SİYASİ YOZLAŞMA

KONUK YAZAR

Güç, iktidar, para… Bunlar ne kadar deÄŸerli olabilir ki? Bu kavramlar insanların mutluÄŸundan ve refahından deÄŸerli midir? Bir insanın gerçekten baÅŸkalarının refahı için çalışması bir ütopya mıdır? Günümüzde her iktidar sahibi baÅŸkaları için çalıştığını söylüyor. Peki herkes mi bir ütopyanın baÅŸ kahramanı? Hayır, ortada bir siyasi yozlaÅŸma ve onun kültürü var. Öyle ki artık bunun kültürünü oluÅŸturduk. Aslında bilmem bilir misiniz ama bunun kültürü de geleneÄŸi de hep vardı. Çünkü insan böyle bir varlıktır. Bazen düÅŸünürken iyi niyetinizi bir kenara koymak, dünyayı daha iyi yorumlayabilmenizi saÄŸlar.

Güç odakları ve iktidar; gücünü arttırmak ve bunu muhafaza edebilmek için ülkenin her deÄŸerini yıkmak konusunda kendilerinde bir beis görmüyorlar. Mesela uzunca bir süredir gündemde olan fakat her seferinde çeÅŸitli aldatmacalarla gündemden düÅŸürülmeye çalışılan ekonomi. Ekonomi bile bir siyasetçinin kendi menfaatleri üstün geldiÄŸi zaman vatandaşın refahını düÅŸünmeden yıkabileceÄŸi bir kağıttan kule oluyor. Hem de hiç umursanmadan yıkılan bir kule. Dün de bugün de yarın da… Dünya böyle bir iÅŸleyiÅŸe sahip. İşte bu yüzden demokrasinin ileri olduÄŸu ülkelerde tarihi dönemler siyasilerin ayakları altında olmuyor. GeliÅŸmiÅŸ ülkeleri iÅŸte bu yüzden sistemler yönetiyor. Siyasiler ise sadece bu sistemin iÅŸleyiÅŸini saÄŸlıyorlar. Fakat geri kalmış ülkelerde sistem gibi görünen ama sadece sistemcik olan bu yapılar, ancak ve ancak güç sahiplerinin baÅŸkalarını sindirmesi için kullandığı bir araç haline geliyor. GeliÅŸmemiÅŸ ülkelerde her ÅŸeyi güç sahipleri yönetiyor. Demokrasi denilen ÅŸeyin bizim gibi ülkelerde güçlünün isteÄŸine göre esnetilen bir kavram olduÄŸunu artık yeni nesiller de anlıyor. Demokrasi sistemcikleri olan bizim gibi ülkeler, demokrasiyi kendi sinelerinde eritememiÅŸlerdir.

GeçmiÅŸteki kuyrukların rezilliÄŸi üzerinden prim yapan siyasetçiler bugün insanları kuyruklara mecbur bırakıyor. E hayat böyle ya… En çok vurduÄŸunuz yerden başınıza gelebiliyor… Fakat hayat her zaman adaletini göstermek zorunda deÄŸil. Bundan medet ummak ancak bilmezlik ve bilinçsizliktir. GeliÅŸmiÅŸ toplumlar kendi hesaplarını kendileri sorarlar ve bunun için hukuku üstün kılmışlardır.

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say

Haseb, neseb, ÅŸeref, oyun, düÄŸün, konak, saray,

Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

İnsanlar ülkemizde gerçek demokrasinin var olduÄŸunu zannediyorlar. Komik bir söylem bu. Böyle düÅŸünenlerin tarihten anladığı konusunda ÅŸüphelerim var. Lakin beni yanlış anlamayın, demokrasinin olduÄŸu yerde siyasi yozlaÅŸma olmaz demiyorum. Siyasi yozlaÅŸma tam bir demokraside de olabilir. Ben bahsedecek deÄŸilim; demokrasi miyiz, plütokrasi miyiz, kleptokrasi miyiz, timokrasi miyiz yoksa baÅŸka bir ÅŸey miyiz buna siz karar verin. Ülkemizde çok partili seçimler 1946 yılından itibaren baÅŸladığına göre -bir açıdan bakacak olursak- demokrasi tarihimizi yaklaşık 70 yıldan ibaret sayabiliriz. İlginçtir ki bunun yaklaşık dörtte birini tek bir parti oluÅŸturuyor. Evet, ülkemizin son iktidar partisi, çok partili Türk demokrasi tarihinin yaklaşık dörtte birini kaplıyor. Bunu belirtmemin sebebi ÅŸu: bu oldukça uzun bir süre, bir ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirebilmek için oldukça uzun…

