KURULTAY'IN ARDINDAN

KEMAL ANADOL

Sıra en netameli konuya geldi. Öncelikle bu konudaki deneyimlerimi vurgulamak isterim. 5
dönem milletvekilli görevinde bulundum. 1973 ve 1977 genel seçimlerinden önce CHP Zonguldak
örgütünde delege sistemiyle yapılan önseçimlere girdim. 1973 seçimlerinde 9 milletvekili çıkaran
Zonguldak’ta 4. Sıradaydım ve CHP ilk kez 4 milletvekili çıkarmıştı. 1977 seçimleri ise daha ilginç
olmuÅŸtu. CHP Genel Merkezi, Genel Sekreter EyüboÄŸlu’nun örgüte telefonları ve gönderdiÄŸi MYK
üyeleriyle gayrı resmî bir liste hazırlamıştı. O günkü genel merkez ve genel baÅŸkan benim listeye
girmemi istemiyorlardı. Genel BaÅŸkanımız Ecevit aynı zamanda Zonguldak Milletvekiliydi. Tüm olumsuz
koÅŸullara karşın CHP örgütlerinin desteÄŸi ile listeyi delebilmiÅŸ ve 5. Sıraya yerleÅŸmiÅŸtim. 5 Haziran 1977
seçimlerinde partimiz Zonguldak’tan ilk kez 5 milletvekili çıkarmıştı. 5. Milletvekili de bendim.
1987 genel seçimlerinde SHP Genel BaÅŸkanı Erdal İnönü ve diÄŸer aday adayları ile birlikte İzmir
Karşıyaka/Bakırçay seçim çevresinde 24 bin üyenin katıldığı yargıç denetimindeki önseçimde İnönü’nün
arkasında 2. Sıraya girmiÅŸtim. 2002 ve 2007 seçimlerinde de yapılan merkez yoklamalarında İzmir
listesine konulmuÅŸtum.
Bunları öÄŸünmek için deÄŸil, önseçim deneyimine sahip olduÄŸumu kanıtlamak için yazıyorum. 2
kez delegelerle, 1 kez de tüm üyelerle, seçim kurulu denetiminde önseçime girmiÅŸ, iki kez de merkez
yoklamasına baÅŸvurmuÅŸ ve listeye alınmış bir siyasetçi olarak çıkardığım sonuç ÅŸudur: Önseçimle gelen
milletvekili üyesinden, delegesinden ve parti kamuoyundan çekinir hatta korkar. Merkez yoklamasıyla
seçilen vekil ise önce genel baÅŸkandan sonra da genel merkezden çekinir ve korkar. Yukarıda söylediÄŸim
gibi korku imparatorluÄŸunu yaratan kiÅŸiler deÄŸil sistemdir!
Önseçim düzeninde genel baÅŸkan veya merkez otoritesi sizden hoÅŸlanmayabilir. Ama
çabalarınıza, iliÅŸkilerinize, seçmenlerinize güveniyorsanız sığınabileceÄŸiniz bir liman vardır. O da oyunu
talimatla kullanmayan CHP örgütüdür. Merkez yoklamasında ise genel baÅŸkan ve genel merkezin
deÄŸerlendirmesi dışında hiçbir güvenceniz yoktur. 12 Eylül’den önceki parlamentoda yapılan kritik
oylamalara özellikle CHP vekilleri tam kadroyla katılırlardı. Bu oylamalarda bulunmayan vekilin vay
haline! Örgüt ve sivil toplum örgütleri sizi her gidiÅŸinizde sorguya çekerdi. Bu yasama döneminde, parti
grubumuzun kamuoyundan en çok eleÅŸtiri aldığı termik santral ve ceza infaz yasası oylamalarını
anımsatmak istiyorum.
Åžimdi önseçimle ilgili mevzuatı inceleyelim. Siyasi Partiler Kanunu (SPK) 35. Maddesine
bakalım:
Siyasî Partiler, milletvekilliÄŸi genel veya ara seçimlerinde, adaylık için müracaat eden ve
adaylığı uygun bulunanlar arasından adaylarını tespitini; serbest, eÅŸit, gizli oy açık tasnif esasları
çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile
yapabilirler.
Partilerin tüzüklerinde belirtilen merkez yoklaması dışındaki parti aday seçimleri seçim
kurullarının yönetim ve denetimi altında yapılır.
Ek Fıkra: Siyasi Partiler önseçim ya da aday yoklaması yaptıkları seçim çevrelerinde, toplam
olarak TBMM üye sayısının %5ini aÅŸmamak üzere, ilini, seçim çevresini, aday listesindeki sırasını,
önseçim veya aday yoklaması tarihinden en az on gün önce YSK’na bildirmek koÅŸuluyla merkez adayı
gösterebilirler.
SPK Madde 42: Üye kayıt defterinde parti üyesi olarak kaydı bulunan ve C. BaÅŸsavcılığınca
seçim kurula gönderilen listelerde yer alan üyeler önseçimde oy kullanabilir.
CHP TüzüÄŸü Madde 52: TBMM üyeliÄŸi için adayların belirlenmesinde yöntemler önseçim,
aday yoklaması ve merkez yoklamasıdır. Önseçim ve aday yoklaması öncelikli yöntemlerdir.
52/3: Önseçim üye kütüÄŸüne kayıtlı üyelerin katılımı ile yapılır. Aday yoklaması, partide belli
görevlere seçilmiÅŸ olan delegelerin katılımı ile yapılır. Merkez yoklamasında adaylar Parti Meclisince
saptanır.
55/1: Yerel seçimlerde adaylar önseçim, aday yoklaması veya merkez yoklaması
yöntemleriyle saptanır.
Görülüyor ki Siyasi Partiler Kanununda önseçimi önleyen bir hüküm yok. 12 Eylül 1980
öncesinde de aynı yasa ve kurallar geçerliydi. 1980 öncesi ana kural önseçimdi. Merkez yoklaması
gerçekten istisnaydı. 1977 seçimlerinde yanılmıyorsam sadece Mardin ve Siirt illerinde merkez
yoklaması yapılmış, 67 ilin 65’inde önseçim sandıkları kurulmuÅŸtu. Hem CHP hem Adalet Partisi aynı
günde, ilçe seçim kurulları denetiminde delegelerin kullandıkları oylarla milletvekili ve senatör sıralarını
belirliyorlardı.
