Hazine’nin ödemeye razı olduÄŸu bu faiz oranlarındaki “pozitif sapma”, “ülke kırılganlığının fiyatını” yansıtmaktadır. Dünyada Euro faizlerinin yüzde 0 olduÄŸu bir ortamda 5 yıllık tahvile yüzde 4,75, 10 yıllık tahvile yüzde 5,88 faiz verirseniz, talep elbette çok yüksek olur
ERSİN DEDEKOCA
Bundan böyle bazı yazılarımızı, Türkiye kamu kesiminin finansmanı ve bütçesi ile ilgili son geliÅŸmeleri, kısaca bilgi ve yorum ÅŸeklinde sizlere aktarma konusuna ayırmaya karar verdik. Böylece çok haber ve geliÅŸme olduÄŸu haftaları bir yazıya sığdırmış olacağımızı, bilgiyi ve yaÅŸananları eskitmeyeceÄŸimizi düÅŸündük.
GeçtiÄŸimiz hafta tüm yandaÅŸ medya araçlarında, ” Hazine ve Maliye Bakanlığı yılın ilk Amerikan Dolar ($) cinsi borçlanmasında iki ihaleye 300’den fazla yatırımcıdan 15 milyar doların üzerinde talep geldi. Toplam satış tutarı 3,5 milyar dolar olurken tarihin en yüksek yatırımcı talebine ulaşıldı.” haberi yer aldı ve methiyeler düzenlendi.
Hazine, 5 ve 10 yıl vadeli iki Eurobond ihracını 3.5 milyar dolar borçlanma ile tamamladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Hazine, 5 ve 10 yıl vadeli iki Eurobond ihracını 3.5 milyar $ borçlanma ile tamamladı. ihraç tutarının 26 Ocak’ta hesaplara gireceÄŸi ve 300’den fazla yatırımcıdan 15 milyar $’ın üzerinde talep geldiÄŸi vurgulandı.*
Tarihin en yüksek talebi
Açıklamada ayrıca, söz konusu borçlanmada, uluslararası sermaye piyasalarında ÅŸu ana kadar gerçekleÅŸtirilen ihraçlara gelen en yüksek yatırımcı talebinin yaÅŸandığı kaydedildi. Citi, Goldman Sachs ve JP Morgan’a verilen yetki çerçevesinde gerçekleÅŸen bu ihraçta, Ocak 2026 vadeli tahvilin kupon oranı yüzde 4,75, getiri oranı yüzde 4,90 olarak; Haziran 2031 vadeli tahvilin kupon oranı yüzde 5,875, getiri oranı ise yüzde 5,95 oldu.
Yapılan açıklamada Hazine’nin, 2020’de uluslararası sermaye piyasalarından dört seferde 8.75 milyar $ borçlanma gerçekleÅŸtirdiÄŸi; 2021 tahmininin de 10 milyar $ olacağı ve Hazine bu ihraçla, 2021 hedefinin üçte birini yılın ilk günlerinden tamamlanmış olduÄŸu belirtilmiÅŸtir.
KonuÅŸulmayan borçlanma maliyeti
19 Ocakta gerçekleÅŸtirilen söz konusu 3.5 milyar $ tutarındaki Eurobond ihracının faiz oranları, yukarda da deÄŸindiÄŸimiz gibi 5 yıllıkta yüzde 4,75, 10 yıllıkta ise yüzde 5,88 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. BilindiÄŸi gibi günümüzde globâl Euro faiz oranları yüzde “0” seviyesindedir. Hazine’nin ödemeye razı olduÄŸu bu faiz oranlarındaki “pozitif sapma”, “ülke kırılganlığının fiyatını” yansıtmaktadır.
YandaÅŸ medyanın gündeme taşıdığı “Hazinenin ihraç ettiÄŸi 3,5 milyar dolarlık tahvile yüksek talep geldiÄŸi” olgusunun tamamlayıcı argümanı: “Dünyada Euro faizlerinin % 0 olduÄŸu bir ortamda 5 yıllık tahvile yüzde 4,75, 10 yıllık tahvile yüzde 5,88 faiz verirseniz, talep elbette çok yüksek olur” ÅŸeklindedir.
