EĞİTİM SORUNLARI ÜZERİNE

Kemal İNAL

KÖY ENSTİTÜLERİNDEN NASIL DERS ALMALI?

Dünya pedagoji tarihinin en ilginç, özgün ve verimli örneklerinden biriydi Köy Enstitüleri. Åžaşırtıcı bir uygulamaydı. Beklenmedik, verimli ve alabildiÄŸine çok boyutlu bir okuldu. Ne var ki, kökeni, temelleri, geliÅŸimi, iÅŸleyiÅŸi ve yıkımıyla bu okullar artık bir tarih oldular. Bize düÅŸen, bu tarihi, pedagoji biliminin ilke ve esasları açısından ele alıp günümüzün eÄŸitim sorunlarının çözümü için ders çıkarmak, yönelim geliÅŸtirmek ve yeni bir model kurarken esinlenmek. Köy Enstitüleri’nden günümüz için yararlanabilir miyiz? Yararlanabilirsek nasıl, nerede ve hangi ortamlarda? Köy Enstitüleri yazı dizimin bu son, beÅŸinci yazısında bu okullardan çıkarılabilecek bazı derslerden bahsedeceÄŸim.

Köy Enstitüleri’nden günümüz için pek çok ders çıkarılmalıdır. Kabaca aÅŸağıdakileri söyledikten sonra, konuyu biraz detaylandıracağım. Önce bu modelin öne çıkan boyutlarından bahsedeyim: 1) “Özgünlük”: Köy Enstitülerini sıra dışı kılan, baÅŸarıya ulaÅŸtıran ve uluslar arası dikkatleri üzerine çeken yönü, taklit deÄŸil, Türkiye’ye özgü bir model olmasıydı. Modele özgünlüÄŸünü veren, ülke gerçekleri ile modern pedagojinin ilkelerini kaynaÅŸtırmasıydı. 2) “Öncülük”: Bir eÄŸitim kurumu deÄŸiÅŸimde öncü olmalıdır. Kurulan okul, toplumu ileriye doÄŸru deÄŸiÅŸtiremiyorsa, pek bir iÅŸe yaramaz. Kalkınmanın motoru olmak, sosyal geliÅŸmenin örneÄŸini oluÅŸturmak ve dönüÅŸtürücü bir model teÅŸkil etmek, Köy Enstitüleri’nin öncü deÄŸiÅŸtirici güç olmasının boyutlarıydı. 3) “Üretim”: Günümüz dünyasının iliÅŸkiler sistemi içinde pek çok güç, ÅŸirketlerden uluslar arası kuruluÅŸlara, yerel yönetimlerden merkezi devletlere deÄŸin bireyin varoluÅŸunu tüketim kalıp ve deÄŸerleri üzerinden kurmaya çalışmaktadır. Reklamlar, halkla iliÅŸkiler ve tanıtım, propaganda, manipülasyon gibi çeÅŸitli mekanizmalar, üretimden ziyade tüketimi öne çıkarmaktadır. Köy Enstitüleri, bir okulun üretici ve üretken olabileceÄŸinin çok iyi bir örneÄŸini oluÅŸturmuÅŸtur. 4) “Lider”: Köy Enstitüleri sıradan mezun yerine, lider, reformcu ve dönüÅŸtürücü insanlar yetiÅŸtirmiÅŸtir. 17 yaşında öÄŸretmen çıkaran Enstitüler, daha bu yaÅŸtayken, köydeki toplumsal ve üretimsel yapıyı deÄŸiÅŸtirme gücüne sahip insanlar yetiÅŸtirebilmiÅŸtir. 5) “EleÅŸtiri”: Köy Enstitüleri sıradan bilgi aktarmaya, ezberletmeye ve verileni olduÄŸu gibi geri istemeye dayalı kurumlar deÄŸildi. Bu okullarda kritik düÅŸünce ve pratiÄŸin örnekleri ve baÅŸarılı uygulamaları gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu kritik düÅŸüncenin temel kaynağı, kültürdü. Kültürün geleneksel/ulusal ve modern formları iç içe geçirilerek özgün bir sentez elde edilmiÅŸti. Bir düÅŸünün, öÄŸrenciler hem klasikleri rahatça okuyup yorumlayabiliyorlar hem de her türlü pratik iÅŸi becerebiliyorlardı. Bu baÅŸarının ardında, hayata uyumcu deÄŸil, eleÅŸtirel bir bakış vardı. Ne demek istediÄŸimi HasanoÄŸlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne giden Bedri Rahmi EyüboÄŸlu’dan dinleyelim. 1954’de Cumhuriyet gazetesine ÅŸöyle yazmış: “Ben, öÄŸrenme sevincinin ne demek olduÄŸunu köy enstitülerinde gördüm. Hiç unutmam. On sene kadar oluyor, bir gün Ankara’nın yanı başındaki HasanoÄŸlan Köy Enstitüsü’ne gitmiÅŸtik. Burada gördüklerimin yalnız birkaç sahnesini size anlatacağım. Okulun koca baÅŸ hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düÅŸmüÅŸ, elinde bir kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduklarını nasıl kavradıklarını da ertesi günü oynadıkları piyeste gördük. Ben ömrümde bu kadar güzel tiyatro seyretmedim dersem eÅŸ dost gücenmesin.” (Mahmut Makal, Bozkırdaki Kıvılcım. Enstitülüler, s. 10) 6) “Uzmanlık”: Köy Enstitüleri, öÄŸrencileri belli bir alana hapsetmeden pek çok bilgi, deÄŸer ve beceriyi eÅŸ zamanlı öÄŸretebiliyor; her öÄŸrenciden belli bir alana takılıp kalmadan bir sahada uzman yaratabiliyordu. UzmanlaÅŸma, öÄŸrencinin ileride öÄŸretmen olarak görev yapacağı köyde en azından ileri bilgi ve beceri donanımıyla lider olarak öne çıkmasını saÄŸlamıştır. Uzman(lık), tasarlama, üretim, bakım ve onarım gibi pek çok boyutu kendi içinde toplayabiliyordu. 7) “İşbölümü”: Köy Enstitülerinde her iÅŸ parçalara ayrılır; bu parçalar farklı mekân, zaman ve koÅŸullarda rasyonel biçimde yerine getirilirdi. İşbölümü, sadece iÅŸlerin yapılmasını kolaylaÅŸtırmıyor, aynı zamanda dayanışma ve iÅŸbirliÄŸi temelinde ortak bir ruh da yaratıyordu. 8) “Bilim”: Enstitülerde her iÅŸ bilimsel ilke ve esaslara göre yapılıyordu. Bilim, iÅŸ başında, iÅŸ yaparak, iÅŸ esasına göre öÄŸreniliyordu. ÖÄŸrenilen bilimsel yasaların saÄŸlaması, o yasanın ayrıntıları, örnekçeleri iÅŸ sırasında gerçekleÅŸtiriliyordu. 9) “Özne”: Özne, bir iÅŸi etkin biçimde yapabilirken kendini özerk ve özgür hissetmektir. Köy Enstitüleri, öÄŸrencilerini özneleÅŸtirebilmiÅŸtir. Onlara Osmanlıda olduÄŸu gibi pasif, nesne ve dayak atılan bir kul gibi deÄŸil, genç yurttaÅŸlar olarak davranılmıştır.

Peki, günümüzün bireyci, rekabetçi ve apolitik birey tipinden farklı bir insan yetiÅŸtirebilmek için Köy Enstitüleri’nden günümüz için hangi dersleri çıkarabiliriz? Bu konuda sadece birkaç noktaya deÄŸineceÄŸim ancak bu okullar üzerine ayrıntılı pedagojik analizler yapıldığında, günümüz için çok daha fazla ders çıkarılıp örnek alınabilecek noktaların mevcut olduÄŸu görülebilecektir.

