İlkokul sıralarından baÅŸlayarak Atatürk'ün ölüm yıldönümünü kutlama tören ve toplantılarına katılırım.
Uzun yıllar, siyah okul önlüklerimiz var diye yasımızı belli etmek için baÅŸka renk giysilerimizin çıkarıp törenlere katıldık.
Sonraları On Kasımlar yas günü deÄŸil bir anma hatırlama günüdür diyerek göz yaÅŸları yerine Onunla gurur duyduk.
Aramızdan ayrılışını, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ancak Türk Milleti ilelebet payidar kalacaktır” ÅŸeklindeki öz deyiÅŸleri ile kabullenmeye çalıştık.
Bazı öÄŸretmenlerimiz, konuÅŸmacılar “Åžayet erken ayrılmasaydı daha müreffeh bir ulus olacağımızı “anlattı.
Bütün kalbimle sizlere ÅŸunu iletmek istiyorum: İlk kez bu yıl, Atamızın aramızdan ayrılmış olmasından dolayı büyük bir hüzne ve hatta yeise kapıldım. İlk kez Ondan sonra eserlerine sahip çıkamadığımızın buruk acısıyla kıvranıyorum. Günlerdir yazamıyorum. Okuyamıyorum. Ülkemin içinde bulunduÄŸu ekonomik ve sosyal durum ve çözüm yolları konusunda hiç kimse bir ÅŸeyler yapmıyor. Atamızın kurduÄŸu Parti Yönetiminde bulunanların siyasal – sosyal – ekonomik çözüm önerileri yok. Varsa da Parti üyesi olmama raÄŸmen bana ulaÅŸamıyorlar. Genel Sekreter Selin Hanım dışında parti adına politika üreten kadrolar yok. Uzun yıllar TBMM ve mahalli yönetimlerde üyelik yapanları bölgesel ve ulusal konularda çözüm önerileri yeterli deÄŸil.
Ve yarın Atamızı kaybettiÄŸimizin 82. Yıl dönümü.
Türk Parasının kıymetinin nasıl korunacağını, tarım ve endüstrisi büyük çıkmazda ekonomimizin nasıl canlanacağı konusunda genel kabul görecek modellerimiz yok. Yarın İktidarı telim alsak, iÅŸ başına getireceÄŸimiz gölge kabinemiz yok.
Bu durumda sizlere gençlik yıllarımda bize yol göstermiÅŸ ustalardan alıntılarla Atatürk’ümüzü anmakla yetineceÄŸim .
Üzgünüm.
Rüzgâr ağırdan eser, her 10 Kasım sabahı, her bir yere savurur, sararmış yaprakları.
Hüzünlenir milletim, her 10 Kasım sabahı, çiçeklerle donanır, Anıtkabir yolları.
Dünya, bu savaÅŸ ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düÅŸmüÅŸtür.
ANONİM
Şaşıp Kalıyorum,
İLHAN SELÇUK
"......Cephede, yurtiçi gezilerde vs. her koÅŸulda kitap okuyabilecek ortam oluÅŸturuyor ve zaman yaratıyordu.OkuduÄŸu kitap sayısının 10 binlerce olduÄŸu kestirilmektedir. (Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012.
Ölene kadar okumayı sürdürdü. Öyle ki hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap yazıldığını okuyunca hemen alınmasını istedi. Ne yazık ki bu kitabı okumaya ömrü yetmedi. Askerlik, tarih, hukuk, iktisat, coÄŸrafya, sosyoloji, felsefe, antropoloji, mantık, matematik vs her konuda, konuların uzmanları kadar kitap okuduÄŸu görülmektedir (Bilal ÅžimÅŸir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk AraÅŸtırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 251-262).. Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaÅŸtıracak romanlar göndermesini” isteyecek kadar edebiyatı da sevdiÄŸi bilinmektedir.
Tarihe çok önem veren Atatürk’ün saptanabilen 879 tarih kitabı okumuÅŸ olduÄŸu belirlenmiÅŸtir. Yalnız siyasal ve savaÅŸlar tarihini deÄŸil, sanat, dinler, uygarlık ve bilim tarihi ile ilgili kitapları ve baÅŸta Kur’an olmak üzere kutsal kitapları da okumuÅŸtur.
Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin ve geniÅŸ bir entelektüel birikime sahip deÄŸildir.
Yapılan incelemeler kitapları eleÅŸtirel akılcı bakış açısıyla okuduÄŸunu göstermektedir. (Recep Cengiz, Atatürk’ün OkuduÄŸu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir DerneÄŸi yayını, Ankara, 2001). Bu ÅŸekilde okumak, aklı geliÅŸtirir. Böylece Atatürk, bilgi ve birikimini arttırdığı gibi dehasını daha da geliÅŸtirmiÅŸ ve sonuçta, Clinton’ın deyiÅŸiyle “yüzyılın” deÄŸil, “milenyumun” yani “Bin Yılın Dahisi” olmuÅŸtur."
Atatürk Nutuk’ta der ki, “Milli Mücadeleye birlikte baÅŸladığımız yolculardan bazıları, ulusal yaÅŸamın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan geliÅŸmeleri, kendi düÅŸünme, kavrama ve hayal etme sınırlarını aÅŸtıkça bana direnmeye ve karşı çıkmaya baÅŸlamışlardır” (M. K. Atatürk, Nutuk, c.1,s.16).
Atatürk burada, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Adnan- Halide Adıvar gibi sivil ve asker yol arkadaÅŸlarından söz etmektedir.
Gerçekte zaferden sonra Atatürk’ün yaptıkları (devrimler), yalnız yolları ayrılan arkadaÅŸlarının deÄŸil, yanında kalıp birlikte yola devam eden İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Celal Bayar gibi arkadaÅŸlarının da “düÅŸünme, kavrama ve hayal etme” sınırlarını aÅŸmaktaydı. Fakat bunlar Atatürk’ün o güne dek baÅŸardığı olaÄŸanüstü iÅŸlerin yakın tanığı olmaları nedeniyle, ona inandıkları/ “o ne yaparsa doÄŸru yapar” diye düÅŸündükleri için ayrılmadılar, onunla birlikte yola devam ettiler.
Atatürk’ün diÄŸerlerinden farkı ne idi?..
Atatürk, öncelikle düÅŸmanlarının bile kabul ettiÄŸi gibi müstesna bir dâhi idi (Aydın Sayılı, Atatürk Bilim ve Üniversite, Belleten, vol.45, Ankara 1981, s.27-42).
Ayrıca, kendi deyiÅŸi ile “çocukluÄŸundan beri eline geçen iki kuruÅŸtan biri ile kitap alarak” çok okuyan bir insandı.
Atatürk’ün okumaya ilgisi o kadar fazladır ki daha lise öÄŸrencisi iken mevcut Türkçe kitaplar ona yeterli gelmedi. Bunun üzerine okumak için yabancı dil öÄŸrenmeye karar verdi. Bu amaçla Manastır’da, gönüllü Katolik rahiplerin iÅŸlettiÄŸi yerel bir misyoner okulundaFransızca dersleri aldı. Yaz tatillerinde gittiÄŸi Selanik’te de Fransız Hıristiyan frerlerin açtığı dil kursuna devam etti ve kısa sürede Fransızca kitapları okuyabilecek derecede yabancı dilini geliÅŸtirdi. Harp Okulu ve Akademisi’ndeAlmanca öÄŸrenimi gördü ve bu dili de kitap çevirisi yapabilecek derecede ilerletti.
Cephede, yurtiçi gezilerde vs. her koÅŸulda kitap okuyabilecek ortam oluÅŸturuyor ve zaman yaratıyordu.OkuduÄŸu kitap sayısının 10 binlerce olduÄŸukestirilmektedir. (Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012.
Ölene kadar okumayı sürdürdü. Öyle ki hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap yazıldığını okuyunca hemen alınmasını istedi. Ne yazık ki bu kitabı okumaya ömrü yetmedi. Askerlik, tarih, hukuk, iktisat, coÄŸrafya, sosyoloji, felsefe, antropoloji, mantık, matematik vs her konuda, konuların uzmanları kadar kitap okuduÄŸu görülmektedir (Bilal ÅžimÅŸir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk AraÅŸtırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 251-262).. Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaÅŸtıracak romanlar göndermesini” isteyecek kadar edebiyatı da sevdiÄŸi bilinmektedir.