Yasada “merkez adayı”, halk arasında “merkez kontenjanı” olarak tanımlanan genel merkeze
tanınan ayrıcalığa gelince. TBMM üye sayısının 5%ini geçmeyen bu olanak partilerce çok dikkatli
kullanılırdı. Siyasal düÅŸünceleri partimize yakın bürokratlar, akademisyenler, askerler, sendikacılar ülke
kamuoyunun takdir ettiÄŸi, kimsenin kolayca itiraz edemeyeceÄŸi isimler arasından seçilirdi. Bu
kontenjanla parlamentoya gelen kiÅŸiye aynı olanak bir kez daha tanınmazdı. Ayrıca hiçbir parti bu %5
sayısının artırılması için giriÅŸimde bulunmazdı. Oysa CHP ve AP bu konuda rahatça anlaÅŸabilir rakamı
çoÄŸaltabilirlerdi. %5 genel merkezler için yeterliydi. Bugün de yeterli olduÄŸu inancındayım.
1973 ve 1977 genel seçimlerinde CHP merkez kontenjanından milletvekili olan bazı isimleri
anımsatmak isterim:
1973: Cahit Kayra (Maliyeci), Erol Çevikçe, Devlet Planlama TeÅŸkilatı görevlisi (DPT), Sabahattin
Selek (Basın İlan Kurumu kurucu genel müdürü, yazar), Sadullah Usumi (Türkiye Gazeteciler Sendikası
Genel BaÅŸkanı), Hasan Esat Işık (Büyükelçi), Erol Tuncer (İmar İskân Bakanlığı Afetler Genel Müdürü),
Ali Nejat Ölçen (DPT), Prof. Haluk Ülman (SBF ÖÄŸretim Üyesi), Alev CoÅŸkun (Akademisyen, İzmir İl
Başkanı), Kenan Durukan (Harp-İş Sendikası Genel Başkanı).
1977: Hikmet Çetin (DPT), Altan Öymen (Gazeteci), Kemal Kayacan (Amiral, DKK), İrfan
Özaydınlı (Hava Korgenerali), Bayram Turan Çetin (Vali), Prof. Gündüz Ökçün (SBF ÖÄŸretim Üyesi), Zeki
EroÄŸlu (Almanya’da iÅŸçi), Sevil Korum (DPT), Prof. Ahmet Taner Kışlalı (Hacettepe Üniversitesi ÖÄŸretim
Görevlisi, Gazeteci), Lütfi DoÄŸan (Diyanet İşleri BaÅŸkanı), Prof. Kenan BulutoÄŸlu (BoÄŸaziçi Üniversitesi
ÖÄŸretim Üyesi).
Bu isimlerden 12si çeÅŸitli yıllarda bakanlık yapmış, 2 isim CHP Genel BaÅŸkanı olmuÅŸ, 7 isim de
1977 önseçimlerine girmiÅŸ ve tekrar seçilmiÅŸlerdir.
12 Eylül bütün bu uygulamaların üstünden silindir gibi geçmiÅŸtir. SPK’da eskiden olduÄŸu gibi
bugün de önseçim olmasına karşın, 12 Eylül öncesi aksine, merkez yoklaması esas, önseçim istisna bir
uygulamaya dönüÅŸmüÅŸtür.
TBMM İç TüzüÄŸünün halen yürürlükte olan 167. Maddesine göre kapalı olan parti grup
toplantılarına eski milletvekilleri bile giremezken, bugün yapılan grup toplantıları, “genel baÅŸkanların,
milletvekillerinin de katıldığı basın toplantılarına” dönüÅŸmüÅŸtür. 12 Eylül’den sonra iktidara gelen
ANAP’ın deldiÄŸi bu uygulamaya diÄŸer parti genel baÅŸkanları da uymakta gecikmemiÅŸlerdir. Böylece
kapalı grup toplantılarında parti içi öneri ve eleÅŸtiri hakkı ellerinden alınan milletvekillerinin meclis
genel kurulunda da söz alma güçlüÄŸü düÅŸünüldüÄŸünde, varlıklarını meclis dışında kanıtlamak
ihtiyacında oldukları anlaşılmaktadır. Kendilerini demiryolu raylarına bağlayan, ağzına bant yapıştıran,
meclis kürsüsüne elinde maketlerle çıkan ve absürt demeçler veren vekiller, belli ki bu kısıtlamaların
ürünüdürler! Yeri gelmiÅŸken söylemek isterim. CHP tarihinde tek parti döneminden beri uygulanan ve
örnek, centilmen yarışlara sahne olan grup baÅŸkanvekili seçimlerine son getirilen kısıtlamayı eski bir
grup başkanvekili olarak yadırgıyorum, nedenini bulamıyorum!
CHP Genel BaÅŸkanı Deniz Baykal’ın istifasından sonra, 22 Mayıs 2010 tarihinde CHP 33. OlaÄŸan
Kurultayı toplandı. Kurultayın en önemli maddesi yeni genel baÅŸkanın seçimiydi. Kemal KılıçdaroÄŸlu
geçerli 1189 oyun tamamını alarak CHP’nin 7. Genel BaÅŸkanı seçilmiÅŸti. Bu, o güne kadar alınmamış bir
sonuçtu. Ne İnönü ne Ecevit ne de Baykal bu kadar rahat seçilmemiÅŸ, delege oylarının tamamını
alamamışlardı. O Kurultayın baÅŸkanıydım. Olayın 1 numaralı tanığı olarak söylüyorum. KılçdaroÄŸlu’nun
adaylık konuÅŸmasında örgüte “her koÅŸulda önseçim” vaadinde bulunduÄŸunda delegeler ayaÄŸa
fırlayarak alkışlamaya baÅŸlamışlardı. Belki de 2/3 oy bile fire vermeden seçilmesindeki etkenlerden biri
de buydu. 12 Eylül sonrası önseçime hasret kalan CHP örgütü bu sözle canlanmış, eskisi gibi
heyecanlanmıştı.
KılıçdaroÄŸlu’nun Genel BaÅŸkanlığından sonra yapılan 2011 genel seçimlerinde baÅŸta Ankara,
İstanbul ve İzmir olmak üzere çoÄŸunluk illerde merkez yoklaması yapılmıştı. DeÄŸiÅŸen bir ÅŸey olmamıştı.
Yine merkez yoklaması esas, önseçim istisnaydı. Son yapılan 2019 yerel seçimlerinde ise önseçim çok
ender karşılaşılan bir uygulama haline gelmişti.
