SGK KURTALIRMALIDIR

Bülent SOYLAN

Durum ÅŸudur:

1.Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bu haliyle tam bir batağın içerisindedir. Elindeki gayrımenkullari satarak bile çözüm yaratmaya çalışmaktadır.

2.Her geçen yıl ile birlikte bütçesinin açığı da, birikmiÅŸ prim alacakları da büyümektedir.

3.Aflar, yapılandırmalar, uzatmalar bu birikimleri eritememektedir.

4.İşçi ve iÅŸverenin mevcut prim yükünü taşıma gücü yoktur

5.Taşınamayan yükler istihdamı kayıt dışına itmektedir

6.Ekonominin geneldeki kayıt dışı yapısı açıkların daha da büyümesine ortam hazırlamaktadır.

7.Türkiye Anayasasındaki temel hükümlere göre “…sosyal bir hukuk devleti” olarak devam edecek ise, bu kurumu ayakta tutmak zorundadır.

Günümüzde siyaset kurumu her ne kadar SGK’yı batırmak ya da çıkartmak konusunu kendine malzeme etse de, bu kurumun öyle özellikle bir “yönetici” eliyle ne batırılmasının ne kurtarılmasının söz konusu olamayacağını kabul etmek gerekir.

Çünkü;

-Bir “yönetici” iÅŸi ancak tabi olduÄŸu “mevzuat” ve üstlerinin talimatıyla yönetir.

-EÄŸer bu kurumun iÅŸleyiÅŸinde daha baÅŸtan beri bir uyumsuzluk varsa,

-EÄŸer bu kurumun topladığı primden baÅŸlayıp bu topladıklarını nereye harcayacağına, nerede deÄŸerlendirileceÄŸine ve kimlere hangi ayrıcalıklı emeklilikler saÄŸlanacağına kadar bütün kararlar kurum yönetiminin de üzerindeki makamların tercihleriyle alınıyorsa,

