Kıbrıs konusu, sadece ‘DoÄŸu Akdeniz’in kontrolünde kimlerin etken olacağı’ deÄŸil, doÄŸrudan Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk Halkının güvenliÄŸi ve refahı konusudur. Özetle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC), Mavi Vatan’ın ve Ana Vatanın da kaderini etkileyecek önemi haizdir.
DoÄŸu Akdeniz’in yeni jeostratejisi ve jeoplolitiÄŸi içinde Türkiye ve KKTC, Kıbrıs stratejisini gözden geçirmek ve temel deÄŸiÅŸikliklere gitmek zorundadır.
Her ÅŸeyden önce; KKTC’nin güvenliÄŸi Türkiye’den baÅŸlar. Türkiye’nin güvenliÄŸi Kıbrıs’tan baÅŸlar.
Bu; vazgeçilmez, deÄŸiÅŸtirilmez, deÄŸiÅŸtirilmesi teklif bile edilemez temel kuraldır.
Buna şu kuralı da aynı kuvvetle ilave etmek durumundayız:
Kıbrıs Türkü’nün refahı Türkiye’den baÅŸlar. Türkiye’nin refahı KKTC’nden baÅŸlar.
Bu düÅŸüncelerle “Kıbrıs’ta Son Söz…” baÅŸlıklı bu toplantı Türkiye Barolar BirliÄŸi (TBB) tarafından toplumsal sorumluluk gereÄŸi “Kıbrıs’ta hak ve çıkarlarımızı gözetecek ÅŸekilde yeni bir yol haritası oluÅŸumuna katkı” amacıyla düzenlenmiÅŸtir. Ayni düÅŸüncelerle bu toplantı, sahaya çok daha saÄŸlam hukuki argümanlar üretilmesine katkıda bulunmak için gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.
Kıbrıs uyuÅŸmazlığı, Rum/Yunanlıların Helenizm ideolojisine baÄŸlı olarak Kıbrıs, DoÄŸu Akdeniz ve Ege’de egemenlik alanlarını geniÅŸletme ve DoÄŸu Akdeniz’de gözlenen ve giderek büyüyen “deniz yetki alanları ihtilafı” nedeni ile iki halk arasında bir mesele olmanın çok ötesine geçmiÅŸtir. Dünyanın en stratejik bölgelerinden birinde yaÅŸanan bu rekabet ve çekiÅŸmeler arasında kalan Kıbrıs adasının siyasi geleceÄŸi, bir anlamda dünya dengelerinin yeniden kurulmasına yol açabilecektir.
İçinde bulunduÄŸumuz koÅŸullarda 1977-1979 Doruk AnlaÅŸmaları ve Kıbrıs uyuÅŸmazlığının çözümüne iliÅŸkin BM parametreleri artık yeterliliÄŸini yitirmiÅŸtir. Nitekim 42 yıldır devam eden federal ortaklık müzakerelerinden sonuç alınamamıştır. Bunun ana nedeni Rum ve Yunan taraflarının Helenizm idealinin etkisi altında mutlak siyasi eÅŸitlik temelinde yetki paylaşımını, iki halkın ayrı coÄŸrafya zeminine sahip olmasını ve Garanti ve İttifak AntlaÅŸmalarını reddetmesidir.
20-21 Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleÅŸen “Kıbrıs’ta Son Söz” toplantısında gerçekleÅŸtirilen oturumlarda ortaya çıkan ana fikirler ÅŸöyle özetlenebilir:
1977-1979 Doruk AnlaÅŸmalarında öngörülen iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eÅŸitliÄŸe baÄŸlı federal ortaklık hedefinin, 42 yıldır süren baÅŸarısız müzakereler sonunda hüküm süren siyasi, sosyal, ekonomik ve psikolojik koÅŸullar nedeni ile Kıbrıs için uygun bir uzlaşı modeli olamadığı görülmektedir.
Bu koÅŸullarda Rum tarafı ile ancak federasyon dışındaki alternatif çözüm modellerinin ele alınacağı bir müzakereye girilmesinin uygun olacağı, bu noktadan sonra uygulanabilir ve sürdürülebilir olmayacağı görülen federal ortaklık görüÅŸmelerine bırakıldığı yerden ve/veya Guterres Belgesi çerçevesinde devamın ciddi bir hata olacağı deÄŸerlendirilmiÅŸtir.
Mevcut çıkmazın aşılabilmesi için Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafına rahatlık kazandıran statükonun deÄŸiÅŸmesini saÄŸlayabilecek giriÅŸimler planlamasına ve uygulamasına ihtiyaç olduÄŸunun altı çizilmiÅŸtir. Türk tarafının son dönemde Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ile KKTC’nin TPAO’ya verdiÄŸi lisans alanlarında sondaj çalışması baÅŸlatması ve Kapalı MaraÅŸ’ı KKTC yönetiminde eski sakinlerinin dönmelerine açma projesi, bu yönde atılan isabetli adımlar olarak görülmektedir. Bunlara benzer yeni adımların eklenmesi isabetli olacaktır. DiÄŸer yandan Kıbrıs Evkaf İdaresinin MaraÅŸ bölgesindeki vakıf taşınmazlar ile ilgili hakları hassasiyetle korunmalıdır.