Bunun sebebi neydi? Seçildikten bir süre sonra KılıçdaroÄŸlu, “üye yapısının saÄŸlıksız olduÄŸu”
gerekçesini öne sürmüÅŸtü. Genel BaÅŸkan seçildiÄŸi zaman bu gerçeÄŸi bilmiyor muydu acaba? 2 dönem
milletvekilliÄŸi, 1 dönem grup baÅŸkanvekilliÄŸi, PM ve MYK üyeliÄŸi yapmış bir kiÅŸinin bu kanıya ulaÅŸmaması
düÅŸünülemez. Akla gelen ikinci soru da ÅŸu. Sayın KılıçdaroÄŸlu, 22 Mayıs 2020 tarihinde genel
başkanlığının onuncu yılını doldurdu. Bu durumda 10 yıldır genel başkan yetki ve sorumluluğu ile
“saÄŸlıksız” üye yapısını “saÄŸlıklı” hale dönüÅŸtürmesi gerekmiyor muydu?
Bugün merkez yoklaması düzenindeki yanlış uygulamalar bu yazının konusu deÄŸil. Ama ÅŸu
gerçektir ki, önseçim örgütü heyecana getirmektedir. Önseçimi kaybeden aday adaylarının küskünlüÄŸü
genel olarak kısa sürmektedir. Aksi halde bu kiÅŸiler örgütçe kınanmakta ve bir kez daha aday olma
ÅŸansını yitirmektedirler. Önseçimle seçilen belediye baÅŸkanı ve milletvekilinin baÅŸarısız olması
durumunda fatura örgüte kesilmektedir. Merkez yoklaması ile seçilen her belediye baÅŸkanı ve
milletvekilinin kefiliyse, baÅŸta genel baÅŸkan, MYK ve PM’dir. Yetkilerini kullanmışlardır; sorumluluk da
onlara aittir.
Bir önemli nokta da ittifak partileriyle seçime girilmesi halinde önseçim yapılmayacağına iliÅŸkin
deÄŸiÅŸikliktir. Önseçim yapılmasının ittifaka ne zararı olabilir? Zaten genel merkezin elinde merkez
yoklaması, kontenjan gibi olanaklar var. Bu durumda yapılan bu deÄŸiÅŸikliÄŸin parti içi demokrasiye zarar
vermekten öte bir yararı olacağını sanmıyorum.
Örnek bir siyasal parti; üyesi, ilçe/il/merkez yönetimleri ve lideri ile çalışan bir emme/basma
tulumba gibidir. Bir partinin canlı ve heyecanlı bir örgütü yoksa seçimlerde baÅŸarılı olması çok zordur.
Örgütü motive eden de önseçimdir.
İlçe ve il yöneticilerini, parti meclisini ve genel baÅŸkanını üyelerin katılımı ve oyu ile seçen bir
partinin önseçimleri de aynı yöntemle gerçekleÅŸtirmesi, farklılığımızı tüm ülkeye ve dünyaya kanıtlamış
olacaktır. Yazının başında uygulamalarını sıraladığım Avrupa partilerinden farkımız ne? Ne olabilir?
ÇÖZÜM: GÜÇLENDİRİLMİŞ ÜYE YAPILANMASI
Bu çalışmanın ana teması, çaÄŸdaÅŸ partilerde olduÄŸu gibi delegelik sisteminin kaldırılması ve
parti içi iradenin üyelere bırakılmasıdır. O zaman akla gelen ilk soru ÅŸu olacaktır: İlçe yöneticinden genel
baÅŸkan seçimine kadar ağır bir görev ve sorumluluk yüklediÄŸimiz parti üyelerine nasıl, nereye kadar
güveneceÄŸiz? Böylesi nitelikli, dürüst ve saÄŸduyulu üyelerden oluÅŸan bir yapıyı nasıl inÅŸa edeceÄŸiz?
Bu soruyu soranlar, önerilerimi okuduktan sonra bana dönüp, “istisnai de olsa yapılan
önseçimlerden çıkan ve kamuoyunu rahatsız eden sonuçları nasıl açıklayacaksın” demeyecekler mi?
Bu haklı soruları yanıtlamadan önce bir kanımı söylemek istiyorum. Tüm hastalıklı yapısına ve
denetim dışına çıkan ulaşılmazlığına karşın, mevcut üyelerle yapılacak önseçimler, merkez
yoklamasından daha saÄŸlıklıdır. Bunu söylerken mevcut yapıyı savunduÄŸum anlaşılmasın. Asla! Mevcut
üyelik sistemi acilen yataÄŸa yatırılmalı, öncelikle hastalığa tanı konulup tedavi edilmeli ve saÄŸlığa
kavuÅŸturulmalıdır. Bunu nasıl gerçekleÅŸtireceÄŸiz? Önce geçmiÅŸe bakmamız gerekiyor.
CHP KurtuluÅŸ Savaşı veren güçlerin kurduÄŸu bir partidir. Bunun izlerini 1974 yılında yapılan
deÄŸiÅŸikliÄŸe kadar yürürlükte olan tüzüÄŸümüzün üyelik bölümünde görmekteyiz:
Madde 3-A) Cumhuriyet Halk Partisine:
a- KurtuluÅŸ Savaşına aykırı amaçlar güden kuruluÅŸlara girmemiÅŸ bulunanlar,
b- Partinin umdelerini (ilkelerini), Programını ve TüzüÄŸünü benimseyen kadın erkek her
vatandaÅŸ üye olabilir.
CHP tüzüÄŸü, bu maddenin konulduÄŸu tarihten günümüze kadar dönem dönem deÄŸiÅŸiklikler
geçirmiÅŸtir.17 Kasım 1947’de toplanan 7. Kurultay’da çok partili yaÅŸama geçerken, demokratik sisteme
uyum amacıyla değişiklikler yapılmış, 14 Ekim 1968 tarihinde toplanan 19. Kurultayda son şeklini
almıştı. Bülent Ecevit’in Genel BaÅŸkan olmasından sonra düzenlenen 1976 Kurultayında tekrar ele
alınmış, Parti Meclisi kaldırılarak Genel Yönetim Kurulu oluÅŸturulmuÅŸtur. Özellikle 1961 Anayasasının
yürürlüÄŸe girmesinden sonra toplum yaÅŸamındaki hareketliliÄŸin partimize yansıması kaçınılmazdı.
Özellikle iç göçün baÅŸladığı yıllarda CHP’de üyelik sorunu da tartışılmaya baÅŸlanmıştı.
Naylon üyeliÄŸin tarihçesi
Siyasal partilerde yaÅŸanan ve giderek büyüyen hastalıklı üyelik sorunu gerçekte, sosyolojik,
ekonomik ve sınıfsal bir nitelik taşımaktadır. 1960’lı yıllarda baÅŸlayan ve bugün Anadolu’nun
boÅŸalmasıyla sonuçlanan iç göç, saÄŸlıksız kentleÅŸmeye yol açtığı gibi saÄŸlıksız parti üyeliÄŸinin doÄŸmasına
neden olmuÅŸtur.
