TARİKATLAR VE POPÜLİZM

Nasıl kurtulacağız bu dertlerden?

Bülent SOYLAN

Åžöyle derinden bir iç çekip de “Türkiye bu bataktan nasıl çıkar?” diye sorduÄŸunuzda elbette “nesi var ki memleketin?” diyenler olacaktır.

Önce onlara dertlerden birkaçını sayıp sonra devam edelim:
-Bu yer kürede dostundan çok düÅŸmanı vardır.
-Bilmem kaç yıldır bilmem kaç cephede ufaktan ufaktan savaşıyoruz ki bir gün iÅŸin nerelere varacağı meçhul.
-Kendi kendini besleyemiyor, bir yerlerden parayı bulup alamazsak yarın külliyen açız.
-Oradan buradan gelmiÅŸ bir beÅŸ milyon kadar “zorunlu misafir”e bakmak durumundayız ki kimsenin geri gideceÄŸi de, onları geri gönderme düÅŸüncesi de yok gibi.
-Turizm bitik, batılıların ayağı kesildi, gelen genellikle Ortadoğulu, afrikalı
-Yabancı sermaye buradaki payını sattı mı arkasına bakmadan kaçıyor, yenisi gelmiyor
-Yerli sermaye ve biraz becerikli varsıllar kapağı dışarıya atmakta
-Dış borcumuz baÅŸka ülkelere kıyasla aman aman büyüklükte olmasa da cari fazlamız olmayınca bu borcu bile çevirme imkanımız yok
-Ne Merkez Bankası’nda, ne Hazine’de ne kamu bankalarında mecal kalmamış. Bir zamanlar 10 sente muhtaçken ÅŸimdi onu bile arıyor, “Eksi döviz rezervi” gibi daha kötüsüyle, o durumun da altında bir garabetle tanışmış bulunuyoruz.
-“Yap İşlet”, “Üzerine al sana bir de garanti” modeli üzerinden daha uzun yıllarca bir yerlerden bulup buluÅŸturulup birilerine milyar dolarlar ödenecek
-Eğitim konusu tam bir perişanlık.
Bakın sokak röportajlarına, görün yeni yetiÅŸenlerin yürekler acısı durumunu. Hindistan’ın mı yoksa Mars’ın mı daha yakın olduÄŸunu bilememek ne kelime, kerrat cetvelini bilmeyen ama kendisine referandumlarda anayasal sistemin ne olacağı danışılan bir nesil yetiÅŸti.
-Ekonominin çarkları dönmüyor, sermaye tükendi, üretim imkan ve hevesi kalmadı, sanayici teslim, esnaf bitik.
-İşsizlik ve özellikle gençlerdeki iÅŸsizlik almış yürümüÅŸ. İşi olanlarınki de aslında iÅŸ deÄŸil “meÅŸguliyet”. Kim “ne iÅŸ bulabilirse” onu yapmaya çalışıyor.
-Yoksulluk diz boyu; on milyonlarca insan devletin, belediyelerin, onun bunun yardımıyla yarı aç yarı tok geçinmeye çalışıyor.
-İcra dosyaları dağlar gibi. Piyasada elini veren kolunu kurtaramıyor. Senet-sepet temenni kabilinden.
-Yurttaşın banka kredisi, kredi kartı gibi borçları ödenebilir olmaktan çoktan çıkmış.
-Bütçe açığı daÄŸlar gibi. Bu açık hangi vatandaşın hangi kazancından alınacak vergileriyle ve nasıl kapanır bilinmez.
-Kamu görevlilerinde liyakat arama. Aranan vasıf; hangi tezgahtan gelinip kimlerden olunduÄŸu ya da “ümmilik” yani vasıfsızlıkta hangi mertebede olunduÄŸu…
-Medya mafiş, Meslek odaları, Sivil Toplum Kuruluşları baskı altında. Şimdilik tabelasını kurtaran kahraman sayılıyor.
-“Mevzuat” denen “kanun-kural” oturmamış ya da hop oturup hop kalkıyor. AkÅŸam akla gelen sabah kanun olabiliyor. Bugün yazılan yarın bozulabiliyor.
-Tarikatlar protokollarda, ÅŸeyhler şıhlar kol geziyor. FütursuzluÄŸun bini bir para.
-Memleketin en az yüzde kırkı hala olan bitenden ve dünyadan bihaber ve “bundan iyisi, Åžamda kayısı” diyor da baÅŸka bir ÅŸey demiyor. Hani Åžair Hayali’nin dediÄŸi gibi “Ol mahiler (O balıklar) ki derya içre (denizin içinde) yüzerler de deryayı bilmezler” durumunda.
