TÜRKİYE İŞÇİ PARTISI

 Parti Programı

  SOSYALİZMİN GÜNCELLİĞİ

İnsanlık, 21. yüzyıla, herkesin tüm temel ihtiyaçlarının karşılanmasını mümkün kılabilecek düÅŸünsel, bilimsel ve teknolojik birikimle girmiÅŸtir. Tüm insanların bu birikime eriÅŸmesi, ondan faydalanması ve ona katkıda bulunması mümkündür. Ne var ki, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalist sistemde bu bilimsel ve teknolojik birikim büyük sermaye sahiplerini daha da zenginleÅŸtirmenin, geniÅŸ kitleleri ise yoksullaÅŸtırmanın ve sisteme bağımlı kılmanın aracı olarak kullanılmaktadır. İnsanlığın geleceÄŸini ilgilendiren kararlar, kâr etme güdüsüyle toplumsal ve doÄŸal kaynakları sömüren küçük bir azınlık tarafından alınmaktadır. Dünya nüfusunun ezici çoÄŸunluÄŸu sefalet koÅŸullarında çalışmak ile iÅŸsiz kalmak arasında tercihe zorlanmaktadır. Oysa, bilim ve teknolojinin geliÅŸmiÅŸlik düzeyi sayesinde, zorunlu çalışma saatleri en aza indirilebilir, yıpratıcı fiziksel ve zihinsel iÅŸler makinelere yaptırılabilir, herkesin yaratıcılık kapasitesi toplumsal çıkarlar doÄŸrultusunda harekete geçirilebilir.

Günümüzde, üretim araçlarının geliÅŸmiÅŸlik düzeyi, sosyalizmin ve dahası sınıfsız toplumun ön koÅŸullarını saÄŸlamaktadır. İnsanlık, kapitalist sistem tarafından mahkûm edildiÄŸi barbarlıktan kurtulmanın olanaklarına sahiptir. İşçi sınıfının ve onunla birlikte insanlığın nihai kurtuluÅŸu hedefine, ancak dünya devriminin gerçekleÅŸtirilmesiyle, sosyalizmin dünya ölçeÄŸinde kurulmasıyla ulaşılabilir. Bu hedef doÄŸrultusunda, her ülkenin komünistlerinin ilk görevi, kendi ülkelerindeki devrim mücadelesinin baÅŸarıya ulaÅŸmasını saÄŸlamaktır. Farklı ülkelerin iÅŸçi sınıfları arasındaki mücadele baÄŸlarını güçlendirmekse, uzak bir geleceÄŸin deÄŸil, bugünün görevidir.

KAPİTALİZM BÜTÜNSEL BİR BUNALIM İÇİNDE

Kapitalizm, doÄŸası gereÄŸi sürekli bunalım yaratan bir sistemdir. Ancak kapitalist sistemin bunalımları, onun kendiliÄŸinden yıkılacağı anlamına gelmemektedir. Dünya kapitalist sisteminin yıkılışı ve insanlığın kurtuluÅŸu emekçilerin sosyalist iktidar mücadelesiyle gerçekleÅŸecektir. Sermaye sahipleri, kapitalizmin bunalım dönemlerini, iÅŸçi sınıfının haklarını bu sınıfın elinden almanın, sömürü oranlarını yükseltmenin, emekçileri örgütsüzleÅŸtirmenin ve yoksullaÅŸtırmanın bahanesi olarak kullanmaya çalışır. İşçi sınıfının güçlü bir özne olarak siyaset sahnesinde yer almadığı koÅŸullarda kapitalizmin bunalımları emekçiler için yıkıcı sonuçlar doÄŸurur.

