ERSİN DEDEKOCA
Covid-19 salgını felaketi karşısında, insanların saÄŸlığının yanında dünya ekonomisi de ciddi darbeler aldı ve 2020 yılı dünya ekonomisinin yüzde 10 oranı civarında küçülebileceÄŸi, uzmanların yaptığı açıklamalar arasında yer almaktadır. Hem 2020 yılının, hem de geçmiÅŸ yılların “birikmiÅŸ olumsuz etkileri” nedeniyle dünya ve Türkiye için içinde bulunduÄŸumuz yıl “zor bir yıl” olacaktır ve bu nedenle 2021 için “özveriler yılı” da diyebiliriz.
Söz konusu “özveri yılı” nitelemesinin, ekonomik aktörlerden ÅŸirketlerde, nakit akışlarını yönetme, piyasadaki varlıklarını koruma ve devam ettirmede izlenecek yönetim tarzıyla, olumsuzlukları önceden öngörerek alınacak etkin önlemler ve uygulanacak mali disiplinde görmekteyiz.
Esnaf ve hane halkı bireylerinde ise, zorunlu ihtiyaçlarını karşılama, açlık sınırına düÅŸmeme veya bu sınırı aÅŸma, iÅŸsiz kalmamak için sosyal haklarından vazgeçme ve kayıt dışı ve/veya asgari ücretle çalışmaya razı olarak “iÅŸsizlikten kurtulma” ÅŸeklinde tezahür etmektedir.
Bu haftaki yazımızı, içinde bulunduÄŸumuz yıl Türkiye’nin, dünya koÅŸullarına koÅŸut ve ülkenin mevcut kırılganlıkları nedeniyle karşı karşıya olduÄŸu ekonomik sıkıntı ve kısıtları kısaca gözden geçirilmesine ayırdık.
EKONOMİK BÜYÜME
Ekonomistlerle düzenlenen toplantıda (9 Åžubat) konuÅŸan TCMB BaÅŸkanı Naci AÄŸbal, 2020 yılının son çeyreÄŸinde büyüme rakamının yüzde 7-8 civarında gelmesini beklediklerini, böylece 2020 yılının bütünündeki yıllık büyümenin yüzde 2,5 olarak gerçekleÅŸebileceÄŸini söyledi. 2021’in ilk çeyreÄŸine iliÅŸkin büyüme öngörüsünü de açıklayan AÄŸbal, “Ocak-Åžubat ayındaki ekonomik aktiviteye göre yüzde 4-5 büyüme ile ilk çeyreÄŸe baÅŸlanabilir” dedi.
Yılın son çeyreÄŸi için beklenen büyüme, üçüncü çeyrekteki yüzde 6,7’lik büyümeye yakın ama onun biraz altında yüzde 4-5 civarında kalacağı yönündeydi. Naci AÄŸbal’ın yüzde 7-8’lik büyüme tahminleri mevcut beklenti ve tahminlerin bir hayli üzerine çıkmış oldu. Bir baÅŸka ifadeyle, Türkiye bu oranı tutturursa, 2020 yılında yüzde 2,3 geliÅŸmiÅŸ olan Çin’den de fazla büyümüÅŸ olacaktır!
EÄŸer 2021’in ilk çeyreÄŸini yüzde 4-5 civarında bir büyüme oranı gerçekleÅŸirse, ikinci çeyrekte pozitif büyümenin sürdürülmesi daha kolaylaÅŸacaktır. Çünkü geçen yılın aynı döneminde yaÅŸanan yüzde 9,9 oranındaki daralma, o dönemdeki 2021 büyümesine önemli bir destek (baz etkisi) verecektir.
Ancak salgında mutasyonların etkisiyle üçüncü dalganın baÅŸlaması durumunda, ekonomi ve büyümenin bundan negatif etkilenmesi de kaçınılmaz olur. Ancak kalıcı “pozitif sonuç” için, ekonomi dışındaki riskleri (askeri, uluslararası iliÅŸkiler-ABD ve AB-) iyi yönetmek, ekonomide yakalanan dalgayı yalnız bırakmamak ve hukuk reformu baÅŸta olmak üzere diÄŸer reformlarla desteklemek gerekmektedir.