Peki, bu halk kendini ortaçaÄŸ bataklığına saplanmaktan nasıl kurtaracak?
Halkımız acaba ne zaman bu vurdumduymazlığını ya da yanlışlarını farkedecek ve bu sefer kimin peÅŸinden giderek bir ÅŸeyler yapmaya çalışacak?
Gerçi “kimin” ve “nasıl”ın cevabı pek ortada yok ama, cevaben söylenenlere bakılırsa “bir dostluk iliÅŸkisi içerisinde”, elbirliÄŸi ile “muhalefetimiz” ile tabii
……
E doÄŸrudur.
Batıran “iktidar” olduÄŸuna göre çıkış da “bak biz olsaydık böyle yapmazdık” diyen “muhalefet”ten beklenecektir.
O zaman soruyu biraz daha derinlemesine soralım:
Hangi liderlik, hangi muhalefet, hangi program, hangi kadro ve hangi hazırlıkla ve de ömrümüz onu görmeye yetecek mi?
Åžöyle bir gözden geçirelim bakalım durumu:
Türkiye ÅŸu anda içinde bulunduÄŸu bataktan çıkabilmek için ÅŸimdiki gibi “popülist” (halka ÅŸirin görünmek için) deÄŸil, “radikal bir “çıkış” yapmak zorundadır.
Bu, koronanın aspirinle tedavi edilemeyeceÄŸi kadar açık bir gerçek.
Ülke giderek kan kaybederken “çıkış” adına yapılan her türlü yetersiz, güçsüz, “dur bakalım ne olacak”çı, hele “birkaç sene de beni deneyin”cilik, durumu kısmen dahi düzeltemeyeceÄŸi gibi daha da gerilere düÅŸürecektir. Teknolojinin gezegenler arası dolaÅŸtığı, bilimin atomun altına indiÄŸi bu çaÄŸda, radikal ve baÅŸarılı olamayan her çıkış bu ülkenin çaÄŸdaÅŸ ülkelerle olan mesafesini daha da açacağı, elindeki son imkanlarının ve zamanının israfına yol açacağı için asla çare olamaz.
“Onurlu” bir çözümün ilacı, en azından ÅŸu anda yaÅŸanan sorunların acısı kadar “acılı” olmak zorundadır.
Dolayısıyla “çıkış” konusunda kendisine umut baÄŸlananın kendi halkına bir biçimde bu acı ilacı içirmekte asla bir kararsızlık göstermemesi, siyaseten bir zaaf görüntülememesi, asla bir politikacı deÄŸil gerçek bir devlet adamı gibi davranması ve halkı arkasından sürükleyebilmesi gerekmektedir.
Eski bir örnek ama; hatırlanacak olursa, Winston Churchill 13 Mayıs 1940’ta İngiltere’ye baÅŸbakan olurken o günün zor ÅŸartlarındaki İngilizlere bu günün politikacıları gibi “alın benden size daha ucuz benzin, daha ucuz araba, her eve maaÅŸ, emekliye ikramiye, kasapta ucuz kıyma, pazarda ucuz soÄŸan-patates, kapıya süt…” vaad etmemiÅŸ; açık açık “Size kan, zahmet, gözyaşı ve terden baÅŸka hiçbir ÅŸey vaat etmiyorum.” demiÅŸtir.
Türkiye’nin bu bataktan çıkması -en azından çaÄŸdaÅŸ ülkeler kulübünden kopmaması- için yapacağı “radikal çıkış”ın ilk belirtileri, ne yazık ki en iyimser beklentiyle bile bir beÅŸ yıldan önce görülemeyecek, eÄŸer bir gün “bak artık toparlandık” denebilecekse bunu duyabileceÄŸimiz süre yirmi yıla kadar uzayacaktır.
Neden mi?
-Çünkü bugün çaÄŸdaÅŸ eÄŸitimden yoksun yetiÅŸen nüfusun yerine gerçekten ümit verecek eÄŸitim düzeyinde bir neslin getirilebilmesi için en az yirmi yıl gereklidir.
-Çünkü kamu kurumlarına “doldurulmuÅŸ” liyakatsiz kadroların bir biçimde boÅŸaltılması ve yerlerine gerçekten yetiÅŸmiÅŸ, dürüst ve sadece iÅŸini yapan kadroların getirilebilmesi için beÅŸ yıldan baÅŸlatıp onların emekliliklerine kadar uzanan bir süre gereklidir.
