Mustafa Kemal Atatürk 1923
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, bir hitabet abidesi olan 10. yıl nutkunda; “Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniÅŸ, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. ……. Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiÅŸtir………….. Ne mutlu Türküm diyene ” Derken, asla popülizm yapmıyor, çok iyi tanıdığı milletine iliÅŸkin tespitlerini aktarıyordu. 1923-1938 döneminde gerçekleÅŸtirilen ekonomik geliÅŸmeler; doÄŸru lider ve doÄŸru kadrolar tarafından, doÄŸru hedefler gösterildiÄŸinde, Türk Milleti’nin Atatürk’ün 10. yıl nutkunda vurguladığı hasletlerini ortaya koyduÄŸunun, gelecekte de koyabileceÄŸinin göstergesidir.
Bu dönemde gerçekleÅŸtirilen ekonomik geliÅŸmenin, yaklaşık 10 yıldır kesintisiz süren savaÅŸlarda nüfusunun en genç, en verimli, en vasıflı insanlarını kaybetmiÅŸ, Osmanlı’nın dış borçlarının 2/3’sini üstlenmiÅŸ, ülkenin ekonomik birikimlerinin tamamına yakınını ellerinde tutan azınlıklarca altın stokların büyük çoÄŸunluÄŸu yurtdışına kaçırılmış, petrol kaynaklarının tamamını kaybetmiÅŸ, milli burjuvazisi oluÅŸmamış, birkaç atölye dışında sanayi tesisi bulunmayan, Lozan AnlaÅŸması gereÄŸi 1928 yılına kadar gümrük mevzuatını düzenleme yetkisi olmayan, büyük çoÄŸunluÄŸu yaÅŸlı ve çocuklardan oluÅŸan 12 milyon nüfusunun %80’i kırsal alanda yaÅŸayan bir ülkede, dünyanın en büyük ekonomik krizi yaÅŸandığı bir dönemde, yorgun ve yılgın insanlarla gerçekleÅŸtirildiÄŸi dikkate alınırsa, 15 yılda gerçekleÅŸtirilen bu ekonomik geliÅŸme tek bir kelimeyle tanımlanabilir: Mucize…
1838 yılında İngiltere ile imzalanan Baltalimanı Ticaret AnlaÅŸması sonrası Avrupa malları Osmanlı pazarlarını doldurmuÅŸ, ülkedeki geleneksel üretici kesim Batı ürünlerinin rekabeti karşısında iktisadi hayattan silinmiÅŸti. (1) Gümrüksüz giren İngiliz geliÅŸmiÅŸ makine endüstrisi malları Osmanlı'nın korumasız el tezgahı endüstrisini kısa zamanda ezmiÅŸti. Türk ekonomisinde Türk’ün adı yoktu. 1900 yılında nüfusunun ¾’ü Türk olan Amasya’da 115 iÅŸyerinden 95’i Rumlar, 20’si Ermeniler tarafından iÅŸletilmekteydi. KurtuluÅŸ savaşı öncesi ülkedeki bankacılık, ticaret ve endüstri iÅŸlerinin 4/5’i azınlıklar elindeydi(2) Babıali mali gücünü kaybetmiÅŸ ve büyük devletler tarafından, gelirlerinin denetimini uluslararası bir örgüt olan Duyunu Umumiye’ye bırakmaya zorlanmıştı.
1923-1938 yılları arasında Atatürk’ün önderliÄŸinde gerçekleÅŸtirilen ekonomik kalkınma hamlesi, Türk’e layık olmayan bu ÅŸartlara bir baÅŸkaldırıydı. Atatürk, bu dönemde uyguladığı her yönüyle milli olan ekonomik sistemi kurmak için çok uzun araÅŸtırmalar yapmıştır. Atatürk milli ekonomik sistemi oluÅŸturmak için ekonomi ile ilgili 144 yerli ve yabancı kitabı dikkatle okumuÅŸtur. (3) Ancak bu kitapların hiçbirinin tesiri altında kalmamış, kendi metodolojisini kullanarak, bilimi rehber edinmiÅŸ, tarihten yararlanmış, ülkenin ÅŸartlarını göz önünde bulundurmuÅŸ ve aklın gereÄŸini yapmıştır
1923-1938 döneminde gerçekleÅŸtirilenler ekonomik faaliyetleri 9 ana baÅŸlık altında deÄŸerlendirebiliriz.