Bu baÄŸlamda aktarmamız gereken bir diÄŸer konu da, ülkenin “kiÅŸi başı ulusal gelirinde yaÅŸanan düÅŸme” olmaktadır. Övünme ve övgülere karşın baÅŸarısız yönetimler, ülke ekonomisinin “dünya sıralamasındaki yerinin gerilemesine” yol açmaktadır. IMF verilerine göre, 2013 yılında nominal olarak 12.614 $ olan kiÅŸi başına ulusal gelir, 2019 yılında 9.127 $’a geriledikten sonra, 2020 yılında da 7.715 $’a düÅŸtüÄŸü hesaplanmaktadır. Bu sonuç ülkenin, bu konudaki dünya sıralamasındaki yerini 72 nci sıraya gerilemesine yol açmıştır.
ULUSLARARASI REZERVLER
Ülkenin uluslararası döviz rezervleri çok düÅŸük ve artırma gereÄŸi önemli bir zorunluluk olarak durmaktadır. DiÄŸer yandan da ekonomik büyüme yüzde 5 ve üzerine çıkarken, cari açığın ise düÅŸürülmesi gereÄŸi de bir diÄŸer önemli bir husustur.
Bu durumda yapılacak olan uygulama, mâdem ki döviz rezervleri çok düÅŸük ve artırma gereÄŸi ortada; dış borçlanmada sınıra dayanıldı; Ankara yönetimi IMF’ye gitmeyi, en azından ÅŸeklen istemiyor; bu durumda tek uygulanabilecek ekonomi politikası, “cari açığı arttıracak” yeni bir dış borçlanma yapmamaktır.
2020 yılı için 36.7 milyar $ olarak gerçekleÅŸen cari açığın, tahmini GSYH’ya oranı 5’e yükselecek gibi durmaktadır. 2021’de ise, anılan açığın yüzde 5’ten yüzde 2,5’a indirilmesi zorunluluk olarak durmaktadır. Bunun önlemi ise, 2020 yılındaki ekstra altın ve otomobil ithalâtından (20 milyar $) kurtulmakta yatmaktadır.
YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI
Yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi, cari açığı finanse edecek çember, dış borçlanma olanakları giderek daralmaktadır. Geçen yıl verilen 36.7 milyar dolarlık cari açığın 31.9 milyar doları rezervlerden karşılanmıştı. Benzer bir rezerv kaybının 2021 yılında da sürdürülmesi mümkün deÄŸildir. Bu yıl bu ülkenin böyle bir uluslararası rezervi yok. Åžimdilerde öncelenen politika da zaten “uluslararası rezervlerin arttırılması.*
2020 yılına iliÅŸkin açıklanan ödemeler dengesi verilerinden “doÄŸrudan sermaye yatırımları (DSY)” ile “portföy yatırımlarının” uzun vadeli seyrine baktığımızda, son 20 yılda 180.2 milyar $ DSY, 151.4 milyar $’lık da” kısa vadeli sermaye (sıcak para) giriÅŸi olduÄŸunu izlemekteyiz. Kısacası son 20 yılda ülkeye uzun ve kısa vadeli toplamda 331.6 milyar $ yabancı sermaye girdiÄŸini görmekteyiz.**
2020 yılındaki 4.6 milyar $’lık net DSY ile 2004 yılına geri dönülmüÅŸ olmaktadır. O tarihten beri en düÅŸük rakam 2020 yılında gerçekleÅŸti. Yurtiçi yerleÅŸiklerin yurtdışında yaptıkları doÄŸrudan yatırımlarının düÅŸülmesiyle elde edilen net DYT 2020’de 4.6 milyar $ olmuÅŸtur.
Son 20 yılda yabancıların yurtiçindeki yatırım toplamı 229.5 milyar $’a ulaÅŸmıştır. Aynı dönemde yurtiçi yerleÅŸiklerin yurtdışı yatırımları ise 49.3 milyar $’a çıkmıştır. Böylece net DSY tutarı 180.2 milyar $ oldu. Bir diÄŸer ifadeyle her yıla ülkeye gelen DSY ortalama 9 milyar $ azalmaktadır.
“Sıcak para” diye tanımlanan yabancıların sermaye veya portföy yatırımları da son yıllarda iyice zayıfladı. Hatta son 20 yılın 3 yılında üst üste (2018, 2019 ve 2020 yıllarında sırasıyla 3, 1.5 ve 5.5 milyar $’lık) net bazda sermaye çıkışı yaÅŸandı.