-Çünkü bugün dışarı kaçmış yerli-yabancı sermayenin ülkenin siyasi ve hukuki düzenine güvenip yeniden yurda dönüp yatırıma girmesi, bu yatırımların iÅŸletmeye geçebilmesi için gerekli süre beÅŸ yıldan az deÄŸildir.
-Çünkü bunu yaptığınızda dahi o kaybedilmiÅŸ dış pazarların yeniden kazanılabilmesi, küresel piyasa denen kurtlar sofrasına tekrar oturulabilmesi uzun yıllar alacaktır.
-Çünkü bu gün, o onbeÅŸer-yirmibeÅŸer yıllık kontratlarla birilerinin tekeline verilen iÅŸletmelerin abartılmış yüklerinden kurtulmak için -baÅŸka bir imkan bulunamazsa- daha çok bedeller ödenecektir.
-Çünkü bu gün kendi kendini besleyemeyen, tarımdan, hayvancılıktan kopmuÅŸ bu ülkenin yeniden kendi karnını kendi ekip biçtiÄŸiyle, yetiÅŸtirdiÄŸiyle doyurabilir hale gelmesi için, bunu yapacakların yeniden kırsala dönmeleri ve üretime geçmeleri en iyi ÅŸartlarda beÅŸ yılı aÅŸacaktır.
-Çünkü, ÅŸu anda vadesi gelen borcunun faizi için bile para bulamayan bu ülkenin tekrar üreten, kazanan ve bu kazancıyla borcunu ödeyebilir hale gelebilmesi için on yıldan fazla bir süre gereklidir.
-Çünkü bu gün nüfusunun yüzde yirmibeÅŸi iÅŸsiz, yüzde altmışı ancak karnını doyurabilen ve gırtlağına kadar borca batık insanlarının önce iÅŸe sonra boÄŸazından artacak paraya sahip olup borçsuzlaÅŸtırılabilmesi için yine on-on beÅŸ sene gerekecektir.
-Çünkü bu ülkenin hem sosyal hem ekonomik yapısını bozan zorunlu ziyaretçilerinin geri gönderilmesi ya da mecburen bizimle kaynaÅŸtırılabilmeleri için beÅŸ yıldan yirmi yıla kadar bir süre gerekecektir.
Ve uzatmayalım; tabii daha pek çok ÅŸey…
Peki, popülizme kaçmadan; bunları söyleyerek ya da iktidara geldiÄŸinde bunları yapabileceÄŸine inanan, modeli, kadrosu hazır ve kendilerine inandığımız ÅŸöyle taÅŸ gibi bir muhalefet var mı?
ÖrneÄŸin
-“Size ÅŸimdilik iktidarım boyunca zahmet, gözyaşı ve terden baÅŸka hiçbir ÅŸey vaat etmiyorum. Çünkü saplandığımız bataklıktan kurtulabilmenin tek reçetesi budur” diyebilecek bir muhalefet?
-Haydi bir cesaretle kürsülerden televizyonlardan söylendi diyelim. Bunu söylemesine raÄŸmen insanları peÅŸinden sürükleyebilecek, bu ÅŸartlara göÄŸüs gerebilecek, çözümler üretecek partiler ve “partizanları”?
Var diyen beri gelsin.
“Yok” ise -ki yoktur- ama bunun bütün sorumluluÄŸu sadece ÅŸimdikilerin de deÄŸil elbet. Sorumluluk, popülizme muhtaç olmuÅŸ ya da yükselmek için sırtını popülizme dayamış -kısa bir dönem hariç- gelmiÅŸ geçmiÅŸ tüm siyasetlerindir.
Türkiye ne yazık ki taa tek parti döneminin son yıllarından itibaren bu acze düÅŸmüÅŸtür.
-Toprak aÄŸalarıyla baÅŸa çıkamamış, onların boy göstermesine, siyaseten palazlanmalarına, iktidar olmalarına engel olunamamıştır.
-Türkiye’nin kalkınma ve çaÄŸdaÅŸlaÅŸmadaki müthiÅŸ buluÅŸu “Köy Enstitüleri” bu baskı karşısında kapatılmıştır.
-Devrimler tamamlanmadan, karşı devrim dip diri ortada iken sözüm ona demokrasiye geçilmiÅŸtir. Oysa demokrasilerin baÅŸarı ÅŸansı halkın eÄŸitimli, çaÄŸdaÅŸlığın hazmedilmiÅŸ olmasına baÄŸlı deÄŸil midir?