Ne yazık ki üçüncü taraflar mevcut çıkmazın aşılmasını saÄŸlayacak adımların atılmasına katkı koymamaktadır.
Çıkış yollarının ele alındığı bu uluslararası konferansta federal ortaklık hedefine ulaÅŸmada karşılaşılan aşılması imkansız engeller nedeni ile Kıbrıs Türk Halkı’nın bağımsız egemen eÅŸitliÄŸini gözetecek ÅŸekilde en iyi seçeneÄŸin iki devletli çözüm olduÄŸu, bunun için KKTC’nin siyasi ve ekonomik görünürlüÄŸünün ve saygınlığının yükseltilerek zaman içinde uluslararası tanınmışlığının pekiÅŸtirilmesinin en doÄŸru yol olacağı deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Bu maksatla uygun koÅŸullarda Rum tarafı ile alternatif bir çıkış olarak “kadife ayrılık” yolunun denenebileceÄŸi tartışılmıştır. Sonuçta, KKTC’nin 36 yaşında, kendi toprakları üzerinde egemen bir devlet olduÄŸuna iÅŸaret edilmiÅŸtir. Kıbrıs Rum tarafının yıllardır olası yeni bir ortaklık devletine Kıbrıs Türk tarafını egemen eÅŸit kurucu ortak olarak deÄŸil azınlık olarak eklemek istemesinin Türk Milleti’nce kabul edilmesinin mümkün olmadığının altı çizilmiÅŸtir.
Bütün bu gerçeklerin kapsamlı ve süreklilik arz eden tanıtım kampanyaları ile uluslararası kamu oyuna daha etkin bir ÅŸekilde anlatılması gerektiÄŸine vurgu yapılmıştır.
Kıbrıs’ta 1963 yılında Rum tarafının bozduÄŸu hukuki düzenin meÅŸrulaÅŸtırılması ve bu bozuk düzenin devamında BirleÅŸmiÅŸ Milletler TeÅŸkilatının payı bulunduÄŸuna dikkat çekilmiÅŸtir.
DoÄŸu Akdeniz’de yeni enerji politikaları ve giriÅŸimleri oturumunda; DoÄŸu Akdeniz gibi yarı kapalı denizlerde yetki alanlarının belirlenmesinde deniz hukuku ve içtihatlara göre tüm paydaÅŸların hakkaniyet çerçevesinde haklarının gözetilebilmesi için mutabakata varılmasının gereÄŸi vurgulanmıştır.
Deniz hukuku ve içtihatlara göre ayrıca hakkaniyet ilkesinin gözetilebilmesi için kıtalara yakın adaların deniz yetki alanlarına sınırlamalar getirilmektedir. Bunun için de hudut belirlemede deniz sahilinin uzunluÄŸu ve nüfus gibi faktörlere bakılmaktadır. ÖrneÄŸin Türkiye’nin ana kıtasından 2 km mesafede olan Meis gibi üzerinde sadece 300 kiÅŸinin yaÅŸadığı küçük bir adanın kıtalar ile eÅŸit hak sahibi olamayacağına dikkat çekilmiÅŸtir.
Keza, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar henüz mutabakatla paylaşım gerçekleÅŸtiremedikleri için Kıbrıs’ta deniz yetki alanlarının ortak mal sahipliÄŸinin devam ettiÄŸine iÅŸaret edilmiÅŸtir.
Oturumlarda ayrıca aÅŸağıdaki hususların altı çizilmiÅŸtir:
· KKTC’de süratle mal ve hizmet sektöründe üretim ekonomisine geçilmesi.
· Türkiye’den gelen sudan azami ÅŸekilde yararlanılarak tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi sektörünün geliÅŸtirilmesi.
· Türkiye ve KKTC arasında ticaretin kolaylaÅŸtırılması.
· Türkiye’den KKTC’ye kablo ile elektrik getirilmesi projesinin süratle hayata geçirilmesi.
· KKTC’nin ihracatı önündeki Rum engellemelerinin, Türkiye tarafından, teknolojinin bütün imkanları da kullanılarak en pratik ÅŸekilde geçersiz kılınması.
· Bariz bir insan hakları ihlali olan hava taşımacılığı ambargosuna karşı uluslararası hukukun öngördüÄŸü tüm imkanların kullanılması.
· KKTC’nin dünya ile bütünleÅŸmesinde önemli rol oynayan ve ekonomik anlamda katma deÄŸer yaratan turizm ve yüksek öÄŸrenim alanının sürdürülebilir kılınmasında gerekli stratejik planların uygulamaya ivedilikle geçirilmesi.
· Uluslararası spor müsabakalarında uygulanan ambargoya karşı da benzer adımların atılması.
· Taşınmaz Mal Komisyonu’nun çalışmalarının hızlandırılması ve faaliyetlerini kısıtlayan sebeplerin giderilmesi.
· Garanti ve İttifak AntlaÅŸmalarının hiçbir ÅŸekilde tartışmaya açılmaması.
· Kapalı MaraÅŸ’ın KKTC yönetiminde, Vakıf mallarının hukuki durumunu da dikkate alarak uluslararası hukuk temelinde iskana açılması.