Bu olguyu mercek altına yatırmakta yarar var. İç göç iki ayrı hareketle baÅŸlamıştır. 1960’lı
yıllarda baÅŸlayan ve hızlanan çarpık kapitalistleÅŸme sürecinde Anadolu sermayesinin önemli bir bölümü
özellikle İstanbul’a ve kısmen metropol kentlere gitmiÅŸ ve ticari kazanç ÅŸansını buralarda aramıştır. Asıl
ve büyük göç dalgası bunların dışındadır. İzlenen yanlış tarım politikaları yüzünden toprağından istediÄŸi
verimi alamayan ve her geçen yıl biraz daha fakirleÅŸen köylüler, çalışacak fabrika bulamayan iÅŸgücü ve
daha sonra karşılaşılan teröre maruz kalanlar, çareyi baÅŸta İstanbul, Ankara, İzmir ve diÄŸer metropol
illere göçte bulmuÅŸlardır. Bu ikinci göç nedeniyle köyleri boÅŸaltan yoÄŸun nüfus Türkiye’nin yapısını
deÄŸiÅŸtirmiÅŸ, o güne kadar görmediÄŸi sorunlar yaratmıştır. SaÄŸlıksız kentleÅŸme bunların başında
gelmektedir. Devleti yöneten çeÅŸitli hükümetler baÅŸtan bilimsel ve gerçekçi projeler üretememiÅŸler,
pansuman önlemlerle sorunu geçiÅŸtirmeye çalışmışlardır.
1960’lardan sonra, metropol kentlerde imarsız ve mülkiyeti devlete veya kiÅŸilere ait olan
arazilerin üstünde “gecekondu” adını taktığımız evlerden oluÅŸan mahalleler çoÄŸalmaya baÅŸlamıştır. İlk
gelenleri kendi memleketlerinden gelenler izlemiÅŸ, hemÅŸeri gettoları oluÅŸmuÅŸtur. Bu da bölgesel, etnik
ve mezhepsel dayanışmaları öne çıkarmıştır. Buralarda yaÅŸayanların çok büyük bir bölümü eÄŸitimsiz ve
mesleksizdir. MesleÄŸi olanlar mevcut sanayi tesislerinde çalışarak iÅŸçi sınıfına dahil olmuÅŸlar, orta
okul/lise mezunları da kamuda odacı, küçük memur, koruma görevlisi olma ÅŸansını
yakalayabilmiÅŸlerdir. Memleketinden az çok birikimle gelenler de kahvecilik, pazarcılık, manavlık gibi
küçük esnaf statüsüne girmiÅŸlerdir. Ama çoÄŸunluk eÄŸitimsiz, mesleksiz ve gelecekten umutsuzdur.
Oturdukları evin mülkiyeti kendisine ait deÄŸildir, ruhsatsızdır ve her an devlet tarafından yıkılabilir.
Deyim yerindeyse diken üstünde oturmaktadır. Bu çıkmazdan kurtulmak için çareler aramaktadır.
Politikacılar iÅŸte tam burada sahneye çıkmışlardır. Özellikle ülkeyi yöneten merkez saÄŸ iktidarlar
ve bunların yönettiÄŸi devlet, sınıfsal niteliÄŸi gereÄŸi köklü çözümlerden uzak durmuÅŸtur. Topraksız
köylüler için “toprak reformu” yapmamış, yeterli sayıda fabrika kurmamış, savaÅŸta ÅŸehit olmasını
istediÄŸi yurttaÅŸlarına yeterli eÄŸitim ve saÄŸlık hizmeti götürememiÅŸ/götürmemiÅŸtir. Ama bu insanların
genel ve yerel seçimlerde oyları vardır. Partiler kenti çevreleyen bu mahallelerden oy almak
istemektedirler. Bunun için de belediyeler ve devlet evlere su ve elektrik baÄŸlamaktadır. Seçimler
öncesi buralarda oturan insanları en duyarlı oldukları yerden yakalamakta, imar afları çıkarmaktadır.
Artık popülizm her ÅŸeyin önüne geçmiÅŸtir!
Köylülük niteliÄŸini yitirmiÅŸ ama kentli olamamış yurttaÅŸların gözü açılmıştır. Ellerinde kalan tek
deÄŸerli ÅŸey oylarıdır. Seçimlerin yazgısını onlar belirlemektedir! Seçim kampanyalarında bu semtlere
politikacılar üÅŸüÅŸmekte, yerine getiremeyecekleri sözler vermektedirler. Öte yandan gelecekten
umudu olmayan bu insanları çeÅŸitli cemaat ve tarikatlar dinsel motif ve söylemlerle etkilemeye, kendi
örgütlerinin egemenliÄŸini saÄŸlamaya çalışmaktadırlar.
Kente geldikten sonra ikinci kuÅŸaÄŸa ulaÅŸan yurttaÅŸlarımız oyunun deÄŸerini anlamıştır. İşin ilginç
yanı oylarının bir baÅŸka deÄŸeri olduÄŸunu keÅŸfetmiÅŸlerdir. Bu da parti üyeliÄŸidir! Kentlerin imarlı
bölümünde oturan nüfus seçimlerde oyunu kullanmakta, bunu yeterli bularak partilere üye olmaktan
kaçınmaktadır. Onların yerel yönetimle pek sorunları yoktur. Çalışan kesimler, emekliler, serbest
meslek mensupları buralarda yoÄŸunlaÅŸmışlardır. Oysa varoÅŸlardaki nüfusun yerel yönetimlerle imar
sorunu ile istihdam, sosyal yardım gibi gereksinimleri vardır. İktidarlardan da iş ve aş istemektedirler.
Bunun çaresi de bulunmuÅŸtur. Çare naylon üyeliktir. Åžimdi mekanizmanın iÅŸleyiÅŸine bir göz atalım.
İlçe baÅŸkanlığı koltuÄŸunda bir serbest meslek mensubu, esnaf veya tüccar oturmaktadır.
Hayalinden belediye baÅŸkanlığı yahut milletvekilliÄŸi geçmektedir. Onun için arkadaÅŸlarıyla bir ekip
oluÅŸturmuÅŸtur. Aynı mevkilere gelmek isteyen baÅŸka rakipler ve onların kadroları da vardır. O ilçedeki
bu kamplaÅŸmaya “hizip” adını veriyoruz. Hiziplerin önce ilçe kongresini kazanmaları gerekmektedir.