-1950’lere doÄŸru, karşı devrim baskısıyla baÅŸ edemeyen “tek parti”, baÅŸbakanlığa “dinci”liÄŸiyle tanınan Åžemsettin Günaltay’ı getirmiÅŸ, daha sonra tekke ve zaviyeler yasaklarını yumuÅŸatılması dahil, pek çok konuda din tacirleriyle rekabet edebilmek için pek çok geri adım atılmamış mıdır? Bu, iktidar uÄŸruna devrimlerden geri adım atmak, ülkedeki o sıkıntılı nabza göre siyaset yapmayı tercih etmek deÄŸil midir?
(*) CHP’nin1950’deki Ekmeleddin’i Åžemsettin Günaltay- 28 Haziran 2014 Star Gazetesi, Prof .Dr. Cemil Koçak
-Sözüm ona; tek parti, “iktidarı kaptırmış ama memlekete demokrasi getirmiÅŸtir”. Bu durum aslında iktidar koltuklarının deÄŸil; ülkenin çaÄŸdaÅŸlaÅŸma, kalkınma yolunda belli bir aÅŸamaya gelmiÅŸken direksiyonu karşı devrime kaptırmasından, yönünü geriye çevirmesine razı olmaktan baÅŸka nedir ki?
Peki, 1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti, kendi taraftarlarının tanımıyla “Anadolu halkı tarafından kabul görmeyen politikalar” diyerek oy uÄŸruna ilk kararnamesinden itibaren karşı devrim sözcülüÄŸüne soyunup onların taleplerini yerine getirmemiÅŸ midir? Geldi denerek teselli bulunan demokrasiden murat bu muydu?
-Menderes’in “Odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm” sözü demokrasinin daha o yıllarda aldığı baÅŸarılı mesafe midir yoksa karşı devrimin elde ettiÄŸi güç mü? Odunu seçtiririm diyen Menderes’tir ama gerçekten göstereceÄŸi odunları bile seçecek olan halkın demokratik düzeyi bu ise onların tercihine baÄŸlı olarak ülkede gerçek demokrasi ve çaÄŸdaÅŸlaÅŸma konusunda umut beslenebilir miydi? 1950’deki teslimiyette ülkeye tam da böyle iÅŸleyen bir demokrasinin kazandırıldığını mı kabul etmeliyiz?
-Planlamaya karşı çıkıp bu ülkede “Bize plan deÄŸil pilav lazım” diyen siyasetçi 7 kere hükümet baÅŸkanı olurken bu geliÅŸmeler ülkemizin plancıların deÄŸil o pilavcıların idaresine teslimi olarak algılanmamalı mı idi?
Hani o ünlü “BaÅŸtan sarı öküzü vermeyecektin” lafı vardır ya…
Bizim tarihimizde bu günkü çözümsüzlüÄŸü baÅŸlatan yanlış, taa o zamanki politikalar ve politikacılardan baÅŸlayarak, karşı devrimle mücadele etmek yerine karşı devrim peÅŸindekilerin kozlarını kullanmaya, rollerini üstlenmeye, siyasetlerine özenmeye kalkmak olmuÅŸtur.
Yukarıda sözünü ettiÄŸimiz Åžemsettin Günaltay olayı, tekke ve zaviyeler mevzuatını yumuÅŸatma düzenlemeleri hep o siyaseten baÅŸ edemedikleri karşı devrime siyaset yapmak adına taviz vermek deÄŸil midir?
Daha önce de duymuÅŸsunuzdur; Ünlü devlet adamı, filozof Platon, bundan yaklaşık 2400 yıl önce: "Demokrasi, bir eÄŸitim iÅŸidir. EÄŸitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarÅŸi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar, Demokrasi despotluÄŸa dönüÅŸür" demiÅŸti. Sanırım 2400 senede hiçbir ÅŸey deÄŸiÅŸmedi ve yaÅŸadığımız süreç ile bugün içerisinde bulunduÄŸumuz durumun en iyi tanımı bu sözler.
Demokrasi, tabii ki insanoÄŸlunun daha iyisini bulamadığı, kötüler arasında en az kötüsü olan rejim ve bundan baÅŸka çıkış yok.