Son 20 yılda hisse senedi yoluyla gelen sermaye toplamı 27.1 milyar $ olurken, borçlanma senetleri (DİBS) yoluyla 152.6 milyar $’a vardığı anlaşılmaktadır.
Özetle, para her zaman ve her durumda sıcak (portföy yatırımları) ve soÄŸuk (DSY) olmak üzere iki yüzlüdür. Paranın soÄŸuk tarafı istikrarı getirirken, sıcak tarafı da istikrarsızlığı temellendirmektedir. Maalesef ülkemizde, TCMB’nın yüzde 17 oranındaki “politika faizi” desteÄŸiyle 2021 yılında sıcak para giriÅŸi, hızlanmış ve bu olgu Ankara ekonomi yönetimince “TL’na deÄŸer kazandıran yabancı giriÅŸi” algısı olarak kullanılmaktadır.***
DIÅž BORÇLAR
Hazine ve Maliye Bakanlığı/Kamu Finansmanı İstatistiklerine göre, Hazine garantileri dışında Türkiye’nin dış borçları 435.1 milyar $ olup, bunun 166, 21 ve 247 milyar $’ı sırasıyla kamu, TCMB ve özel sektöre aittir. Keza söz konusu dış borcun 255.5 milyar $’ı (yüzde 69’u) kısa ve orta, bakiyesi (179.6 mia.$)’ı ise 2025 ve sonrası vadelidir. TCMB raporlarına göre Aralık 2020 itibariyle, özel sektörün önümüzdeki 1 yıl içinde vadesi gelecek borç tutarı 188.7 milyar $’dır.
Haziran 2020’de 421 milyar $’a inmiÅŸ olan “toplam dış borç stokunun” Eylül 2020 sonu itibariyle yeniden yükselmiÅŸ olduÄŸunu; bir baÅŸka anlatımla, 2018 yılından itibaren dış borç miktarlarında azalma olurken, 2020 üçüncü çeyreÄŸinden itibaren yeniden arttığını izlemekteyiz.
DiÄŸer yandan ülkenin dış borçları baÄŸlamında;
olguları, önemli kırılganlıklar olarak devam etmektedir.****
İŞSİZLİKTEKİ ARTIŞ
Sonrasında “toplumsal trajedilere” dönüÅŸebilme niteliÄŸi ve yol açtığı “bireysel trajediler” nedeniyle “iÅŸsizliÄŸi” belki de enflâsyondan daha büyük bir sorun olarak düÅŸünmeliyiz.
Ancak iÅŸsizlikle ilgi olarak TÜİK’in açıkladığı rakamların gerçeÄŸi yansıtmadığında herkes görüÅŸ birliÄŸi içinde. Bu nedenle iÅŸgücü istatistikleri salgın sürecinde tümüyle anlamsız hale geldi. Resmi sayılara göre “görünür iÅŸsizlik” yüzde 13‘lerde, “geniÅŸ tanımlı iÅŸsizlik” ise (açıklanan iÅŸsiz sayısına iÅŸ aramayan ama çalışmaya hazır olanların eklenmesiyle hesaplanıyor) yüzde 30‘a yaklaÅŸtı. Keza geniÅŸ tanımlı iÅŸsizlik oranının 2020 yılı ortalamasının da yüzde 24 düzeyine eriÅŸtiÄŸi açıklandı.
Bu ay 2020’nin tümüne iliÅŸkin iÅŸsizlik oranı belli oldu. Buna göre 2020 yılının iÅŸsizlik oranı yüzde 13,2 oldu. Yani 2019’daki yüzde 13.7’ye göre azalma var!
DiÄŸer yandan da Kasım ayında istihdam edilen kiÅŸi sayısı son yılda 1.1 milyon kiÅŸi azalarak 27 milyon kiÅŸiye, istihdam oranı da 2.7 puanlık düÅŸüÅŸle yüzde 42.9’a indi. Bunu, istihdam edilmek için gereken ÅŸartlara uygun kiÅŸilerin ancak yüzde 43’ünün çalışabildiÄŸi ÅŸeklinde yorumlayabiliriz. Genç iÅŸsizlerde durum çok daha vahim, çalışma yaşına gelmiÅŸ gençlerin kabaca dörtte biri, yani dört gençten biri iÅŸ bulabilmektedir.