Kolektivite. Günümüzde eÄŸitimin pek çok sorunu var. İlk sırada kanımca sınıfsal ayrımların yeniden üretilmesi iÅŸlevini üstlenen eÄŸitim kurumunun bundan nasıl sıyrılabileceÄŸi ve kaynakların halk çocuklarının eÄŸitimine nasıl ayrılacağıdır. TürkoÄŸlu’nun da belirttiÄŸi gibi, Enstitülü öÄŸrenciler kazandıkları bilinçle köylünün sınıfsal konumunu anlamaya baÅŸlamışlardı. Yani olan ÅŸuydu: Halk çocukları alınıp eÄŸitilerek bilinçlendiriliyor, akabinde bu bilinçle yoksul halkı, alt sınıfları eÄŸitmeye baÅŸlıyordu. Bu bilinçlendirme ve dönüÅŸtürme, egemen sınıfların gözlerini çok korkuttu. Uykularını kaçırdı. Onlar, köylü veya halk sınıflarının kul olmalarını istiyorlardı, yurttaÅŸ deÄŸil. Enstitülü öÄŸrencilerin kendi aralarında kolektif bir zihniyet geliÅŸtirmeye baÅŸlamaları, beklenmedik bir geliÅŸmeydi. ÖÄŸrenciler birlikte yaşıyor, çalışıyor, öÄŸreniyorlardı; buradan kolektif bir bilinç çıkmaması ÅŸaşırtıcı olurdu. Bu bilinç siyasi nitelikte deÄŸildi ancak kimi muhaliflere göre buradan radikal ve sol söylemler, böylesi bir zihniyetle donanmış olan öÄŸrencileri cezp edebilirdi (Asım KaraömerlioÄŸlu, “Orada Bir Köy Var Uzakta. Erken Cumhuriyet Döneminde Köycü Söylem”, s. 112). Bu kolektif bilinç ve zihniyet ile Sovyetler BirliÄŸi’ndeki kolektivizasyon arasında baÄŸlantılar kuruldu ancak Enstitülerde bu bilincin politik yönünden ziyade pedagojik ve ekonomik yönü ön plana çıkmıştır. Bugün öÄŸrencilerimiz maalesef kolektif deÄŸil, bireyci bir bilinçle yetiÅŸiyorlar. Girebildikleri en kalabalık topluluk, küçük ve sık deÄŸiÅŸen gruplardır. Üstelik bugünün öÄŸrencisi fazla zora da gelemiyor. Ona bir konuyu daha iyi, hızlı ve verimli öÄŸretebilmek için müzik, oyun, eÄŸlence gibi bin bir türlü ortam hazırlanıyor. Yıllar önce TV’de izlediÄŸim bir haberde, Matrix kılığına girmiÅŸ bir öÄŸretmen, bu ÅŸekilde matematiÄŸi daha iyi öÄŸretebildiÄŸini ileri sürüyordu. ÖÄŸrenci merkezli eÄŸitim, birey temelli programlar, kiÅŸiye özel uygulamalar diye uzayıp giden listede her öÄŸrenci, “kümenin bileÅŸeni” yerine, “piyasanın müstakbel aktörü” olarak ele alınıyor. Bu da öÄŸrenciyi, hayatı kamusal çıkar ve ilgilerin penceresinden deÄŸerlendirmek yerine, bir takım pragmatik ve oportünist hedeflerle görmesine neden olmaktadır. Köy Enstitülü öÄŸrenci için küme, ortaklaÅŸma ve birlikte iÅŸ yapma, dayanışmacı felsefenin bir gereÄŸiydi. Günümüzde ise her öÄŸrenci, sistemin merkezi sınavlarıyla elenmemek için öÄŸrenci arkadaÅŸlarını rakip olarak görmeye çaÄŸrılıyor. O yüzden okullarımızı yeniden “kolektif birimler” haline getirmenin ÅŸartlarını yaratmalıyız. Okulu paternalist “büyük aile”, öÄŸretmeni “baba”, hatta “bakıcı” vbg. ehlileÅŸtirici/evcilleÅŸtirici bir dille görmek yerine, kamusal dayanışmanın mesleki örgütü olarak ele almalıyız. Okul, kolektif bir yapı olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Bilinç. Köy Enstitüsü’nde okuyan öÄŸrenci, bütün eleÅŸtirilerin aksine, yurt ve inceleme gezileri sonucu dış dünyaya açılabilmiÅŸ, uzun yıllar köylerde öÄŸretmenlik yaptıktan sonra kentlere gidip oralarda bilinç yükseltici çalışmalar yapabilmiÅŸtir. Köy Enstitüleri, pratik üzerinden bilinç aşılayan ve eski bilinci deÄŸiÅŸtiren okullardı. Tonguç’un köyü içeriden “canlandırma” felsefesi, bir tür bilinç dönüÅŸümünü gerektiriyordu. Yalnız bu bilinç dönüÅŸümü, bir