletimin THY tarafından ertelendiÄŸini öÄŸrendim. Yıllar önce, Tekel tarafından yatırım yapılması düÅŸünülen Nijerya’ya giden iki yetkili tarafından anlatılanlar gelmiÅŸti aklıma. Hac için hava alanında bekleÅŸen Nijeryalılardan, iki kiÅŸi bu heyete yer açmak için uçaktan askerlerce yaka paça indirilmiÅŸlerdi. En azından bize uçaÄŸa binmeden haber veriyorlardı. Ertesi günü beni mutlaka uçuracaklarını garanti ediyorlardı. Kara yolundan gitmeye karar verdim. Eksper arkadaÅŸlar beni vazgeçirmeye çalıştılar, fakat ben doÄŸru MuÅŸ Otobüs terminaline giderek ilk otobüse bilet aldım. .Terminal çıkışında, güvenlik kontrolü için otobüsümüz durduruldu. MüfettiÅŸ kimliÄŸimi bagajdaki bavula saklamıştım. Yalnızca T.C. Kimlik kartım vardı. Güvenlik amiri, benim otobüsle gitmeme izin veremeyeceÄŸini, bu kıyafetle memur olduÄŸumun anlaşılacağını, yolda teröristler için hedef teÅŸkil edeceÄŸimi söylüyordu. Kravatımı, ceketimi de çıkarıp, bagaja sakladık. Saçımı başımı dağıtıp, bir kazakla yola devam edebildim. Yol boyunca tedirgindim. Yollar tenha idi. Otobüsümüz Elazığ’a gelene kadar çok huzursuzdum. Elazığ Otobüs Terminaline girerken ancak kendimi güvende hissetmiÅŸtim. Ankara’da otobüsten ayrılıp, uçakla devam etmek üzere EsenboÄŸa’ya gittim. 1997 yılına girerken, askerlerle, siyasiler arasında gerginlik artmış, Zırhlı Birlik Komutanı, artan tarikat faaliyetlerine gözdağı için, Sincan’dan tankları yürütüyor, 28 Åžubatta toplanan MGK tarafından hazırlanan sert bildiriyi imzalamayan Erbakan, Genel Kurmay BaÅŸkanı ile sürtüÅŸmesini sürdürüyordu. Yıl içinde Alparslan TürkeÅŸ hayatını kaybetti, Bahçeli MHP lideri oldu. Genel Müdürlük merkez ünitelerinin olaÄŸan teftiÅŸleri sürüyordu. İdari görevlerde bulunmuÅŸ olmam, denetime bakış açımı deÄŸiÅŸtirmemiÅŸti. 1996 yılı yaz turnesinde BaÅŸkan, oÄŸlumun Antalya’da öÄŸrenci olmasını da düÅŸünerek bana Antalya bölgesinde teftiÅŸ programları vermiÅŸti. Esim ve kızım da Altınser’in yıllık izni süresinde yanımda oldular. Bora, bir arkadaşı ile birlikte yüzüncü yılda kiraladığımız bir evde kalıyordu. Onun için de moral olmuÅŸtu. Bizim o yaz Antalya’da olmamız. Akdeniz bölgesinden sonra, YönetmeliÄŸimiz gereÄŸi 1997 yaz turnesi için, Karadeniz bölgesi sıram gelmiÅŸti. Daha önce teftiÅŸ ettiÄŸim Samsun Sigara Fabrikasına gidecektim yedi yıl sonra. Turne öncesi Åžarköy’deki yazlığımıza giderek kısa bir tatil yaptık. Samsun için İstanbul’dan ayrıldım.Samsun Ballıca’da yeni ve Modern bir fabrika inÅŸaatında sona yaklaşılmıştı. Bu nedenle, geliÅŸmekte olan Samsun Åžehir merkezinde kalan eski Fabrika için yatırım yapılmamış, üretebildiÄŸi kadar sigara üretmeye devam ediyordu. Fabrika Müdürü Rüstem Åžahin tanıdığımız iyi niyetli çalışkan bir Müdürdü. Yardımcısı ve diÄŸer memurlar da geçen teftiÅŸten tanıdığım kiÅŸilerdi. Yaz güzel geçti. İstanbul’a dönmeden biraz izin kullanıp, Antalya’da Bora’nın yanında kaldım biraz. Bora gelecek yıl okulunu bitirecek doktor olacaktı. GüneÅŸ liseyi bitiriyor, üniversite hazırlık için yoÄŸun bir dönem baÅŸlıyordu.1998 yılına da bu ÅŸekilde girdik. Yaz döneminde bizim grup GüneydoÄŸu’da olacaktı. Diyarbakır ve Siirt bölgesinde idik. BaÅŸmüdür Cudi Fırat, bölgede sevilen birisi idi. Terör bütün uÄŸraşılara raÄŸmen hız kesmeden devam ediyordu. BaÅŸmüdür çoÄŸu zaman gideceÄŸimiz yere kadar bizimle birlikte geliyor, bir ÅŸekilde bizi korumayı amaçlıyordu. Mahmut Özmen ile birlikte, deÄŸerlendirilme olanağı bulunmadığı raporla belgelendirilmiÅŸ tonlarca