Günümüzde dünya kapitalist sistemi, ekonomik, siyasal, ideolojik, toplumsal ve ekolojik boyutlarıyla bütünsel bir bunalımın içindedir. Kâr bölüÅŸümü ve pazar hakimiyeti için büyük tekellerin ve onların temsilcisi kapitalist devletlerin rekabeti ÅŸiddetlenmektedir. Bu rekabet sonucunda, sömürü oranı daha önce görülmemiÅŸ düzeylere ulaÅŸmakta, dünya iÅŸçi sınıfının tümüne yönelen saldırı iÅŸçi sınıfının tarihsel kazanımlarını, temel insan ve yurttaÅŸ haklarını ortadan kaldırmaktadır. Emekçilerin mücadelelerinin etkisini taşıyan sosyal devlet uygulamalarının yok edilmeye baÅŸlandığı 1980’li yıllardan bu yana, toplumsal eÅŸitsizlikler giderek derinleÅŸmiÅŸ, sosyalist ülkelerin dağılmasıyla emperyalist-kapitalist saldırganlık dizginlerinden boÅŸanmıştır. İktisadi boyutunun yanı sıra, bölüÅŸüm iliÅŸkileri gibi siyasetin asli konularında emekçilerin karar alma süreçlerine katılımını engelleyen bir devlet ve toplum modeli olan neoliberalizm, iÅŸçi sınıfını sosyal haklarından mahrum bırakmış, örgütsüz kılmış; iÅŸsizliÄŸi, yoksulluÄŸu ve güvencesizliÄŸi beraberinde getirmiÅŸtir. Burjuva demokrasisinin olaÄŸan unsurları dahi sermaye sınıfına fazlalık gelmeye baÅŸlamış, halkın siyasete katılımının baÅŸta otoriterleÅŸme olmak üzere birçok yolla engellenmesi için adımlar atılmıştır. Kapitalist sistem, geniÅŸ kitleleri kucaklayan, birleÅŸtirici ideolojiler üretme yeteneÄŸinden yoksun durumdadır. Sömürü düzeni tüm dünyayı barbarlık koÅŸullarına çekerek varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Bugün kapitalizm varlığını, ayrıştırıcı ideolojilere ve baskıcı yönetim biçimlerine baÅŸvurarak korumaya çalışmaktadır. Toplumsal bölüÅŸüm iliÅŸkilerinin ve sınıf eÅŸitsizliklerinin siyasetin konusu olmaktan çıkarılmasıyla, kimlik ve kültür alanlarına indirgenen siyasal ayrımlar, sermaye sınıfı tarafından egemenliÄŸini sürdürmenin araçları olarak kullanılmaktadır. Böylece tüm dünyada ırkçı, dinci gerici, faÅŸist siyasal akımlar güç kazanmakta, sömürüye karşı ortak çıkarlara sahip olan emekçiler karşı karşıya getirilmektedir. Kimlik ve kültür alanlarına sıkıştırılan siyaset, bu yolla kapitalist sömürüyü perdelemekte, ortak çıkarlara sahip olan toplum kesimlerinin bölünmüÅŸlüÄŸü, baskıcı rejimlerin kurulmasını kolaylaÅŸtırmaktadır.

Sosyalist ülkelerin emperyalist saldırganlığı dizginlediÄŸi dönemin son bulması, istikrarlı bir “yeni dünya düzeni” getirmemiÅŸ, aksine bölgesel hegemonya arayan güçler arasındaki rekabet yükselmiÅŸtir. Emperyalist ve kapitalist devletler, bir yandan kendi sermaye sınıflarının dünya ölçeÄŸindeki hammadde kaynakları ve pazarlar üzerindeki denetimini artırma mücadelesini yürütürken, farklılaÅŸan ittifak ve bloklaÅŸma iliÅŸkileri içinde karşı karşıya da gelebilmektedirler. Silahlanma yarışının körüklenmesini, savaÅŸların ve iç savaÅŸların çıkarılmasını, etnik, ulusal ve dinsel gerilimlerin kışkırtılmasını içeren bu mücadeleler, aynı zamanda halkları aldatmanın ve baskı altına almanın araçlarıdır. Kapitalist devletlerin herhangi bir emperyalist ülke ya da bloktan ÅŸu ya da bu ölçüde bağımsız politikalar izleyebilmeleri, sermayenin uluslararası niteliÄŸini ve bundan kaynaklanan bağımlılık iliÅŸkilerini ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle, günümüzde, anti-kapitalizmi içermeyen bir anti-emperyalizm baÅŸarısızlığa mahkûmdur. Dünya emekçi sınıfları, emperyalist merkezlere karşı olduÄŸu kadar, emperyal emeller taşıyan güçlere karşı da yurtsever tutumlarını ve bağımsızlıklarını korumalıdır.