Bunun yolu da mahallelerde yapılan delege seçimlerini kazanmaktan geçiyor. Delege seçimlerini
kazanmak için de üye gerekiyor! İşte tam burada politikacı ve üye/delege aÄŸası buluÅŸması
gerçekleÅŸiyor. Mahallede çeÅŸitli nedenlerle etkin olan kiÅŸi, ilçe baÅŸkanı veya karşı hizip lideriyle üye
pazarlığı yapıyor. “50 hemÅŸerimi üye yapabilirim” diyor. Karşıdaki politikacı da ellerini ovuÅŸturuyor!
Mahallesine gidip sözü geçen erkekleri topluyor. Kendine göre durumu anlatıyor. EÄŸer karılarıyla
birlikte çok sayıda üye olurlarsa yerel yönetimle ve devletle iliÅŸki kurmak, talepte bulunmak fırsatını
yakalayacaklardır. “Delege seçimlerinde benim partimde oy kullanın da genel seçimlerde nereye
isterseniz oraya oy verin” diyor. Tabii ilçe baÅŸkanı ve kadrosunun bölge, etnik ve mezhep konumuyla
benzeşmek de ayrı bir tercih ve dayanışma nedeni oluyor. Aynı aşiret ve ailenin veya hemşeri grubunun
bir baÅŸka önderi de aynı pazarlığı ve iÅŸlemi baÅŸka partilerle yapıyor!
Önseçim listelerinde bir kiÅŸinin her iki partide de üye görünmesi, adı geçen üyelerin sabit
adresleri olmaması, tamamlanmamış bir inÅŸaatta 10, 20 veya daha fazla üye görünmesi gibi gariplikler
bu uygulamanın sonucudur. Parti yöneticilerini bile ÅŸaşırtan, ortada görünmeyen üyelere gerçek parti
mensupları ve basın “naylon üye” adını takmış, onlara bu sıfatı yakıştırmışlardır.
Bu çaÄŸdışı gerçek, yukarıda anlattığım dönemlerden günümüze ivme kazanmıştır. AÅŸağı yukarı
1965 seçimlerinden sonra baÅŸlayan bu hastalığın nedenlerinden biri de Siyasi Partiler Kanunun partilere
delege sistemini dayatmasıdır kanısındayım. Giderek yozlaÅŸmasına karşın bu sistem 12 Eylül’den önce
fazla tahripkâr deÄŸildi. Geçerli olan parti ahlakı özellikle CHP’de aday adaylarının para ve çıkar
dağıtmasını önlüyordu. Tam tersine bu konuda adı çıkan kiÅŸinin baÅŸarı saÄŸlama olanağı yoktu. 12
Eylül’den sonra kurulan SODEP ve SHP’de de kötü örneklere pek rastlanmadı. Ama Özal’ın “köÅŸeyi
dönme” edebiyatı ve uygulamalarının toplumu ve diÄŸer siyasi partileri etkilememesi olanak dışıdır.
Partilerden öte, toplumda üretmeden, çalışmadan para kazanma ve baÅŸarılı olmanın yolu açılmıştır.
Ayrıca, küresel akımın söylemleri ve uygulaması ideolojileri yok saydığı için toplumda ve partilerde
etnik, mezhepsel, bölgesel, tarikat ve cemaat ayrımları öne çıkmış, bu olgu her kurumu bu arada siyasal
partileri etkilemiÅŸtir.
Bu arada çok önemli ve yanlış anlaşılmaması gereken bir noktayı vurgulamak istiyorum.
Yukarıda naylon üyenin nasıl doÄŸduÄŸunu ve uygulandığını anlattım. Bununla hiç ilgisi olmayan CHP
terbiyesi içinde politika yapan ilçe baÅŸkanı, yöneticileri ve örgüt emekçilerini tenzih ederim. Ancak
üye/delege aÄŸaları, partilerde iÅŸlev sahibi olabilmeleri için kendiliÄŸinden ilçeye baÅŸvurarak toplu üye
kaydı isteminde bulunduÄŸunda ilçe baÅŸkanı buna hayır mı diyecek? Görevi üyeyi çoÄŸaltmak deÄŸil mi?
Sorun kökten çözülmedikçe “saÄŸlıksız üye” sorunu kangren olmaya devam edecektir.
Üyelik Sorunun AÅŸamaları
CHP Genel BaÅŸkanı Bülent Ecevit MSP ile kurulan hükümetin BaÅŸbakanıydı. 1974 yılında
partinin yenilenmesi için bir Tüzük Kurultayı toplanmasını istiyordu. Kurultaya sunmadan önce
hazırlanan taslak metinler MYK’dan geçiyordu. Genel BaÅŸkan üyelikle ilgili yeni bir madde getiriyordu.
O günkü 10. Madde ÅŸöyleydi:
MYK, parti açısından gerekli gördüÄŸü hallerde yukarıdaki maddelerde yazılı koÅŸullara
ve bekleme süresine bakmaksızın doÄŸrudan doÄŸruya üyeliÄŸe kayıt yapabilir. Bu durumda,
kayıtla ilgili belgeler, üyenin isteÄŸine göre sürekli olarak oturduÄŸu ya da sürekli iÅŸyerinin
bulunduÄŸu ilçe örgütüne gönderilir.
O dönemde genç bir milletvekili olarak MYK üyesiydim. Sonrasını, 2005 yılı Kasım ayında DoÄŸan
Kitap tarafından yayınlanan “Filmi Geriye Sarınca” adlı anılarımdan okuyalım. Sayfa, 299:
ÜyeliÄŸin kesinleÅŸmesi için tüzüÄŸün 7. Maddesine göre bir yıl beklemek gerekiyordu.
Oysa yeni 10. Maddeye göre, üyelik aÅŸamasındaki yazılı koÅŸullara ve sürelere bakılmaksızın
MYK üye kaydı yapılabilecekti. İlçe baÅŸkanlığından geldiÄŸim için bu uygulamanın geniÅŸletilmesi
halinde çok büyük haksızlıklar olacağını düÅŸündüm. “Sayın genel baÅŸkanım” dedim. “Anladığım
kadarıyla bu madde, seçimlere yakın partiye giren ve aday olması düÅŸünülen bürokratlara, ülke
düzeyinde ünlü sendikacılara, sanatçılara, basın mensuplarına ve bu tür kiÅŸilere göre
düzenleniyor. Aday olmasalar bile bu kiÅŸilerin bekleme sürelerinin dışında tutulması gerekiyor.”