Tarihe çok önem veren Atatürk’ün saptanabilen 879 tarih kitabı okumuÅŸ olduÄŸu belirlenmiÅŸtir. Yalnız siyasal ve savaÅŸlar tarihini deÄŸil, sanat, dinler, uygarlık ve bilim tarihi ile ilgili kitapları ve baÅŸta Kur’an olmak üzere kutsal kitapları da okumuÅŸtur.
Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin ve geniÅŸ bir entelektüel birikime sahip deÄŸildir.
Yapılan incelemeler kitapları eleÅŸtirel akılcı bakış açısıyla okuduÄŸunu göstermektedir. (Recep Cengiz, Atatürk’ün OkuduÄŸu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir DerneÄŸi yayını, Ankara, 2001). Bu ÅŸekilde okumak, aklı geliÅŸtirir. Böylece Atatürk, bilgi ve birikimini arttırdığı gibi dehasını daha da geliÅŸtirmiÅŸ ve sonuçta, Clinton’ın deyiÅŸiyle “yüzyılın” deÄŸil, “milenyumun” yani “Bin Yılın Dahisi” olmuÅŸtur.
1930’lu yıllarda üniversitelerde bilim tarihi kürsüsü yoktur. Ancak o sıralarda Harward Üniversitesi’nden Prof. George Sarton, “Bilim Tarihine GiriÅŸ” adlı bir kitap yazmıştır. Atatürk bu kitabı hemen getirtip okumuÅŸ ve seçtiÄŸi bir öÄŸrenciyi Harward Üniversitesi’ne göndererek Prof. Sorton’un yanında doktora yapmasını saÄŸlamıştır. Dünyanın ilk bilim tarihi doktoru unvanını kazanan bu öÄŸrenci, daha sonra Ord. Prof. olacak Aydın Sayılı’dır.
Dünyada üniversite özerkliÄŸinin yeni yeni konuÅŸulduÄŸu o yıllarda Atatürk, Osmanlı’dan kalan tek yükseköÄŸretim kurumu olan Darülfünun’a idari ve mali özerklik vermiÅŸtir.
Bunlar Atatürk’ün entelektüel kiÅŸiliÄŸinin, zamanının çok ilerisinde olduÄŸunun göstergesidir.
Uygarlıklar insanlığın ortak kültür mirasıdır. İlk uygarlıklar, Tarım Devrimi’nden sonra Çin, Hint, Sümer ve Mısır’da oluÅŸmuÅŸ; Babil, Asur vd. uygarlıklarından sonraAnadolu, uygarlıkların beÅŸiÄŸi olmuÅŸ; bu topraklarda Urartu, Hitit,… İyon vbg 40’ın üzerinde uygarlık doÄŸmuÅŸtur. Roma İmparatorluÄŸu bu uygarlıkların üzerinde büyümüÅŸ ve Avrupa’yı uygarlık ile tanıştırmıştır. Onun çökmesi ile OrtaçaÄŸ baÄŸnazlığının söndürmek istediÄŸi uygarlık ateÅŸini, İslam dünyası sahiplenmiÅŸ ve İslam Uygarlığı doÄŸmuÅŸtur. İnsanlığın son uygarlığı olan Avrupa veya Batı uygarlığı, tüm bu uygarlıkların birikimi üzerinden, Rönesans, Reform, bilimsel ve Aydınlanma Devrimi aÅŸamalarından geçerek, uzun bir evrim sürecinin ardından oluÅŸmuÅŸtur.
Uygarlık ve bilim tarihini çok iyi bilen Atatürk, mirasçısı olduÄŸu Anadolu uygarlıklarına ait eski eserlerin yok olmaması için, daha Sakarya Muharebeleri sürerken, bunların toplanıp koruma altına alınmasını buyurmuÅŸ ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin çekirdeÄŸini oluÅŸturmuÅŸ; Cumhuriyet’ten sonra kurduÄŸu Dil ve Tarih- CoÄŸrafya Fakültesi’nde Sinoloji, Sümeroloji, Hititoloji vbg kürsüleri açtırmış, arkeoloji öÄŸrenimi için yurt dışına öÄŸrenciler göndermiÅŸ, kazılar baÅŸlatmıştır.