-EÄŸer ücretler üzerindeki prim yükü bir de vergi yükü ile bir araya geldiÄŸinde bu ekonomide kayıtlı istihdamın önünü ciddi biçimde tıkamaktaysa,
İşin başına “feriÅŸtahını” da getirseniz, bir sosyal güvenlik sisteminin bu koÅŸullarda baÅŸarılı olma ÅŸansı yoktur.
Çünkü problemin çözümü; modelin yeniden kurulmasını, bu yeni kurgunun da doÄŸrudan ekonomi yönetimini elinde tutanlar tarafından ve doÄŸru yapılmasını gerektirir.
Sosyal Güvenlik modelinin temeli, saÄŸlık harcamaları bir yana, çalışanlardan toplanan primlerle artık çalışma yaÅŸamından çekilmiÅŸ olanlara bir geçim güvenliÄŸi saÄŸlamaya dayanır. Bu iÅŸleyiÅŸin genç nüfuslu ekonomilerde yani çalışanı bol, emeklisi az olan ülkelerde sorunsuz iÅŸlemesi gerekir.
Oysa bizde, böyle bir nüfus piramidinin varlığına karşılık çalışanlardan toplanan prim, kurumun ödemelerini karşılamaya yetmemekte, aradaki fark “kara delik” gibi dehÅŸet ifade eden bir deyimle ifade edilmektedir.
Peki neden?
Bunun “SGK gelirleri” yönünden baÅŸlıca nedeni, ÅŸüphesiz insanımızın kayıtlı iÅŸ yapmakta diÄŸer çaÄŸdaÅŸ uluslar kadar ahlaklı olmaması gibi bir safsata deÄŸil, vergi yükü ile de bir araya gelince, ücretlerin sigortalılık yükünün kolayca taşınamıyor olmasıdır.
Çünkü ücretler üzerindeki vergi ve sigorta yükü eÄŸer iÅŸletmeler açısından ağır bir yük ise ve bu yük o iÅŸletmenin üretim maliyetlerine yüklendiÄŸi için iÅŸletmelere özellikle ithal mallar karşısında bir rekabet ÅŸansı bırakmıyorsa, o iÅŸletmenin beklenen kazancını alıp götürüyorsa, hatta satış ÅŸansı bile bırakmıyorsa, bir kısım istihdamın kayıt dışına çıkması, bunun yanı sıra kayıtlı istihdamda bildirilen primlerin bile ödenememesi çok da ÅŸaşırtıcı bir sonuç olmamalıdır. Nitekim “uluslararası literatür”, ücretler üzerindeki bu vergi ve sigorta yükünün ağırlığını ve istihdamın geniÅŸlemesi üzerinde yarattığı baskıyı Türkçeye “vergi takozu” ya da vergi kaması diye tercüme edilen “tax wedge” kavramıyla çok net biçimde açıklamakta ve bir kıyaslama isteniyorsa; bu takozun bizde OECD ülkelerinden daha yüksek olduÄŸunu söylemektedir.
Bu durum 2020’de yayınlanan 2019 yılı karşılaÅŸtırmalarına göre 39,1 /36 Oranında yani yüzde 10 gibi bir farklılıkta olsa da bizde gerçekte duyulan “baskı hissi” bu sayısal kıyaslamadan daha da ağır çıkar.
Çünkü OECD’nin nisbeten bizden yüksek kazançlı iÅŸletmeleri bu yükü haliyle kolay taşır da bizim batmakla batmamak arasında neredeyse bıçak sırtı giden iÅŸletmelerimizde taşınan yük fevkalade ağırdır.
Ne yapmalı?
Oldukça kapsamlı ama bu yazıya sığdırabilmek için oldukça özet geçilen bu durumda yapılacak olan, bu durumda yapılması gereken, uygulanmakta olan modeli gerçekten de “sadece bir sosyal güvenlik saÄŸlayıcı” olarak deÄŸiÅŸtirmektir.
.”Sosyal” güvenlik kurumunun temel iÅŸlevi, çalışma yaÅŸamında yüksek prim alıp emeklilikte yüksek emekli geliri saÄŸlamak olamaz. Bizdeki sigorta prim tavanının 2021 için 26.831,40 liraya kadar çıkarılması, aslında çalışanın yarın geçinemez durumuna düÅŸmesini önleyici bir tedbir almak deÄŸil, imkan bulup bu ücretlerle çalışabilenlere emekliliÄŸinde de yüksekçe bir emeklilik aylığına baÄŸlanması anlayışıdır. Bu ölçüler, çalışanların “sosyal güvencesiz” kalmak deÄŸil, emeklilikte belirli bir refah seviyesi saÄŸlamak için olabilir ancak.
Dolayısıyla buradaki ölçü yüksek tutulmakla, yaklaşık asgari ücret düzeylerinde çalışan insanların emeklilikteki geçim güvenceleri deÄŸil, ayda 26.831,40 lira ücreti olanların yaÅŸam seviyelerini emeklilikte de bir ölçüde sürdürülmesine çalışmak demektir.
2.Bu yüksek primler, ücretin doÄŸrudan kamu ya da kamuya dayanan bir yapı üzerinden ödeniyorsa, ödenen bu primlerle önce kamu kesiminin ücret yükü, ardından SGK’nın gelecekteki sorumluluÄŸu ağırlaÅŸtırılıyor demektir.
3.Bu primler, özel sektör tarafından ödenmek zorundaysa, kalifiye elemana, ar-geye, yazılımcılara çok ihtiyaç duyduÄŸumuz bu dönemde onların istihdamı üzerinde önemli bir baskı yaratmakta, eÄŸer piyasa ÅŸartları uygun olup maliyete bindirilebiliyorsa ürün fiyatlarına yansımakta, bindirilemiyorsa ya istihdam daralmakta ya kayıt dışına çıkılmaktadır.
4.Bir sosyal güvenlik kurumunun emeklilikte yüksek gelir vadeden “özel emeklilik” ÅŸirketleri gibi çalışması yanlıştır, fonksiyonunun abartılmasıdır. Bir sosyal devlet için burada olması gereken ve güvence altına alınması düÅŸünülecek olan ücret belki de iki asgari ücret gibi bir düzeyde olmalıdır. Fazlası güvence olmayı aşıp ancak kurumu yorar, istihdam önünde takoz oluÅŸturur.
Çünkü çalışma yaÅŸamında bugün için 26.831,40 liralık ücret gelirini elde edebilen bir ücretli, her zaman için bunu, yani iki asgari ücret tutarının üzerini, aynı primi hatta rekabet dolayısıyla daha da azını ödeyerek özel emeklilik sigortaları üzerinden saÄŸlayabilir. Bizde üst gelir grupları çalışmaları sırasında istenen yüksek prim ödemeleri ile adeta yüksek emeklilik geliri elde etmeye mecbur tutulmaktadır. 5.EÄŸer SGK, çalışanların hesaplanacak prim tavanını burada örnek olarak verdiÄŸimiz iki asgari ücret olarak uygularsa, ortada ÅŸimdiki gibi kayıt dışına kaçmaya yol açacak bir neden kalabilir mi? Bordroların genelde sadece asgari ücret üzerinden düzenlenme hilesine baÅŸvurmaya gerek kalır mı?
Bu durum, OECD’nin bile “sizdeki vergi takozu bizdekilerden bile yüksek” demesiyle açıkça ortada deÄŸil mi? (OECD raporuna göre 2019 yılında evli iki çocuklu üzerinden yapılan kıyaslamaya göre OECD ortalaması yüzde 36 iken Türkiye rakamı 39.1’dir. Bu arada bu oran Japonya’da 32,7 İngiltere’de 30,9 ABD’de 29,8 İsrail’de 22,7 dir.
Bakınız: http://www.oecd.org/ctp/tax-policy/taxing-wages-20725124.htm sayfa 4)
Kısaca; Türkiye’de SGK’nın bir açıdan özel emeklilik kurumu gibi çalıştırılmasına son verilmeli, bu kurum, çalışanlar ve çalıştırılanlar açısından istihdamı baskılayan yapıdan arındırılıp sadece yarın çalışma hayatından çekilecek olanlara -yüksek gelir deÄŸil- asgariden bir geçim güvencesi saÄŸlama kurumu haline dönüÅŸtürülmeli, yüksek prim/yüksek emeklilik maaşı fonksiyonunu bir an önce özel sigortacılık kurumlarına bırakmalıdır. SGK ücretleri üzerinden prim aldığı tabanını bir biçimde geniÅŸletemedikçe bu sarmaldan kurtulamayacaktır.
Bu konudaki düzenleme yetki ve sorumluluÄŸunun da asla bürokrasi deÄŸil, ancak ekonomiyi yönetenlerce üstlenilmesi ve modelin "sadece" sosyal güvenlik saÄŸlama amacı doÄŸrultusunda çalıştırılmasının karar altına alınmasının gerektiÄŸi bilinmelidir.