Ecevit ne demek istediÄŸimi anlamamış gibi bir yüz ifadesiyle baktı. “Evet” dedi. Ben devam
ettim. “Ama efendim bu uygulama geniÅŸletilirse ve birçok kiÅŸi MYK kararıyla üye yapılırsa büyük
haksızlıklar doÄŸar. Bu nedenle bu tür uygulamalara bir sınır koymak gerekir.” Ecevit aniden
parlamıştı! Bana öfke ve ÅŸiddetle bağırıyordu. “Sayın Anadol siz ne demek istiyorsunuz? EÄŸer
bir genel merkez bu maddeyi kötüye kullanır, binlerce kiÅŸiyi üye kaydederse partiyi ahlaksızlar
iÅŸgal etmiÅŸ demektir. Siz nasıl böyle bir suçlama yaparsınız?” Åžaşırmış kalmıştım. Ben aklıma
gelen bir kuÅŸkuyu dile getirmiÅŸ ve bir tehlikeyi iÅŸaret etmiÅŸtim. Böyle bir müdahale ve böyle sert
karşılık beklemiyordum. Sustum kaldım. Haklı bir uyarıda bulunurken kötü niyetli, fesat bir kiÅŸi
durumuna düÅŸmüÅŸtüm.
Bu olaydan 6 ay sonra, 14 Aralık 1974 günü toplanacak CHP 22. Kurultayı öncesi
kongreler takvimi baÅŸlamıştı. İlçe kongrelerinden önce delege seçimleri yapılacaktı. Her
mahallede oy kullanacak üyeler ilçe yönetimleri tarafından askıya çıkarılıyor ve buradaki isimler
o mahallenin delegelerini seçiyorlardı. Özellikle İzmir’de İl BaÅŸkanı Sedat Akman ve Merkez İlçe
BaÅŸkanı Haluk İrtegün, delege seçimlerinden bir gün önce, MYK kararıyla üye olanları listeye
ilâve ediyor ve tüm dengeleri alt üst ediyorlardı. Artık partide iki sınıf üye vardı. Bir yıllık bekleme
süreci sonunda bu sıfatı kazananlar ve MYK kararıyla bir günde üye ilân edilen ayrıcalıklılar!
Hastalık İzmir’den diÄŸer metropol kentlere, daha sonra da tüm örgüte yayıldı. 10. Madde bir
virüs gibi partinin bünyesine girmiÅŸti. CHP’de genel baÅŸkanlar, genel sekreterler, merkez
yönetimleri, hatta madde numaraları deÄŸiÅŸti, ama bu uygulama hiç deÄŸiÅŸmedi. Bugün de bu
virüs bünyeyi zehirlemeyi sürdürüyor!
Gerçekten bu hastalık bir türlü geçmedi, geçmiyor. Genel merkezin elbette böyle bir yetkiye
gereksinimi vardır. İstisnai durumlarda, ülke düzeyinde olumlu tanınan ve mesleÄŸinde örnek çalışmalar
yapmış kişilere bu ayrıcalık tanınmalıdır. Ama genel merkeze verilen bu yetki sınırsız kullanılırsa ki her
dönem kullanılıyor ve partimiz zarar görüyor, genel merkezler güven kaybediyor, bu yetki
sınırlanmalıdır. Bu nedenle MYK kararıyla üye olanların sayısına kota konmalı, yılda 100, 500 gibi bir
rakam saptanmalıdır.
12 Eylül Sonrası
12 Eylül’de kapatılan partilerin yeniden açılmasına iliÅŸkin yasal düzenleme sonunda 9 Eylül
1992 günü toplanan kurultayda CHP ikinci kez doÄŸmuÅŸ ve siyasal yaÅŸama girmiÅŸti. Yeni Genel BaÅŸkan
Deniz Baykal, toplumda yaratılan heyecana karşılık veriyor ve delege sistemini terk edeceklerini
söylüyordu. Artık parti örgütlenmesi sandık esasına dayanacaktı. Ama mevcut SPK yine karşımıza engel
olarak çıkmış ve delege sitemini dayatmıştı.
1999 seçimlerinde CHP seçim barajına takılıp parlamento dışında kalınca Deniz Baykal CHP
Genel BaÅŸkanlığından ayrılmıştı. Yeni Genel BaÅŸkan Altan Öymen, Genel Sekreter Tarhan Erdem ve yeni
MYK üyelik sisteminde yenilenme hareketine giriÅŸmiÅŸler ve tüm üyeleri sıfırlamışlardı. Her üye
fotoÄŸraflı üye kayıt fiÅŸi dolduracak ve bunu kendi ilçesine verecek, ilçe de genel merkez üye yazım
bürosuna gönderecekti. Ayrıca üye aidatının da ödenmesi gerekiyordu. Sorun köylerdeki üyelerimizde
baÅŸ göstermiÅŸti. Onlar bu iÅŸe hazır deÄŸildi. Bazı ilçe yöneticileri fotoÄŸraf makineleriyle köylere gidip bu
iÅŸlemi tamamlamaya çalışıyorlardı. Ama bunu kaç örgüt yapabilirdi? Seçimlerde köy sandıklarının boÅŸ
kalma tehlikesi belirmişti. Tam bu sırada CHP Kurultayı toplandı ve delegelerin isteği ile Deniz Baykal
CHP Genel BaÅŸkanlığına geri döndü. Yeni MYK da bu uygulamayı ortadan kaldırdı.
Bu durum 1999’dan 2010 yılına kadar devam etti. Üyelikle ilgili yeni bir uygulama yapılmadı.
Deniz Baykal’ın istifasından sonra 22 Mayıs 2010 günü toplanan 33. CHP Kurultayında Kemal
KılıçdaroÄŸlu Genel BaÅŸkan seçildi. 3 Kasım 2010’da kendisini yönetime getiren kadro tasfiye olmuÅŸ, yeni
MYK ve Genel Sekreter dönemi baÅŸlamıştı. Yeni yönetim üyelik konusunda atılım yapmak istiyordu.
Onlara göre o güne kadar parti dar tutulmuÅŸtu ve artık geniÅŸlemeliydi. Hatta genel merkezin
çevresindeki duvarlar bile yıkılmalıydı! Tüzükteki yetkilerine raÄŸmen ilçelerin üye kaydetme hakları
fiilen yok sayıldı. Oysa üye bir ilçenin belirli bir mahallesinde ikamet ediyordu. BaÅŸvuran üye adayları
askıya çıkıyordu ve üyelerin belirli bir süre içinde itiraz hakları vardı. Üyenin durumu incelenebiliyor,
baÅŸvurusu geri çevrilebiliyordu. Ancak üye olmak isteyen kiÅŸinin buna itiraz hakkı vardı, genel merkezin
kararı kesindi. Üyeyi en iyi deÄŸerlendirecek ilçe yönetimiydi. Bazı ilçeler bu yetkilerini kötüye kullanıyor
ve üye kaydını engelliyor olabilirlerdi. O zaman genel merkez duruma el koyar o ilçeyi görevden alırdı.