Yerküremiz bugün ciddi bir ekolojik bunalımın içindedir. 20. yüzyılın ikinci yarısından baÅŸlayarak kendisini hissettiren ve 21. yüzyılda kaçınılmaz bir gerçeklik olarak önümüzde duran doÄŸanın tahribatına karşı iÅŸçi sınıfı mücadelesi ekolojik bir konum almak durumundadır. Kapitalizm, kâr odaklı ve sermaye birikimine dayalı, büyüme ya da yok olma ikilemine hapsolmuÅŸ bir sistemdir. Kapitalizmde amaç, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak deÄŸil sürekli daha fazla meta satarak kârı artırmaktır. Sonsuz büyüme isteÄŸi, aşırı üretimi körüklemekte, doÄŸanın sınırlı kaynaklarını geri dönüÅŸsüz biçimde tüketmekte, bugünün ve gelecek kuÅŸakların yaÅŸam olanaklarını tehlikeye atmaktadır. Kapitalizm emeÄŸi sömürdüÄŸü gibi doÄŸayı da sömürmekte, sermaye yarattığı devasa israfla yıkıcı bir nitelik taşımaktadır. Sanayi Devrimi’nden bu yana kapitalist etkinliklere baÄŸlı aşırı kaynak tüketimi, ormansızlaÅŸma, fosil yakıt kullanımı, karbon salımı vb. olguların, küresel iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi, çevre kirliliÄŸi gibi yakıcı sorunlara yol açtığı görülmektedir. Sermaye kendi mantığıyla iÅŸlediÄŸi sürece gelecekte insanlığı açlık, susuzluk, çölleÅŸme, tarım alanlarının ve pek çok canlı türünün yok olması, buzulların erimesiyle sular altında kalacak kentler, kitlesel göçler ve kaynak savaÅŸları beklemektedir. Kapitalizmin akıldışılığı ve sürdürülemezliÄŸi ortadadır. DoÄŸa tahribatının geri döndürülmesi için yalnızca sistem içi tasarruf önlemleri aramak ya da yeni teknolojik ilerlemelere bel baÄŸlamak sorunları yamalarla geçiÅŸtirmeye çalışmaktan baÅŸka bir anlama gelmemektedir. EmeÄŸin kurtuluÅŸu ile doÄŸanın kurtuluÅŸunun yolu toplumun ihtiyaçlarını temel alan sosyalist bir düzenin kurulmasından geçmektedir.

TÜRKİYE’DE BURJUVA DEVRİMİ VE CUMHURİYET’İN KURULUÅžU

Türkiye, kapitalistleÅŸme ve burjuva devrimi süreçlerinin özgün örneklerinden birini temsil etmektedir. Yarı-sömürge Osmanlı düzeninin çöküÅŸünün, paylaşım emeliyle atıldığı emperyalist savaÅŸla birlikte kesinleÅŸtiÄŸi ve emperyalist iÅŸgalle kesiÅŸtiÄŸi bir uÄŸrakta yükselen burjuva devrimi, bir yandan gerici saltanat ve hilafet rejimine karşı, bir yandan da emperyalist iÅŸgale karşı mücadele yürütmüÅŸtür. Osmanlı egemenliÄŸinin son yüzyılında baÅŸlamış olan kapitalistleÅŸme ve modernleÅŸme süreci, asker ve sivil kökenli Osmanlı aydınlarının muhalefetinde kendi siyasal temsilcisini bulmuÅŸtur. 1908 ile birlikte giderek etkinliÄŸini artıran muhalefet, Osmanlı hanedanının emperyalist iÅŸgale bütünüyle teslim olması ve emperyalizmin iÅŸbirlikçisine dönüÅŸmesi sonucunda radikalleÅŸmiÅŸ ve yoksul halkın iÅŸgale karşı direniÅŸi ile birlikte süreç önce KurtuluÅŸ Savaşı’na, ardından da 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸuna evrilmiÅŸtir.