1) Ekonomi ile ilgili kongreler, kalkınma planları, yasal düzenlemeler,
Atatürk ülkenin dış düÅŸmanlardan kurtarılmasından hemen sonra ekonomik durumu görüÅŸmek ve alınabilecek önlemleri belirlemek amacıyla İzmir'de bir iktisat kongresi toplamıştır. Atatürk Kongre'nin açılış konuÅŸmasında; "Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalmış bir gerçek vardır. Türk tarihi incelenirse, gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara baÄŸlı olduÄŸu görülür. Kazanılmış zaferlerin ve uÄŸranılmış baÅŸarısızlıkların tümü iktisadi durumla ilgilidir...Milletimiz düÅŸman ordularını mahvetmiÅŸtir. Tam bağımsızlık için ÅŸu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz" diyerek bundan sonra mücadelenin ekonomik düzlemde gerçekleÅŸtirileceÄŸinin altını çizmiÅŸtir (4).
Kongre'de bir "Misakı İktisadi" kabul edilmiÅŸtir. Kongre'nin üzerinde birleÅŸtiÄŸi politika; yurt sanayiini ve ticaretini geliÅŸtirmeyi amaçlayan, özel giriÅŸime öncelik veren, onu koruyan, mülkiyet haklarına saygılı bir ekonomik düzeni, yasal çerçevesi ve kurumlarıyla oluÅŸturmak ve kökleÅŸtirmektir (5).
Bunlara ek olarak
•Milli Bankaların kurulması,
•Demiryolları inÅŸasının hükümetçe bir programa baÄŸlanması,
•Sanayiin teÅŸviki,
•Yerli malı giyilmesi,
•Amele denen iÅŸ erbabına bundan sonra iÅŸçi denilmesi ve sendika hakkı tanınması da,
Kongre'de alınan kararlar arasındadır (6)
Dünyada ilk demokratik kalkınma planı 1931 yılında Türkiye'de uygulamaya konulmuÅŸtur. Bu plan Atatürk'ün Türk Milleti'ne armaÄŸan ettiÄŸi önemli bir ekonomik reform hareketidir. Bu kalkınma planları eldeki kıt kaynaklarla halkın ihtiyaçlarının en iyi biçimde karşılanmasına yönelik olarak hazırlanmıştır. Atatürk Birinci Kalkınma Planı'nı 1933-1938 yılları, İkinci Kalkınma Planı'nı ise 1938-1944 yılları için hazırlatmıştır. Her iki kalkınma planının da temel amacı, hammaddesi Türkiye'de olmasına karşın dışardan ithal edilmek zorunda kalınan ürünlerin ülkemizde üretilmesini saÄŸlamaktı.
Atatürk, Milli Ekonomi Politikasını hedeflerine ulaÅŸtırmak için; AÅŸarın Kaldırılması Hakkında Kanun, Veraset ve İntikal Kanunu, Uluslar Arası Takvim ve Saatin Kanunu, Kabotaj Kanunu, TeÅŸviki Sanayi Kanunu, İcra İflas Kanunu, Ticaret Kanunu, Deniz Ticaret Kanunu, Tapu Kanunu, Medeni Kanun vb. ekonomi ile ilgili temel kanunları yasalaÅŸtırmış; Etibank, Sümerbank, Denizbank,Emlak ve Eytam Bankası, Türkiye Sanayi ve Kredi bankası, PTT, Tapu Kadastro Genel MüdürlüÄŸü, DİE, AOÇ, THY, Türkiye Åžeker Fabrikaları Genel MüdürlüÄŸü, MTA, EİEİ, TİGEM gibi yıllarca ekonomiye yön verecek olan kurumları oluÅŸturmuÅŸtur.
