BÜYÜME VE KAYIT DIÅžI EKONOMİ
Bülent SOYLAN
Çok iddialı gibi gelebilir ama; bir kere Türkiye’nin bir kayıt dışı cenneti olduÄŸu gerçeÄŸini kabul etmek gerekir.
Üstelik “kayıtlıdır” diye bilinenlerin önemli bir kısmını, yani “ÅŸeklen kayıtlı” olanları da hesaba katarsanız, “Kayıt-kuyut” iÅŸlerinin daha da derinlere inen neredeyse bir dipsiz kuyu olduÄŸu söylenebilir.
Bizdeki bu durum ne yazık ki siyasetinden ekonomisine ülkenin bütün kurumlarına sinmiÅŸ olup adeta bir çengel gibi, her bir kurumun verilerine soru iÅŸareti olarak takılmıştır.
Kimilerine göre kayıt dışılık yüzde 30’larda gezinse de, “ÅŸeklen yapılan kayıtlar” da dikkate alındığında bizdeki gerçek oranın yüzde 50’ler dolayında olduÄŸunu söylemek büyük bir abartma olmasa gerek.
Nitekim küçük bir araÅŸtırma ile, bu rakamlara kimi yetkililerin de katıldığı görülür.
Yüzde ölçülerini tartışmayı bir kenara bıraksak dahi; bizzat OECD’ye göre bile Türkiye, 34 üye ülkesi arasındaki sıralamada 2016 verilerine göre kayıt dışılıkta “birinci sıradaki” ülkedir.
Bu bir uluslararası ayıp mıdır?
-Evet
Bunun denetimle, ayıplamayla azaltılabileceği inancı sadece kendimizi aldatmak mıdır?
-Evet
Bir balık ağının (ki vergicilikte de bir yakalama vardır) yüzde 30'unun yırtık olması, o ağın yüzde 70 iÅŸe yaradığını mı gösterir?
-Tabii ki hayır, isteyen kaçabiliyorsa, yakalandı denenler zaten teslimdir.
Bu ölçülerdeki kayıt dışılık önümüzü ancak el yordamıyla görmek, geleceÄŸimize günlük bakmak mıdır?
-Evet.
O zaman Türkiye’de vergiciliÄŸin rayına oturtulması için bir model hazırlanacaksa, kısa vadede ve çok çeÅŸitli alanlarda bir genel iyileÅŸme olmadan vergi sisteminin sadece denetimle, yaptırımları katlayarak, ayıplayarak vs yollarla düzeltilemeyeceÄŸi gerçeÄŸini kabul etmek ve yola bu gerçekten çıkmak gerekecektir.
Åžimdi gelin bu lafların altını dolduracak bazı örnekleri sıralayalım:
Herkesin gözü önündeki durumdur:
-Türkiye’de iÅŸsiz sayısı belirli midir? Belirsizdir,
-Türkiye’de enflasyon oranı belirli midir? Belirsizdir.
-Türkiye’de ücret bordroları göstermelik midir? Göstermeliktir.
-Bir üretimin içindeki iÅŸçilik belirsizse üretim maliyeti belirli midir? Belirsizdir.
-Açıktan ücreti karşılamak için mecburen ve katlamalı olarak açıktan yapılan üretim ve satışın ölçüsü belirli midir? Belirsizdir.
-Kiralar mesela: ev kirasından dükkân kirasına bir “gösterilen” vardır, bir de gerçekte ödenen.
-Satılan mal belli midir? DeÄŸildir, gidin semt pazarlarına, dükkânda satılan her ÅŸeyin belgesinin verilmesi zorunlu iken semt pazarında asla böyle bir usul yoktur. Peyniri de, sebzeyi de, konfeksiyonu da, ayakkabıyı da, elektrik süpürgesinin hortumu ve tabağı çanağı da öyle alırsınız.
-Gayrı menkul, arsa, inÅŸaat iÅŸleri? Hakeza belirsizdir. Åžeklen bir kaydı vardır ama hesaplaÅŸma baÅŸkadır. Hatta ikaz edilirsiniz “Bundan fazla gösterme, emsalleri bozar” diye.