Hem tarihsel geliÅŸim sürecinin evrensel mantığı, hem de Türkiye’ye özgü siyasal ve ideolojik süreçlerin niteliÄŸi açısından bir burjuva devrimi olarak deÄŸerlendirilmesi gereken bu dönüÅŸüm, Osmanlı düzeni ile emperyalist iÅŸgale karşı mücadele verdiÄŸi ölçüde ilerici ve aydınlanmacı bir karakter edinmiÅŸtir. Bu anlamıyla, Türkiye’de Cumhuriyet rejiminin kuruluÅŸu ilerici bir niteliÄŸe sahiptir. Ancak 19. yüzyıl Osmanlı aydınlarının ve Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının ilericiliÄŸi, sermaye sınıfının çıkarlarını aÅŸan ve kapitalizmin ötesine geçen bir nitelik taşımamıştır. Burjuva devrimlerinin evrensel mantığına uygun biçimde, Türkiye’deki sermaye egemenliÄŸi de kurtuluÅŸ ve Cumhuriyet’in kuruluÅŸ yıllarında ortaya çıkmış olan ilerici ve aydınlanmacı niteliklerin hızla terk edilmesine, Türkiye’nin gerici ve iÅŸbirlikçi rotaya döndürülmesine yönelmiÅŸtir. Siyasal ve toplumsal yaÅŸamın gericileÅŸtirilmesi, giderek Cumhuriyet’in tasfiye edilmesi, bir sapma veya sürpriz deÄŸil, kuruluÅŸta yatan kapitalist mantığın mümkün kıldığı sonuçlarındandır.

Türkiye’de, 19. yüzyılda baÅŸlayan ve 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla sıçrama yapan burjuva modernleÅŸme süreci ülkemizdeki ilerici siyasal ve toplumsal mücadelelerin önemli kaynaklarından biri olmakla birlikte, tek ve birincil kaynak deÄŸildir. Yine Osmanlı düzeninin son yüzyılında ortaya çıkan, 1920’de Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluÅŸuyla örgütlü hale gelen, tüm Cumhuriyet tarihi boyunca ülkenin geliÅŸiminin ve ilerlemesinin öncü gücü olan sol/sosyalist düÅŸünce ile iÅŸçi sınıfının mücadelesi, günümüzde de ilerici siyasal ve toplumsal mücadelelerin baÅŸta gelen kaynağı ve zeminidir.

TÜRKİYE’NİN KURTULUÅžU SOSYALİZMDE

Türkiye, orta geliÅŸkinlikteki kapitalist bir ülkedir. Kapitalist üretim iliÅŸkilerinin egemen olduÄŸu ülkemizde, nüfusun büyük çoÄŸunluÄŸunu, yaÅŸayabilmek için emek güçlerini satmak zorunda olanlar ile iÅŸsizler ve aileleri, yani iÅŸçi sınıfı oluÅŸturmaktadır. Egemen sınıf ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸundan bu yana tüm iktidarlar tarafından çıkarları temsil edilen sermaye sahipleri sınıfıdır. Kapitalizm öncesi döneme ait üretim iliÅŸkilerinin, sınıfların ve ideolojilerin kalıntıları süreç içinde ya tasfiye edilmiÅŸ ya da kapitalist yeniden üretim iliÅŸkilerinin ayrılmaz birer parçasına dönüÅŸmüÅŸtür. Günümüz Türkiye’sindeki tüm sömürme-sömürülme, ezme-ezilme iliÅŸkilerinin temelinde, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayalı kapitalist üretim tarzının egemenliÄŸi bulunmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin toplumsal kurtuluÅŸu, ancak sosyalist bir siyasal devrimle ve bu devrimin ardından üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesiyle, merkezi, planlı ve kamucu bir ekonomiyle, yani sosyalizme geçiÅŸle mümkündür.

Türkiye kapitalizmi, dünya kapitalist sisteminin bağımlı bir üyesidir. Bağımlılık, dışsal zordan çok çıkar ortaklığına dayanmakta, Türkiye sermaye sınıfının ihtiyaçlarıyla örtüÅŸmektedir. İktidarların zaman zaman emperyalizmin güncel politikalarıyla çeliÅŸen tercihlerde bulunabilmesi, Türkiye kapitalizminin iktisadi, siyasal ve askeri açılardan emperyalizme bağımlı olduÄŸu gerçeÄŸini deÄŸiÅŸtirmemektedir. DiÄŸer yandan, iÅŸçi sınıfımızın ve halkımızın kurtuluÅŸunu emperyalizm içi bloklaÅŸmalarda aramak, sermaye egemenliÄŸinin sürmesine katkıda bulunmaktan baÅŸka bir anlama gelmeyecektir.