Kamu bankalarının 2020 zararı, “görev zararı” tanımı altında Merkezi Yönetim Bütçesi (MYB)’nden karşılanacağı olgusu, MYB’nin sırtındaki en önemli kamburlardan biri. Daha doÄŸrusu, herkesin bildiÄŸi bu gerçek kamuoyuna nasıl açıklanacak? Durumun özeti: GeçtiÄŸimiz yıl aylık 1,20 faizle para toplayıp yine aylık 0,99 ile kredi verilirse, aradaki fark “görev zararını” oluÅŸturur. Söz konusu bu olgu da, ekonominin zaten bir türlü ayar tutmayan dengelerini daha da sarsar.
TCMB’ın bir süre önce yükseltmediÄŸi ve 21 Ocak’ta da deÄŸiÅŸtirmediÄŸi yüzde 17 oranındaki “politika faizinin” piyasalardaki yansımasından herkes ÅŸikâyetçi. Reel kesim; “olmaz olsun böyle yüksek faiz” demekte ve bankalara bindirmektedir. Bankalar ise, “yüzde 18 ile topladığım mevduatı yüzde 21’den kredi faiz oranı ile kullandırdıysan, bu hata mı?” savunmasında. Aslında iÅŸin matematiÄŸi ve karar alıcılarının “popülist yaklaşımları” da belli.
Keza 2020 yılında “salgın önlemleri” olarak tanıtılan bu yöntemin (salgın ve tedbirlerin yol açtığı ekonomik sıkıntıları aÅŸmak amacıyla esnaf ve bireylerin bankalarca kredilendirilmesi) dünyada örneÄŸi olmadığı gibi; kısa bir süre içinde kredi borçlularını “çok büyük sıkıntıya sokacağı-mütemerrit durumu ve iflas) baÅŸtan beri söylenmekteydi.
Aslında “kök sorun”, giderek yapışkan hâle gelen ve kimsenin sorumluluk üstlenmediÄŸi, tek yapılanın TÜİK’in yöntem ve sayılarla oynanarak gizlenmeye çalışıldığı “enflâsyondur”. CumhurbaÅŸkanı’nın farklı söylemine karşın, enflâsyonu indirmeden ne faiz düÅŸer, ne de yatırımcı bu kredi faizleriyle üzerinden yatırım yapar.
Aralık ayı verisinin gelmesiyle 2020 yılı bütçe gerçekleÅŸmeleri açıklandı. Yılın tamamında 172.7 milyar TL bütçe açığı verdiÄŸimiz anlaşılıyor. Bu veri, yılbaşındaki 138 milyar TL’lik hedefin epey üzerinde bir sayıdır.
Devletin faiz harcamaları dışındaki bütçe dengesini yansıtan “faiz dışı denge”, eÄŸer fazla veriyorsa devletin tasarruf yaptığını, açık veriyorsa devletin “tasarruf açığı verdiÄŸini”, “borçlanma ihtiyacının arttırdığını” gösterir. Bu anlamda, yılbaşında 67 milyon TL faiz dışı fazla vermeyi planlayan devletin 38 milyar TL üzerinde faiz dışı açık verdiÄŸini görüyoruz.
Normal koÅŸullarda, devletin bütçe açığı ve özellikle faiz dışı açığının beklenenin üzerinde yükselmesi, normal olarak “borçlanma gereksiniminde ve faizlerde artışı”, enflasyonist baskıyı ve özel yatırımlarda azalmayı getirir. DoÄŸaldır ki bu geliÅŸme, ülkenin makroekonomik istikrarı yönünden olumlu deÄŸildir.
AB’nin 1991 yılında Euro Bölgesi’ne dahil olmak isteyen ülkeler için getirdiÄŸi kriterlerden (Maastricht Kriterleri) birisi, ülke bütçe açığının GSYH’ya oranının yüzde 3’ü geçmemesidir. Son verilerle ülkemizde bütçe açığının GSYH’ya oranının yüzde 3,6 seviyesine geldiÄŸini, bu oranın hafifçe geçildiÄŸini görmekteyiz.