-Taşımacılık örneÄŸin. Siz her biri birkaç milyonla fiyatlanan taksi plakalarının alım satımının, taksicilerin günlük araba yevmiyelerinin kayda girdiÄŸini mi sanırsınız?
-Siz bu ülkenin en ciddi kayıt tuttuÄŸunu söyleyen en büyük sınai kuruluÅŸlarının o “Outsourcing” dedikleri dışarıya yaptırdıklarını, yan sanayiden tedariklerini hep birebir faturalı görürsünüz ama, siz o tedarikçilerin ciddi(!) kurumlarca kendilerine dayatılan fiyattan mal-hizmet satarken ayakta kalabilmek için hangi kayıt dışılıklara mecbur kaldığını, o düzgün faturaların altlarında neler olduÄŸunu bilir misiniz?
Bu örnekler uzar gider…
Yıllardır da böyle gelip böyle gittiÄŸi için kayıt dışılık bizde artık “yapısal” hale gelmiÅŸtir.
Zaten bu nedenledir ki; iÅŸin birazı tıkanan sistemi rahatlatmak, birazı siyaset, birazı da sistemin normal iÅŸleyiÅŸiyle toplanamayan parayı kısmen bu yolla toplayabilmek için yine yapısal hale gelmiÅŸ olan “af”lar, “beyaz sayfalar” “yeniden yapılandırma”lar, “Mali Milat”lar gelir gündeme sık sık.
Bu sadece belirli bir siyasetin sonucu mu?
Ne gezer?
ÖrneÄŸin “Getirin dışarıda bıraktığınız ya da kaçırdığınız parayı” kampanyalarını hep saÄŸ iktidarlar mı yapmıştır?
Hayır.
Hatırlasanıza ÅŸu 1998 Temmuz’unda 4369 Sayıyla çıkan ve Mali Milat ilan eden yasayı. O tarihte hükümette kimler vardı, Maliye Bakanı kimdi acaba dersiniz?
Åžimdi bunlarla kimseyi suçlamıyorum; demek istediÄŸim, bu kayıt dışılığın, bu ekonomimizin bedenine uymayan elbisenin ülkemizin yapısını ÅŸekillendirmiÅŸ, sisteme sinmiÅŸ bir gerçek olduÄŸu, buradaki uyumsuzluÄŸun, aynen ayağı sıkan bir ayakkabının o ayağı yara etmesi, adamı topallayarak yürütmesi gibi, ekonominin organlarına verdiÄŸi kalıcı hasar olduÄŸudur.
Buradaki hasarın, hükümetlere de, yönettikleri ekonomiye de, maliye idaresine de ayak bağı olduÄŸu; ve öyle ikide bir açılacak beyaz sayfalar, sil baÅŸtanlarla, yapılacak “re-form”larla yani bir anlamda “yeni-ÅŸekil”lerle düzeltilemeyecek kadar büyük bir zaaf yarattığıdır.
Dolayısıyla, bu büyüklükte bir zaafın düzeltilebilmesi ancak ve ancak “Ekonomiye verdiÄŸi hasarla aynı büyüklükteki bir deÄŸiÅŸimle” hatta bütün ezber, küresel tavsiyeler ve eski reçeteleri bir kenara cesaretle atıp, yapılacak büyük bir ekonomik-mali devrimle mümkün olabilecektir.
Nedir o peki?
BaÅŸta, böyle büyük bir deÄŸiÅŸimin asla idarei-maslahatçı olmayan, baÅŸarıyı günü kurtarmakla yetinmekte görmeyen bir siyasi destek bulma ihtiyacı olduÄŸunu kabul edelim.
Dolayısıyla, bu deÄŸiÅŸim kararının gerektirdiÄŸi iradeyi o dönemde iktidardaki siyaset ve ondan medet uman etkin çevreler gösterebilecektir.
