FAİZ VE SON KARAR

 ERSİN DEDEKOCA

Türk Lirası’nın (TL) yabancı paralar karşısındaki deÄŸer kaybını sınırlamak için bir süredir “örtülü” faiz artışına giden TC Merkez Bankası (TCMB), sürpriz bir kararla “politika faizini (1 haftalık repo faizi)” yüzde 10,25’e yükseltti. 25 Eylül’de toplanan TCMB Para Politikası Kurulu, 22 Nisan’dan bu yana 8,25 olan politika faizini (PF) 200 baz puan yükseltmiÅŸ oldu.

Faizle ilgili piyasaların genel beklentisi, PF’inin deÄŸiÅŸmeyeceÄŸi, “örtülü faiz artışı” olarak yorumlanan faiz koridorunun üst bandının yükseltilebileceÄŸi yönündeydi. Bu yönüyle karar “sürpriz” olarak deÄŸerlendirildi.

Bu kararla, faiz koridorunun üst bandı olan ve son aylarda “gizli PF” olarak kullanılan “geç likidite penceresi (GLP)” faiz oranı da 13,25’e yükseldi.

Yapılan açıklamada faiz artışının gerekçesi de, “döviz kurlarındaki hızlı yükseliÅŸi sınırlamak” yerine, yine örtük bir ÅŸekilde, “kredi geniÅŸlemesinin ve döviz kurlarındaki yükseliÅŸin enflâsyonun seyrini etkilediÄŸine” dikkat çekildi.

TCMB FAİZ ARTIŞLARININ S0N 18 YILLIK SEYRİ

AKP yönetiminde TCMB 3 kez olaÄŸanüstü toplanıp faiz artırmıştı. Haziran 2006’da USD/TRY kuru 1.70 TL’ye çıkması üzerine 25 Haziran Pazar günü TCMB olaÄŸanüstü toplanmış, o dönemki baÅŸkan DurmuÅŸ Yılmaz Londra’da bir toplantıda olduÄŸu için yerine BaÅŸkan Yardımcısı Erdem BaÅŸçı baÅŸkanlık etmiÅŸti. Ancak yapılan faiz artışı piyasanın ateÅŸini söndüremeyince kurlar, piyasaya doÄŸrudan satış yapılarak düÅŸürülebilmiÅŸti (1,44).

İkinci olaÄŸanüstü toplantı 29 Ocak 2014 tarihinde gerçekleÅŸti. TCMB BaÅŸkanı bu kez, 2006’daki olaÄŸanüstü toplantıya da baÅŸkanlık eden Erdem BaÅŸçı idi. BaÅŸçı’nın baÅŸkanlığındaki PPK, PF’ni 550 puan arttırarak, politika faiz oranını yüzde 4,5’ten yüzde 10’a artırırken, gecelik borç verme faiz oranını yüzde 7,75’ten yüzde 12’ye, gecelik borçlanma faiz oranını yüzde 3,5’tan yüzde 8’e, GLP faiz oranını yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltmiÅŸti.

Üçüncü olaÄŸanüstü faiz artırım toplantısı ise 23 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleÅŸti. Murat Çetinkaya baÅŸkanlığında gerçekleÅŸen toplantıda GLP 300 baz puan arttırılarak, yüzde 16,5 yapılmıştı.

Söz konusu 18 yıllık dönemde en yüksek faiz artışı 13 Eylül 2018’de gerçekleÅŸti. TCMB o dönem faizleri 625 puan artırarak yüzde 24’e çıkarmıştı. USD/TLY kuru ilk refleks olarak 40 kuruÅŸ düÅŸmüÅŸtü. Bundan sonraki dönemde, merkezi yönetimin baskısıyla politika faiz oranında deÄŸiÅŸiklik yapmayarak, “örtük” bir ÅŸekilde GLP’den fonlama yaparak, dolaylı artış yapıyordu. Söz konusu 625 baz puan artış kararını alan BaÅŸkan Murat Çetinkaya da bir sonraki Temmuz Ayı’nda görevinden “olaÄŸan olmayan bir ÅŸekilde” alındı.