O güne kadar tüzük prosedürü buydu.
Partiyi halka açma savıyla ilçelerin üye kayıt yetkisi artık kâğıt üstündeydi. Önce genel merkezin
kapısı önüne bir kayıt masası konuldu. İsteyen herkes burada üye olabilecekti. Daha sonra mobil üye
kampanyası açıldı. Pazaryerleri gibi insanların toplu olduÄŸu yerlere üye kayıt araçları gönderildi. Bir süre
sonra da kurultay kararıyla elektronik üyelik kurumlaÅŸtı.
KiÅŸisel kanıma göre bunların hepsi yanlıştı. Üye hakkında araÅŸtırma yapmadan istemini kabul
etmek ne kadar doÄŸruydu? “BaÅŸvuruyu aldıktan sonra araÅŸtırma yapacağız” denirse bu olanaksızdı. Yüz
binlerce üye hakkında kim, nasıl soruÅŸturma, araÅŸtırma yapacak daha doÄŸrusu yapabilecekti. Bu
sistemin en sakıncalı, somut ve çarpıcı örneÄŸi yakında yaÅŸandı. İstanbul Belediye BaÅŸkanı Ekrem
İmamoÄŸlu’nu ölümle tehdit eden kiÅŸi polisçe arandığında karşımıza elektronik yöntemle partimize
kaydolmuÅŸ bir üye çıkıverdi!
Bu giriÅŸimler yeni deÄŸildi aslında. Halkçı Parti ve SODEP birleÅŸtikten sonra SHP İstanbul İl
BaÅŸkanı olan Hasan Fehmi GüneÅŸ döneminde kampanya açılmış ve üye sayısı 50 bine çıkarılmıştı. Ancak
bundan sonra yapılan ilk İstanbul mitinginde Genel BaÅŸkan Erdal İnönü’yü dinlemeye gelenlerin sayısı
20 bini bile bulmamıştı. Hiçbir araÅŸtırma yapmadan yoÄŸun üye kaydetmek, popülist partilerin
yöntemidir ve dışa dönük propaganda aracıdır. Nitekim bu yöntemle partiye girenler seçimlerde ortaya
çıkmazlar. Ama bu hayalet üyeler delege seçimlerinde derhal boy gösterirler. Aldıkları talimata göre
hareket eder, genel seçimlerde de oylarını baÅŸka partiye verirler! Binlerce, yüz binlerce üye kaydetmek
naylon üye üretiminden baÅŸka hiçbir iÅŸe yaramaz. Nitekim demokrasi tarihimizin en kritik oylaması olan
ve tek adam rejimini getiren 2016 referandumunda sayısı azımsanmayacak sandıkta temsilcimizin
yokluÄŸu bunun en somut örneÄŸidir.
Üyelik öykümüzün tarihi ve geliÅŸimi sonunda deÄŸiÅŸen bir ÅŸey olmamıştır. “Üye yapımız
saÄŸlıksızdır.” Bu nedenle merkez yoklaması ana yöntem, önseçim de istisna olarak uygulanmaktadır.
Yine eskisi gibi…
ÇÖZÜM
CHP TüzüÄŸünün 11/1. Maddesi partinin örgütünü belirliyor:
Parti örgütü Genel Merkez, il ve ilçe örgütleri, parti grupları ile kadın ve gençlik
kollarından oluşur.
Önerim bu maddede sayılan kurumlara bir de PARTİ OKULU ibaresinin konulması, ilâve
edilmesidir. Partimizin eski genel merkezi ÅŸu anda parti içi eÄŸitim hizmeti vermektedir. Ancak bugünkü
durumu yeterli deÄŸildir; parti yaÅŸamına etkisi azdır. Bu kurulu bir an önce iÅŸlevli hale getirmek, parti
organlarından biri düzeyine yükseltmek gerekmektedir.
Partimizin diÄŸer partilere göre en büyük ÅŸansı insan malzemesi zenginliÄŸidir. Partili olsun veya
olmasın Cumhuriyetin kuruluÅŸ ilkelerine baÄŸlı, çaÄŸdaÅŸ, demokrat tavırlı bilim insanları, iletiÅŸimciler,
basın, iÅŸ yaÅŸamı ve sendika uzmanları, kısaca çeÅŸitli mesleklerde baÅŸarıları ile öne çıkmış kadrolar bizle
birlikte olmaya ve hizmet vermeye her zaman hazırdır. Partimiz, deÄŸiÅŸen yönetimlerin müdahale
etmeyeceÄŸi/edemeyeceÄŸi özerk bir eÄŸitim kurumunu, parti okulunu oluÅŸturmalıdır. Ekonomist,
hukukçu, sosyolog, tarihçi, pedagog, saÄŸlıkçı gibi alanlarında ve kiÅŸiliklerinde kimsenin tartışamayacağı
düzeye gelmiÅŸ, CHP’ye ve ilkelerine inanmış kadrolar yetkilendirilmeli ve görevlendirilmelidir. Bunlara
örgüt ve parlamento deneyimi olan kiÅŸiler de eklenebilir. Siyasal beklentisi olmayan, sadece partimize
gönüllü hizmete talip bu kadrolara eÄŸitim yöntemlerini ve programını emanet etmemiz gerekmektedir.
Partinin aldığı hazine yardımının önemli bir bölümü parti içi eÄŸitime harcanmalıdır.
PARTİ OKULU, metropol kentlerde alt birim oluşturmalı ve oralarda da eğitim vermelidir. Eğitim
birkaç aÅŸamalı olmalıdır. İlk basamakta bir partilinin asgarî ölçüde edinmesi gereken bilgiler
verilmelidir. Kısaltılmış parti ve demokrasi tarihi, seçim sandıklarının korunması ve sonuçlara itiraz
yöntemleri, parti tüzük ve programı yorumları gibi. İkinci basamakta ilçe baÅŸkan ve yönetici adayı
olabilmek için yeterli eÄŸitim verilmelidir. Birinci basamaÄŸa ilâveten, medyayla iliÅŸkiler, nasıl demeç
verileceği, tv programlarında nelere dikkat edileceği gibi.
Geçen yaz deneyimli bir kaymakamla sohbet etmiÅŸtim. “Biz 3 yıl kaymakamlık stajı yapıyoruz.