İşte bu irade gösterilip gereken destek alındığında yapılacak olanlar çok kısaca ÅŸu baÅŸlıklarda toplanabilir:
1.Türkiye ekonomisinin kayıt dışılığı “yapısal” bir durumdur. Bu saatten sonra çarpıklığın sıkılaÅŸtırılacak sadece denetimlerle düzeltilebilmesi olası deÄŸildir. Uygulanan reçete yanlışsa, bünyeye zarar veriyorsa, o yanlış reçeteye daha fazla yüklenerek sonuç almayı düÅŸünmek, bir yanlış tedavinin giderek daha yüksek dozla uygulanması gibi zararlıdır, yanlışta etkinlik ancak çarpıklığı derinleÅŸtirir.
Ortada sistemsel bir uyumsuzluk varsa, herkesin başına bir maliyeci de dikseniz, alacağınız sonuç ancak ekonomiyi kilitler, üretim ve ihracat durur, iÅŸletmeler batar, sınırlı sayıda çalışan da iÅŸsiz kalır.
ÖrneÄŸin koyun her konfeksiyon atelyesinin başına bir maliyeciyi, sektörü öldürürsünüz. Çünkü o sektörün iç piyasası da ihracatı da bu “kısmen bordrolu” çalışmayla ancak dönebilmektedir.
2.Türkiye’deki kayıt dışılığın nedeni, asla Türk insanının diÄŸer geliÅŸmiÅŸ ülke insanlarından ahlakça ve devletine saygıda geride olması deÄŸil, mevcut mali düzenin) ülkenin ekonomik koÅŸullarına uymayan, zorlamalarla sonuç almaya ÅŸartlandırılmış, buna göre biçimlendirilmiÅŸ yapısıdır. (ki aslında mali düzen dediÄŸimiz de genel ekonomik düzenin; para politikası, gümrük politikası, sosyal güvenlik politikası gibi pek çok alt uygulamalarından sadece biridir)
3.Olayı biraz daha açabilmek için bu iÅŸi, iki uç noktasından örnekleyerek söyleyelim:
Bu gün ticaret ve sanayiin ve dolayısıyla her türlü ekonomik faaliyetin kayıt dışına kaymasının nedeni, içinde bulunulan ekonomik ÅŸartlarda karşılaÅŸacağı vergi yükünü taşıyabilecek durumda olmamasıdır. Katlayın örneÄŸin ÅŸimdiki vergileri ikiye, kayıt dışı ÅŸahlanır.
İndirin vergiyi yarıya, kayıt dışılık da yarıya iner.
Olmaz ama aradaki iliÅŸkiyi daha iyi anlatmak için dada da bir uç nokta: Kaldırın vergileri, ortada kayıtdışı diye bir ÅŸey kalmaz.
Demek ki kayıt dışılığın yaratıcısı da, dozunu belirleyen de, ekonominin ve dolayısıyla iÅŸletmelerin taşıyamayacağı yükseklikteki vergi ile düÅŸük vergi arasında kurulmuÅŸ olan dengenin neresinde olunduÄŸudur.
Åžimdi buradan yola çıkarak söyleyelim:
Sadece asgaride deÄŸil, tüm düzeylerdeki ücretlerin vergisini, sigorta primini taşınabilecek düzeye indirin; açıktan çalışma-çalıştırma için bir neden kalmaz. Katın bu kayda sokulacak iÅŸçilikleri üretim maliyetlerine, bütün sanayi ve ticarette ne üretimde ne açıktan alıp satmada bir kayıt dışılık kalmayacaktır. Çünkü iÅŸçilik maliyetlerinde tuÄŸlayı yerine oturttuÄŸunuz zaman buradaki açığı diÄŸer aÅŸamalara taşımak için bir baskı olmayacaktır.