SOSYALİZM İÇİN İŞÇİNİN GÜCÜ, PARTİNİN SÖZÜ

Türkiye’de toplumsal muhalefetin temel gücü, olanca bölünmüÅŸlüÄŸüne karşın, iÅŸçi sınıfıdır. Beyaz yakalı-mavi yakalı, kafa emekçisi-kol emekçisi, sanayi iÅŸçisi-hizmet iÅŸçisi, kent emekçisi-kır emekçisi, sendikalı-sendikasız, kadrolu-sözleÅŸmeli-taÅŸerona baÄŸlı çalışan, kamu çalışanı-özel sektör çalışanı, tam gün çalışan-yarı zamanlı çalışan, iÅŸyerinde çalışan-evde çalışan, yüksek ücretli-düÅŸük ücretli, fiilen çalışan-iÅŸsiz-emekli vb. gibi kesimler, yaÅŸayabilmek için emek güçlerini satmak zorunda olan ve temelde ortak çıkarlara sahip tek bir sınıf oluÅŸtururlar. Emekleriyle geçinip onurlarıyla yaÅŸamaktan baÅŸka bir ÅŸey istemeyenlerin ortak çıkarı, sermaye egemenliÄŸine son verilmesindedir. Bu bilincin yaygınlaÅŸmasının yolu, iÅŸçilerin ortak mücadele ve dayanışma pratiklerinin geliÅŸtirilmesinden ve güçlendirilmesinden geçmektedir.

İşçi sınıfının gerçek birliÄŸi ise ancak sermaye egemenliÄŸine karşı yürütülecek olan ortak siyasal mücadeleyle saÄŸlanabilir. Partinin görevi, iÅŸçi sınıfının siyasal ve ideolojik bağımsızlığını korumak ve devrimin iÅŸçi sınıfının eseri olmasını saÄŸlamaktır. Bu anlamıyla öncülük görevi, sadece devrim öncesinde deÄŸil, sosyalist kuruluÅŸ sürecinde de gerekliliÄŸini koruyacaktır. İşçi sınıfı, devrim ve kuruluÅŸ süreçlerinde, sermaye sahipleri ile onların doÄŸrudan iÅŸbirlikçileri dışındaki tüm halkın çıkarlarının temsilciliÄŸini üstlenecektir.

TÜRKİYE’NİN DEVRİMİ HALKÇI BİR KARAKTER TAÅžIYACAKTIR

Kapitalist meta üretiminin ve sömürü iliÅŸkilerinin tümüyle egemen hale gelmesiyle birlikte geçmiÅŸte farklı çıkar ve taleplere sahip olabilen halk kesimleri ile iÅŸçi sınıfının çıkarları, sermaye egemenliÄŸi karşısında ortaklaÅŸmıştır. Dolayısıyla, iÅŸçi sınıfı, sosyalist devrim mücadelesinde halk kesimlerini yanına çekmeli, halk kesimlerinin taleplerini kendi çıkarlarıyla bütünleÅŸtirmeli ve devrimci bir halk hareketi yaratmalıdır. Bu anlamda, Türkiye’nin devrimi iÅŸçi sınıfının siyasal ve ideolojik öncülüÄŸünde halkçı bir karakter taşıyacaktır.

Türkiye’nin devrimi, sosyalist siyasal öznenin tüm toplumsal muhalefet dinamiklerini kendi bünyesinde birleÅŸtirerek tekleÅŸmesi yoluyla gerçekleÅŸmeyecektir. Sermaye egemenliÄŸinin yaratmış olduÄŸu sayısız toplumsal sorun, özel mücadele gündemlerine sahip olan toplumsal hareketlerin ve öznelerin varlığına yol açmıştır. Türkiye’nin tüm temel sorunlarının gerçek çözümünün sosyalizmde olması, bu hareket ve öznelerin meÅŸruluÄŸunu ve varlık zeminini ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte, söz konusu hareket ve mücadelelerin iÅŸçi sınıfının iktidar yürüyüÅŸüne katılmaları ve Türkiye devriminin parçası haline gelmeleri vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.