2) Yabancı sermayenin elindeki stratejik hizmetlerle, madenlerin devletleştirilmesi:
22.nisan.1924 tarihinde Anadolu demiryollarının devletleÅŸtirilmesi hk kanun kabul edilerek çeÅŸitli tarihlerde demiryolu hatları devletleÅŸtirilmiÅŸtir. Ayrıca; 1.Nisan.1924’de Ergani Bakır İşletmesi, 12.Haziran.1933’de İzmir Rıhtım Åžirketi, 1.Ocak.1934’de İstanbul Rıhtım ÅŸirketi, 9.nisan.1935’de İstanbul Telefon Åžirketi, 1.ÅŸubat.1936’da İzmir Havagazı ÅŸirketi, 25.ocak.1938’de İzmir Telefon İşletmesi,11.Nisan.1938’de Üsküdar – Kadıköy Su Åžirketi, 23.Mayıs.1938’de İstanbul Elektrik ÅŸirketi devletleÅŸtirilmiÅŸtir. Daha doÄŸrusu millileÅŸtirilmiÅŸtir. Çünkü devletleÅŸtirilen bu iÅŸletmelerin tamamı yabancı sermayeye aitti.
Dün, Atatürk ulusal çıkarlarımız için Stratejik hizmetleri millileÅŸtirirken, bugün IMF’in, Dünya Bankasının talimatlarıyla TüpraÅŸ, Türk Telekom, THY gibi kuruluÅŸlarımız yabancılara satılmak istenmektedir. Buna karşı çıkanlar da, ekonomiyi felce uÄŸratmakla, çağı anlayamamakla suçlanabilmektedir.
3) Demiryolu Ağının Genişletilmesi
Mevcut ulaşım sisteminin kapitülasyonlar döneminde genellikle tarım ürünü ihracatına yönelik merkezlere baÄŸlanmış olması, ekonomiyi sektörlerarası birbirini tamamlayıcı üretim imkanlarından mahrum bırakmıştı. Öyle ki, Anadolu’dan İstanbul’a ürün taşımanın maliyeti, 1923 yılında New York’tan İstanbul’a aynı ürünü taşımanın maliyetinin üzerine çıkmıştı (7). Ulaşımın yetersizliÄŸi sanayileÅŸmenin önündeki en büyük engellerden biriydi.
Bu nedenledir ki, demiryolu ağının geniÅŸletilmesi, Atatürk’ün ekonomik kalkınmada en önem verdiÄŸi konuların başında gelmiÅŸtir. 1923’de 3756 km. olan demiryolu ağı yaklaşık %100 artarak 1939’da 7324 km.ye ulaÅŸmıştır. 1923’de bir kilometre karede 24 m olan demiryolu yoÄŸunluÄŸu 1939’da 51 m.ye yükselmiÅŸtir. Demiryolu ile taşınan yük miktarı ise daha çarpıcı bir ÅŸekilde artmıştır: demiryolları ile taşınan yük miktarı 1929’da 356 (milyon ton/km) den 1938’de %339 artışla 1.564 (milyon ton/km)’ye yükselmiÅŸtir. (8)
Demiryollarına önem verilmiÅŸ olması kara ve deniz ulaşımının ihmal edildiÄŸi anlamına gelmez. 1929-1939 yılları arasında karayolları ve demiryolları uzunlukları aynı ölçüde (%42) artmıştır.
10. Yıl Marşındaki “Demir aÄŸlarla ördük yurdu dört baÅŸtan” cümlesi de, konuya verilen önem yanında, topluma ve gelecek dönem yöneticilerine gösterilen hedeftir aslında. Ama, 1938’den sonra gelen yönetimler, Atatürk’ün bu hedefini görmezden gelmede sanki birbirleriyle yarışmışlardır.