4.Türkiye’de iÅŸçilikten üretime, üretimden satışlara kadar bütün süreçte iÅŸletmeler her an için kayıt dışılığın riskini taşımakta, “kaç-göç içinde yaÅŸamakla ÅŸeffaflaÅŸamamakta, kurumlaÅŸamamakta, kurumlaÅŸamadığı için de büyüyememektedirler. Hatta bu riskler, iÅŸletme sahibinin kendine güvence oluÅŸturabilmek için sermayeye ekleyebileceÄŸi bir kısım iÅŸletmeden geri çekip gayrı menkul gibi âtıl alanlara yatırmasına yol açmaktadır.
BüyüÄŸün küçüÄŸü yuttuÄŸu bu küreselleÅŸmiÅŸ serbest piyasa düzeninde bizim iÅŸletmelerin de olabildiÄŸince büyüyebilmesi için, iÅŸçilikteki gibi gerçek fakat kayıt dışı üretim maliyetlerini kayda alabilmesi, zaten beklenen geliri saÄŸlayamayan mevcut kurumlar vergisi oranının da “etkili” yani yatırım ve kapasite yükseltme yönünde etki yaratacak bir biçimde düÅŸürülmesi gerekir. Bu oran indirimi dolayısıyla kaybedileceÄŸi düÅŸünülen vergi, iÅŸletmelerin göstereceÄŸi canlanma ile büyük ölçüde telafi edilecek, ayrıca portföycü deÄŸil, “üretime yatırımcı” yabancı sermaye gelmesi için dikkat çekilecek ve ciddi bir cazibe yaratılacaktır.
5.Ücretler üzerindeki sosyal güvenlik (sgk) primleri, istihdamı baskı altında tutan “ikinci büyük vergi kalemi”dir.
Uygulanan prim üst sınırının asgari ücretin birkaç katını geçmeyecek ölçüde örneÄŸin asgari ücretin iki katı gibi düÅŸürülmesi gerekir.
Bu durumda hem yüksek ücretlerle çalışanlar iÅŸ hayatı boyunca bu yükten kurtulacak hem iÅŸverenleri daha çok ücret ödeyip vasıflı eleman istihdamı imkanına kavuÅŸacaklardır. Gerçi bu arada emeklilikte “sosyal güvenlik kurumundan alınacak aylıklar” düÅŸecektir ama bu sorun olmamalıdır, çözüm kolaydır.
ÖrneÄŸin 2021 yılı için prim tavanı aylık 26.831,40 lira ise, bordrolardaki bu rakam artık emeklinin sosyal güvenliÄŸini saÄŸlama amaçlı ve alınması zorunlu bir prim deÄŸil, devletin ücretler üzerine koyduÄŸu ikinci bir gelir vergisidir ve ciddi bir yüktür. Dolayısıyla primler “sadece sosyal güvenlik gereÄŸini karşılamaya yeterli olacak düzeye” indirildiÄŸinde, istihdam maliyetleri düÅŸecek, iÅŸletmeler çalışanlarına daha yüksek net ücret ödeme ama daha önemlisi daha vasıflı eleman çalıştırma ÅŸansı bulacaklardır.
Burada “ben ÅŸimdi yüksek prim ödeyeyim ki ileride emekli maaşım yüksek olsun, bana güvence deÄŸil yüksek refah da gerekli” düÅŸüncesi de olacaktır. Bu herkesin en doÄŸal tercihi. Ancak, sistemde sosyal güvenlik kurumunun asıl görevi, çalışanların iÅŸ hayatı sonrasında muhtaç duruma düÅŸmemelerini saÄŸlamaktır, asla yüksek emeklilik geliri vadetmek deÄŸil.
Aksi takdirde o adında yer alan “Sosyal” güvenlik sözcüklerinin anlamı kalmaz.
Üst gelir grupları, eÄŸer yüksek gelir düzeyini emeklilikte de sürdürmek istiyorlarsa o zaman indirilecek prim tabanı üzerine -bu kez güvenlik açısından tercihen kamu bankalarınca oluÅŸturulacak özel sigorta ÅŸirketlerine prim ödeyerek- sonuçta yine istedikleri yüksek emeklilik maaşı güvencesine kavuÅŸacak ama tavan indirilmekle hem kendileri hem iÅŸverenleri ömür boyu denebilecek bir dönemde yüksek prim baskısından kurtulacaktır.
