KIBRIS'TA YUNAN DARBESİ

Aktaç ATAİ

"Facebook sayfasındın"

   Türkiye’yi iÅŸgalci gören, adadaki varlığını sorgulayan herkesin bu yazımı satır satır okumasını dilerim !

Ortak Kıbrıs Cumhuriyeti; 16 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs Türk’leri ve Türkiye tarafından, Rum’ların tek taraflı olarak 30 Kasım 1963’de anayasa tadiline gidilip, Türk baÅŸkan yardımcısının senatoda alınan kararların veto hakkını dahi kaldıran anayasa deÄŸiÅŸiklik önerilerini reddetmesi üzerine fiiliyatını kaybetmiÅŸtir.

Kıbrıs Türk’lerinin anayasal haklarının büyük kısmını ortadan kaldıran ve fiili olarak ortak cumhuriyeti sonlandıran “Akritas Planı” doÄŸrultusunda hareket eden Rum yönetimi ise 15 Temmuz darbesini ve 20 Temmuz’u hazırlamıştır.
Nasılını da anlatayım;
16 Aralık tarihinde Türk tarafının Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸini kabul etmemesi üzerine Kıbrıs Rum tarafı 21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs Türk toplumuna karşı kapsamlı ve sistematik saldırılara geçmiÅŸtir. Kıbrıslı Türkler devlet kurumlarından uzaklaÅŸtırılmıştır. Kıbrıs Türk tarihine “Kanlı Noel” adıyla geçen bu militarist giriÅŸim ise önceden hazırlanmış olan “Akritas Planı”na dayandırılmıştır. Türklerin imhası veya Ada'dan atılmasını öngören Akritas Planı, basit bir örgütün eylem planı olmayıp, Rum yetkililerce hazırlanan bir etnik temizlik giriÅŸimidir. Akritas planının uygulanması sonucunda, 30.000 Kıbrıslı Türk 103 köyü terk etmek zorunda kalmıştır. Kıbrıs Türk nüfusu yerlerini terk etmek zorunda kalmış, ada yüzölçümünün %3'üne tekabül eden, adada denize çıkışı olmayan ve sürekli kuÅŸatma altında tutulan küçük bölgelere sığınmıştır.
Dolayısıyla, “Kıbrıs Cumhuriyeti,” Kıbrıslı Rumların 1963 yılında tek taraflı olarak güç kullanımıyla anayasayı feshetmelerinden sonra ortadan kalkmıştır.
1963 "Kanlı Noel" olaylarından sonra, 27 Aralık 1963'e üç garantör ülkenin askerlerinden oluÅŸan bir "Barışı Koruma Kuvveti" oluÅŸturulmuÅŸtur. Bu çerçevede İngiliz generalin yeÅŸil bir kalemle harita üzerinde çizdiÄŸi bir çizgi ile LefkoÅŸa 30 Aralık 1963'te ikiye ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren bu sınır “YeÅŸil Hat” olarak adlandırılmıştır.
Bilahare, BM Güvenlik Konseyi’nin, 4 Mart 1964’de aldığı 186 sayılı kararla adaya uluslararası barış gücü (UNFICYP) konuÅŸlandırılmıştır. Bu arada, Yunanistan adaya gizlice askeri kuvvet yollamaya baÅŸlamış, bu kuvvetin sayısı zaman içinde 20.000’e ulaÅŸmıştır. Böylece, bir ortaklık devleti olmaktan çıkarak bir Rum yönetimine dönüÅŸen Kıbrıs Cumhuriyeti fiilen Rum/Yunan kontrolü altına girmiÅŸ ve iki halk birbirinden tamamen kopmuÅŸtur.
1967'de Yunanistan'da yönetimi askeri darbeyle ele geçiren Cunta, Enosis'e ulaÅŸmak için KeÅŸan ve DedeaÄŸaç görüÅŸmelerinde Türkiye ile pazarlığa kalkışmış, bundan sonuç alamayınca Kıbrıs’ta BoÄŸaziçi ve Geçitkale köylerine karşı saldırılar düzenlenmiÅŸ, bu saldırılara Yunan birlikleri de katılmıştır. Türkiye'nin andlaÅŸmalardan doÄŸan müdahale hakkını kullanacağı yönündeki ihtarı üzerine bu buhran son bulmuÅŸ ve Yunanistan, BM gözetimi altında Ada'dan kuvvetlerini çekmek zorunda bırakılmıştır.
Sonrasında ise; 1973 yılı Kasım ortasında başını Dimitros İoannides’in çektiÄŸi albaylar Yunanistan’da bir darbe gerçekleÅŸtirip Yunanistan’ın kontrolünü ellerine geçirmiÅŸlerdir. “Megalo Idea” – “Büyük Helen Yurdu” hedefindeki bu cuntacılar, Kıbrıs’taki EOKA-B militanlarına silah ve maddi yardım saÄŸlayıp adanın Yunanistan’a baÄŸlanması için Kıbrıs Rum Yönetimine baskı yapmışlardır.