İşsizlikte gerçek tabloyu, DİSK‘in araÅŸtırma birimi DİSK-AR’dan izlemekteyiz. Onun verilerine göre gerçek iÅŸsizlik (teknik terimle “geniÅŸ tanımlı iÅŸsizlik“) yüzde 26,4! Kısacası tam 9.5 milyon insan iÅŸsiz! Üstelik ÅŸimdilerde salgın nedeniyle iÅŸten çıkarma yasağı var. O yasak da kalktığında iÅŸsizliÄŸin daha da artması kaçınılmazdır.
BÜTÇE ve KAMU FİNANSMAN DENGESİNDEKİ HIZLI BOZULMA
2002’den bu yana ülkeyi yönetenler uzun yıllar boyunca, bütçe açığının ulusal gelire oranının yüzde 3’ün altında olmasıyla övünüyordu. Teknik adıyla “mali çıpa” bu uygulama son yıllarda kayboldu. Türkiye eskiden olduÄŸu gibi yine “yüksek bütçe açıkları” veren bir ülkeye dönüÅŸtü.
BaÅŸlangıçta 139 milyar TL olan “2020 yılı bütçe açığı öngörüsü” yaklaşık 173 milyar TL olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu sapma da enflâsyonun çok üstünde, yaklaşık yüzde 40 gibi bir orana karşılık gelmektedir. Vergi gelirlerinin yaz aylarında biraz kıpırdamasıyla bütçe açığının 2020’i yüzde 4-4,5 bandında tamamladığı tahmin edilmektedir. Bu yüksek oranın bu yıl daha da artacağı tahmin edilmektedir. Çünkü kamunun sırtındaki “faiz yükü”, kamu borçlanmasındaki artış nedeniyle katlanacaktır. Yıl sonunda yüzde 5 oranındaki bir açık ÅŸaşırtıcı olmayacaktır..
“Hazine nakit açığı” ise bunun da üzerinde 182 milyar TL oldu. Daha çarpıcı bir artış ise, fazla verdiÄŸi zamanlar artık nostaljik bir anı olarak belleklerde duran, “faiz dışı açıkta”: 2019 sonunda 24.8 milyar TL olan faiz dışı açık, 2020 sonunda yüzde 54 artışla 38 milyar TL’ye yükselmiÅŸtir. Bütçe giderleri 2019’a oranla yüzde 20 artışla gerçekleÅŸirken, bütçe gelirlerindeki artışın yüzde 27,6’da kaldığı, vergi gelirleri yüzde 23,6 artarken faiz harcamalarının yüzde 34 arttığı da dikkat çekmektedir (Vergi gelirlerindeki bu artış da hemen tümüyle, kredi desteÄŸiyle canlanan, ertelenmiÅŸ otomotiv ve alkollü ürünler üzerindeki dolaylı vergilerden kaynaklanmıştır).
Merkezi bütçe ile ilgili bir diÄŸer gerçek de, kamunun döviz cinsinden borcunun toplam borcuna oranı 2020 sonunda yüzde 56.2’ye yükselmiÅŸ olmasıdır. Bu düzey 2001 krizi sırasında gerçekleÅŸen orandan, az da olsa yüksek. Ülkenin en ciddi ekonomik krizini yaÅŸadığı 2001 sonunda, kamunun döviz cinsi borcunun toplam içindeki payı yüzde 55.8 idi. Krizden hemen sonra uygulamaya konulan ciddi ekonomik programın olumlu bir sonucu da, bu payın sürekli azalması olmuÅŸtu. 2010’a gelindiÄŸinde yüzde 26,7’ye kadar düÅŸmüÅŸtü.
DÜÅžMEYEN CARİ AÇIK
2020 yılında 40 milyar $ civarında oluÅŸtuÄŸu tahmin edilen “cari iÅŸlemler açığının”, içinde bulunduÄŸumuz yılda da artması beklenmektedir. Ülke ithalâtı, ağırlıklı olarak enerji, ara ve sermaye malları gibi stratejik, “talebinin fiyat esnekliÄŸinin” de düÅŸük olduÄŸu ürünlerden oluÅŸmaktadır. Stratejik ithalâtın kısıtlanması, ekonomide daralmaya, ulusal gelirde düÅŸüÅŸe yol açmakta, kur ayarlamalarıyla da azaltılması mümkün olmamaktadır.