Ama Platon’un dediklerine bir kere daha göz atacak olursanız, o bilge, demokrasinin her ÅŸeyden önce bir eÄŸitim iÅŸi olduÄŸunu söylüyor. Yani, halkı eÄŸitmeden biz demokrasiye geçtik, demokrasiyi seçtik derseniz aslında varacağınız nokta bellidir, halk eÄŸitimsizse demokrasinin geleceÄŸi yoktur diyor.
Demokrasi için eÄŸitim ÅŸart…
O zaman halkı kim eÄŸitecek? Kim bilinçlendirecek?
Tabii ki kendi kendine olmayacak bu iÅŸ. Her ÅŸeyden önce siyasi liderlere düÅŸüyordu görev. “Ben liderim” diyen önce bilecek, sonra israrla eÄŸitecek…
Büyük kurtarıcının önceliÄŸi de bu deÄŸil miydi?
Gelelim bu günlere…
“Ne yapsak oyumuz artmıyor, o zaman saÄŸa, daha doÄŸrusu karşı çepheye hoÅŸ görünüp oradan oy alalım” politikası, “bizim adayımız kazanamaz, tıpış tıpış onlara hoÅŸ görünecek birini baÅŸa getirelim” politikaları, “bükemediÄŸimiz bileÄŸi öpüyoruz, baÅŸka da bir ÅŸey yapamıyoruz çünkü biz bu iÅŸi beceremiyoruz teslimiyetçiliÄŸinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil midir?
Bu işleri demokrasisiz mi yapalım diyoruz?
Hayır.
Ama şunu kabul edip bulunduğumuz noktayı iyi belirleyelim:
Platon’un dediÄŸi gibi, siz halkı eÄŸitememiÅŸseniz, karşı güçler daha hesaplı davranıp sizi önce eÄŸitiminizden vurmuÅŸsa, siz buradaki zaafın üzerine gitmek yerine siyasetinizi popülizm üzerine kurmuÅŸ, karşı cephenin büyük sermayesi olan popülizmine öykünüp “o konularda biz de onlardan aÅŸağı deÄŸiliz”, “onlar size ne veriyorsa biz daha fazlasını veririz” “halk her zaman en iyisini bilir, tercihi neyse ona meylederiz” yarışına girmiÅŸseniz, tarikatlara, tekkelerine, zaviyelerine ve bütün çaÄŸdışı “mürÅŸid”lere, hurafelere olanca gücünüzle karşı çıkmakta hala tereddüt ediyorsanız; kusura bakmayın ama ilerleyen bunca zamandan sonra artık ipin ucunu kendi gayretinizle yakalama ÅŸansınız kalmamış, siyasetiniz umudunu bir biçimde buralardan gelecek oylara baÄŸlamış demektir.
“Hayır baÄŸlamadık” diyorsanız; kökü tarikatlara, hurafeye ve bunların ardındaki güçlere dayananlarla bir iÅŸimiz yok der, bunları daha baÅŸtan reddettiÄŸinizi açık açık ilan eder, halkın bilinç çıtasını yükseltmeye çalışırsınız.
Olmadı, yapamadınız…
O zaman tek ÅŸans; saman alevi ve göstermelik baÅŸarılarıyla(!) giderek daha fazla aÅŸka gelen karşı devrimin yapacağı “büyük yanlışlar”a umut baÄŸlamak ve bir gün bu halkın kendiliÄŸinden “popülizmin de karın doyuracak bir ÅŸey olmadığını idrak edeceÄŸi” günlerin gelmesidir.
Gelebilir mi?
Olur ya, siz bekleyedurun, belki iktidar gelir sizi bulur.
Ama, aman aman… Hiç olmazsa, bir gün kucağınıza gelirse o ÅŸansı kaçırmamaya gayret edin.
Her gün başımızdaki ve gelecek felaketlerden söz edip yakınmak yerine “çok ama çok kuvvetli bir çıkış” için kendi modelinizi yaratın ve ona çalışın ve de her türlü tedarikinizi yapın.
“Malumu ilan” ya da geçmiÅŸin arkasından aÄŸlamak artık kimseye bir ÅŸey kazandırmıyor.
“Çare”yi ilan etmek, “inÅŸa”ya geçmek, arkasında kapı gibi durmak gerekir.
Çünkü, gelecek o tek fırsat da kaçarsa, aynen bu günlerde dillendirildiÄŸi gibi; geçtiÄŸimiz son yüz yılı bir kere daha, yani ikinci yüz yıl olarak, yani sil baÅŸtan, taa 1919’dan baÅŸlayarak yeniden yaÅŸamamız gerekebilir.