Kendisini Avrupa uygarlığının mirasçısı olarak gören Atatürk, elbette “Aydınlanmacı”dır; ancak Sanayi Devriminden sonra ortaya çıkan kapitalist ve emparyalizmin , “özgürlük, eÅŸitlik, kardeÅŸlik” ilkeleri üzerinde yükselmiÅŸ aydınlanma deÄŸerlerini yok ettiÄŸini ve Avrupa uygarlığının temellerini yıktığını anlamıştır.
Sömürü ve savaşın olmadığı, “yurtta ve dünyada barış”ın egemen olacağı yeni bir uygarlık yaratılması gerektiÄŸini düÅŸünmüÅŸ olan Atatürk, Sayın Prof. Dr. Özer Özenkaya ’nın deyiÅŸiyle “uygarlık tasarımı sahibi bir devrimci”dir. “ÇaÄŸdaÅŸ uygarlığın üzerine çıkmak” derken, bundan söz eden Atatürk, bir kuramcı deÄŸil eylemci olduÄŸu için, ülkemiz çevresinde kurulmasına öncülük ettiÄŸi paktlarla, bu düÅŸüncesini yaÅŸama geçirmeyi çalışmıştır
Sonuç olarak, O çaÄŸdaÅŸlarının gerçekleÅŸtirilmesini hayal bile edemedikleri büyük devrimler yapmış, adeta mucizeler yaratmış, zamanının çok ilerisindebibr dev adamdır. BaÅŸta dediÄŸimiz gibi, O’nun yanında çok cüce kalan, birlikte yola çıktığı yakın arkadaÅŸlarından bazıları ile yolları ayrılmış, ona inanıp yola devam edenler de öldükten sonra, O’nun yolundan ayrılmış ve karşı devrimin kapılarını açmışlardır.
“Bin Yılın Dahisi”, 100 yıl sonra hala bir dev ve O’nun yanında bizler hala birer cüceyiz. Hala O’nun yaptıklarını anlayamadık. Aydınlanmadan ve kapitalizmin yarattığı yozlaÅŸmadan habersiz, (sözde) modernler olarak Batı taklitçiliÄŸini Atatürkçülük sanıyoruz.
Yüz yıl geçti, hala O’nu tanıyamadık.. Körlerin fil tarifi gibi kendimize göre bir tanım yapıyor ve esası anlayamadığımız için sözcükler ve ÅŸekiller üzerinden büyük kavgalar yaşıyoruz: “
Kendilerini ilerici aydın sananlar böyle iÅŸlerle uÄŸraşırsa; hala OrtaçaÄŸ karanlığında yaÅŸayan, uygarlıktan nasibini almamış, İslam Uygarlığından bile habersiz, Atatürk’ün savaÅŸ zamanında toplanıp koruma altına alınmasını istediÄŸi eski eserlere, 100 yıl sonra “kırık çanak çömlek” gözüyle bakan gericilerin, O’nun yaptıklarına “gavurluk” demeleri ve ışığından rahatsız oldukları için ülkeyi karartarak O’ndan kurtulacaklarını sanmaları doÄŸaldır.
Birinci Meclis’te “uygarlık nedir?” diye soran bir mollaya, Atatürk’ün “uygarlık adam olmaktır Hocaefendi, adam!”demesi gibi, adam olmak gerek. Adam olmak için de Atatürk gibi çok okumak, ama Atatürk gibi okumak, Atatürk gibi düÅŸünmek, adam gibi tartışmak gerek. Yoksa gideceÄŸimiz yer belli; önümüzde örnekler var, Afganistan gibi, Pakistan gibi,
ATATÜRK DÖNEMİNDE EKONOMİ
1924’te Lozan antlaÅŸması ile kapitülasyonlar, yabancılara verilmiÅŸ bütün hak ve imtiyazlar Atatürk döneminde kaldırılmıştır. Atatürk döneminde, devletin kendi gelirleri ve maliyesi, ülkenin ticari ve sanayi etkinlikleri üzerinde kayıtsız ve koÅŸulsuz egemenliÄŸini saÄŸlamış, bağımsız ve milli bir ekonomi benimsenmiÅŸtir.