sentezin sonucu olacaktı: Köyün (geleneksel) gücü, kentin (modern) bilgisi ile birleÅŸtirilecekti. Bu, diyalektik bir çözümdü. İkisi arasındaki çeliÅŸki, zıtların çarpıştırılması sonucu ortaya yeni bir sentez çıkaracaktı. Köy Enstitüleri’nin ürettiÄŸi pedagojik paradigma, bilincin, kendiliÄŸinden veya tepeden programlı olmak yerine, sürecin yarattığı sinerjik dinamizmin karşıt öÄŸelerinin (köy ve kent, teori ve pratik, genel ve mesleki dersler vb.) diyalektik etkileÅŸime girmesiyle dönüÅŸmesidir. Bu aslında, Enstitüler’de hemen her ÅŸeyin bir oluÅŸ, dinamik etkileÅŸim çerçevesinde ele alınmasını ifade ediyordu. Humberto Maturana ve Francisco Varela’nın öne sürdüÄŸü “etkinleÅŸim” (enactivism-bireyin kendi seçtiÄŸi çevreyle etkileÅŸim içinde geliÅŸmesi) kavramıyla belirttikleri gibi, bildiÄŸimiz dünya verili deÄŸil, etkinleÅŸimle (yani bireyin etkinleÅŸmesiyle) kurulur. Bu çerçevede öÄŸrenenler, “dünyayla iliÅŸkisi içindeki eylemlerimizin dünyayı nasıl yarattığı üzerine odaklanmalıdırlar.” (Joe Kincheloe, EleÅŸtirel Pedagoji, 2018) Bilgi, dışarıda hazır bekleyen bir ÅŸey deÄŸil, bireyin öznel ve nesnel etkinleÅŸimleriyle üretilir. Bilinç, üzerine kayıt yapılan bir bellek ortamı deÄŸil, kendini üreten ve yeniden üreten dinamik bir etkinleÅŸtiricidir. Günümüzde öÄŸrencilere bilinçlerini nasıl çalıştıracaklarının mekanizmaları en ileri tekniklerle öÄŸretilirken, sonuçta onları etkinleÅŸtirecek bir çevre oluÅŸmamaktadır. Derslerden okul mimarisine deÄŸin öÄŸrenciyi etkinleÅŸtiren nesne ve öznelerin, okuldaki her öÄŸreneni etkinleÅŸtirecek ÅŸekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Laiklik. Köy Enstitülü öÄŸretmenden önce köyün lideri, çoklu iÅŸlevleri (dinsel lider, ÅŸifacı, yol-yordam gösteren vb.) yerine getiren din adamıydı. Din adamı, imam olarak geleneksel olan her ÅŸeyin güçlü bir simgesiydi. Oysa köye gelen öÄŸretmen, artık modern tarım, alet ve tıp bilgisiyle köylünün iÅŸlerini daha verimli bir ÅŸekilde görmeye baÅŸlayınca geleneksel otoritenin yeri sarsılmaya baÅŸlıyordu. SoÄŸuk SavaÅŸ dönemine girilmesiyle anti-komünist cephe, imamın köyde öÄŸretmenden tekrar kendi eski otoritesini alması için giriÅŸimler baÅŸlattı. Din adamının yeniden temel eÄŸitici güç olarak etkinleÅŸtirilmesiyle birlikte, bilgide modern formların geleneksel kaynaklar üzerinde temellendirilmesi, ancak gerici güçlerin iÅŸine yarayacak ÅŸekilde yapılıyordu. GeldiÄŸimiz noktada, okul artık laik deÄŸil; seküler olabilir ama laik deÄŸil. Seküler derken, bir okula baktığınızda gördüÄŸünüz pek çok ÅŸey (örneÄŸin fizik gibi pozitif veya sosyoloji gibi sosyal bilimlerin derslerde okutulması, laboratuarlarda deneyler yapılması, öÄŸretmenlerin hâlâ başı açık öÄŸretim yapabilmesi, okuldaki görece modern iklim vb.) sizi, okulda seküler bir ortam olduÄŸuna inandırabilir ama laiklik, bir düÅŸünsel politikadır. Örgütlü, sistemli ve pedagojik biçimde öÄŸretilmesi gerekir. KendiliÄŸinden ortaya çıkan bir ÅŸey deÄŸildir. Laiklik, okulda yurttaÅŸlığın oluÅŸumu ve iÅŸlevleri açısından temel ÅŸartlardan biridir. Biz eleÅŸtirel pedagoglar, laiklikten, din ve devlet iÅŸlerini ayırmak gibi biçimsel prosedürlerden ziyade, öÄŸretimin demokratik, bilimsel ve evrensel deÄŸerlere göre yapılmasını anlıyoruz. Günümüz okulu, Köy Enstitüleri’nde olduÄŸu gibi laikleÅŸtirilmelidir.