Cebinizdeki para sürekli deÄŸer kaybederken en kallavi birisi çıkıp diyor ki fiyatlar toparlanma eÄŸilimine girdi… Bunu çok yakın bir süreçte radyoda duyduÄŸumda kan beynime sıçramıştı. Bu söylemi duyduÄŸunuz an, bunun romandan bir cümle olması gerektiÄŸini düÅŸünüyorsunuz. Sanki bir distopyanın sayfasını usulca çevirirken sayfanın yüzünüze hissettirdiÄŸi ürpertiyle tüyleriniz diken diken oluyormuÅŸ gibi. Lakin bunlar gerçek.

16. yüzyıla döndüÄŸümüzde Fuzûli ne diyordu: “Selam verdim rüÅŸvet deÄŸildir deyü almadılar / … / Dedim berâtımın mazmûnu ne içün sûret bulmaz? / Dediler zevâ’iddir husûlü mümkün olmaz / Dedim böyle evkâf zevâ’idsiz olur mu? / Dediler zarûriyyât-ı Âsitâne’den ziyâde kalırsa bizden kalır mı?” Aslında insanlık hep böyleydi. Belki de dünyada bir gün bütün yırtıcı hayvanlar ehlileÅŸtirilebilecek fakat insan hariç. İnsanın içerisindeki o iktidar hırsı hiçbir zaman ehlileÅŸtirilemedi. Bunu hiç unutmamak gerekirdi. En iyi niyetli insanın bile bir gün beynini kaplayan zarlar arasındaki sıvıyı siyaha boyayabilecek bir ÅŸeydir bu. İyi niyetle anlayamayacağınız bir ÅŸey. İyi niyetliyseniz de çok görerek, çok yaÅŸayarak ve çok okuyarak anlayabileceÄŸiniz bir ÅŸey…

YaÅŸadığınız toprakların bir geçmiÅŸi var. Anadolu toprakları, pek bereketli ve ulvi topraklardır. Bu güzel toprakların sahibi; tarihin içinde parlayan devletlerin, geleneklerin ve bireylerin sahibi olarak bugün yaptıklarımız bize yakışıyor mu? Bugün yakışmıyor da sanki dün de yakışıyor muydu? Bu eleÅŸtiri günümüze deÄŸil tüm güncele yapılmış bir eleÅŸtiridir. Yoksa mesele ülkemde demokrasinin ayaklar altına alınmış olması veya herkesin kendi çıkarı için ülkenin deÄŸerlerini birer birer yıkması deÄŸildir. Bu bazı dönemler kapalı kapılar ardında, bazı dönemler ise yüzler kızarmadan herkesin içinde yapılıyor. Bugün belki de yüzlerin kızarmadığı dönemdeyiz fakat gördüÄŸümüz ve yaÅŸadığımız ÅŸey de bizzat biziz. İnsandaki iktidar hırsı ehlileÅŸtirilemedi dedim ya, iÅŸte o hırs ancak eÄŸitim ile doÄŸru yolda dizginlenebilirdi. Bu toprakların bereketi ve insanların refahı uÄŸruna ehlileÅŸtirilebilirdi. Fakat bunu baÅŸaracak tek ÅŸey eÄŸitimdir.

EÄŸitimde bir sorun var. Bu yüzden bizde bir sorun var. EÄŸitime suç atıp oturduÄŸu yerden konuÅŸan bizlerde bir sorun var. Bugün bu necip milletin başına bir ÅŸeyler geliyorsa, geleceÄŸi karartılıyorsa; bugün bu toprakların insanı kuyruklarda bekliyorsa, parası sürekli deÄŸer kaybediyorsa, insanlar muasır medeniyetlere eriÅŸmeyi deÄŸil de kendi küçük siyasi çıkarlarını tartışıyorsa, siyasi partiler insanlar arasında bir savaÅŸ aracı haline gelmiÅŸse ve en önemlisi de yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreÄŸi biterken demokrasinin en temel ve birincil dayanağı yerle bir ediliyorsa, suç tam tamına 80 milyonundur.

