Amerika kıtasının keÅŸfi yepyeni bir dünya ortaya çıkardı. Her iki kıta da daha önce tanımadığı insanlar, kültürler, hastalıklar ve bitkilerle tanıştı.
Bir arkadaşım bana "Sezar ÅŸöyle bol domates soslu bir spaghetti yemiÅŸ midir?" diye sormuÅŸtu. Ne de olsa klasik bir İtalyan yemeÄŸinden bahsediyoruz ama cevabı nasıl bilebilirim ki? Arkadaşım "YememiÅŸtir" dedi. O dönemde spaghetti var mıydı bilemedik ama domates yoktu. Avrupa kıtası domates ile Amerika'nın keÅŸfinden sonra tanışmış oldu.
Avrupa keÅŸiften sonra ikinci bir yenilik olarak da tütünle tanıştı. 15. yüzyılın sonlarında Kristof Kolomb Amerika yerlilerinin bir bitki yaprağını sararak yaktıklarını, dumanını içlerine çektiklerini ve bu dumanın insana keyif verdiÄŸini gördü. Kolomb, faydalı olur düÅŸüncesiyle bu bitkinin tohumlarını alarak denizciler aracılığıyla diÄŸer ülkelere yayılmasına neden oldu. Mayalar ve Azteklere ait çanak, çömlek ve tapınak gravürleri üzerinde tütün ve benzeri maddeleri sigara gibi içen rahiplerin tasvirleri görülmektedir. Aztekler oldukça yeni sayılır ama Maya tarihinin en az 2 bin 500 yıllık geçmiÅŸi olduÄŸu düÅŸünülürse tütün ve sigara için de, en azından, aynı yaşı vermek doÄŸru olur.
İstanbul'a tütünün gelmesi ise 17. yüzyıl baÅŸlarını bulmuÅŸ. O dönemde tütünü getiren İngilizler nefes darlığına ve her türlü göÄŸüs hastalığına iyi geldiÄŸini belirtmeyi de ihmal etmemiÅŸler. Üstelik bu inanış 20. yüzyıl ortalarına kadar sürmüÅŸ. Doktorlar hastalarına tedavi amaçlı sigara ve tütün reçete etmekte yarışmışlar neredeyse. Sigara reklamları doktorlar aracılığıyla yapılmış.
Ancak uzun yıllar sonra sigara ve tütünün zararları kanıtlandıkça kullanımı kısıtlanmış ama nedense yasaklanmamış
Avrupa kıtasının tanıştığı bir diÄŸer bitki ise kokain olmuÅŸ. Ancak, tütünden farklı olarak, Avrupa'nın kokain ile tanışması çok sonraları, 1859 yılını bulmuÅŸ. Güney Amerika kökenli bu bitki dikkati çekmiÅŸ zira uzun süre çalıştırılmak istenen iÅŸçilerde hem açlığı bastırdığı hem de çalışma temposunu arttırdığı fark edilince kıymete binmiÅŸ. Emperyalist Avrupa arayıp da bulamadığı bu özelliÄŸin iÅŸe yarayacağını düÅŸünmüÅŸ olmalı.
Ancak, koka aÄŸacı yapraklarını çiÄŸneyenlerde diÅŸ aÄŸrılarının geçtiÄŸi, dilde uyuÅŸmalar olduÄŸu gözlemlenince, bu özellik dönemin doktorlarının dikkatini çekmeye baÅŸlamış. 1884'te lokal anestetik etkisi kanıtlanınca göz, boÄŸaz ve burun ameliyatlarında kullanılmaya baÅŸlanmış. Bu alanlarda kullanılmasının nedeni ise bedenin bu bölgelerinde hızlıca emilmesi ve etkisini göstermesi olmuÅŸ elbette.
Birçok hekim kokainin nerede iÅŸe yarayacağı konusunda çalışmalar yapmış ama ikisinden özellikle söz etmek gerekiyor: William Halsted ve Sigmund Freud.
Halsted 1880 yılından itibaren kokaini kendi üzerinde deneyerek lokal anestetik etkilerini ve sinir iletimi üzerindeki etkilerini araÅŸtırmış. Sonuç olarak, beklendiÄŸi üzere, Halsted ve asistanları kokain bağımlısı olmuÅŸ. Meme cerrahisi baÅŸta olmak üzere, birçok konudaki öncülüÄŸü ile cerrahi tarihinde haklı bir yeri olan Halsted bağımlılığı nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilmek zorunda kalınmış. İronik bir ÅŸekilde bu ünlü cerrah meslektaÅŸları tarafından yapılan bir safra kesesi ameliyatından sonra kaybedilmiÅŸ.

Freud da kokaini kendi üzerinde denemiÅŸ bir hekim ve üstelik de bağımlı. Oldum olası ruh ve sinir hastalıkları ile ilgilenen Freud tüm hastalarına da kokain yazmakta cömert davranmış. Kokain üzerine yazdığı bir makalesinde kokainin depresyonun tedavisinde harika bir madde olduÄŸunu, sinirsel mide rahatsızlıklarının giderilmesinde, ruhsal ve bedensel güçlerin arttırılmasında çok yardımcı olduÄŸunu belirtmiÅŸ. Ayrıca morfin bağımlılığının tedavisi için de kokain önermiÅŸ.
Freud kokainin ağız ve dilde yaptığı uyuÅŸukluÄŸu da fark etmiÅŸ. Göz hastalıkları üzerine çalışan meslektaşı Karl Koller'e göz hastalıklarında da kullanılabileceÄŸini söylemiÅŸ ve daha sonra da Koller bunu geliÅŸtirip çok etkili olduÄŸunu görerek Viyana'ya tanıtmış. Koller sunumunda kokainin Freud tarafından Viyanalı hekimlere tanıtıldığını söylemiÅŸ ama hepsi o kadar. Freud daha sonra eÅŸi olacak sevgilisi Martha'ya yazdığı mektupların birinde ÅŸöhretin sadece yüzde beÅŸinin kendisine kaldığını, deneyleri kendisi yapsa idi sonucun kendisi için çok daha iyi olacağını belirtiyor.
Freud, kokainin lokal anestetik etkisinin çok daha deÄŸerli olduÄŸunu fark edip o tarafa yönelseydi, tıp tarihi baÅŸka türlü yazılmış olurdu. İyi ki öyle olmamış. Freud aÄŸzından hiç eksik etmediÄŸi puronun neden olduÄŸu dudak kanseri sonucu 1939'da hayatını kaybetmiÅŸ.
Kokainin tıp haricindeki kullanımı, bulundurulması, üretimi ve dağıtımı dünyadaki ülkelerin hemen hemen hepsinde yasaktır. 1960 yılında yasaklanıncaya kadar Coca Cola'nın içinde koka bulunduÄŸunu da unutmayalım. Sigara ve tütün için ise böyle bir yasak yok. Oysa tütün de bağımlılık yapıyor, baÅŸta akciÄŸer ve mesane olmak üzere birçok kansere, kalp ve damar hastalıklarına neden olduÄŸu biliniyor. Yasaklanmamasındaki önemli neden acaba hükümetlerin vazgeçemedikleri vergi geliri mi? Sigara ÅŸirketlerinin uluslararası gücü mü? Yoksa ikisi birden mi?