YurttaÅŸlık. Batı Avrupa’da burjuva devrimleriyle birlikte ortaya çıkan yurttaÅŸ, soyut birey veya evrensel insan kategorileri yerine, devletle girdiÄŸi iliÅŸkileri bir takım hak ve ödev sözleÅŸmeleri (anayasa gibi) temelinde ele alınan demokrasinin yeni bir öznesi haline getirilmiÅŸtir. Köy Enstitüleri aslında bir “demokratik yurttaÅŸlık” uygulamasıydı. YurttaÅŸ olunmaz; aksine, yurttaÅŸ okulda yetiÅŸtirilir, demokratik alanlarda da (seçimler, sendikal örgütlenmeler, dernek çalışmaları, grev ve toplu sözleÅŸmeler, çevre mücadelesi vb.) deneyimlenir. Köy Enstitüleri’nde yurttaÅŸlık, teorik, soyut veya simgesel deÄŸil, pratik ve bilinçli olarak uygulama bazında deneyimlenmiÅŸtir. Bu okullarda demokrasi, biçimsel deÄŸil, fiili bir yurttaÅŸlık hakkı olarak yaÅŸanmıştır. Her öÄŸrenci bir yurttaÅŸ olarak özne haline gelip hak ve ödevlerini öÄŸreniyor, bunları pratiÄŸe geçiriyordu. Bu yüzden Enstitüler’deki “küme örgütlenmesi”, “eleÅŸtiri günleri” ve “sorumluluk/yetki paylaşımı”, demokratik yurttaÅŸlığın öncelikle öznelerin kurumsal örgütlenmesi temelinde gerçekleÅŸmesinin veciz örnekleri olmuÅŸtur. Her Enstitü, küçük bir demokratik topluluktu. Demokratik yurttaÅŸlığın okulda pedagoji üzerinden, iÅŸ ortamında ve dayanışmayla yaÅŸanabileceÄŸini Enstitüler bize kanıtlamıştır. Yani, demokrasi, yüce politik kurumlara (parlamento, siyasi partiler, dernek ve sendikalar vb.) bırakılıp sadece biçimsel olarak algılanabilecek prosedürel bir iÅŸlemler silsilesinden (aday olma, oy verme gibi) daha fazlasını ifade etmelidir. Enstitüler, bu ifadenin zengin, verimli ve halkçı (doÄŸrudan demokrasi) örneklerini bize göstermiÅŸtir. Bugün okullarımız merkezi MEB aygıtının emir ve kumandası altında bir yandan politik baskı, öte yandan bürokratik karmaÅŸanın içinde yolunu kaybettiÄŸi için demokratik topluluk olamamaktadırlar. Okullardaki “zümre çalışmaları” gibi tabanda gerçekleÅŸen faaliyetler, maalesef prosedürel, biçimsel ve bıktırıcı çalışmalar olmaktan baÅŸka bir anlam taşımıyor. Okullarımızı kendini yönetebilen demokrasi toplulukları haline getirecek mekanizmaları yaratmak için Enstitüleri yeniden dikkatlice incelemeliyiz. Demokratik yurttaÅŸlık, insanları daha iyiye yönelme anlamında özgürleÅŸtirecektir.