Kapitalizm altında ekonomik, sosyal ve kültürel hakların kazanılması için yürütülen güncel mücadeleler ile bir bütün olarak kapitalist-emperyalist sistemin aşılarak sorunların çözümünü hedefleyen bütüncül ve devrimci hedefler birbirlerinin ayrılmaz parçasıdırlar. Türkiye İşçi Partisi, emekçilerin çalışma saatleri, istihdam, ücretsiz eÄŸitim, saÄŸlık ve barınma hakkındaki talepleri ile sosyalizm mücadelesini birbirine baÄŸlayan bir yaklaşımla mücadele eder.

TİP, SOSYALİST HAREKETİN DEVRİMCİ YENİDEN KURULUŞUDUR.

TİP, 10 Eylül 1920’de kurulan Türkiye Komünist Partisi’nden baÅŸlayarak Türkiye sosyalist hareketinin tüm siyasal ve örgütsel birikimini ve Türkiye’deki devrimci gelenek ve deÄŸerleri sahiplenir ve kendisine rehber edinir. TİP ayrıca, uluslararası komünist hareketin evrensel birikiminin Türkiye’deki parçasıdır. Marksizm-Leninizmi rehber edinen TİP, sosyalist hareketin tarihini eleÅŸtirel bir bakış açısıyla sahiplenir ve sosyalist hareketin devrimci bir zeminde yeniden kuruluÅŸunu temsil eder. Sosyalist hareketin devrimci bir temelde yeniden kuruluÅŸu hedefi, Türkiye’nin sosyalist birikiminin devrimci bir program ekseninde birliÄŸinin saÄŸlanmasını da içerir.

TİP, devrim mücadelesinin farklı araç ve yöntemlerinden hiçbirine mutlaklık atfetmediÄŸi gibi hiçbir araç ve yöntemi önsel olarak reddetmez. TİP’in mücadele araçlarına yaklaşımını belirleyen ilke, iÅŸçi sınıfının çıkarları ile uyumu ve devrim mücadelesine katkısıdır. Parti herhangi bir mücadele aracı ya da yöntemiyle ilgili kararını iÅŸçi sınıfının siyasal mücadeleye katılımını artırma, sosyalist iktidar mücadelesinde yeni mevziler kazanma, kısacası devrimci mücadeleyi güçlendirme perspektifine dayalı olarak alır.

TİP, parti içi yaÅŸam ve iÅŸleyiÅŸte Marksist-Leninist bir ilke olan demokratik merkeziyetçiliÄŸi uygular. Katılım, ÅŸeffaflık, siyasallık, hesap sorulabilirlik, kurullu ve kurallı çalışma, demokratik merkeziyetçiliÄŸin olmazsa olmazlarıdır. Parti içi yaÅŸamı ve iÅŸleyiÅŸi düzenleyen tüzük bu yaklaşım doÄŸrultusunda oluÅŸturulur. Tüzük, parti içi yaÅŸamın ve iÅŸleyiÅŸin tüm üyeler için baÄŸlayıcı olan kurallara dayalı olarak düzenlenmesinin ve korunmasının baÅŸlıca güvencesidir. Öte yandan, devrimci bir partinin iç iÅŸleyiÅŸinin sadece tüzük maddeleriyle korunamayacağı açıktır. Devrimci yaÅŸam tarzı, iÅŸçi sınıfının kurtuluÅŸ mücadelesine adanmışlık, yoldaÅŸlık hukuku, sosyalist bilinç ve özveri, saÄŸlıklı bir iç iÅŸleyiÅŸin zorunlu unsurlarıdır.

TİP, dünya komünist ve devrimci hareketinin tüm birikimini ve deneyimlerini sahiplenir. BaÅŸta 1917 Ekim Devrimi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÄŸi deneyimi olmak üzere, sosyalist ülkelerin varlığının emekçi sınıflar için eÅŸsiz kazanımlar yarattığını savunan TİP, dünya üzerindeki sosyalizm deneyimlerinin sonuçlarının deÄŸerlendirme ve bu deÄŸerlendirmeden dersler çıkarma görevlerini üstlenir.