4) Tütün, ÅŸeker, alkol ve petrol Tekelinin devlete geçmesi:
Yabancı sermaye tarafından üretilen ve ithal edilen bazı ürünlerde, karaborsayı önlemek, üretimi kontrol etmek ve halkın saÄŸlığını korumak için devlet tekeli elinde olmasını gerekiyordu. Özellikle Osmanlı döneminde hükümetleri etkileyen, ekonomik gücü büyük boyutlara varan, rejii idareleri diye adlandırılan yabancı tütün ÅŸirketlerinin gücünü yokeden Tütün tekelinin devlete geçmesi baÅŸlı başına bir devrimdir. 25.Ocak.1926’da Åžeker, petrol ve benzin tekeli hk kanun, 9.haziran.1930 Tütün tekeli hk kanun kabul edildi . 1.haziran.1931’de Tekel Genel MüdürlüÄŸünün kuruldu.
5) Milli Bankaların Kurulması ve Güçlendirilmesi.
Yabancı bankaların sistem üzerindeki etkisini dengeleyebilmek amacıyla 1924 yılından itibaren İş Bankası, Sümerbank, Etibank, Halk Bankası gibi ulusal bankaların kurulması süreci baÅŸlamıştır. Cumhuriyet kurulduÄŸunda, Merkez Bankası görevini bir Fransız Bankası Olan Osmanlı Bankası yürütüyordu. Atatürk, Türk Para Piyasası'nın Türkler'in yönetiminde ve Türkler'in elinde olmasını istemiÅŸ ve ekonomiyi bu amaca ulaÅŸtırmıştır. 1930'da T.C. Merkez Bankası'nı kurarken danıştığı Dünya'nın iki ünlü Merkez Bankacısının (Almanya'yı korkunç "Weimar Enflasyonu"ndan kurtaran ve bu hizmeti nedeniyle "Mali Sihirbaz" ünvanı verilen zamanın Alman Merkez Bankası BaÅŸkanı Dr. Hjalmar Schacht ve yardımcısı Karl Müller'in) olumsuz görüÅŸlerine raÄŸmen Merkez Bankasını kurmuÅŸtur.(9) Ancak 1930'dan sonra yabancı uzmanların önerilerine uygun olarak 1931'de 6127 kilo olan, T.C. Merkez Bankası altın mevcudunu, 1938'de 26190 kiloya ulaÅŸtırmış, Düyun-u Umumiye Borçlarının, 1933'te yapılan anlaÅŸmaya uygun olarak ödenmesini sürdürmüÅŸ, ödemeler dengesi ile devlet bütçesi dengesini kurarak korunmasını saÄŸlamış ve fiyat istikrarının bozmasını da kesin kararlarla önlemiÅŸtir.(10)
Atatürk yönetimindeki Türkiye’de 15 yılda mevduat miktarı 57 kat, mudi sayısı 122 kat artmış, Milli bankaların toplam mevduattaki payı %32’den %82’ye yükselmiÅŸtir.
Dün, bankacılıkta bu istikrarlı tablo varken; bugün Atatürk’ün kurduÄŸu Sümerbank ve Etibank satılmış, satın alanlar tarafından hortumlanan bu bankalara devlet (TMSF) yeniden el koymak zorunda kalmıştır. Halk Bankasının, Ziraat Bankasının yabancılara satışının hazırlıkları yapılmaktadır. HSBC Bank gibi Citi Bank gibi yabancı Bankalar ülkemizin en ücra köÅŸelerine kadar ÅŸube açmıştır.
6) SanayileÅŸmeye Önem Verilmesi ve Sanayi Kentleri oluÅŸturulması.
1925 Yılında devlet sermayesiyle Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuÅŸtur. Bankanın amacı fabrika kurup yönetmek olarak belirlenmiÅŸtir. Bu bankanın desteÄŸiyle Kayseri-Bünyan İplik Fabrikası TAÅž, İsparta İplik Fabrikası TAÅž, Kütahya Çini İşleri TAÅž ve bunlar gibi bir çok özel kuruluÅŸ devletin de ortak olmasıyla faaliyete geçmiÅŸtir.(11).