AÅŸağıdaki tabloda, geçmiÅŸ iki yıl gerçekleÅŸen ve 2021 yılı öngörülen “MYB açığı/GSYH (%)” oranını izlemekteyiz:

Yukarıdaki veriler, geliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte olan ülkelerde Covid-19 döneminde bütçe açıklarında ciddi artışlar olduÄŸunu ortaya koymaktadır. Dünya genelinde bütçe açığı / GSYİH oranının yüzde 3,9’dan yüzde 12,7 seviyesine çıktığını, geliÅŸmiÅŸ ülkelerde ise yüzde 3,3’den yüzde 14,4 seviyesine geldiÄŸini görmekteyiz. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerin genelde “rezerv paraya” sahip olduÄŸunu ve bu açığı daha rahat verdiÄŸini söyleyebiliriz. DiÄŸer yandan benzer eÄŸilimi, geliÅŸmekte olan ülkelerde de izleyebilmekteyiz. Söz konusu ülkelerde, bütçe açığı yüzde 4,9 seviyesinden yüzde 10,7’ye çıkmıştır.
Dünya genelinde bütçe açığı / GSYİH oranının yüzde 3,9’dan yüzde 12,7 seviyesine çıktığını, geliÅŸmiÅŸ ülkelerde ise yüzde 3,3’den yüzde 14,4 seviyesine geldiÄŸini izliyoruz. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerin genelde rezerv paraya sahip olduÄŸunu ve bu açığı daha rahat verdiÄŸini söyleyebiliriz. Fakat benzer eÄŸilimi geliÅŸmekte olan ülkelerde de izliyoruz. Söz konusu ülkelerde, bütçe açığı yüzde 4,9 seviyesinden yüzde 10,7’ye çıkmıştır.
Türkiye ekonomisinin bu çerçevede ciddi biçimde ayrıştığını, doÄŸrudan destek yerine kredi geniÅŸlemesini teÅŸvik ederek bu süreci atlatmaya çalıştığını hep birlikte yaÅŸadık. Tabii ki bu politikanın sonucu, ülkemiz hane halkı ve esnafının ve tüm dar gelirlilerinin büyük bir ekonomik sıkıntıya düÅŸtüÄŸünü görmekteyiz.
2001 krizi, bir borç kriziydi ve geride bıraktığı dev enkazı kaldırmak için büyük bir fatura ödendi. Ancak toparlanmayla birlikte, AKP yönetimi ve yandaÅŸlarınca popüler slogan haline gelen “finanse edildiÄŸi sürece cari açık sorun deÄŸildir” söylemi yaygınlık kazandı. Keza yine aynı yönetimin, 2002 yılında IMF ile birlikte hazırlanan uygulama esasları ile kurulan çoÄŸu “kurumları” iÅŸlevsiz hale getirmesiyle, anılan krizin delillerini karartmak yanında, yeni borçlanmalara da “masumiyet” kazandırdı.
Türkiye’nin özellikle 2009 küresel krizin ardından bozulmaya baÅŸlayan makro dengeleri, artan borçlulukla birlikte, izleyen dönemde daha da “kırılgan” hale geldi. Zira, tasarruf açığı bulunan Türkiye ekonomisinin, büyümesini büyük ölçüde borç finanse etmekteydi.
OlaÄŸan dönemlerde doÄŸrudan yabancı yatırımlar (DYSY), turizm ve dış müteahhitlik gelirleriyle finanse edilen cari açık, ilerleyen yıllarda ikincil dengesizliklere de yol açtı. Dışarıdan kaynak giriÅŸinin yavaÅŸlamasıyla birlikte, finansman kalitesi de bozuldu ve açığın kendisi kadar finansman ÅŸekli de sorun oluÅŸturmaya baÅŸladı. Önceki yıllarda “cari açık finansmanda” önemli bir payı bulunan DYSY’ları ve portföy yatırımları (sıcak para), net çıkışlarla birlikte geçen yıl açığın finansmanına negatif katkı verdi.