AraÅŸtırma. Köy Enstitüleri, bir okulun öÄŸretimin yanı sıra nasıl araÅŸtırmacı bir kurum olunacağının engin bir örneÄŸini vermiÅŸtir. Bu, bilim ve demokrasinin zaferidir. Enstitülü öÄŸrencilerin yurt ve enstitüler arası araÅŸtırma, staj ve inceleme gezilerinin yanı sıra yazın tatillerden gittikleri köy ve civar yerlerde birer halkbilimci ve etnolog olarak derleme, sosyolojik ve antropolojik türü kültürel çalışmalar yapmalarının deÄŸeri paha biçilemezdir. Enstitüler, öÄŸrenci eÄŸitirken aynı zamanda küçük çaplı birer bilim insanı da yetiÅŸtirmiÅŸ oluyordu. Bugün öÄŸrencilerimiz (sanal) gezi, (dijital) araÅŸtırma ve (internet) incelemelerini daha çok oturdukları yerden yaparak belki çok bilgi elde ediyorlar ama ne insan, ne bir yerleÅŸim yerini ne de tarihsel eserleri canlı deneyimleme ÅŸansı elde ediyorlar. Kent okullarında öÄŸrencilerin, öÄŸretmenlerinin eÅŸliÄŸinde yılda birkaç kez denetimli biçimde müze, bilimsel araÅŸtırma merkezi, tarihsel yerleri ziyaret etmeleri elbette deÄŸerlidir ancak öÄŸrenciler, burada pasif/alıcı konumdadır; özne olabilmeleri için öÄŸrencilerimizin tek veya gruplar halinde çeÅŸitli ortamlarda inceleme ve araÅŸtırma yapmaları saÄŸlanmalıdır. Bunun için eÄŸitim-öÄŸretim ortamları artırılmalı, çeÅŸitlendirilmeli ve etkinleÅŸtirilmelidir. Orman, fabrika, iÅŸlik, müze, tarihsel ören yerleri, deniz, tarla/baÄŸ/bahçeden baÅŸlamak üzere kentlerde öÄŸrencilerin öÄŸretimi farklı mekânlarda deneyimleyebilecekleri bir sistem getirilmelidir. Bunun için öÄŸrencilerin ilgi, yetenek, eÄŸilim, bilgi ve çeÅŸitli özellikleri ile bu ortamlar arasında tutarlı iliÅŸkiler kurulmalıdır. Gezi, inceleme ve araÅŸtırmalar, dersleri tamamlayan deÄŸil, bizatihi birer müstakil ders olmalıdır.

