ERSİN DEDEKOCA
Küresel ölçekte yaÅŸanan Covid-9 salgınıyla birlikte her alanda pek çok ÅŸey deÄŸiÅŸti ve deÄŸiÅŸmeyi de sürdürüyor. Bir diÄŸer anlatımla, globalde mevcut riskler derinleÅŸti, iÅŸ iliÅŸkileri farklılaÅŸtı, hayatın her safhasında deÄŸiÅŸimler (yeni normaller) yaÅŸanmaktadır.
GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde bu salgının yol açtığı krizin ekonomi tarafı ile baÅŸ edebilmek için yapılan güçlü, eÅŸ zamanlı, eÅŸgüdümlü politika tepkileriyle, bu ülkelerin bir kısmının ekonomilerinde 2020’nin üçüncü çeyreÄŸinde güçlü bir toparlanma görüldü. Ancak tabii ki aşı/ilâç ”tam olarak” geliÅŸtirilene kadar “ekonomik büyümenin baskı altında” kalacağı açıktır.
Bu arada 13 Ekim’de, IMF’in 189 üye ülkeyi kapsayan son öngörülerini açıklayan Dünyanın Ekonomik Görünümü (World Economic Outlook) Raporu yayınlandı.[1]
DiÄŸer yandan IMF’in bir yıllık baÅŸkanı Kristalina Georgieva (Bulgar) yaptığı konuÅŸmalarda, Covid-19 salgınının yarattığı ortamın düÅŸük gelirli “bazı Yükselen Pazar (YP) ülkelerinde” ve yoksul ülkelerde büyük bir “ekonomik çöküÅŸe” yol açabileceÄŸini belirterek, IMF’nin öncelikle bu ülkelere mali destek saÄŸlamak için seferber olacağını vurgulamıştır.[2]
Bu haftaki yazımızda, yukarıda belirtilen son geliÅŸmeleri de dikkate alarak, hayatımızı her yönden derinden etkileyen bu salgın sonrası dünya ekonomisi için tahminlerde bulunmayı ve ufuk açmayı hedefledik.
IMF’YE GÖRE DÜNYA EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ
Genel Olarak
İMF’nin Ekim 2020 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu (DEG)’nda dünya ekonomisinin, 2020’de yüzde 4,4 oranında daraldıktan sonra, 2021’de yüzde 5,2 büyüyeceÄŸi tahmini yapılmaktadır.
Bu oranlar Haziran 2020 beklentisinin yüzde 0,8 üzerinde “göreceli iyimser” bir deÄŸerlendirmeye iÅŸaret etmektedir. Söz konusu “olumlu düzeltme”, Çin ekonomisinin tahmin edilenden daha hızlı toparlanmasının, 2020’yi yüzde 1,9 büyümeyle kapatması beklentisinin bir sonucudur.
Bir önceki rapora göre en radikal düzeltme,” Hindistan’ın” yüzde 5,8 daha aÅŸağıda bir performansla, 2020’yi yüzde 10,3 oranı gibi “rekor bir küçülmeyle” kapatacağı tahmininde görülmektedir. Haziran’da öngörülen rakamlara göre ekonomisinin daha iyi performans göstermesi beklenen ülkelerin başında, yüzde 8 yerine bu kez yüzde 4,3 daralma tahmini yapılan ABD gelmektedir. Euro Bölgesi ortalaması ise, önceki yüzde 10,2 yerine bu kez yüzde 8,3 “küçülmeye” ile deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir.
Türkiye’nin de arasında yer aldığı YP ülkeleri grubunda ise yüzde 3,3’lük bir ekonomik küçülme beklenmektedir. Tahmin edileceÄŸi gibi Çin bu ortalamayı yukarı, Hindistan ise aÅŸağı doÄŸru çekmektedir.
Ülke Gruplarına Göre
Anılan Rapora göre, dünyanın dört büyük ekonomisindeki ekonomik büyüme performansında “ciddi kırılmalar” beklenmektedir. AÅŸağıdaki tablo, söz konusu dört büyük ekonomiyi üç önemli makro gösterge açısından resimlendirmektedir. Tabloya göre, Çin dışındaki bütün büyük ekonomiler için 2020 yılında küçülme beklenmektedir. Çin yönünden yüzde 1,9 oranındaki bu büyüme de, anılan ülke için küçülmeye yakın bir oranı temsil etmektedir. IMF, 2021 yılında birden 4 büyük ekonominin V tipi bir çıkışla büyümeye geri döneceklerini tahmin etmektedir.