Son olarak geçen hafta 25 Eylül’de PPK, PF’ni yüzde 8.25 seviyesinden 200 baz puan artışla yüzde 10.25 seviyesine yükseltti. Bu ÅŸekilde, bir süredir örtülü faiz artışıyla fonlama faizini yüzde 10,65’e kadar çeken banka, 2 yıl aradan sonra “ana politika aracı” olan PF’ni artırma kararı almış oldu.

2018 yılından bu yana politika faizindeki gelişmeleri aşağıdaki grafikte izlenebilir.

 

 

 

 

Kaynak: TCMB

 

 

 

 

SON FAİZ ARTIŞININ DEĞERLENDİRİLMESİ

TCMB, aslında bir süredir “örtülü faiz artışı” adımları atmaktaydı. 16 Temmuz’da yüzde 7,34’e kadar gerileyen TCMB’nin “ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti AOFM)”[1], 24 Eylül itibarıyla yüzde 10,65’e kadar yükselmiÅŸti. AOFM’inin bu seyrini aÅŸağıdaki grafikte çok net olarak görünmektedir.

 

 

 

 

Kaynak: TCMB

 

 

 

 

Faiz yükseltilmesi öncesi Dünya merkez bankaları faizlerini gösteren listelere bakıldığında, TCMB’nin faizi yüzde 8,25 olarak görünüyordu.[2] Oysa TCMB’nin, PPK’nın son toplantı öncesi yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,60’lar seviyesindeydi. Yaklaşık bir aydan beri TCMB, GLP fonlamasını yine normal fonlama yerine kullanmaya ve bu yolla faizi yükseltmeye baÅŸlamıştı. Bir diÄŸer anlatımla, dünyaya ilan edilen faiz yüzde 8,25 ama gerçekte uygulanan faiz yüzde 10,60 idi.

Son faiz artışı öncesi TCMB faizleri arasındaki iliÅŸkiyi, Dünya Gazetesi’nde Alaattin AktaÅŸ tarafından hazırlanan aÅŸağıdaki grafikten izleyebiliriz.

 

 

Bu grafik, AOFM ile tavan faiz (GLP) arasındaki farkın son dönemde iyice kapandığını göstermektedir.

Böylece, gevÅŸek para politikasıyla, PF olan yüzde 8,25’in de altında bir maliyetle piyasayı fonlayan TCMB, TL’deki sert deÄŸer kaybı ve enflâsyondaki yüksek seyir (açıklamasında bu konuya fazla girmemekle birlikte) üzerine geri adım atarak, fonlama faizini 300 baz puanın üzerinde artırdı.

Uzun bir süredir merkezi yönetimin “faiz artırmama politikası” karşısında TL’yi deÄŸerli hale getirmek için “örtülü faiz artışlarına” giden, kamu bankaları aracılığı yaptığı döviz satışının sonucu “döviz rezervlerini eriten” ve piyasaya verilen TL miktarını kısmaya çalışan TCMB bu kez, döviz kurlarının da seyrini gözeterek faizleri artırmak durumunda kaldı.

200 baz puanlık artışın, enflâsyon görünümünü kalıcı olarak etkilemekten çok, kısa vadede TL’deki deÄŸer kaybını durdurmaya dönük olduÄŸu açık bir gerçektir.

TCMB’nin piyasa beklentilerinin aksine faiz artışında PF (bir hafta vadeli repo faizi) aracını kullanmış olması görünüÅŸte pozitif bir iÅŸarettir.