DüÅŸük sosyal güvenlik kurumu, istihdamın kayda girmesi ile ÅŸimdiki büyük açıklarından kurtulabilecek, “mutlaka” olması gerektiÄŸi gibi, bundan daha geniÅŸ sigortalı tabanlı bir yapıya kavuÅŸabilecektir.
Çünkü sosyal güvenlik sistemlerinde geçerli model, az kiÅŸinin primiyle çok kiÅŸiyi emeklilikte güvence altına almak deÄŸil, çalışan tabanını geniÅŸleterek çok kiÅŸinin primiyle az kiÅŸiyi güvence altına almaktır.
Bu arada, özellikle özel sektörün üst düzey yöneticilerine zaman zaman uyguladığı “yıl sonu sarı zarfı”na da gerek kalmayacaktır. Çünkü yüksek vergi ve primler dolayısıyla bir kısım üst yöneticinin yıl içinde bordro üzerinden alamadığı “karşılığı” böylece ve kayıt dışı tahsil ettiÄŸi ve ücretini böylece dengelediÄŸi bilinen uygulamalardandır.
5.Ülke ekonomisinin bizce yarıdan fazla kayıt dışılığı dolayısıyla tüketim üzerinden alınan KDV ayrı bir yanlışlıktır. Bu düÅŸüncemize bizi doÄŸrulayacak bir referans verecek olursak; o tarihte Maliye Bakanı, bu günkü Merkez BaÅŸkanımız Sayın Naci AÄŸbal’ın Türkiye İhracatçılar Meclisinde, iÅŸ adamlarımıza karşı kullandığı ÅŸu ifadesi hatırlanmalıdır:
“"Sistem, bu haliyle sürdürülebilir deÄŸil.
Yatırımın, üretimin, istihdamın ve ihracatın önünde ciddi bir engel oluÅŸturuyor bu haliyle.
Mevcut KDV sistemi yerli üretimin aleyhine çalışıyor.
İthalat yapmak daha cazip.
Bütün bunları gördüÄŸümüz noktada, '32 yıllık kanunun artık reforma tabi tutulma zamanı gelmiÅŸ”.
Bunun yanı sıra, ülkenin önemli bir bölümünün mal ve hizmet alımının geliÅŸmiÅŸ bölgelerle aynı oranda vergilendirilmesi, vergi yükü açısından büyük bir dengesizlik yaratmakta, bu da zincirleme çalışması gereken kayıt düzenini bozmaktadır. (ÖrneÄŸin aynı takım elbise için İstanbul’da da Urfa’da, Hakkari’de de aynı vergi alınmak isteniyorsa, çocuÄŸun kullanacağı tablet bilgisayar her iki yerde de yüzde 18 vergiliyse, belli ki sonuçta özellikle gerice bölgelerde bu alışveriÅŸlerde ya kayıt dışına kaçılacak ya ticaret ve yurttaÅŸ refahı üzerinde vergi yoluyla baskı kurulmuÅŸ olacaktır.
Bu nedenlerle, en azından kayıt dışılığı azaltmak, eÄŸer sürdürülecekse kayıt zincirini kopartmamak için Katma DeÄŸer Vergisi oranlarında 18’lerden 10’lara ve düÅŸük gelirlilerin kullanacağı ürün ve hizmetlerde adeta vergiyi önemsetmeyecek sadece iz sürülecek oranlara inmek gerekmektedir.
Buradaki gelir kaybı, kısmen daha fazla kayda girmekle, kısmen tüketimin canlanması ile kısmen de ÖTV dediÄŸimiz ilk üretim aÅŸamasında alınan denetimi ve tahsili vergilerin alanı biraz daha geniÅŸletilerek karşılanabilecektir.
Hatta daha ileri bir adımla bir zamanların perakende satış vergisi olan İşletme Vergisi uygulaması dahi bölgesel geliÅŸmiÅŸlikler gözetilerek ve düÅŸük oranlarla devreye sokulabilir.