Kaynak: IMF (DEG)
Satın alma gücü paritesine (SAGP) göre yapılan deÄŸerlendirmede Çin, ABD’den daha büyük bir GSYH’ye sahip olduÄŸu için dünya GSYH’sindeki payı daha yüksek çıkmaktadır. DiÄŸer yandan Hindistan, anılan parametrede hızla Çin’e yaklaÅŸmaktadır. Euro Bölgesi ise küresel ihracatta en yüksek paya sahip bulunmaktadır. Bu hususları aÅŸağıdaki tabloda izleyebiliriz:
Kaynak: JMF ( DEG)
Yukardaki tablo ayrıca, dünyada “gelir paylaşımının” ciddi biçimde “bozuk” olduÄŸunu göstermektedir. Åžöyle ki, dünya nüfusunun yüzde 14,1’ini barındıran 39 geliÅŸmiÅŸ ekonomi, dünya gelirinin yüzde 43,1’ini; nüfusun yüzde 85,9’unu içine alan 156 geliÅŸmekte olan ülke ise dünya gelirinin yüzde 56,9’unu elde tutmaktadır.
DEG’in İçerdiÄŸi Riskler
Mevcut koÅŸullardaki “belirsizliklerin fazlalığı”, kamu saÄŸlığı ve ekonomik etmenlere iliÅŸkin tahminleri zorlaÅŸtırdığı anlaşılmaktadır. Küresel ekonomiyi bekleyen risklerin başında, salgının izleyeceÄŸi seyir, buna baÄŸlı alınacak “kamu saÄŸlığı önlemlerinin ekonomik aktiviteyi etkileme derecesi” gelmektedir. İkinci risk kaynağı ise, “talep yönündeki genel zayıflık”, turizmdeki duraklama ve düÅŸen iÅŸçi dövizlerinin küresel yansımalarının ne olacağı olarak görünmektedir. Üçüncü risk grubunda ise, “finansal piyasalardaki geliÅŸmenin hangi yönde olacağı” ve bunun sermaye akışlarına etkisi yer almaktadır. En son olarak da, üretim potansiyelinin salgının geliÅŸme sürecinden ne ölçüde zarar göreceÄŸine iliÅŸkin belirsizlik sıralanmaktadır.
Öte yandan salgının yeni bir dalgasının gelmesi, tedavi ve aşı çalışmalarının öngörülenden yavaÅŸ ilerlemesi, ülkelerin ilaç ve aşıya eriÅŸiminin eÅŸitsiz seyretmesi, sosyal mesafe uygulamasının devamı ve daha sıkı ekonomik kapanmalar hallerinde, ekonomik büyüme tahminlerini aÅŸağıya doÄŸru çekmek gerekebilir. Sosyal ve mali desteklerin plânlandığı tutar ve ÅŸekilde olmaması da, ekonomik faaliyetleri etkileyip bu yolla iÅŸsizlikte artış ve gelirde düÅŸüÅŸlere neden olabilir.
Keza finansal piyasalarda “risk algısının yükselmesi” de, kırılgan ülkelere yeni kredilerin verilmesini veya eskilerin yenilenmesini olumsuz etkileyerek, yeni kırılganlıklara yol açabilecektir.
Son bir risk unsuru da, IMF’in 2021 yılında “4 büyük ekonominin V tipi bir çıkışla büyümeye geri döneceklerini” tahminiyle ilgilidir. 2021 yılında böyle V tipi bir geri dönüÅŸün yaÅŸanabilmesi, bugünkü koÅŸullar altında pek kolay deÄŸil gibi görünmektedir. Bu baÄŸlamda IMF’in, biraz da ekonomik aktörlere moral vermek için tahminleri ”iyimser” tutmuÅŸ olduÄŸu düÅŸünülebilir.
Politika Uygulamaları
Keynesyen olarak nitelenebilecek bir rota, bu raporda da kendisini belli etmektedir. ÖrneÄŸin saÄŸlık, eÄŸitim ve yüksek getirili altyapı projelerine yapılacak yerinde yatırımların, karbon bağımlılığını azaltacak yönde olması gerektiÄŸi vurgulanmaktadır. Keza Ar-Ge harcamalarının da yenilikçi ve teknolojik geliÅŸmelere uyum saÄŸlamayı hızlandıracağının, uzun vadeli üretkenlik artışına katkıda bulunacağının altı çizilmektedir.