Yukarıdaki grafikte açıkça görüldüÄŸü gibi, “kaliteli finansman kaynağı” olarak kabul edilen DYSY’ları 2019’un 11 aylık döneminde 3.5 milyar $’a düÅŸerken, 4.6 milyar $’lık brüt giriÅŸlerin 3,9 milyarlık bölümünü yabancıya gayrimenkul satışları oluÅŸturmuÅŸtu. Bu dönemde net portföy çıkışları da 10,6 milyar $ seviyesinde gerçekleÅŸti. 35,2 milyar dolar büyüklüÄŸündeki cari açığın tamamı, rezerv kaybının 150 milyar $’a ulaÅŸtığı bir dönemde, TCMB’nin rezerv varlıklarından karşılandı.
19 Ocak’ta yapılan ihalede satılan 3.5 milyar $ tutarındaki Eurobond ihalesiyle ilgili olarak, Dünya Euroband faizlerinin “0” civarında olduÄŸu bir dönemde, 5 yıllıkta yüzde 4,75, 10 yıllıkta ise yüzde 5,88 faizle satılması ve 15 milyar $ talep gelmesi; benzer borçlanmalara göre katlanılan yüksek maliyet dikkate alındığında, yandaÅŸ medyada yer aldığının aksine, hiç de övünülecek bir baÅŸarı deÄŸildir.
2020 yılında “salgın önlemleri” olarak tanıtılan ve dünyada baÅŸka örneÄŸi bulunmayan, (salgın ve tedbirlerin yol açtığı ekonomik sıkıntıları aÅŸmak amacıyla esnaf ve bireylerin bankalarca kredilendirilmesi) uygulamalarının; kısa bir süre içinde kredi borçlularını çok büyük sıkıntıya sokacağı (mütemerrit durum ve iflas), kamu bankalarında zarara yol açacağı ve özel bankalarda da “aktif kalitesini bozacağı” ve bankacılık sisteminin “öz kaynak ihtiyacını arttıracağı” baÅŸtan beri söylenmekteydi.
Salgın döneminde, dünya ekonomisi ortalamada yüzde 4’ün üzerinde daralırken, enflâsyon çok düÅŸük seyretti. Türkiye ekonomisi ise, yıllık yüzde 1,5 üzerinde büyümeyi baÅŸarmış görünüyor ama enflâsyon yüzde 15’lere yükseldi, cari açığın GSYİH’ya oranı yüzde 5’leri aÅŸtı.
İçinde bulunduÄŸumuz dönemde ülkede, hem yüksek faiz hem de karantinaların etkisiyle yavaÅŸlama / daralma süreci yaÅŸanmaktadır. BaÅŸta hizmetler sektörü olmak üzere, birçok sektör ve çalışanları zor durumdadır. Üretim faktörlerinin, iÅŸletmelerin ve çalışanlarının bu süreçte ayakta kalabilmesi ve ülke iç barışı için, “doÄŸrudan gelir desteklerini” içeren maliye politikalarına ihtiyaç bulunmaktadır.
Bir baÅŸka anlatımla ülkenin, iyi planlanmış, hedefe odaklı, önceliklendirmeleri doÄŸru yapılmış ve “salgın dönemine özgü doÄŸrudan kamu desteklerinin arttığı” bir bütçe uygulamasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bütçe hedefini rakamsal tutturma pahasına, daha sonra ortaya çıkabilecek çok daha büyük maliyetlere fırsat verilmemelidir.
Son olarak, kamunun artan borçlanma ihtiyacı ve turizm baÅŸta olmak üzere hizmet gelirlerindeki sıkıntılı tablo, önümüzdeki dönemde cari açığın finansmanı ile birlikte, kalitesindeki bozulmayı daha da hızlandırmasının olası durduÄŸunu söyleyebiliriz.
(*): “19 Ocak 2021 Tarihli Tahvil İhracının Sonucuna İliÅŸkin Basın Duyurusu”, Hazine ve Maliye Bakanlığı, 20.01.202