6.Türkiye’de sermaye, ya inÅŸaat iÅŸine girerek ya bu sektörün üretimine müÅŸteri olarak katılmakla sınai üretim açısından “atıl” duruma düÅŸmektedir.
Türk inÅŸaat sektörünün bir ÅŸekilde iç piyasadan dış piyasaya kaydırılması gerekir. İnÅŸaatta düz iÅŸçilikten vasıflı iÅŸçiliÄŸe, buradan inÅŸaat sektörünün beslediÄŸi her türlü sanayie kadar kendine uygun iklim bulan kayıt dışılık, baÅŸta gayrı menkul rantlarının vergilendirilmemesi dolayısıyla; belki kısa dönemde ekonomiyi canlandıracak bir lokomotif gibi görülmüÅŸse de ülkedeki sınırlı sermayeyi de zaten sınırlı olan tasarrufları da yine bu sektöre gömmüÅŸtür.
Dikkat edilirse 2019 yılının yeni ilan edilen ilk 100 vergi rekortmeni arasında o anlı ÅŸanlı inÅŸaat ÅŸirketlerimizden hiçbiri görülmemektedir.
İnÅŸaat sektörünün içeride kısmen vergi verme çizgisine getirilmesi, belirli bir büyüklük ve kalifikasyona sahip olan firmaların ise bir zamanlar Güney Kore’nin yaptığı gibi ama her ÅŸekilde daha sıkı denetim altında tutularak desteklenmesi, gireceÄŸi dış iÅŸlerde kendilerine milli bir kurumca ihtiyaç duydukları teminat mektupları saÄŸlanarak arkalarında durulması uygun olacaktır.
7.Abartılmış ithalat politikaları Türk ziraatını oldukça sıkıntılı bir duruma düÅŸürmüÅŸtür. Bundan böyle, zirai kazançlar ancak ticari iÅŸlemlerinin izi takip edilecek ölçüde vergilendirilmelidir. Bu bir yandan tarımsal ve hayvansal gıda üretimi üzerindeki baskıyı kaldıracak, artan üretim ve iç üretim artışıyla düÅŸen fiyatlar bir ileri aÅŸama olarak iÅŸçinin geçim maliyetini düÅŸürerek sonuçta ekonomimizdeki sınai ve ticari maliyetleri düÅŸürecektir.
8-Türkiye’de sınai üretim belirsizdir.
Bırakın dükkanlarda kayıtsız malları, semt pazarında, iÅŸportada satılan tekstil, konfeksiyon, plastik eÅŸya, tencere, terlik gibi ve daha birçok sınai malların önemli kısmı kayıt dışı alınıp satılır. Yukarıda belirttiÄŸimiz açıktan iÅŸçilik ücreti nedeniyle üretimin önemli bir kısmı açıktan yapılmak ama neredeyse piyasada alenen satılarak paraya çevrilmek durumundadır.
Kısaca, üretim resmi kayıtlardaki kısmı ihracatta, maÄŸazalarda satılırken gayrı resmi ya da üretimin kayıt dışı kısmı pazarlarda, iÅŸportada piyasaya sunulmaktadır.
Åžu sorunun cevabı iyi düÅŸünülmelidir:
Bırakın ticarethanelerdeki faturasız alış-satışları, acaba sadece “Pazar” satışları gerçeÄŸi ortadayken her maÄŸazaya bir maliyeci diksek, ihraç edilen her ürünün imalatını dört göbek geriye kadar denetletip doÄŸrulatsak “sistemi tam kontrol edebiliyoruz her ÅŸey kayıt altında” diyebilir miyiz?
Bu durum, karanlık odada kaybedilen iğneyi aydınlık odada aramak değil midir?
9-Türkiye’de kazançlar belirli midir?
Belirsizdir. En çok vergi veren dolayısıyla en çok kazanan 100 kiÅŸiden 67’si ismini gizlemiÅŸtir. Bu listede geriye kalan 33 kiÅŸiden bankalar gibi kendini gizleyemeyecek büyük kurumları da çıkarsanız, bulunacak yüzdelik, kazanç gizlemenin esrarını ve ciddiyetini daha da arttıracaktır.
