MUHASEBE ÜZERİNE
Bülent SOYLAN
Severim muhasebeyi…
“Hesaplamayı” yani.
Bileceksinizdir; “Hesap” Arapçadan geçme kelime ve “mu” ön ekiyle “hesaplama”yı ifade eder.
Peki ya hesaplama?
“Hesaplama”yı anlatmaya, onu ayrıca güzellemeye gerek var mı?
Hele de bu hesapsız-kitapsız gidiÅŸatın at koÅŸturduÄŸu günlerde ve ortamda gündemdeyse.
Hesap denen ÅŸey kabaca “eksiÄŸi-gediÄŸi” doÄŸru ölçmek, sonra bunlardan yola çıkıp geleceÄŸi planlamak deÄŸil midir?
Olmayan ÅŸeye “var”, herkesin gözü önündeki ÅŸeye “yoktur böyle ÅŸey” demek bir “ölçüsüzlük” “hesapsızlık”, el yordamı” yada “ne zaman ne ile karşılaşılacağını bilemeden yol almak” demek deÄŸil midir?
Türkiye, maalesef büyük bir “muhasebe yoksulluÄŸu” içinde.
Yani hesapsızlığın.
Hani “BinmiÅŸiz alamete gidiyoruz kıyamete” dercesine.
Şimdi bu girişten sonra gelelim asıl meramımıza.
İster bir kiÅŸi, ister aile reisi, isterse bir iÅŸletmenin sahibi ve hatta bir ülkenin kaderini tayin edecek kiÅŸi ya da kurum olsun…
En azından kendinize sormaz mısınız ara sıra;
“nedir durum?”
“Eksik olan ne?”
“Fazla olan ne?”
Hani bunu kendi hesabınız için yapmanız gerekir ama en azından elinizi cebine atınca iyi kötü anlarsınız fakat, iÅŸ biraz büyüyünce bu öyle sadece “cepteki para”ya bakmakla yürütülemez.
Belki daha baÅŸtan o cebinizdeki paranın gideceÄŸi yer bellidir, belki sadece emanettir, belki eli cebe atmakla anlaşılmayacak olan borçlardır, alacakların ne kadar alınabilecek olduÄŸudur falan…
Akıllı olan oturur düÅŸünür bunları hep.
Sonra da “saldım çayıra, mevlam kayıra” demeyip iÅŸleri “planlar”
İşte o planlamanın olmazsa olmaz ÅŸartı da, saÄŸlıklı, disiplinli bir muhasebe ile üretilmiÅŸ saÄŸlam verilerdir.
Türkiye, bir dönem biraz toparlamasına raÄŸmen taa Osmanlı’dan baÅŸlayıp bu günlere gelene kadar saÄŸlıklı bir muhasebe yapamamıştır.
Acaba bunun nedeni o saÄŸlıklı muhasebeyi yapması gerekenlerin sadece dışarıya deÄŸil kendi kendine bile bunun gerekliliÄŸini anlatamamış ya da anlatsa bile öyle görünmek zorunda olmaları yani içeriye dışarıya öyle göstermek zorunda kalmaları mıdır?
Biraz tavuk-yumurta iÅŸine benzetmesi gibi olacak ama; bizde ekonomik kırılganlık ve bodoslamalar hesapsızlığı, bu koÅŸullardaki hesapsızlıklar da sürüp giden kırılganlıkları, bodoslama gidiÅŸatı doÄŸurmaktadır.
Bu kısır döngüde adama sorsak “Niye iÅŸletmende saÄŸlıklı bir muhasebe tutmuyorsun, neden muhaseben göstermelik, hatta “ÅŸu an ne durumda olduÄŸunu kendinin bile bilememen bir eksiklik deÄŸil mi?” desen alacağın cevap hazır:
“Abi, doÄŸrudur var bir noksanlık ama ben bu günü kurtarma derdindeyken sen bana gelmiÅŸ kayıt-kuyut soruyorsun”. “Hadi yaptık dediÄŸini ama bu sefer de ben kendimi kendi elimle devletin eline teslim etmiÅŸ olmam mı?
İşin neresinde olduÄŸumu ben de tam olarak bilemiyorum tamam ama bir iyi tarafı var, gerçeÄŸin ne olduÄŸunu benden hesap soracak olanlar da bilemiyor”. Dolayısıyla bu ÅŸartlarda ne kadar lazımsa biz de muhasebeye o kadar önem veriyoruz.