İnsanlar iyi doktor, iyi hukukçu, sevilen dürüst esnaf veya sanayici olabilirler. Ama onlar hiçbir deneyim
ve bilgi sahibi olmadan nasıl 5 yıl belediye baÅŸkanlığı yapabilirler” demiÅŸti. “Deneyim sahibi oluncaya
kadar dönem bitiyor ve yanlışlarının faturası partilerine çıkıyor.” Metropol belediye meclisi üyeliÄŸi,
belediye baÅŸkanlığı aday adayları da özel bir eÄŸitime tabi tutulmalıdırlar. Metropol kentlerde kurulacak
alt birimler sadece birinci basamak eÄŸitim verebilir ve nitelikli parti üyeleri yetiÅŸtirebilirler.
Bu söylediklerim elbette ham fikirlerdir. Amacımı anlatmak için basit örnekler sıraladım.
Uzmanlar çok daha verimli ve bilimsel eÄŸitim programları hazırlayacaklardır. Özellikle kısa süreli birinci
basamak eÄŸitim programlarının göz korkutmadan gerçekleÅŸmesi kolay ve yararlı bir etkinlik olacaktır.
Partide ÅŸu anda kayıtlı hiçbir üyeye dokunmak, kaydını yenilemek gerekmiyor. Onlar bizim
yararlı elemanlarımızdır. Parti içi seçimlerde oy kullanabilmek için gerekli tek koÅŸul Parti Okulunda
eÄŸitimden geçmek ve düzenli aidat ödemek olacaktır. Okuldaki öÄŸrenci sayısı ne kadar çok olursa o
kadar yarar elde edilecektir. Ama ana amaç bilinçli parti üyeleri yetiÅŸtirmektir. ÇaÄŸdaÅŸ partilerde üye
sayısının niceliÄŸine deÄŸil niteliÄŸine önem verilmektedir. İngiliz Muhafazakâr Partisi bile liderini 160 bin
civarında bir üye ile seçmiÅŸtir.
Böylesine eÄŸitimden geçmiÅŸ nitelikli üyelerimiz rahatlıkla mahalleden, il, ilçe seçimlerine, ön
seçimden CumhurbaÅŸkanı adayı belirlemeye uzanan süreçte yetkinlikle oylarını kullanacaklardır.
İşte güçlendirilmiÅŸ üye sistemi. Artık usulsüz üye yazımı, naylon üye gibi sorunlarımız,
sıkıntılarımız olmayacaktır. EÄŸitimden geçmeyen üyelerimizin parti baÄŸları korunacak, onlar sandık
baÅŸlarında görev alabilecek ve istedikleri etkinliklere katılabileceklerdir.
Böylesine bir üye yapısında merkez yoklamalarına gerek var mı?
Yeniden yapılanan partimizin baÅŸarısını arzulayan halkın umudu yükselecek ve CHP sadece
Türkiye’ye deÄŸil, dünyaya örnek olacak yapısal bir niteliÄŸe kavuÅŸacaktır.
SONUÇ
CHP ülkemizin olmazsa olmazıdır. 1999’da baraj altında, parlamento dışında kaldığında karşı
partiler bile bu noksanlığı dile getirmiÅŸlerdir. CHP’nin meclisteki yokluÄŸu sadece örgütünü deÄŸil,
kamuoyunu da derinden yaralamıştır. Demokrasimizin dönem dönem yaÅŸadığı bunalımlarda CHP
halkımızın umudu, tutunacak dalı olmuÅŸtur. Bu konumu sürdürmek, sıradan üyeden genel baÅŸkana
kadar hepimizin görevidir.
Güçlü bir CHP’ye her zaman ihtiyaç vardır. Bunun için CHP bugünkü hantal görünümünden
kurtulmalı yeniden yapılanmalıdır. Antiemperyalist, lâik, hukukun üstünlüÄŸünü rehber edinen,
cumhuriyetin kuruluÅŸ ilkelerini ve demokrasiyi savunan bir CHP Türkiye’nin sigortasıdır.
CHP ülkenin zor günlerinde özveride bulunarak koalisyon hükümetlerinin bazen başında bazen
içinde yer almıştır. Bugün de tek adam rejiminin dayatması sonucu, zorunluktan doÄŸan “Millet İttifakı”
CHP öncülüÄŸünde kurulmuÅŸtur. Kamuoyunun kabul ettiÄŸi gerçek, bu ittifak mimarının CHP Genel
BaÅŸkanı Kemal KılıçdaroÄŸlu olduÄŸudur. Son yerel seçimlerde bu ittifak baÅŸarılı sonuç almıştır. İzmir,
Aydın, MuÄŸla, TekirdaÄŸ gibi büyükÅŸehir belediyelerine baÅŸta İstanbul olmak üzere Ankara, Adana,
Antalya, Mersin’in ilâvesi en umutsuz dönemde demokrasimizin can simidi olmuÅŸtur.
Ancak bazı önemli noktalara dikkat etmek gerekmektedir. Koalisyonlar ve seçim ittifakları
demokrasi yaÅŸamının doÄŸal gerekleridir. Ama bunlar belirli bir sürede geçerlidir. Dünyadaki örnekler
gibi ülkemizde de partiler bu tür giriÅŸimde bulunabilirler. Önemli olan partinin yapısını ve kimliÄŸini
korumasıdır. Özünü ve ilkelerini koruyarak, ortaklarına benzeyerek deÄŸil, onları yöneterek, öncülük
yaparak iÅŸlevini sürdürmelidir. GeçmiÅŸte örnekleri sık görüldüÄŸü gibi bu tür birliktelikler hiç
beklemediÄŸimiz bir zamanda bozulabilir. Böyle bir anda partimiz yenilenen yapısı ve tutarlı, net
ideolojisi ile umut olmayı sürdürmelidir.
BaÅŸlangıçta söylediÄŸim gibi bu çalışma kiÅŸisel düÅŸünce ve deneyimlerimin sonucudur. Elbette
eksik, yanlış tarafları vardır; olabilir. Ancak bunları eleştirenlerin daha doğru ve tutarlı model
önermeleri gerekir. Amacım partinin yapısal deÄŸiÅŸime uÄŸraması, çaÄŸdaÅŸ parti ölçülerine kavuÅŸmasıdır.
CHP örgütünün ve ilerici kamuoyunun bu konuyu gündemine alıp tartışması ve doÄŸru sonuca
ulaşmasıdır.
DüÅŸünce ve önerilerini açıklayacak arkadaÅŸlara ÅŸimdiden teÅŸekkür ediyorum