Atatürk'ün yatırım politikasının temel amacı, saÄŸlam kaynaklarla finanse etmek ÅŸartıyla, en kısa zamanda ülkenin bütün faaliyet alanlarının ve bütün bölgelerinin kalkındırılmasıdır.(12)
Atatürk Döneminde gerek Devletçe kurulan gerekse özel sektöre kurdurulan fabrikaların tüm yurt sathına dağıldığı görülür. Alpulu, UÅŸak, Turhal ve EskiÅŸehir’de Åžeker Fabrikaları, Nazilli, Bünyan,EreÄŸli ve Kayseride dokuma fabrikaları, Keçiborlu’da Kükürt, Zonguldak’da Kok, Kayseri’de Uçak, PaÅŸabahçe Cam, Ankara’da Çimento, Zonguldak’da Antrasit, Karabük’de Demir-Çelik, Gemlik’de Suni İpek ve Bursa’da Merinos dokuma fabrikaları. Bu fabrikalar bu Anadolu ÅŸehirlerinin çehrelerini deÄŸiÅŸtirmiÅŸ buraları bir sanayi kentine dönüÅŸtürmüÅŸtür. Atatürk’ün bu politikaları daha sonraki dönemde de sürdürülebilse, fabrikalar ülke sathına dağıtılabilseydi, yüzlerce sanayi kentine sahip olurduk. Dolayısıyla bugün en önemli sorunlarımız olan; iÅŸsizlik, büyük ÅŸehre göç ve göçün getirdiÄŸi gecekondulaÅŸma, arazi yaÄŸması, çevre kirliliÄŸi, kültür yozlaÅŸması sorunlarından hiçbirini yaÅŸamazdık.
SanayileÅŸme bahsi açılmışken uçak fabrikalarını ayrıca belirtmek gerekir. Ülkemizde İlk uçak fabrikası 1926 yılında Atatürk’ün desteÄŸi ile devlet tarafından Kayseri’de kuruldu. 1930’lu yıllarda dünyadaki üç en iyi avcı uçak türünden biri burada üretiliyordu. Bu fabrika 1940 yılında kapatıldı. İlk özel uçak fabrikası yine Atatürk’ün desteÄŸi ile 1937yılında Nuri DemiraÄŸ tarafından İstanbul’da kuruldu. Burada onlarca yolcu uçağı üretildi.Bu fabrika 1945 yılında kapatıldı. Türkiye hariç, 1930’larda uçak üreten ülkelerin hepsi bugün uzaydalar. Kısacası Atatürk’ten sonra gelenlerin O’nun uzak görüÅŸlülüÄŸüne sahip olmamaları nedeniyle: eller aya biz yaya…
7) Üretimin, Tasarrufun,Yerli Malı Kullanmanın teÅŸvik edilmesi
Özel sektörü geliÅŸtirmek, üretimi artırmak amacıyla 1927 yılında Sanayii TeÅŸvik Kanunu çıkarıldı. Özel sektörce üretilen mal deÄŸeri 1927 yılında 15 milyon lira iken 1932 yılında 10 kat artarak 154 milyon liraya çıktı.(13) Atatürk'e göre, enflasyona gitmeden yatırımların hızlandırılabilmesi için, halkın tasarrufa yöneltilmesi ve halk tasarruflarının büyük yatırımları gerçekleÅŸtirebilmek için birleÅŸtirilmesini saÄŸlayan bir malî yapının kurulması gereklidir. Bu amaçla 18.Aralık 1929’da Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurularak tasarruf teÅŸvik edildi.4 Nisan.1929’dan itibaren “Yerli Mallar” 13.aralık.1930’dan itibaren “Milli İktisat ve Tasarruf” Haftaları kutlanmaya baÅŸladı.
Tüm bu çabaların sonucu, ihracat arttı ithalat dizginlendi.