Soruyorsun siyasetçiye aynı soruyu; Onun tavrının da mahalledeki esnaftan farkı yok:
“Bendeki rakamlar böyle” diyor baÅŸka bir ÅŸey demiyor.
Ey siyasetçi;
“İyi anlatıyorsun da peki ya memleket?”
-Bu memleket ne üretiyor?
-Ne tüketiyor?
-Aradaki açık nasıl karşılanıyor?
-Kaç kiÅŸi çalışıyor, kaç para alıyor, kaç kiÅŸi iÅŸsiz, kaç kiÅŸi aç?
-Kaç kiÅŸi hasta, kaç kiÅŸi ölüyor, kaç kiÅŸi aşılanıyor?
-Hangi icraat kaça mal oluyor, ihtiyaç ne, harcama ne? Lüks ne?
-Kaç atın, kaç araban var, kim biniyor?
-Elde ne mal kaldı, kaçı satıldı, kaça satıldı?
-Enflasyon kaç mesela?
Hadi al bakalım cevabı:
Sanki mahalle bakkalına kaç para kazanıyorsun?” diye sormuÅŸsun gibi anlatıyor: “Vallahi, bunların bir kısmı ticari sırdır söylenmez, bir kısmı devlet sırrıdır o da söylenmez.
Ha bak, çok lazımsa sor TÜİK’e söylesin. Bizde bu iÅŸerin hesabını TÜİK tutar.
-İyi ama memleketin yarısı kayıt dışı olunca o rakamların da yarı yarıya saÄŸlam bir muhasebe kaydına dayanmadığı, bu hesapla yine yarı yarıya güvenilir olduÄŸu, bu hesapsızlıkla bir yere varılamayacağı düÅŸünülemez mi?
-……!
Türkiye, maalesef mahalle bakkalından devlet muhasebesine kadar ciddi bir muhasebe yani hesap ihtiyacı içerisindedir.
Bu gün hesapsızlık, kiÅŸinin ya da siyasetçinin aslında kendisi ile bile gerçeklerle yüzleÅŸmek istemediÄŸi, dolayısıyla baÅŸkalarına “öylesine” sunduÄŸu bir aÅŸamaya gelmiÅŸse; bunun sonucu;
-Ne durumda olunduÄŸunun bilinememesi,
-Orta ve uzun vadeli bir plan-program için verisizlik,
-Yerli ya da yabancı sermayeye yani iÅŸ dünyasına güven verememe
-Sonuçta bu tablo dolayısıyla bir bodoslama gidiÅŸtir ki nereye varılacağını kimse bilemez.
Son olarak ÅŸunu söyleyelim:
Türkiye’de gerek kiÅŸiler gerek iÅŸletmeler ve gerekse kamu açısından muhasebesizlik,”denen ÅŸey, “gidiÅŸatı” anlayamamaktan baÅŸlayıp bu durumdan “çıkış” için gerekli makro planlamayı yapma imkanını zaafa uÄŸratmaya kadar pek çok sıkıntının nedenidir.
Hesapsızlık, kurumlaşmanın, kurumlaşarak gelişmenin, kalkınmanın engelidir.
Türkiye, bu açmazlardan kurtulması için “muhasebe”yi devletin bir vergileme aracı deÄŸil, hemen her konuda planlamaya hizmet edecek “bilgilenme aracı” olarak görmelidir.
“Vergi” gerekirse daha da az alınabilir ama muhasebenin azı olmaz.
Az muhasebe, en azından “alacakaranlık”tır, az aydınlıktır.
En ufak iÅŸletmeden en üst düzeyde siyasete kadar herkesin, “hesabını” yani “durum”unu bilmeden, içinde bulunduÄŸu durumun saÄŸlam verilerine bakmadan, bu bilgilere ulaÅŸmadan sonuç almaya kalkması, olsa olsa “körebe” oyunudur.
Bilirsiniz, “kör ebe”ler, ancak o anda tuttuÄŸunu, elinin tutabildiÄŸini ve bir de, eline ne verilirse onu bilebilirler.
Ne iÅŸ hayatında ne kamu yönetiminde asla “Kör ebe” olmayalım.
Muhasebesizlik, hesapsızlıktır.