Murat Kubilay’ın da belirttiÄŸi gibi, kararı yarın sürpriz olup olmamak baÄŸlamında iki yüzü bulunmaktadır. “Sürpriz” olmasının nedeni, faiz artırırken dokunma ihtimalinin pek verilmediÄŸi politika faizini kullanması; sadece yarı-sürpriz olmasının nedeniyse, mutlaka bir kanal vasıtasıyla faizleri artırmak zorunda olduÄŸunun piyasada bilinmesiydi.

Kubilay’ın katıldığımız savında belirttiÄŸi : “DiÄŸer türlü faiz artırımı hiç yapılmadığında kolaylıkla 2018 yılındakine benzer bir ÅŸekilde spekülatif atak gerçekleÅŸerek ve kur çok hızlı fırlayacaktı” söylemine aynen katılıyoruz.

Açıklanan PPK kararında, TCMB para politikasını biraz daha sadeleÅŸtirdi ve geliÅŸmelere kayıtsız kalmayacağı sergilendi. Ancak bir diÄŸer yandan, karar metni hâlâ iyimser beklentiler içermekte ve ekonomi yönetiminin kalıcı algı deÄŸiÅŸikliÄŸinden uzak olduÄŸunu hissettirmesidir.

Yüksek maliyetli kredilerle halk daha az kredi kullanacağı için piyasadaki para bolluÄŸu ile “enflâsyonla mücadele” edilebileceÄŸi ÅŸeklinde dolaylı bir etkisi olabileceÄŸi düÅŸünülebilir.

Gerek TL’nın hızlı deÄŸer kaybı, gerek enflâsyonun ekonomideki küçülmeye karşın düÅŸmemesi karşısında TCMB bir süre direndi. Bankalar zorunlu olarak faizleri yükselttiler. Bu durum karşısında TCMB de faiz artırmak zorunda kaldı ve geçmiÅŸte yaptığı gibi bunu yine geç GLP’ni kullanarak yapma yoluna gitti. İşte bu uygulama TCMB’nın belki de en zayıf noktasını ortaya çıkarmaktadır. Bu haliyle TCMB, piyasayı yönlendirmek yerine, “piyasanın peÅŸine takılmış” görüntüsü vermektedir. Öyle olunca da faiz artırmanın etkisi de çok zayıf kalmaktadır.

TCMB GERÇEKTEN FAİZ ARTTIRMIÅž MI OLDU?

Yukarda da belirttiÄŸimiz gibi TCMB’nın yeni PF olarak açıkladığı haftalık repo ihale faizi, yüzde 8,25’ten yüzde 10.25’e yükseltilmiÅŸtir. Burada akla gelen soru ÅŸudur: Önceki uygulanan faiz oranı gerçekten artmış mıdır?

Yanıt çok açık ve net: Artmamıştır. EÄŸer TCMB piyasayı yüzde 8,25 oranındaki PF ile fonluyor olsaydı, doÄŸaldır ki yüzde 10,25 oranında ilân edilen yeni PF bir “artışa” iÅŸaret edecekti. Oysa biliyoruz ki, 25 Eylül öncesi uygulanan fiili faiz yüzde 8,25’in çok çok üstündeydi.(Yukarıda da belirtildiÄŸi gibi AOFM oranı, PPK kararının bir gün öncesi 10,6 idi.)

Bu durumda yeni PF’i de uygulama alanı bulamayacak ve görünürdeki bu artış haftalık repo ihale faizine baÄŸlı diÄŸer fonlamalardaki faizlerin artırılmasına yarayacaktır.

Yine bu durumda TCMB’ca 10,60’lar düzeyindeki AOFM, PF’ndeki yeni oran düzeyine, yani yüzde 10.25’e çekerse buna faiz artışı mı diyeceÄŸiz?

10,65 oranına kadar yükselmiÅŸ AOFM bile piyasadaki kur yangınını söndürmeye yetmediÄŸine göre, TCMB’nın piyasayı yüzde 10.25’lik yeni faizle fonlaması beklenemez. Åžu durumda TCMB fonlamayı yüzde 11.75’lik gecelik borç verme kanalına kaydıracak gibi görünmektedir. Geleneksel yöntemle olan ihaleler yoluyla fonlamanın da sürmesi beklenmelidir. Bu ihalelerde faiz son dönemde yüzde 11.50 dolayında oluÅŸmaktadır.