8) Tarımda halka öncülük, tarımsal üretimi geliÅŸtirici tedbirler
“Türkiye'nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak olan köylüdür.. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti aslî gayeyi gözetir.1 Mart 1922” özdeyiÅŸi Atatürk’ün tarım politikasının özetidir.Türkiye'nin tarım alanındaki temel sorunu toprak kıtlığı deÄŸil, sürekli savaÅŸlar ve azalan nüfus nedeniyle daha da ÅŸiddetlenen emek kıtlığıydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında bu durum öylesine ciddi boyutlara ulaÅŸmıştı ki; hükümet, ucuz emek saÄŸlamak ve hayatî tarım üretimini sürdürebilmek için angaryaya baÅŸvurmak zorunda kalmıştı. 1923 yılına gelindiÄŸinde yeni devletin sınırları içindeki nüfus -ve onunla birlikte ülkenin üretim kapasitesi- yüzde 20 oranında azalmıştı.(14) Atatürk "memleketimizin geniÅŸliÄŸine nispetle nüfusumuz az olduÄŸundan ziraat hususunda makine ve fenni aletler kullanmaya diÄŸer memleketlerden daha ziyade bir mecburiyet vardır" diyordu. Bilimsel tarımın üstünlüÄŸünü köylüye göstermek için Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu. Atatürk, Atatürk Orman ÇiftliÄŸi’ni bizzat kurdu ve yakından ilgilendi.
1927 yılında 210.794 olan pulluk sayısı 1936’da 410.365’e çıkarıldı. Tarım Kredileri de 1923 den 1938’e kadar, 8 milyon liradan 41 milyon liraya yükseltildi.1930 yılında tahıl ve un ithalatının yasaklanmasıyla , 5.3 milyon ton olan tahıl üretimi 1938 yılında 8.4 milyon tona, endüstri bitkileri üretimi de 351.000 tondan 704.000 tona çıkarıldı(15)
AÅŸarın ve iltizamın kaldırılması, Zirai Kredi Kooperatiflerinin kurulması da tarımın geliÅŸtirilmesi için atılmış önemli adımlardır.
Tüm bunların sonucunda, 1923 yılından 1938 yılına, besin maddelerinin toplam ithalat içindeki payı %16.8’den, % 2.8’e gerilemiÅŸtir (16)
Bir tarım ülkesi olan Türkiye, Atatürk’ten sonra sürdürülen yanlış politikalar nedeniyle, buÄŸdaydan muza, tütünden büyük ve küçük baÅŸ hayvana tüm tarımsal ürünleri ithal eder duruma getirilmiÅŸtir. Türkiye bugün, onbinlerce ziraat mühendisi iÅŸsiz olmasına karşın, tarım alanının çok büyük bir bölümünü deÄŸerlendirememek gibi bir garabetin içindedir.
9) Tüm bunların sonucunda hızlı büyüme
Tüm bu çalışmaların sonunda, bu dönemde hızlı bir büyüme yaÅŸanmıştır.
Cumhuriyet tarihinde dönemler itibariyle yıllık ekonomik büyüme :
1923-1938 yıllarında %8,
1939-1950 yıllarında %1,
1950-1990 yıllarında %5,
1990-2002 yıllarında %2.
Olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.(17)
Bu büyümenin, yazımızın giriÅŸinde belirtilen o yılların çok olumsuz ÅŸartlarında gerçekleÅŸtiÄŸi, daha sonraki yıllarda çok olumlu ÅŸartlara raÄŸmen o büyüme hızının yanına bile yaklaşılamadığı dikkate alındığında Atatürk döneminde gerçekleÅŸtirilen ve aÅŸağıdaki tabloda özetlenen ekonomik geliÅŸmeyi “mucize” dışında bir kelime ile tanımlamanın mümkün olmadığı sonucuna varılır.
Ekonomik Başarıyı Getiren Temel Ekonomik Politikalar
Bu dönemdeki ekonomik baÅŸarıların temelinde, liderin kararlılığı ve uzak görüÅŸlüÄŸü, yönetici kadronun ülke sevgisi, çalışkanlığı ve liderine baÄŸlılığı yatmaktadır. Ayrıca kararlı bir ÅŸekilde izlenen ekonomik politikalar da, mucize denebilecek sonuçların alınmasına neden olmuÅŸtur.