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluÅŸ aÅŸamasında 15 yıl gibi kısa bir sürede kurduÄŸu çok sayıda fabrika, kurum ve kuruluÅŸlarla ülkemizin hızla büyümesini ve saÄŸlam temeller üzerine oturmasını saÄŸlamıştır. Nitekim tarımda, sanayide, ekonomide, saÄŸlıkta, eÄŸitimde, ulaşımda ve savunma sanayinde muasır ülkelerin gerisinde kalmış olan, neredeyse %96’sı okuma yazma bilmeyen ve iÅŸgal altında kalan Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı sonrası enkazından Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını ve 15 yıl gibi kısa bir sürede birçok alanda yaptığı yeniliklerle ülkemizin büyük bir atılım yapmasını saÄŸlamıştır.
“Tam bağımsızlık denildiÄŸi zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasında bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir” diyen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin liderliÄŸini yaptığı dönemde kurulan kurum, kuruluÅŸ ve fabrikalarla dışa bağımlı bir politikadan uzak durmuÅŸ ve ülkenin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde geliÅŸmesini planlamıştır. Hatta bu dönemde yabancılardan satın alınan iÅŸletmeler de devlet eliyle güçlendirilmiÅŸtir.
6 Nisan 1920’de ilk olarak Anadolu Ajansı, Milli Mücadelenin haklı davasını tüm dünyaya duyurmak amacıyla kurulmuÅŸtur.
19 Nisan 1923’te Türkiye Åžeker FabrikalarıkurulmuÅŸtur.
26 AÄŸustos 1924 tarihinde ülkenin sanayi ve ticarette kalkınmasına katkıda bulunması amacıyla Türkiye İş Bankası Atatürk tarafından kurulmuÅŸtur.
1924’te Ankara FiÅŸek Fabrikası ve Gölcük Tersanesikuruldu.
19 Nisan 1925’te Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde kurulmuÅŸ olan Feshane Yünlü Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura ile Hereke ipekli ve Yünlü Dokuma Fabrikalarını devralarak iÅŸletilmesini saÄŸlamak amacıyla Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuÅŸtur.
5 Mayıs 1925’te Atatürk’ün çaba ve gayretleriyle Ankara Orman ÇiftliÄŸi kurulmuÅŸtur. ÇiftliÄŸin tüm masrafları Atatürk tarafından karşılanmış, yine 1937’de Atatürk, çiftlikleri ve içerisindeki köÅŸkleri Türk milletine armaÄŸan etmiÅŸtir.
5 Kasım 1925’te Ankara Hukuk Fakültesi (Ankara Adliye Hukuk Mektebi), ülkenin hukukçu ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuÅŸtur.
1925 yılında Atatürk’ün onayıyla silah, bomba ve cephane üretecek olan Åžakir Zümre Fabrikası ve Adana Mensucat (Dokuma) Fabrikası özel sektör eliyle kurulmuÅŸtur. Aynı yıl EskiÅŸehir Hava Tamirhanesi de kurulmuÅŸtur.
1926’da çıkarılan bir yasa ile petrol arama ve iÅŸletme hakkı devlete verilmiÅŸtir.
1926 yılında Alpullu Åžeker Fabrikası, UÅŸak Åžeker Fabrikası, Kayseri Uçak Fabrikası kurulmuÅŸtur. İnÅŸaat demiri üreten ilk haddehaneİstanbul’da kurulmuÅŸtur. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri, Bakırköy Çimento Fabrikası 1926’da faaliyete geçmiÅŸtir.
1927 yılında Kırıkale Mühimmat Fabrikası, Bünyan Dokuma Fabrikası ve EskiÅŸehir Kiremit Fabrikası, Bursa Dokumacılık Fabrikası kuruldu. Aynı yıl Köy ÖÄŸretmen Okulları kurulmaya baÅŸladı; İş Bankası ve Anadolu Ajansının %70’ine sahip olduÄŸu Türk Telsiz Telefon Anonim Åžirketi kuruldu.
1927‘de Ankara-Kayseri, Samsun-Havza-Amasya tren hatları yapımına baÅŸlanmış; sonraki beÅŸ yılda Amasya-Zile, Ankara-Sivas, Kayseri-Åžarkışla, Kütahya-Emirler, FevzipaÅŸa-Gölbaşı, Gölbaşı-Malatya, Ulukışla-NiÄŸde, Zile-Sivas, Kütahya-Balıkesir gibi tren hatları yapılmıştır.