Yapılan tam bir “algı bükülmesi” gibi durmaktadır.

BANKALARIN SWAP LİMİTLERİNDE YENİDEN ESNEME

TCMB sürpriz bir kararla politika faizini 200 baz puan yükseltmesinin ardından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) da “döviz-TL takası (swap) iÅŸlemleri” için “esnekliÄŸe” gitti ve limiti yükseltti.

BilindiÄŸi gibi bir süre önce BDDK, TL’deki deÄŸer kaybının önüne geçmek gerekçesiyle yabancıların TL’ye eriÅŸimini engellemek için swap limitlerini kısmıştı.

Bu konuda BDDK’dan yapılan açıklamada, “Bankaların yurt dışı yerleÅŸiklerle yapılan, vadede TL alım yönünde gerçekleÅŸtirecekleri para swapı, forward, opsiyon ve diÄŸer türev iÅŸlemlere iliÅŸkin olarak, söz konusu iÅŸlem tutarları toplamının, bankaların en son hesapladıkları yasal özkaynaklara oranı ÅŸeklinde belirlenmiÅŸ %1 olan sınırlamanın, %10 olarak yeniden belirlenmesine” karar verildiÄŸi belirtildi.

SıkılaÅŸtırmanın beklenen sonuçlarının görülmemesi, tersine TL’nın deÄŸer kaybının bu yolla engellenemeyeceÄŸinin anlaşılması ve güncel koÅŸullar altında “biz bize yeteriz” prensibinin geçerli olmadığının görülmesi; Ankara karar vericilerini, kapının yabancı yatırımcıya yeniden açılmasına (yılbaşından bu yana ülkeden çıkış yapan yabancı yatırım tutarı yaklaşık 13.5 milyar $)  ve kısıtların gevÅŸetilmesine yönlendirdi.

HIZ KESMEYEN DOLARİZASYON

TCMB’nın TL’nın deÄŸer kaybı ve enflâsyondaki yükselme karşısında “ön almadan çekinmesi” ve siyasi vesayetten kurtulamamasının etkisi, geç aldığı “kararların etkinliÄŸini azaltmaktadır”. Bunun en baÅŸat sonuçlarından birisi de, ülkede yaÅŸanan “dolarizasyon (Mahfi EÄŸilmez’in yerinde bir terimi ile ‘para ikâmesi’)” konusunda yaÅŸanmaktadır.

BilindiÄŸi gibi, dolarizasyon oranını ölçmenin en kestirme yolu, toplam mevduat içinde yabancı para mevduatın oranını hesaplamaktır. AÅŸağıdaki grafikte 2002’den bu yana Türkiye’deki dolarizasyon olgusunu izleyebiliriz.

                         Dolarizasyon Oranı ( mavi ) ve USD/TRY ( kahverengi)

 

 

 

 

Kaynak: BDDK

 

 

 

 

Grafikten görüleceÄŸi gibi 2001 krizi sonrasında zirve yaparak yüzde 57’ye çıkan “dolarizasyon oranı” zaman içinde gerileyerek yüzde 30’un altına gerilemiÅŸtir. Bu dönemin en belirgin özelliÄŸi USD/TLY kurunun oynaklık göstermeyerek 1,50 dolayında sabit kalmasıydı. Aynı dönemde enflâsyonun ve faizlerin düÅŸtüÄŸünü de belirtmek gerekir.

2010 yılından sonra olgu yeniden tersine dönmeye baÅŸlamış, USD/TLY kuru hızla yükselirken, dolarizasyon oranı da yükselmeye baÅŸlamıştır. Bugün geldiÄŸimiz noktada TL, Dolar’a karşı yılda yaklaşık yüzde 25 oranında deÄŸer kaybetmektedir. Önlemlerin zamanında alınmamasının sonucu olarak ÅŸimdilerde anılan oran da yüzde 54’e yükselmiÅŸtir.