Kıbrıs Cumhuriyeti istihbaratı Mart 1974 tarihinde Yunanistan'daki cunta tarafından finansal ve idari yönden desteklenen EOKA-B’nin, darbe yapacağına dair Makarios'a haber vermiÅŸtir. Bunun üzerine 25 Nisan 1974 tarihinde bir bildiri yayınlanarak EOKA-B ada üzerinde yasa dışı ilan edilip 2.000'e yakın EOKA-B üyesi tutuklanmıştır.
3-5 Temmuz tarihlerinde Yunan askeri ile Rum polisleri ada üzerinde birbirleri ile çatışmaya baÅŸlamışken, hayatı tehlikede olan Makarios, Temmuz 1974'ün baÅŸlarında Yunanistan CumhurbaÅŸkanı'na Yunan askerlerin adadan çekilmesini ve kendisine düzenlenen suikast planlarının son bulmasını isteyen bir mektup göndermiÅŸtir.
Yunan Cuntası ise Makarios'un bu açıklamaları nedeniyle 15 Temmuz 1974 tarihinde adanın kontrolünü Yunan subayların bulunduÄŸu Ulusal Muhafız BirliÄŸinin almasını istemiÅŸtir. Birlik aynı gün (15 Temmuz 1974) sabah saatlerinde LefkoÅŸa'daki BaÅŸkanlık Sarayı'nı basmıştır. Fakat önceden istihbarat alması yüzünden, Makarios sarayın arka bahçesinden 2 yaveri ile birlikte bir askeri zırhlıya binerek Baf bölgesine gitmiÅŸ ve AÄŸrotur BirleÅŸik Krallık Üssü’nden İngiltere’ye kaçmıştır.
Makarios’un kaçması üzerine, EOKA'nın tanınmış katillerinden Nikos Sampson yeni hükümetin geçici devlet baÅŸkanı olarak dünyaya ilan edilmiÅŸ ve ertesi gün ise, o da baÅŸkanlık yetkilerini kullanarak Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni ilan etmiÅŸtir.
Makarios, 16-17 Temmuz tarihlerinde New York’a varmış ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi'nin kendisinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hukukî lideri olarak kabul edildiÄŸi toplantılarda "Kıbrıs’ın bağımsızlığının ortadan kalktığını ve halkının tehlike altına olduÄŸunu" belirterek, göz yaÅŸları ile BM’ye hitap etmiÅŸ: "Ülkemiz istila, iÅŸgal edildi, cuntacıları durduracak yok mu? Garantör devletler nerede?" diye çaÄŸrıda bulunmuÅŸtur.
Bu sırada; Bütün bunlar yaÅŸanırken, Kıbrıs Türk halkı, heyecan ve endiÅŸe içinde ne olacağız paniÄŸine kapılmış, sürekli olarak Yunan’lar tarafından, "sıra size de gelecek" tehditleri ile kapana kısılmıştı. Mukavemetçilerimiz ve halkımız savunma hazırlıkları yaparken, eller tetikte, gözler kuzeyde, BeÅŸparmak daÄŸları üzerinden gelecek yardımlar bekleniyordu. Sabırsızlanılıyor ve "acaba yine mi gelmeyecekler" kaygısı ağır bastırıyordu. Kulaklar Ankara’da, radyolarda, yabancı ajanslarda. Ankara’da toplantılar yapılıyor, Ecevit Londra’ya uçuyor. Garantör İngiltere ile birlikte müdahale etme imkanlarını arıyor. İngiliz reddediyor. Günler geçiyor ve 20 Temmuz’da Türkiye, garantör devlet olarak, dönemin Libya baÅŸkanı Kaddafi’nin desteÄŸi ile tek başına müdahale etmek kararı alıyor. Dönemin baÅŸbakanı KaraoÄŸlan Ecevit Türkiye’yi gelmeyi bile beklemiyor, bilgiyi geçiyor, hükümet ortağı büyük mücahit Erbakan Mutlu Barış Harekatı kararını alıyor, “AyÅŸe’yi tatile çıkarıyordu”.
KaraoÄŸlan Ecevit ilk açıklamasında ÅŸunu söyler : “Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs'a indirme ve çıkarma harekâtına baÅŸlamış bulunuyor. Allah milletimize, bütün Kıbrıslılara ve insanlığa hayırlı etsin. Bu ÅŸekilde insanlığa ve barışa büyük hizmette bulunmuÅŸ olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki, kuvvetlerimize ateÅŸ açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaÅŸ için deÄŸil, barış için; yalnız Türklere deÄŸil, Rumlara da barış getirmek için Ada'ya gidiyoruz.
