IMF 9 Aralıkta bir Rapor hazırladı. Söz konusu Raporda, Türk Lirası (TL) deÄŸerinde yaÅŸanan “çok sert deÄŸer kaybı” ve bunun sonucunda deneyimlenen “durgunluk” sonrasında ÅŸimdilerde “mevcutmuÅŸ gibi görünen istikrarın” kırılgan olduÄŸunu belirtilmekte ve ekonomideki zayıf noktaların varlığını sürdürdüÄŸü vurgulanmaktadır. IMF uzmanlarının, ülkenin mevcut içsel ve dışsal kırılganlıklarına çare olarak önerileri; bu kırılganlıkları azaltacak, ülkenin “kredi deÄŸerliliÄŸini/kredibilitesini” ve “üretkenliÄŸini/verimliliÄŸini” yükseltecek “reformlar” da düÄŸümlenmektedir.
I. MADDE IV GÖRÜÅžMELERİ NEDİR?
Madde IV GörüÅŸmeleri, adını IMF Ana SözleÅŸmesi'nin 4'üncü maddesinden almaktadır. Bu görüÅŸmelerin amacı, anılan madde uyarınca tüm üye devletlerin her yıl gerçekleÅŸtirmesi gereken bir “konsültasyon mekanizmasının” uygulanmasıdır.
IMF heyetinin “Article 4 Consultation Report” olarak adlandırılan ayrıntılı raporu, IMF İcra Direktörleri Kurulu’nda görüÅŸülüp onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.
II. IMF DEÄžERLENDİRMESİNİN İÇERİĞİ
Anılan raporda IMF İcra Direktörleri, ÅŸu anda gözlenen istikrarın “kırılgan” olduÄŸunu, ekonomideki zayıf noktaların varlığını sürdürdüÄŸünü belirtiyorlar. Rapor, Türkiye ekonomisinin zayıf, kırılgan noktalarını ana hatlarıyla: Merkez Bankası (TCMB)’nın düÅŸük uluslararası rezervleri, yüksek dış finansman yükümlülüÄŸü (yüksek kısa vadeli dış borç tutarı) ve bankalar ile reel sektör ÅŸirketlerinin bilançolarındaki bozulma olarak sıralamaktadır.
Söz konusu raporda ele alınan konular, bulgular ve öneriler aÅŸağıda özetlenmeye çalışılmıştır.
MEVCUT EKONOMİK DURUM
IMF’in önümüzdeki 5 yıla iliÅŸkin ekonomik tahminleri de raporda yer almaktadır. Fon’a göre gayri safi yurt içi hâsıla (GSYH)’nın, bu yıl yüzde 0.2 büyüdükten sonra, 2020 yılında hız kazanarak, yüzde 3’lük bir büyüme oranını yakalaması beklenmektedir. GSYH büyümesi konusunda, 2021 ve 2022’de de yüzde 3 artıştan sonra, 2023 ve 2024’te biraz daha hızlanacağı ve yüzde 3.5’lik büyümeye ulaşılacağı öngörüsü yapılmaktadır.
Ülkenin bazı makro ekonomik göstergeleriyle ilgili olarak raporda belirtilen öngörüler aÅŸağıdaki tabloda özetlenmiÅŸtir. Tabloya kısaca göz attığımızda, ülkenin “2024 yılına kadar büyümesi ortalama yüzde 3” (2019’un kaybını da dikkate alırsak ) civarında olacağını, böylesi bir oranın ülkenin bugünkü sorunları ile baÅŸ etmek yönünden “çok yetersiz” kalacağı ortadadır. Bir diÄŸer anlatımla Türkiye ekonomisi, iÅŸsizliÄŸi ciddi biçimde azaltmak için gerekli “asgari büyüme oranı olan yüzde 5’e” önümüzdeki 5 yıl içinde ulaÅŸamayacaktır.
Keza ülke, 2018 ve 2019 yıllarındaki yatırım harcamalarındaki önemli oranda azalmadan sonra IMF’in öngördüÄŸü “yatırım harcamalarındaki artış oranı”, mevcut iÅŸsizlik ve ihraç ürünlerindeki ithal girdisi payını azaltma ereÄŸi karşısında “çok yetersizdir”.
Bu baÄŸlamda bahsedilmeye deÄŸer diÄŸer hususlar da, enflâsyonun önümüzdeki 5 yıl içinde tek haneli sayılara düÅŸemeyeceÄŸi, dış borç, cari iÅŸlemler dengesi gibi parametrelerin de, yeterli büyümeyen bir ekonomiyi iÅŸaret ettiÄŸi gerçekleridir.

ELEÅžTİRİLER-ÖNERİLER
Ülkede hâlihazırda yaÅŸandığı (daha çok finansal araç fiyatlarında) söylenen ve raporda “kırılgan” niteliÄŸine vurgu yapılan “istikrar” baÄŸlamında IMF, “sıkı maliye ve para politikalarına dönülmesini” tavsiye etmektedir. Söz konusu tavsiyenin anlamı, bir yanda kamu harcamaları azaltılırken, diÄŸer yandan bütçe gelirlerinin artırılması, faiz indirimlerinin durdurulması, gerekirse artırılmasıdır. Anılan bu önerilerin alt kırılımlarında da yeni vergilerin, sıkı vergi denetimlerinin, kamu çalışanlarının aylık ve ücretlerine geçmiÅŸ enflâsyona göre deÄŸil, gelecekteki enflâsyon bekleyiÅŸine göre zam yapılması yattığı bilinen bir gerçektir.