RüÅŸvet ve yolsuzluk deyince herkesin aklına para geliyor. Bu kavramların tanımı bu kadar dar deÄŸildir. Halkın oylarıyla yönetme iktidarını bahÅŸettiÄŸi ve hatta oylarıyla muhalefet etmeye hak verdiÄŸi herkesin, yine o ülkenin bütün vatandaÅŸlarının faydasının aksine bilinçli olarak yaptığı ve bundan kazançlar saÄŸladığı her olaya yolsuzluk ve siyasi yozlaÅŸma denir. En ufak bir siyasi çıkar için bu milletin hakkı yenmeye deÄŸer mi? Görünen o ki bazılarına göre deÄŸiyormuÅŸ…

Yalnızca siyasiler deÄŸil, kamu görevlileri için de bu durum geçerlidir. Bir mevkiye hak edeni ve ehil olanı deÄŸil de baÅŸka çıkarlar uÄŸruna tanıdıklarını getiren bir insan nepotisttir, ahlaksızdır ve bu toprakların insanlarına ihanet etmiÅŸtir.

Bu ülkenin yöneticileri ve söz sahibi olan kesimlerin yozlaÅŸması sadece kendileriyle sınırlı kalmaz. Bunu bilimsel yozlaÅŸma, ahlaksal yozlaÅŸma, eÄŸitimsel yozlaÅŸma gibi olaylar takip eder. Çünkü siyasi yozlaÅŸma bazen o kadar çok olabilir ki insanlar bunu artık normal kabul ederler. Ayrıca siyasi yozlaÅŸmanın getirdiÄŸi kurumsal yozlaÅŸma da sistemin ve kurumların iyi çalışamamasına ve diÄŸer yozlaÅŸma türlerinin ortaya çıkmasına yol açar.

Hele hele kendi çıkarları için ülkenin hukuki normlarıyla oynayan, insanların dini duygularını kullanan odaklar; bu ülkenin geleceÄŸine karşı en büyük kötülüÄŸü yapmaktadırlar. Günlük, haftalık ve aylık siyasetlerinden… hatta aylık kısmını çıkarmak istiyorum: günlük ve haftalık siyasetlerinden baÅŸka hiçbir ÅŸey düÅŸünemeyen politikacılar, geleceÄŸin Türkiye’si hakkında en ufak planlara sahip deÄŸiller ve Türkiye’nin geleceÄŸine zarar veriyorlar. Her gelenin, ondan önce gidenlerin hatalarını toplamakla geçirdiÄŸi bir çark olan bu garip düzene çomak sokmak, bu ülkenin bireylerine ait bir görevdir. EleÅŸtirmek, duyurmak, yayın yapmak, müdahil olmak, hukuki haklarını bilip kullanmak ve aslında siyasilerin senin demokratik hakların sayesinde güce sahip olduÄŸunun ve bu gücü yalnızca senin iyiliÄŸin için kullanmaya yetkilerinin olduÄŸunun farkında olarak bu çarkı durdurabilmek mümkündür.

Siyasi yozlaÅŸma hepimizin bir sorunu olarak karşımızda duruyor. Hangi kesimden olursanız olun, hangi fikri savunuyorsanız savunun ve siyasi tercihinizin göstergesi olan oyunuzu kime verdiyseniz verin bu sorun Türkiye’nin geleceÄŸini karartıyor. Demokrasi kültürünü ve cumhuriyetin ne demek olduÄŸunu milletimizin tarihi hafızasına iÅŸlemek hepimizin bu ülkeye yapabileceÄŸi en büyük katkılardan birisidir. Bu sayede, bu necip millet kendi hakkını savunabilir ve refahını muasır medeniyetler seviyesine ulaÅŸtırabilir. Bu sayede bu ülke kendini dış tehditlerden koruyabilir ve kendi geleceÄŸi uÄŸrunda söz sahibi olabilir. Tüm kesimleri kaplayan siyasi yozlaÅŸmayı yıkamayan bir Türkiye, modern devletler topluluÄŸunda var olamayacaktır.

Son olarak yine Tevfik Fikret’ten bir ÅŸiir ile bitirmek istiyorum:

“Zulmün topu var, güllesi var, Kal’ası varsa,

Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.

Göz yumma güneÅŸten ne kadar nuru kararsa,

Sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır.”