Bu karara ancak tüm politik ve diplomatik yolları denedikten sonra mecbur kalarak vardık. Bütün dost memleketlere, bu arada son zamanlarda yakın istiÅŸarede bulunduÄŸumuz dost ve müttefikimiz BirleÅŸik Amerika'ya ve İngiltere'ye meselelerin müdahalesiz halledilmesi, diplomatik yollardan halledilebilmesi için gösterdikleri iyi niyetli çabalar için ÅŸükranlarımı belirtmeyi borç bilirim. EÄŸer bu çabalar sonuç vermediyse, elbette sorumlusu bu iyi niyetli gayretleri gösteren devletler deÄŸildir.
Tekrar bu harekâtın insanlığa, milletimize ve bütün Kıbrıslılara hayırlı olmasını dilerim.
Allah'ın milletimizi ve insanlığı felaketlerden korumasını dilerim.”
15 Temmuz 1974 günü yaÅŸananları da deÄŸerli abimiz Özcan Özcanhan’ın anılarından ve benim kalemimden aktarayım;
“İlk patlama ve silah sesi iÅŸitildi saat tam 07.38’de. Rum tarafından, Strovolos-eski Vali konağının-yani Makarios’un Sarayının olduÄŸu yönden... Daha ne olduÄŸunu anlamadan Taht El Kala (Tahtakale) mahallesi yakınlarından, BaÅŸpiskoposluk tarafından da bomba, silah ve patlama sesleri yükseldi. Sesler, gürültüler arttı. Nihayet küçük bir el radyosu bulduk… Açtım ki, Kıbrıs Radyo yayın Korporasyonu (Radiyofonikon İdrima Kipru) Yunan marÅŸları çalıyor... Tok bir ses "O makarios ine negros... o Makarios ine negros..." diyor tekrarlayarak. Hemen haykırdım: "Komutanım Makariosu öldürdüler!" Dinlemeye devam ettim. MarÅŸlar yükseliyor, aynı tok ses, "MAKARİOS ÖLDÜ... MAKARİOS ÖLDÜ...BURASI ELEN KIBRIS CUMHURİYETİ- EDO İ ELLİNİKİ KİPRİYAKİ DEMOKRATİYA..." diye ilan ediyordu. Tüm radyolar, Kıbrıs’ta bir darbe giriÅŸimi olduÄŸunu, Makarios’un akibetinin belli olmadığını, sarayının bombalandığını, Makarios’cularla cuntacılar arasında ÅŸiddetli çarpışmalar olduÄŸu haberlerini veriyorlardı. Saatler ilerliyor, dört yandan silah sesleri geliyor. Arada bizim mevzilere de Kornaro otel, merkezi cezaevi ve Fransız elçiliÄŸi tarafından mermiler düÅŸüyordu. Rum hapishanesinden çığlıklar, marÅŸlar yükseliyor, oradaki feryatlar silah sesleri arasına karışıyordu. Golf sahası, Nicosia Club ile Kornaro tam karşımızda ve çok yakınlarda sayılırdı. Bizim Mücahitlere kesinlikle "AteÅŸ etmeyiniz. AteÅŸ etmek yasak" emri verildi. Verilen emre göre Türk hatlarını, mevzilerini geçmeye çalışırlarsa iÅŸte o zaman karşılık verilecek, ateÅŸ açılacaktı... Rahmetli DENKTAÅž da bizim radyomuzdan halka sesleniyor: "KENDİ ARALARINDADIR. KARIÅžMAYINIZ, SAKİN OLUNUZ" diyordu.
ÖÄŸleden sonra ikindi vakitleri idi. Bu kez Makarios’un sesi Baf’taki bir radyo frekansından yükseldi: "Ime o Makarios, proedros, arhipiskopos. Dhen ime negros. İme zondanos !" Türkçe’si: “BEN MAKARİOS, CUMHURBAÅžKANI, BAÅžPİSKOPOS, ÖLMEDİM, HAYATTAYIM. DİRENİNİZ, TESLİM OLMAYINIZ, HAİNLERE KARÅžI DİRENİŞE GEÇİNİZ !"
Daha sonraları öÄŸrendik ki, Atina ve cuntacılarla Makarios’un arasının açılmasından sonra yaÅŸanan gerginlik neticesi Makarios zaten bu darbeyi bekliyordu. Saray top ateÅŸine tutulunca arka kapıdan kaçırılmış ve oradan da İngiliz’in yardımı ile AÄŸrotur üssünden Londra’ya uçurulmuÅŸtu... “Ölmedim, hayattayım… Direnin, teslim olmayın, hainlere karşı mücadele verin” derken de İngiltere’de idi.”