Yine bu baÄŸlamda, “yoksul kesimlere yönelik sosyal harcamaların”, bu kesimleri korumanın yanında bu kesimlerin zenginlere kıyasla ellerine geçen geliri harcama eÄŸilimlerinin (marjinal tüketim eÄŸilimi) yüksek olması nedeniyle, toplam talebi de olumlu etkileyeceÄŸi hatırlatılmaktadır.
Bu arada bazı ülkelerin, yüksek kamu borcu, vergi gelirlerinin düÅŸüÅŸü ve krizin ortaya çıkardığı ek harcama zorunlulukları nedeniyle “borçlarını yönetmekte zorlandıkları” ifade edilmektedir. Böyle bir süreçte mali kuralların ayak bağı olmaması, önceliÄŸin saÄŸlık krizi ve ekonomik durgunluÄŸun aşılmasına verilmesi gerektiÄŸi dile getirilmektedir. Artan oranlı vergilerle, zengin bireylerin ve krizden daha az etkilenenlerin “ellerini taşın altına sokmaları” gereÄŸi üstünde durulmaktadır. Servet vergisi ile yüksek deÄŸerli gayrimenkule ve üst gelir düzeylerindekilere uygulanacak artan oranlı vergilerin yanı sıra, ÅŸirketlerin de kârlılıklarına uygun vergi ödemelerinin saÄŸlanması gerektiÄŸi de belirtilmektedir.
SALGIN ve ENDÜSTRİ 4.0 BAÄžLAMINDA KISA BAKIÅž
Milli gelirin COVID-19 öncesi seviyelere, birçok bölgede, ancak 2021’nin son çeyreÄŸine doÄŸru gelmesi beklenmektedir. Ancak Çin için bu tarihin daha erken olacağı öngörülmektedir.
Parasal GeniÅŸleme
Bu dönemdeki merkez bankaları vasıtasıyla yapılan ödemelerin (bilânço büyütmesi) 14 trilyon Dolar tutarında olup, 2008 krizine göre daha yüksektir. ÖrneÄŸin; FED bilânço artışı, 2008-2014 döneminin toplamındaki parasal geniÅŸlemenin de üzerine çıkacağı kesin durmaktadır. 2008 krizinde ABD ve geliÅŸmiÅŸ ülkelerde verilen likidite, sadece finansal sektörü kurtarmak ve risklerini azaltmak üzere verilmiÅŸ idi. Hatırlanacağı üzere Çin, 2008 küresel finansal kriz sürecinde “dünyanın parasal matbaası” gibiydi. YaÅŸadığımız dönemde ise ABD, dünyanın parasal matbaası durumunda – konumunda olmuÅŸtur.
2008’de finansal sektörden doÄŸrudan varlık alımı yapılmış ve finansal sektörün bilançosuna likidite saÄŸlanmıştı. Son salgın nedeniyle verilen likiditenin önemli bölümü ise, doÄŸrudan reel sektöre yöneliktir. Bu da “para arzını”, “kullanılabilir likiditeyi” artırmaktadır. Sıfır veya negatif faizlere ek olarak, “maliye politikası” da olabildiÄŸi kadar destekleyici olup, verilen mali teÅŸviklerin ulusal gelire oranı da baÅŸlıca ülkelerde, 2008-2010 döneminin çok üzerindedir. Euro Bölgesi’nde, Avrupa Merkez Bankası (ECB)’nın, salgından daha fazla etkilenen Güney Avrupa ülkelerinden tahvil alımlarını artırması ve Avrupa Kurtarma Fonu’yla, özellikle bu ülkelerin risklerinin “ortak paylaşımının” olumlu etkileri açıkça görüldü. Bu ön alma “Euro Bölgesi’nin dağılmasına” yönelik endiÅŸeleri, en azından kısa dönem için zayıflattı.
Åžurası yadsınamayacak bir gerçek ki, verilen likidite ile ABD için piyasaların “orta vadeli enflasyon beklentisi” giderek yükselmektedir. Böyle bir ortamda, zaten olmayan “yatırım iÅŸtahının” hepten kesilmesi, bunun da “mevcut iÅŸsizliÄŸi daha da artırması” güçlü bir beklentidir.