Türkiye’nin temel sorunlarından birisi, “gerçekte olandan farklı bir görünüm sunma” çabası içinde olunmasıdır. Faiz konusunda da durum aynıdır. Görünen faiz yüzde 8,25 ama gerçek faiz yüzde 10,39. Faizi yükseltmiyor gibi yaparak yükseltmek, doÄŸrudan yükseltmek gibi etki yaratamadığı için, faizle kontrol edilebilecek kuru, “rezervleri harcayarak” kontrol etmeye çalışıyoruz. Böylesi bir geliÅŸme, “mevcut riskleri arttırğı” için, insanları daha fazla döviz tutmaya yöneltiyor ve dolarizasyon artıyor. Dolarizasyon artınca bu kez riskler bir kez daha yükselip, “kısır döngü” yaratıyor.

SONUÇ YERİNE

Sürdürülebilir olmayan ve Batı’nın kurumsallaÅŸmış ve birbirleriyle dayanışma içinde olan ekonomilerini bir tür “taklit” olan “negatif faiz” uygulamasının;

-USD/TRY paritesinin TL aleyhine hızla yükselmesi, 

-“faiz sebeb, enflâsyon neticedir” ÅŸeklindeki “kestirmeci” ve “dayanaksız” söylemin tutarsızlığının anlaşılması,

-kamu bankaları aracılığıyla, yanlış söylemi desteklemek amacıyla yapılan döviz satışlarının “TCMB döviz rezervlerini tüketmesi”, “açık döviz pozisyonu” ve maliyetini altında faizlerle kullandırılan krediler yoluyla “kamu bankalarında zararlara” yol açtığının (100 milyar $’ın üstünde) artık gizlenecek bir yönü kalmaması üzerine, bizce yetersiz bir oranda yapılan “TCMB faiz artışlarının etkisi” de sınırlı olacaktır.

Kaldı ki, yapılan faiz artışının, aslında bir “düÅŸüÅŸ” barındırdığı, yapılanın gerçekte bir “algı bükülmesi” olduÄŸu, yukarıdaki gözlem ve deÄŸerlendirmemizden anlaşılmaktadır. PF oranı yüzde 10.25’e deÄŸil de yüzde 10.75’e, yüzde 11’e çekilseydi, hiç olmazsa AOFM’nin üstünde bir sayı belirlenmiÅŸ olur ve böylece, en azından “göstermelik artış” eleÅŸtirisi gündeme getirilmezdi.

Åžurası çok açık ki, önceki PPK toplantıda faiz artırmak gerekirken yapılmadığı için kur buraya kadar yükselmiÅŸtir. Åžimdi bu artışla birlikte o seviyeye dönmesi için uÄŸraÅŸ verilmektedir. Bu süre içinde eriyen TCMB döviz rezervleri de cabası.

Aslında popülizm uÄŸruna “mış gibi uygulamalardan” kaçındığımız, “görünenle gerçeÄŸi üst üste getirmeyi” becerdiÄŸimizde, risklerin azalacağını ve birçok sorunun çok daha kolay çözülebileceÄŸinin artık bilincinde olmalıyız.

 


[1] TCMB’nın bankaları fonlamakta kullandığı üç temel faiz oranı vardır: Politika Faizi ya da haftalık repo ihalesi faizi, Gecelik Fonlama Faizi ve normalde sıkıntılı bankalara kullandırılması gereken ama bizde politika faizi gibi kullanılan Geç Likidite Penceresi Faizi. Bu fonlama yöntemlerinin birlikte kullanılmasından doÄŸan ve borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak bulunan faize TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti denilmektedir.

[2] CentralBankRates, http://www.cbrates.com/ (27.09.2020)