tütünün yakılarak imhası görevi almıştık. Tütünler Diyarbakır ve Batman-Kurtalan depolarında bulunuyordu. Tütünler, imha maksadıyla yakılması için kırsal bir alana taşınacak, her gün ambarlar mühürlenerek sayılmak suretiyle sevkiyat yapılacaktı. MeÅŸakkatli bir iÅŸti. Önce Diyarbakır ambar mevcutlarının imhasını yapalım istedik. Bir grup MüfettiÅŸ arkadaÅŸ daha baÅŸka iÅŸler için oradaydı. AkÅŸamları Dicle kıyısında bulunan Yeni İçki Fabrikası konuk evinde kalıyorduk. Tütünlerin imhası konusunda sıkı yönetim yetkililerine bilgi vermek için gittiÄŸimizde, Komutan” sakın ha !” dedi. Kuzey Irak operasyonu nedeniyle bölge teyakkuzda, günlerce sürecek dumanlı bir iÅŸlem sakıncalı olur . Bu kez Kurtalan depoları için imha yeri belirledik. Askeri makamlardan izin aldık. Fakat, bölge halkı biraz merak, biraz da tütünlerin yakılmasına akıl erdiremediklerinden sabahtan akÅŸama kadar, tütün imha ettiÄŸimiz alan etrafından ayrılmıyorlardı. Bizim güvenlik için bir ÅŸoförümüz ve bir güvenlik görevlimiz vardı. Köylülerle sorun yaÅŸamamak için çok çaba gösterdik. DiÄŸer taraftan, Kurtalan Jandarma Komutanı, “gece İşletme Konuk evinde kalamazsınız, güvenliÄŸiniz saÄŸlayamam” dedi. Çaresiz, her gün akÅŸam Batman’a dönüyor, sabah geliyorduk. Yolda çoÄŸu zaman devriye görevi yapan kariyer ile bizim araçtan baÅŸka kimseler olmuyordu. Batman İşletme Müdürü Harun Komser ve diÄŸer eksper arkadaÅŸlar ile birlikte günlerimiz geçiyordu. Sonunda tütünlerin imhası ve diÄŸer incelemelerimiz bitmiÅŸti, Mahmut Özmen burada ayrıldık. Ben Siirt BaÅŸmüdürlüÄŸüne giderken, eski Malabadi köprüsü üzerinde fotoÄŸraf çekmek istedim. Halbuki bu durumlarda hiçbir ÅŸekilde zaman kaybedilmez. En kısa süred gidilecek yere ulaÅŸmak gerekir. Bir grup örgüt mensubu resmi araçta beni bekleyen BaÅŸmüdürle konuÅŸuyorlardı. Neyse ki, bir sorun yaÅŸamadan yolumuza devam ettik. Turne dönüÅŸü, Altınser ve GüneÅŸ’i alıp İstanbul’dan Antalya’ya Bora’nın diploma törenine gittik. Antalya dönüÅŸü, kış dönemi çalışmalarına hazırlanıyordum. Bir akÅŸam eve döndüÄŸümde, eÅŸim Bakanlıktan arandığımı söyledi. Geri aradam, RüÅŸtü Kazım Yücelen’di arayan. RüÅŸtü bey, Fakülteden sınıf arkadaşımız olup, yıllardır TBMM’de idi. Hemen konuya girdi. “Åžahabettin, az önce belli oldu. Tekel bana baÄŸlandı. Seninle konuÅŸmam gerek. Ankara’ya gelebilir misin?” Ben o yıl, Mali MüÅŸavirler Odası genel kurulu delegesi seçilmiÅŸtim. Tesadüf, hafta sonu genel kurul vardı. Ankara’ya gidecektim. Kimseye söz verme görüÅŸelim dedi. Genel Kurul sonrası MTA Sosyal Tesislerinde buluÅŸtuk. Tekel hakkında Bakan olarak bilmesi gerekenleri aktarmaya çalıştım. Tekel, son yıllarda yeniden yapılanmaya devam ediyordu. Özellikle Pazarlama ve Dağıtım konusunda Genel Müdürlük cesur adımlar atmış, Toptan Satıcılık ve Dağıtım sistemini yenilemiÅŸti. BaÅŸarılı bir düzenleme idi. Ama sorunlar da vardı elbette. Pazarlama Dağıtım Müessese Müdürü arkadaşım daha önce Bakan Eyüp Aşık döneminde baÅŸka göreve atanmıştı. Müessese MüdürlüÄŸüne atama yapılmamıştı. RüÅŸtü Bey toplantı sonunda bana, “On dokuz yıldır Meclisteyim sana bir faydam dokunmadı. Benden istediÄŸin bir ÅŸey var mı?” Dedi. Ben yılların müfettiÅŸi, idari görev tecrübesi de olan .birisiyim. Benden artık Genel Müdür olur dedim. Fakat iktidar deÄŸiÅŸikliÄŸi olmadığını, bakan deÄŸiÅŸmelerinde aynı partili bakanın genel müdürünün deÄŸiÅŸtirilmesinin etik olmayacağını, boÅŸ bulunan müessese müdürlüÄŸü için beni düÅŸündüÄŸünü söyledi.
DEVAM EDECEK

