Ülkenin “cari iÅŸlemler açığı” ile büyümeyi tercih etmesi ve bu büyüme modelinin de “sürdürülebilir” ve istihdam yaratır nitelik taşımaması (yol, köprü yapımı ve inÅŸaat gibi) artık devam ettirilemez hâle gelmiÅŸtir. Salgın ile daha da ağırlaÅŸan bu durumun yansıması, DBÇO’larını düÅŸmesi ve dövizli borçlanmaların fiyatlarının (faiz oranlarını) yükselmesi (kırılganlıkların fiyatlanması) ÅŸeklinde olmuÅŸtur.
ERSİN DEDEKOCA
YaÅŸanan ekonomik durgunluk, salgın ve kamunun israftan kaçınmaması nedeniyle merkezi bütçe olanaklarının tüketilmesi, mevcut borç stokunun geri ödenmesinde karşılaşılan temin ve maliyet zorlukları ve ülke kırılganlıklarının dış yatırımcılarda yarattığı isteksizlik gibi olgular, artık Türkiye’de daha açık ve belirgin olarak izlenmektedir.
Böylesi geliÅŸmeler, ülke merkezi yönetiminin finansman yönetimine daha kapsamlı bir sorumluluk alanı getirmiÅŸtir. Buradan hareketle, gelecek yazımızı “iç borçlanmaya” ayırarak, bu hafta ülkenin “dış borçlarını irdelemeye” ayırdık.
Ocak-Ekim 2020 döneminde ülke ekonomisinin döviz kullanımı ve bunun finansmanı, geçen yılın aynı dönemiyle karşılaÅŸtırmalı olarak aÅŸağıdaki tabloda özetlenmiÅŸtir:

GörüldüÄŸü gibi TCMB’nın döviz ihtiyacının büyük bölümü, cari açık (31 milyar $) finansmanı ile uluslararası borçlanma senetleri ve kredi geri ödemelerinden (39.5 milyar $) kaynaklanmaktadır. Geçen yılın “cari iÅŸlemler fazlasını” da dikkate aldığımızda, geçen yılın aynı dönemine göre 2020’in ilk 10 ayındaki cari iÅŸlem dengesindeki bozulma 40.7 milyar $’a varmaktadır.
Döviz gereksiniminin 38.5 milyar $ tutarındaki bölümü TCMB rezervlerinden, 21 milyar $’lık kısmı yeni borçlanmadan, 16.8 milyar $’lık kısmı da yurtdışı yerleÅŸiklerin Türkiye’deki bankalarda açtıkları mevduatlarından karşılanmıştır. Bu arada yurtdışı yerleÅŸikler, 5.8 milyar $ hisse senedi, 7.8 milyar $ devlet iç borçlanma senedi (DİBS) satmışlar; yurt içinden birileri de 5,8 milyar $’ını yurt dışına çıkarmıştır (Net Hata ve Noksan).
Yukarıdaki tablonun bize aktardığı bir önemli olgu da, 2020 yılının Ocak-Ekim döneminde, ülke ekonomisinde 39.5 milyar $ dış borç ödemesi yapılırken, sadece 21 milyar $ tutarında yeni borç alınabilmiÅŸ olduÄŸu gerçeÄŸidir.
Türkiye’nin dış borçlarının geliÅŸimi 2000 yılından 2020 yılı ortasına kadar aÅŸağıdaki tabloda yer almaktadır.

Tabloya baktığımızda, dış borçların miktarı 2018 yılına gelinceye kadar artış göstermiÅŸ ve en yüksek artış da özel sektörün borçlanmasında gerçekleÅŸmiÅŸtir. Tablodan gözlenen bir diÄŸer olgu da, 2018 yılından itibaren dış borç miktarlarında azalma olurken, Dresdner Bank hesabını yavaÅŸ yavaÅŸ tasfiye ederek 2015 yılında dış borcunu sıfırlamaya çok yaklaÅŸmış olan TCMB’nın borçlarında son dönemde swap iÅŸlemleri nedeniyle yeniden bir artışın ortaya çıktığıdır.
Dış borç çevirme oranı (DBÇO), ilgili dönem içinde hazinenin “ödediÄŸi” dış borç ile “edindiÄŸi” dış borcun oranıdır. Oranın yüzde 100’den büyük olması hazinenin ödediÄŸinden daha çok borç edindiÄŸini, 100’de küçük olması ise hazinenin, ödediÄŸinden daha az borçlandığını gösterir.
AÅŸağıdaki grafik, 2006 Temmuz’undan bu yana Türkiye’nin yaptığı dış borçlanma/geri ödeme iÅŸlemlerinde oluÅŸan DBÇO’larını, bankalar ve diÄŸer sektörler kırılımında göstermektedir.