27 Haziran 1928’de koruyucu hekimliÄŸin tahlil, kontrol, üretim ve araÅŸtırma görevlerini yürütmek amacıyla Merkez Hıfzısıhha Müessesesi kuruldu.
1928 yılında Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası, Malatya Elektrik Santralı, Ankara Çimento Fabrikası, Gaziantep Mensucat Fabrikası kuruldu.
1928‘de Anadolu Demiryolu Åžirketi yabancılardan satın alındı.
1929 yılında Ankara Havagazı Fabrikası, Ayancık Kereste Fabrikası, Trabzon Hidroelektrik Santralı ve İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası kuruldu.
1929‘da Mersin-Adana, Anadolu-BaÄŸdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929‘da HaydarpaÅŸa Limanı yabancılardan satın alındı.
1930 yılında KayaÅŸ Kapsül Fabrikası ve Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri kuruldu.
15 Nisan 1931’de Atatürk’ün direktifleriyle Türk tarihinin araÅŸtırılması amacıyla Türk Tarih KurumukurulmuÅŸtur.
12 Temmuz 1932’de Atatürk himayesinde Türk dilinin araÅŸtırılması ve Türkçenin güncel sorunlarıyla ilgilenilmesi için Türk Dil Kurumu’nun kurulması saÄŸlandı.
1933 yılında sanayi kuruluÅŸlarına kredi vermek ve tüm bankacılık iÅŸlerini yapmak ve sanayinin geliÅŸmesine iliÅŸkin tedbirler almak üzere Sümerbank kuruldu.
20 Mayıs 1933’te Devlet Hava Yolları, Petrol Arama ve İşletme İdaresi ile Altın Arama ve İşletme İdaresikurulmuÅŸtur.
1934 yılında EskiÅŸehir Åžeker Fabrikası, Turhal Åžeker Fabrikası, Konya EreÄŸli Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit PaÅŸabahçe ÅžiÅŸe Cam Fabrikası, Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, EskiÅŸehir, Sivas BuÄŸday Siloları, Kayseri Bez Fabrikası kuruldu.
2 Haziran 1935’te devletin maden ve enerji ihtiyacını saÄŸlamak amacıyla Etibank kurulmuÅŸtur. Yine aynı yıl içerisinde Maden Tetkik Arama EnstitüsükurulmuÅŸtur. İstanbul Rıhtım Åžirketi yabancılardan satın alınmıştır.
1935 yılında Nazilli Basma Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası kuruldu.
1936 yılından itibaren madenlerin millileştirilmesi politikasına gidildi.
1936’da Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak TaÅŸ Kömürü Fabrikası, Nuri DemiraÄŸ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Malatya İplik Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Elazığ Åžark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936’da İzmir Havagazı Åžirketi ve İstanbul Telefon Åžirketi yabancılardan satın alındı.
1937 yılında Malatya Bez Fabrikası, İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikasıkuruldu. Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı. Diyarbakır-Cizre demiryolu yapıldı. Trakya-İstanbul Demiryolları yabancılardan satın alındı. Urfa Ceylanpınar Devlet Üretme ÇiftliÄŸi kuruldu.
1938’de DivriÄŸi Demir Ocakları, Sivas Çimento Fabrikası kuruldu.
NOT:
Bu fabrikalar sayesinde 1929-1938 yılları arasında ağır sanayi üretimi %152 artarken toplam sanayi üretimi %80 artmıştır. kömürde %100, kromda %600, diÄŸer madenlerde %200 artış olurken demir üretimi 0'dan 180.000 tona çıkmış, ÅŸeker üretimi 200 misli artmıştır. 1926'da baÅŸlayan ÅŸeker üretimi 1927-1930 arasında 5162 tondan 95.192 tona çıkmıştır. tekstil sanayi ülkenin tekstil ihtiyacının %80'ini karşılar duruma gelmiÅŸtir. tekstil ürünleri ithalatı 1927'de 51.000.000 türk lirası iken bu rakam 1939'da 11.900.000 türk lirasına düÅŸmüÅŸtür. 1924-1929 arasında pamuk ürünleri üretimi 70 tondan 3773 tona, yün 400 tondan 763 tona, ipek 2 tondan 31 tona çıkmıştır.