Dışalımın ağırlıklı stratejik mallar olmasına karşın, ileri teknoloji ürünü dışsatımın düÅŸük düzeyde olması sonucu, “dış ticaret dengesi” sürekli açık vermekte, ihracatın ithalatı karşılama oranı ortalama yüzde 70 dolayında kalmaktadır. 2021 yılında da dış ticaret açığında daralma beklememenin yanı sıra, “ödemeler dengesinin cari iÅŸlemler hizmet” bölümünde, turizm baÅŸta olmak üzere taşımacılık, dış taahhüt iÅŸleri gelirlerinde olası gerileme; buna karşı “yatırım gelir ve giderleri” alt kaleminde, yabancı sermaye kâr transferi, dış borç faiz ödemeleri nedenleriyle açığın büyümesi, cari iÅŸlem açığının da artmasına yol açacaktır.
BilindiÄŸi gibi cari iÅŸlemler açığı, finans hesabı fazlası ve/veya rezerv azalışıyla fonlanır. Finans hesabı ana kalemler olarak; (i) doÄŸrudan yabancı sermaye yatırımları, (ii) portföy yatırımları, (iii) dış borçlar olarak bölümlendirilmektedir. Ekonomik ve siyasal nedenlerle DSY’nın artması beklenmemektedir. Bu kalemi abartmak amacıyla, ekonomik anlamda yatırım olmamakla birlikte, yabancılara gayrimenkul satışları da bu baÅŸlık altında gösterilmektedir. Ancak yurtdışında yerleÅŸiklerin konut alımlarının, cari iÅŸlemler açığının kapanmasına katkısı, ihmal edilebilir bir düzeyde kalmaktadır.
Bu koÅŸullar altında, yani yabancıların ülkedeki yatırımlarından yeterli kaynak saÄŸlanamadığından, “cari iÅŸlemler açığının” ve “dış borç anapara ödemelerinin” finanse edilebilmesi için dış borçlanma zorunlu olmakta; TCMB’nin yeterli rezervinin olmaması da borçlanmayı ivedi hale getirmektedir.
Bu baÄŸlamda dış borçlanmanın ekonomik ve politik maliyeti giderek artmakta, verilen ödünler nedeniyle dış borç saÄŸlanması ve yönetimi bir sorun olduÄŸu gibi; faizlerin yükseltilmesi ve TL’daki deÄŸerlenmenin tetiklenmesiyle artan “sıcak para giriÅŸleri”, önemli bir risk unsuru oluÅŸturmaktadır.
REEL SEKTÖR ve BANKACILIK SİSTEMİNİN SIKINTILARI
İdari veya hukuki takipte olan ya da borçlularının ödeme sıkıntısı çektiÄŸi reel kesime açılan kredilerin 700 milyar TL’yi aÅŸtığı konuÅŸulmaktadır. DiÄŸer yandan mevcut piyasa ve yapısal koÅŸulların da reel sektörün lehine olmadığı bilinmektedir.
BilindiÄŸi gibi 2007’den bu yana, büyümeye raÄŸmen “faktör verimliliÄŸinde” sürekli düÅŸüÅŸ yaÅŸanmıştır. TÜİK’in geçenlerde yayınlanan KOBİ raporuna göre KOBİ’lerin ancak yüzde 1’ i “orta” ölçekli, yüzde 92.5’u “mikro” ölçekli, diÄŸerleri ise “küçük” ölçeklidir. Bu durum bize, eskiden beri önemli bir zaaf olarak vurgulanan Türk ÅŸirketlerindeki “ölçek darboÄŸazının” giderek derinleÅŸtiÄŸini göstermektedir. Sürekli teÅŸvik ve borçlanma ihtiyacı içindeki mikro iÅŸletmeler, 3 mio TL’nin altında ciroya ve 10’un altında çalışana sahip ve yoÄŸun “kayıt dışılık” içinde çalışmaktadır.
GeliÅŸmiÅŸ ülke ekonomilerinde bile, ÅŸirketlerin borçlarındaki yükseliÅŸ ve kârlılıklarındaki düÅŸüÅŸ önemli bir sorunken, oralarda olduÄŸu gibi “tasarrufun yüksek” ve “sermaye piyasalarının derin” olmadığı Türkiye’de çözümün kamu yönetiminden gelmesi zorunlu durmaktadır.