Ölçme-deÄŸerlendirme. Günümüz eÄŸitim sistem ve modellerinin en büyük sorunlarından biri de, ölçme-deÄŸerlendirmenin merkezi, biçimsel ve eleme-seçme amacıyla yapılmasıdır. Birtakım “sınav biçimleri”, “zekâ testleri” ve “performans ölçümleri”yle bir biçimde biz öÄŸrencinin sadece baÅŸarısını ölçüyoruz. Oysa öÄŸrenci, sadece baÅŸarmaya göre ele alınamaz. BaÅŸarısızlık, bir ÅŸeyi yapamamak veya bir iÅŸte geri kalmanın da pedagojik deÄŸeri vardır ve ölçüme girmelidir. Ancak ölçme, noktasal, kısmi ve sonuçsal olmamalıdır. Köy Enstitüleri’nde gözlem formlarıyla yıl boyu gözlemlenen öÄŸrenciler, tek bir alanla sınırlı kalmaksızın kapsamlı deÄŸerlendirmelere tabi tutulabiliyordu. ÖÄŸrenciler de öÄŸretmenlerini deÄŸerlendirebiliyordu ama yılsonu anketlerle falan deÄŸil. İş sırasında ve üzerinde, ders yaparken, bilhassa eleÅŸtiri günlerinde, okulu yönetirken. Ölçmeyi, bir seçme-eleme amaçlı deÄŸil, genel deÄŸerlendirme için yeniden formüle etmeliyiz.

