GERÇEK BİRHİKAYE

Bulgaristan'ın Silistre kentinin Tatar Atmaca köyünde (bugünkü adı:Sokol) doÄŸar.

Sekiz kardeÅŸin en büyüÄŸü olduÄŸu için bütün yük omuzlarındadır.

Aç karınlarını doyurmak için harman altında sapların arasında tek tek buÄŸday tanelerini toplar.

Evde herkes onun yolunu gözlemektedir.

Bazen bir avuç, bazen bir tas buÄŸdayla evine döner.

Bir avuçla eve döndüÄŸünde, sanki suç iÅŸlemiÅŸ gibi annesinin gözlerine utancından bakamaz, o gün bir bahane bulur, evden ayrılır.

Annesi bir avuç buÄŸdayla çorba yapıp, kardeÅŸlerini doyurana kadar da eve dönmez, aç uyur.

Yeter ki kardeÅŸleri 'açım' demesin!..

Baraka gibi bir evde yaÅŸarlardı, evin üstünü bulabildiÄŸi tenekelerle kapatabildiÄŸi kadar kapatmıştı.

Bir sabah kalktığında, yaÄŸan yaÄŸmur, küçük kardeÅŸinin beÅŸiÄŸini doldurmuÅŸtu.

O kardeÅŸini kaybetti...

1914'de öÄŸrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul'a geldi.

Maarif Nazırı Åžükrü bey tarafından parasız yatılı öÄŸrenci olarak Kastamonu Muaallim Mektebine gönderildi.

Sabah olduğunda okulun kahvaltısına kalktı, 'karnımı ilk defa 21 yaşında doyurabildim' dedi.

Birinci Dünya Savaşının zor yılları...

Açlık_ve_sefalet...

Önce öÄŸretmenlik yaptı, sonra 1935'de 'İlköÄŸretim Genel Müdürü' oldu...

Çatısı olmayan evde kardeÅŸini kaybetmiÅŸti.

Onu hiç unutmadı.

Sık sık at'a biner, köy okullarını ziyaret ederdi.

Bir gün yaÄŸmur yaÄŸarken bir köy okuluna gitti, içeri girdi.

Kim olduÄŸunu söylemedi.

ÖÄŸretmen çocukları çatının akmayan yerine toplamış yumak olmuÅŸlardı.

'Eyvah' dedi, 'bu öÄŸretmen, yürekli bir öÄŸretmen ama belli ki köy enstitüsü mezunu deÄŸil.'

'Çocuklar' dedi, 'bana bir merdiven bulabilirmisiniz?'

Birisi, 'ben bulurum' dedi.

Merdiven geldi, çatıyı bir yaÄŸmur damlası akmayacak hale getirdi.

Oradan ayrılırken, öÄŸretmenin cebine kartını bıraktı.

Atına bindi, şiddetle yağan yağmura aldırmadan yoluna devam etti.

ÖÄŸretmen elini cebine attı, kartı çıkardı, okudu.

Åžöyle yazıyordu:

İsmail HakkıTonguç- İlk ÖÄŸretim Genel Müdürü

Kartın arkasındaki yazı da ÅŸöyleydi:

Çatı yeniden yaÄŸmur akıtırsa, bana mektupla yazabilirsin.'

İşte bir öÄŸretmen, bir idealist, bir eÄŸitim devrimcisi...

Köy Enstitülerinin mimarı...

Çocuklarımızı akıl ve bilimin aydınlık ışığına yönlendiren, onların insana, doÄŸaya, tüm öteki canlılara duyarlı, merhametli, sevgi dolu, özgüvenli, kiÅŸilikli, erdemli bireyler olmaları için emek veren, onları yüksek insanlık deÄŸerleri ile donatan tüm öÄŸretmenlerimize saygıyla...

Ve bir söz:

"KÖY YÖNSTİTÜLERİ TARİHE TÜRKLERİN ARMAÄžANIDIR."

ALINTI : (Prof.Dr. Enver Ziya Karal, Tarihçi)