Dikkat edilirse, Türkiye’nin dünya çapında dereceye giren ünlü müteahhitlerinden hiçbiri en azından bu listede ben de varım diyemedi. Acaba bunun nedeni kazançlarının düÅŸüklüÄŸü müdür yoksa aldıkları sonuçları kamuoyundan gizleme istekleri mi?
10-EÄŸitilmiÅŸ eleman konusu büyük ve yaÅŸamsal sorunumuzdur.
Türkiye, geliÅŸmiÅŸ ülkelerle olan arasını en azından daha fazla açmamak için en kısa zamanda ve en etkili biçimde, sınırlı sayıdaki yetiÅŸmiÅŸ elemanını artık ne dışarıya kaçırmalı ne hala dışarıda bırakmalıdır.
Bunun konumuz açısından çözümü, belirli teknoloji seviyelerinde görevlendirilecek kiÅŸilerin istihdamının olabildiÄŸince vergi dışı bırakılmasıdır. Türkiye ekonomisinin hala konfeksiyon, otomotiv, madencilik, inÅŸaat gibi deÄŸeri düÅŸük mal ve hizmetler üretiyor olması, deÄŸeri düÅŸük mal üretimlerindeki düÅŸük ve nispeten korunan iÅŸçilik ücretlerinin (asgari ücret gibi) önemli ölçüde vergi dışı bırakılması, iÅŸletmecilerin daha çok bu sektörlere yönelmesine neden olmuÅŸtur.
Çünkü ileri teknolojik üretimde ücretler doÄŸası gereÄŸi yüksek olmalıdır ama üzerine bir de yüksek vergiler gelince daha da yüksek olmakta, bu iÅŸlere kimse girmek istememekte, vasıflı eleman gerektiren konulara ilgi duymamaktadır.
Türkiye bir kısım politikacının “Orta gelir tuzağı” dediÄŸi ama kendine bu tuzağı kimin kurduÄŸunu bir türlü çözemediÄŸi bu durumdan kurtulmak istiyorsa, ileri teknolojinin gerektirdiÄŸi vasıflı kadroları uzun yıllar içinde yetiÅŸtirmek için beklemek yerine, ne yapıp yapıp önce dışarıya kaptırdığı yetiÅŸkinlerini içeriye almalıdır.
11.Turizm sektörü
Turizm bir açıdan ihracattır. Mal ve hizmetin yabancıya içerideki teslimidir, dışarıdan saÄŸlanan dövizdir.
Bu alandaki istihdam, turizm iÅŸletmelerinin kapasitesiyle kontrollü olarak, adeta kendilerine birer “norm kadro” tanınarak ucuzlatılmalıdır. Hele bu pandemiden sonra gereken toparlanma için buna büyük ihtiyaç vardır.
Turistik iÅŸletmelerin, mali destekten çok, ucuza saÄŸlayacakları istihdam yoluyla hizmetlerini geliÅŸtirmelerine imkân verilerek güçlendirilmesi gerekir.
Ve sonuç olarak:
İşte burada, “ama”sı, “ÅŸu kadar ki”si yani bir kısım ayrıntısı ile ancak uygulama sırasında belirlenmesi gereken tarafı geriye bırakılıp kısaca dile getirilerek önerilen bütün bu politikalar, hem çalışanın, iÅŸçinin, köylünün yani alt gelir gruplarının ve hem de iÅŸ çevrelerinin rahatlayacağı, herkesin kazanabileceÄŸi “büyüme dostu vergi” politikalardır. Denetimle, yaptırımla deÄŸil her kesimin ekonomisine hitab etmesi ve dolayısıyla yurttaÅŸ-devlet iliÅŸkilerini de yumuÅŸatacak politikalar olması için önerilmiÅŸtir.
Gerisi politikacıların ve etkili çevrelerinin bileceÄŸi iÅŸtir.