Teknoloji. EÄŸitime ileri ve geliÅŸmiÅŸ teknoloji çoktan girdi. Çoktandır “eÄŸitim teknolojileri”nden bahsediyoruz. Teknik araçların, teknoloji bilgisinin ve elektronik aygıtların eÄŸitim-öÄŸretimde kullanılmaması diye bir ÅŸey söz konusu olamaz. Ama sorun ÅŸu ki, çoÄŸu zaman teknolojinin kendisini eÄŸitim sanıyoruz. Araç, öÄŸretim ile ikame edilince, Marshall McLuhan’ın dediÄŸi gibi, iletiÅŸim aracının kendisi/ortamı (medium), mesajın (iletiÅŸimin) yerine geçmektedir. Bilimsel alandaki hızlı ilerlemeleri çabuk kavrayabilmek için okullarda teknoloji en ileri biçimiyle kullanılmalıdır. Ancak artan enformasyon ve bilginin, kavranması bir yana, hazmedilmesi bile giderek zorlaÅŸmaktadır. UzmanlaÅŸmaya raÄŸmen yoÄŸunlaÅŸan bilgi/enformasyon miktarı, öÄŸrencilerde “nicelik kaygısı” yaratmakta; daha çok bilgi depolama, ezber, biriktirme ve toplamayı kışkırtırken bilgiler arasında çapraz iliÅŸkiler kurma, bir bilgiyi baÅŸka bir alanda kullanma gibi yetilerin geliÅŸmesini engellemektedir. Kaldı ki, çoÄŸu enformasyon ve bilgi, deneyimsel, kendi yaÅŸamına uyarlanabilen ve özgül ÅŸartlara göre düÅŸünülebilen bir tarzda deÄŸil, genelleÅŸtirici biçimde ele alınmaktadır. ÖrneÄŸin kimyadan elde edilen bir bilgi, formül veya deney ile dünyadaki halkların çeÅŸitli sorunları çerçevesinde düÅŸünmek yerine, bilimsel bilgi ailesinin içinde soyut olarak sınıflandırılmaktadır. Oysa Köy Enstitüleri’nde bilgi, pratik olarak iÅŸ ortamında üretime yönelik ve fiili emekle elde edilirken neden edinildiÄŸinden nerede ve ne zaman kullanılacağına deÄŸin çeÅŸitli deneyimler birebir, doÄŸrudan yaÅŸanabiliyordu. Günümüz okullarında öÄŸretilecek bilgiyi artırmak yerine, az bilgiyle çok fazla deneme/deney yapma, baÄŸlama göre düÅŸünme ve özgün ÅŸartlara oturtma eÄŸitimi verilmelidir. Köy Enstitüleri’nde baÄŸlama oturtma, baÄŸlamsal ve özgün düÅŸünme eÄŸilimlerinin gerçekleÅŸebileceÄŸi teknik ortamlar kurulabilmiÅŸtir. Oysa günümüz okulları, artan ve geliÅŸen teknolojiyle bunu daha da ilerletmelidir.

Sonuç olarak, Köy Enstitüleri bizi hâlâ esinlemeye devam ediyor. Ancak mesele ÅŸu ki, esinlenmelerin maddi uygulama zeminleri yok. Köy Enstitüleri’ni günümüze olduÄŸu gibi ışınlayamayacağımıza göre, bu okulların bugün kullanılabilecek yönleri belli bir sistematik ve tutarlılık çerçevesinde örnek alınmalıdır. Köy Enstitüleri ile en kötü koÅŸullarda bir deney yapıldı. Deneyin kendisi, kendini doÄŸrulamanın ötesinde, yaÅŸayan bir biçim alarak belli bir süre de hayatta kaldı. Åžimdi biz eleÅŸtirel pedagoglar, bu okulların temel felsefesini, uygulamadaki pratik yeniliklerini ve yarattığı ruhu yeniden üretecek bir model arayışı içine girmeliyiz. Ancak unutulmamalı ki, kâğıt üzerindeki her model eksik, kısmi ve soyuttur. Pratikte sınanmayan hiçbir ÅŸeyin deÄŸeri yoktur. EÄŸitim de buna dâhil. Bu yazı dizisini burada sonlandırırken, yakın zamanda bu konuya dönüp daha sistemli ve detaylı analizler yapacak bir çalışmaya gireceÄŸimi söylemek isterim. Çünkü Köy Enstitüleri, kendisine yakışan analizleri hâlâ görmüÅŸ deÄŸil. Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve devrimci kadrolara saygıyla…

Kemal İnal

 

 
41