Bu politikaları iki ana baÅŸlık altında deÄŸerlendirmek mümkündür: denk bütçe ve sıkı para politikası.
Atatürk bütçe dengesi üzerinde çok titizlikle durmuÅŸtur. Bu konuya çok önem vermesinin temel nedeni, Devlet Hazinesi'nin yurt içinde ve yurt dışında güçlü ve güvenilir olmasını zorunlu görmesidir. O'na göre, ekonomik bağımsızlığı saÄŸlamanın baÅŸka yolu yoktur. Bu anlayışla ve Atatürk'ün yakın ilgisi ile yapılan 1924 - 1938 arasındaki 11 bütçenin kesin hesabı denk baÄŸlanmış, 3'ü fazla vermiÅŸ, sadece 1'i açıkla ( AÅŸar vergisinin kaldırıldığı 1925 yılında ) kapanmıştır. (17)
AÅŸağıdaki tablo, daha sonraki dönemlerde görülemeyen, milletini gerçekten seven, iÅŸinin ehli kadrolar yönetim kademelerine gelmediÄŸi sürece bir daha görülemeyecek bir tablodur.
IMF reçetelerine umut baÄŸlandığı, AB kapılarından kovulmaktan bıkılmayacağının beyan edildiÄŸi, O’nun milliyetçiliÄŸi ile tam bağımsızlıkçı yapısı ile alay edilircesine O’nun aÄŸzından, O’nun kemiklerini sızlatan “İlk hedefiniz AB’dır ileri” manÅŸetlerinin atıldığı bir ortamda; milli ekonomi anlayışının kurucusu, ekonomik mucizelerin mimarı Büyük Atatürk’ü bir kez daha rahmet, minnet ve özlemle anıyor, O’nu gerçekten anlayan, milliyetçi, anti emperyalist ve tam bağımsızlıktan yana kadroların ülke yönetimine gelerek, her konuda olduÄŸu gibi ekonomide de “milli politikalar”ı yürütecekleri günlerin yakın olduÄŸuna inanıyoruz
Dipnotlar.
1) Ahmet SAYAR, Osmanlı İktisat DüÅŸüncesinin ÇaÄŸdaÅŸlaÅŸması, Der Yayınları, İstanbul, 1986.
2) Kurt STEİNHAUS Atatürk Devrimi Sosyolojisi Sander Yayınları İstanbul 1973
3) İsmet BozdaÄŸ, Atatürk’ün Evrensel Boyutları, Kültür Bakanlığı 2001
4) Feridun ERGİN, K. Atatürk, YaÅŸar EÄŸitim ve Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, 1978
5) Gülten DEMİR, Devlet-Ekonomi İliÅŸkisinde DönüÅŸüm, Beta Basım Yayım, İstanbul, 1994
6) Åževket Süreyya AYDEMİR, Tek Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1981
7) Oya SİLİER, Türkiye'de tarımsal yapının geliÅŸimi (1923-1938), BoÄŸaziçi Ünv. İdari Bilimler Fakültesi Yayınları, İstanbul,1981
8) Kurt STEİNHAUS age.
9)İlhan TEKELİ ve Selim İLKİN, "1929 Buhranında Türkiye'nin İktisadi Politika Arayışları, "ODTÜ, Ankara, 1977.
10)Haldun DERİN, Türkiye'de Devletçilik, İstanbul, 1940,
11) Nazif KUYUCUKLU, Türkiye İktisadı, Beta Basım Yayım, İstanbul, 1986.
12) M. A. AYSAN, Atatürk'ün Ekonomi Politikası, İstanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri AraÅŸtırma Enstitüsü, Birinci Baskı, İstanbul, 1980.
13) Kurt Steinhaus age.
14) Feroz AHMAD İttihatçılıktan Kemalizme:, Kaynak Yayınları, 1996 3.b
15) Kurt STEİNHAUS age
16) TC Ekonomi Yıllığı, Ankara 1938-1939
17) www.die. gov.tr
18) M. A. AYSAN, age.
FAZLI KÖKSAL