DiÄŸer yandan yatırım fonlarını cezbetmek için, faizi yükseltmenin dışında ve hatta ondan daha önemli olarak kurumlarda ve politikalarda “ÅŸeffaflık” ve “istikrarın” saÄŸlanması, “enflâsyonun düÅŸürülmesi”, “hukuki çevre güvenliÄŸinin” arttırılması temel bir koÅŸul olarak durmaktadır. Bu baÄŸlamda uluslararası döviz rezervlerinin, KÖİ Hazine garantilerinin netleÅŸmesi ve reel kesimin riskli kredileriyle ilgili bir “çözüm modelinin” tasarlanması hayati önem taşımaktadır.
Bankacılık kesiminde de, bilânçoların “aktif kalitesinin” ve “sermaye yeterliliÄŸinin” bozulmaması için, özellikle kredi risklerinin bilançolara yansıtılmadığı, bir diÄŸer ifadeyle, donuk hatta tahsili ÅŸüpheli kredilerin “canlı krediler” olarak gösterilmesi sürdürülmektedir.
BilindiÄŸi gibi banka kredileri; teminat, tahsil süreleri, tahsildeki gecikmeler gibi belirleyici etkenlere göre; (i) standart nitelikte, (ii) yakın izlemede, (iii) tahsil imkânı sınırlı, (iv) tahsili ÅŸüpheli, (v) zarar niteliÄŸinde krediler olarak sınıflandırılmaktadır. Bu baÄŸlamda BDDK, tanım ve kapsam deÄŸiÅŸiklikleriyle kredilerin kalitesini yükselterek, tahsil imkânı sınırlı hatta tahsili ÅŸüpheli kredileri, yakın izlemede krediler kapsamına alınmasını saÄŸlayarak, bankaların tahsili gecikmiÅŸ alacaklarının gerçek tutarından daha az hesaplanmasına, “normal kredi karşılığı” ayrılmasına yol açmakta; banka kârlarının ve “sermaye yeterlik rasyolarının” yüksek hesaplanmasına olanak vermekte olduÄŸu bilinmektedir.
Bankacılıkta dönem kârını etkileyen önemli bir unsur da, muhasebe terminolojisiyle, “reeskont” hesaplamalarıdır. Bankalar, dönem içinde iÅŸlemiÅŸ, bilanço günü vadeleri gelmediÄŸi için tahsil etmedikleri gelirler ile ödemedikleri giderler için reeskont yaparak, hesaben gelir veya gider yazmaktadırlar. GeçmiÅŸte önemli gösterge olan gelir- gider reeskontları bilânçolarda gösterilirken, yapılan düzenleme deÄŸiÅŸikliÄŸiyle reeskontlar ilgili kalemlerin kapsamına alındığından, bilançolar daha ÅŸeffaf olacaklarına tersine, daha muÄŸlak ve karmaşık hâle getirilmektedir.
(*): Barış Soydan, “Merkez Bankası’nın kayıp rezervleri yerine nasıl konacak? AÄŸbal ne bekliyor? 10 soruda.”, T24, 15.02.2021, https://t24.com.tr/yazarlar/baris-soydan/merkez-bankasi-nin-kayip-rezervleri-yerine-nasil-konacak-agbal-ne-bekliyor-10-soruda,29878
(**): Abdurrahman Yıldırım, “İki yüzlü para: SoÄŸuÄŸu 180, sıcağı 151 milyar dolar”, HT, 17.02.2021, https://www.haberturk.com/yazarlar/abdurrahman-yildirim-1018/2975809-iki-yuzlu-para-sogugu-180-sicagi-151-milyar-dolar
(***): Ersin Dedekoca, “Risk iÅŸtahı, sıcak para ve Türkiye”, Eskimiyen.com.,1.02.2021, https://eskimiyen.com/risk-istahi-sicak-para-ve-turkiye/
(****): Ersin Dedekoca, “Borçlanma maliyeti ve sosyal devlet ödevlerinin savsaklanması”, Eskimeyen.com., 25.01.2021, https://eskimiyen.com/borclanma-maliyeti-ve-sosyal-devlet-