Salgın ile birlikte çığrından çıkan “gelir dağılımı dengesizliÄŸi”, zenginlerden gelir transferini zorunlu kılmaktadır. Bu baÄŸlamda ABD’de önümüzdeki ay yapılacak baÅŸkanlık seçimleri sonrası “vergi oranlarında artış” olması güçlü bir ihtimaldir.
Dolar’ın DeÄŸeri
Uzun vadeli tahvil faizleri düÅŸük seviyelerde ve artan bütçe açıklarıyla, bu faizlerin düÅŸük seviyelerde tutulacağı beklentisi güçlenmektedir. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde “reel faizlerin negatif” seviyelerde olması olgusu halen sürmektedir. ABD’de Fed’in, geçici olarak enflasyonun yüzde 2’den sapmasına politika tepkisi vermeden uzun bir süre izin vereceÄŸini belirtmesi ile Dolar giderek zayıflamaktadır. Ayrıca “global büyümedeki toparlanma” güvenli liman talebini de azaltarak, küresel ölçekte Dolar talebini azaltmaktadır.
Ancak Dolar, geliÅŸmekte olan ülke para birimlerine karşı zayıflama eÄŸilimi göstermemektedir. Zira salgının yol açtığı belirsizliklere ek olarak, bu ülkelerin riskli varlıkları ve kurlarını belirlemede yerli dinamiklerin ön plana çıktığı izlenmektedir: Büyümenin kompozisyonu, enflâsyon, cari iÅŸlemler dengesi, finansal ortam, global ticaretin ve emtia fiyatlarının seyri gibi. Dolar’ın önümüzdeki dönemde tam olarak gerileme eÄŸilimine gireceÄŸini söyleyebilmek için, geliÅŸmekte olan ülke para birimleri karşısında da deÄŸer kaybetme eÄŸiliminde olması gerektiÄŸini gözden uzak tutmamak gerekir.
Üretim Üslerinin Geri DönüÅŸü
DiÄŸer yandan az geliÅŸmiÅŸ ülkelerin “bol ve ucuz olan iÅŸgücü avantajı” hızla ellerinden gitmektedir. GeliÅŸmiÅŸ kapitalist ülkeler artık, deÄŸiÅŸik ülkelere dağıttıkları üretim birimlerini kendi ülkelerinde toplamaktadırlar. Zira ihtiyaç duydukları nitelikli iÅŸçileri de kendi ülkelerinde eÄŸitmektedirler. Az geliÅŸmiÅŸ ülkeler, ÅŸayet eÄŸitim politikalarında köklü deÄŸiÅŸiklikler yapıp, Endüstri 4.0’ın ihtiyaç duyduÄŸu iÅŸgücünü yetiÅŸtiremezlerse, çok büyük ekonomik krizlerle karşılaÅŸacakları kesin durmaktadır.
Endüstri 4.0
Üçüncü sanayi devriminin (endüstri 3.0) öne çıkan özelliklerinden biri, küresel kapitalizmin üçüncü dünya ülkelerindeki bol ve ucuz olan emeÄŸin, “iÅŸgücünün serbest dolaşımı” adı altında yaÄŸmalamasıydı. Montaj sanayii olarak literatüre giren bu üretim tarzında, üretilen ürünlerin her bir parçası deÄŸiÅŸik ülkelerde üretilip, montajı yapıldıktan sonra, ana firma tarafından satışa sunuluyordu.
Endüstri 4.0 bu düzeni kökten deÄŸiÅŸtirmektedir. Artık “yeni üretim sistemi, ucuz ama niteliksiz iÅŸgücü ile çalışmamaktadır”. Dijital teknolojilere hâkim, kalifiye iÅŸçilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu özelliklere sahip iÅŸçiler, diÄŸer düz iÅŸçilere göre daha pahalı olsalar da, tercih edilmektedir. Zira otomasyon sayesinde daha az iÅŸçiye ihtiyaç duyulmaktadır.
Endüstri 4.0 henüz baÅŸlangıç dönemindedir. Ancak sonraki aÅŸamalara geçiÅŸi, önceki sanayi devrimlerine kıyasla çok daha hızlı gerçekleÅŸmektedir. Bu geçiÅŸ döneminin istihdam açısından sancılı olacağı kesindir. Pek çok meslek dalı yok olacak, insanlar iÅŸsiz kalacaktır. Kas gücünün yerini robotlar alırken, diÄŸer pek çok meslek de bu tehlike ile karşı karşıyadır.