Yukarıdaki grafiÄŸin mavi çizgisi bankalar, siyah çizgisi ise diÄŸer sektörlerin kısa-uzun vadeli DBÇO’nı ifade etmektedir. GrafiÄŸe göre 2008 Temmuz’unda bankalar için 115, diÄŸer sektörler için 214,3 olan oran Ekim 2020’de, 2008 krizi etkilerinin yaÅŸandığı 2009 seviyelerine inerek, bankalar için 96,8, diÄŸer sektörler için 71’e düÅŸmüÅŸtür.
Bir diÄŸer anlatımla, gerek ülkeye özel kırılganlıkların artması ve dereceleme notlarına yansıması, gerekse dış piyasaların daha seçici olmaları nedeniyle ülke, dış borç yenilemesinde, maliyeti unsurunun dışında, yenileme baÄŸlamında da sıkıntı yaÅŸamaktadır.
Türkiye’nin “toplam kısa vadeli dış borç stoku (TKVBS)”, son yıllarda dalgalı bir seyir izlemekle birlikte, Mayıs Ayı’ndan bu yana yönünü yukarı çevirmiÅŸtir. TKVBS, içinde bulunduÄŸumuz yılın Ekim Ayı’nda, 2019 sonuna göre 12.8 milyar $ artışla 181 milyar $’a yükseldi. Keza bu yılın geneline iliÅŸkin geliÅŸmelerde ise dikkat çeken ayrıntılar bulunmaktadır.
Bu dönemde kamu kesiminin borcu 10.7 milyar, TCMB’nın borcu ise 12,7 milyar $ tutarında artış gösterdi. Özel sektörün dış borç stoku 2019 sonuna göre 10.6 milyar $ azaldı ve böylece özel sektör bu dönemde kısa vadeli dış borçta “net ödeyici” oldu.
Böylece özel sektörün kısa vadeli dış borç stokunu azaltması, kamu ve TCMB eliyle oluÅŸan toplam 23.4 milyar $’lık artışın toplam dış borç stokuna katkısını 12.8 milyar $’a çekmiÅŸ oldu. Kamu kesiminin kısa vadeli dış borç stokunun artmasında, “kamu bankalarının dış borçlanmasının artışı” etkili olmuÅŸtur. TCMB’nın borç stokundaki artış ise, Katar ile yapılan swap anlaÅŸmalarıyla saÄŸlanan döviz giriÅŸleri yol açmıştır.
Yazımızın ikinci tablosundaki “yıllar itibariyle dış borç stokuna” baktığımızda, 2017 yılında en yüksek düzeyine çıkan dış borç stokunun 2018 yılından itibaren tedrici bir düÅŸüÅŸte olduÄŸunu görmekteyiz. Bir baÅŸka ifadeyle Türkiye, 2018 yılından itibaren dışardan borçlandığından daha fazla dış borç öder durumundadır.
Tabloda en çok dikkat çeken nokta, dış borçların, 2017 yılından 2020 yılına geçiÅŸte dış borç miktarı 453.8 milyar $’dan 32 milyar $ azalışla 421.8 milyar $’a düÅŸtüÄŸü halde, dış borç yükünün (dış borç stoku / GSYH) yüzde 52.8’den yüzde 61.6’ya yükselmiÅŸ olmasıdır. Bunun baÅŸar nedeni de, hepimizin bildiÄŸi gibi, TL’da yaÅŸanan hızlı deÄŸer kayıplarının $ cinsi GSYH’yi geriletmiÅŸ olmasında yatmaktadır.
Dış borçlar döviz cinsinden olduÄŸu için kurdaki deÄŸiÅŸimden etkilenmemektedir. GSYH ise TL cinsinden hesaplanıp yıllık ortalama kur üzerinden $’a çevrildiÄŸi için, TL’da ortaya çıkan deÄŸer kayıpları GSYH’yi küçültmektedir. Kısaca, bölünen (dış borç stoku) küçülse de, bölen ($ cinsinden GSYH) daha hızlı küçüldüÄŸü için dış borç yükü yükselmektedir.
Söz konusu aritmetik gerçek bize, dış borç yükünü düÅŸürebilmek için TL’nin deÄŸer kaybını önlemekten veya ulusal geliri TL’nın deÄŸer kaybından daha yüksek oranda büyütmekten baÅŸka çare olmadığını göstermektedir. Ki bunun da yolunun, “mevcut ülke risklerini düÅŸürmekten” geçtiÄŸi yadsınamayacak bir gerçektir.
Ülkenin “cari iÅŸlemler açığı” ile büyümeyi tercih etmesi ve bu büyüme modelinin de “sürdürülebilir” ve istihdam yaratır nitelik taşımaması (yol, köprü yapımı ve inÅŸaat gibi) artık devam ettirilemez hâle gelmiÅŸtir. Salgın ile daha da ağırlaÅŸan bu durumun yansıması, DBÇO’larını düÅŸmesi ve dövizli borçlanmaların fiyatlarının (faiz oranlarını) yükselmesi (kırılganlıkların fiyatlanması) ÅŸeklinde olmuÅŸtur.
Maliyet artışının bir diÄŸer nedeni de, döviz fon gereksiniminin “perakende” bazda temin edilmesidir. Bunun nedeni de AKP’nin, düÅŸük faizle borçları çevirme olanağı sunan IMF ile stand-by kredi iliÅŸkisine girmeyi “zül” kabul etmesidir. Bizce daha da temel bir neden, IMF’in denetimleri ve “tekrar” hayata geçirilmesini isteyecekleri bağımsız (siyasi tercihlerden) kurumlar (çoÄŸu 2001/2002 yıllarında tesis edilmiÅŸti) gerçeÄŸidir.
Umarız, ülkeye maliyeti çok yüksek olan “düÅŸük faiz” politikası yerine, son artışla yüzde 17’e yükseltilen “politika faizi” ile yeniden “sıcak para” çözüm olarak görülmez.