IMF raporunda ayrıca, TCMB’nın “faiz indirimlerinde aşırıya kaçtığını” da düÅŸündüÄŸü ortaya çıkmaktadır. Bu baÄŸlamda kullanılan cümle “parasal gevÅŸemede çok ileri gidildi” ÅŸeklindedir.** Raporda özellikle kamu bankalarının bu konudaki ön almaları, zararına kredi kullandırmakta oldukları aÅŸağıdaki grafikte gösterilmiÅŸtir.

Yine IMF’e göre, ülkede yaÅŸanan “dolarizasyon” olgusunda, tasarruf sahibinin TL yerine $ tutmasında kamu bankalarının payı büyüktür. Kamu bankaları düÅŸük faizle kredi kullandırdıkları için, zorunlu olarak TL mevduatına da düÅŸük faiz verdiler. Bu durum karşısında mevduat sahipleri de birikimlerini $’a döndürerek, Döviz Tevdiat Hesabını tercih ettiler.
IMF, TCMB’nın uygulamalarında “ÅŸeffaflık sorunu” olduÄŸunu düÅŸünmekte ve Banka’nın kredibilitesinin artırılması için para politikasında ve “piyasaya yapılan müdahalelerde ÅŸeffaflık” saÄŸlanması çaÄŸrısında bulunmaktadır.
Raporda “piyasaya müdahale” diye üstü kapalı geçilen olgu, bilindiÄŸi gibi, TL’nin deÄŸerinin düÅŸmesini engellemek için TCMB ve kamu bankalarının zaman zaman Amerikan Doları ($) satmasıdır. Bu konuda yazılan ve söylenen iddiaya göre kamu bankaları, geceleri UzakdoÄŸu piyasasındaki ani hareketleri önlemek için “nöbetçi” bırakıyor ve gerektiÄŸinde $ satıyorduı. Yine bu iddialara göre kamu bankalarının sattığı $’ların kaynağı TCMB’nın uluslararası rezervleriydi. IMF, iÅŸte tüm bu iddialara üstü örtülü atıf yaparak, “piyasaya müdahale edecekseniz bunu ÅŸeffaf biçimde, müdahalede kullanılan paranın kaynağı konusunda her türlü kuÅŸkuları silecek ÅŸekilde yapın” demektedir.
IMF’in bir baÅŸka önerisi de, bankalar ve reel sektör ÅŸirket bilânçolarının “temizlemesi/arıtılmasıdır”. Bu önerinin anlamı, bankaların takılmış/batık kredilerinin banka bilânçolardan ayıklanmasıdır. Aslında “batık” durumda olan reel sektör ÅŸirketlerinin, bankalar aracılığıyla zorla yüzdürülmesinden vazgeçilmesi de, bu konudaki bir diÄŸer öneri olarak raporda yer almaktadır.
IMF, bankaların “saÄŸlığını” daha iyi anlayabilmek için bağımsız bir kuruluÅŸ tarafından gerçekleÅŸtirilecek yeni bir “stres testlerine” ve “varlık kalitesi analizlerine” ihtiyaç duyulduÄŸunu da düÅŸünmektedir. Tabii ki böyle bir tavsiyenin gerisinde yatan düÅŸünce IMF’nin, daha önce yapılan stres testlerine güvenmemesi ve bankaların saÄŸlığının açıklanandan daha kötü durumda olabileceÄŸi ÅŸüphesidir.
IMF'in dış borçtaki geliÅŸmelere iliÅŸkin gözlemlerini de; bankaların 2018 Krizinden bu yana dış borçlarını azalttıkları, reel sektörün tersine arttırdığı, devletin ise geniÅŸleyen bütçe açığını finanse etmek için dış borca daha fazla yöneldiÄŸi ve kamu bankalarının da kredi büyümesini dış borçla fonladıkları baÅŸlıklarında toplayabiliriz.
IMF’in bu son raporundaki “uzun vadeli önerilerine” baktığımızda bunların, önceki her raporda yer alan hususlar olduÄŸunu görmekteyiz: Yapısal reformlar. Söz konusu yapısal reformlar bu raporda da: Üretimde verimliliÄŸi artırıcı önlemler, iÅŸgücü piyasasında esnekliÄŸin saÄŸlanması (Türkçesi, İşten çıkarmaların kolaylaÅŸtırılması), insan kaynağı kalitesinin yükseltilmesi (eÄŸitimde reform), kadınların iÅŸgücüne daha çok katılımı gibi en temel ve Ankara yönetiminin de sürekli görmezden geldiÄŸi hususlardır.
III. SONUÇ YERİNE
Özet olarak, yüksek iÅŸsizlikle girilecek bir seçimi kaybedeceÄŸini bilen Ankara yönetimi, diÄŸer yandan da sınırlı büyüme ile bu sorunun üstesinden gelemeyeceÄŸinin farkında. Ülke iç dinamiklerinin yüksek bir büyüme için çok yetersiz olduÄŸunun da idrâkinde olan ülke ekonomi, siyaseten IMF ile bir arada görünmek istememektedir.
Bu nedenlerle Hükümet, IMF’in sert biçimde eleÅŸtirdiÄŸi geniÅŸlemeci maliye politikaları (kamu harcamalarında artış), gevÅŸek para politikası (faiz indirimleri) ve kamu bankaları kredileriyle ekonomiye doping uygulamaya çalışmaktadır.
Sonuçta IMF’nin dediÄŸinin Türkçe halk dilindeki karşılıkları: Taşıma suyla deÄŸirmen dönmez; DenenmiÅŸi denemek zaman kaybıdır.