Ancak bu tahminlerin “geçiÅŸ dönemi” için geçerli olduÄŸunu unutulmamalıdır. Bu geçiÅŸ dönemi ile birlikte Endüstri 4.0 yeni meslekleri de yaratacaktır. Bu mesleklerin bir kısmı mevcut mesleklerin dijitalleÅŸtirilmesi ve dönüÅŸtürülmesi ile ortaya çıkarken, önemli bir kısmı ise, bugün mevcut olmayan yeni meslekler olacağı da güçlü bir olasılıktır.
McKINSEY’İN ANKET SONUÇLARI
İş ve ekonomi araÅŸtırma grubu McKinsey Global Enstitüsü, Covid-19’un uzun dönemde çalışma ÅŸekillerine etkilerini incelemek üzere, dünyanın her yanından 800 iÅŸ lideri yaptığı anketin sonuçlarını 9 Ekim’de açıkladı.[3]
Enstitünün anket sonuçları, önümüzdeki dönemin “yıkıcılığına” iÅŸaret etmektedir. Anket sonuçlarına göre: “Sadece milyonlarca kiÅŸi iÅŸsiz kalmadı, aynı zamanda bu krizden sonra ortaya çıkan iÅŸlerin, muhtemelen kaybedilenlerden farklı olacağını gösterdi.”
Raporda, “en düÅŸük gelir ve eÄŸitim düzeyine sahip olanların pandemiden orantısız bir ÅŸekilde etkilendiÄŸine” vurgu yapılmakta; “küçük ve orta ölçekli iÅŸletmelerin ve dezavantajlı toplulukların, artan otomasyona karşı daha savunmasız olduÄŸunun” altı çizilmektedir.
DiÄŸer vurgulanan bir konu da, bu dönemde artan bütçe açıklarının finansmanı için “vergilerin” artacağı ve “mevcut iÅŸsizliÄŸin daha da yükseleceÄŸi” öngörüsü olmaktadır.
Bunların yanında iÅŸaret edilen bir diÄŸer konu da, “tüm ÅŸiddeti ile gelen ‘iklim krizi’ dir. Bu baÄŸlamda, önümüzdeki 10 yılda su seviyelerinin artması gibi çeÅŸitli “felaketler” sıralanmaktadır. Türkiye’ye yönelik özellikle Antalya ve Kıbrıs Adası’nın Sahra Çölü olacağı tahminleri yer almaktadır.
Derin krizlerde, “acıya dayanabilme yeteneÄŸi” fazla olan ülkelerin baÅŸarabileceÄŸini belirten bir tepe yöneticisi sözlerini, “riski artan dünyada, toplumsal dayanışma içinde olan ülkeler bu krizden daha güçlü çıkabilir” ÅŸeklinde sonlandırmaktadır.
Sonuçta yaÅŸamakta olduÄŸumuz salgın, neoliberal kapitalizmin vahÅŸi ve suçlu yönlerini ortalığa saçmış ve dayanışma, sanayi politikası ve “devlet kapasitesi” olmadan saÄŸlık politikası olamayacağını göstermiÅŸtir.[4] Bu krizden daha iyi bir toplum ve kurumlar yaratarak çıkmak fırsatı iyi deÄŸerlendirilmelidir. Bu olgu da sol’a, hiçbir zaman olmadığı kadar gereksinimi ortaya çıkarmakta ve mevcut meydan okumaya karşı ön almasını gerektirmektedir.
[1] “World Economic Outlook, October 2020: A Long and Difficult Ascent”, IMF, 13.10.2020, https://www.imf.org/en/Publications/WEO/Issues/2020/09/30/world-economic-outlook-october-2020
[2] “A New Bretton Woods Moment”, Kristalina Georgieva, https://www.imf.org/external/mmedia/view.aspx?vid=6200738336001
[3] “What 800 executives envision for the postpandemic workforce”, McKinsey&Company, 23.09.2020, https://www.mckinsey.com/featured-insights/future-of-work/what-800-executives-envision-for-the-postpandemic-workforce#; “How COVID-19 could change capitalism as we know it”, ”, McKinsey&Company, 9.10.2020, https://www.mckinsey.com/about-us/new-at-mckinsey-blog/ft-moral-money-global-summit-recap
[4] Alfredo Saad-Filho, “Coronavirus, Crisis And The End Of Neoliberalism”, Progress in Political Economy 15.04.2020, https://www.ppesydney.net/coronavirus-crisis-and-the-end-of-neoliberalism/