TÜRKİYE EKONOMİSİ 2020

Ersin DEDEKOCA

Son zamanda Ankara ekonomi yönetimi (nedense ısrarla İstanbul’a taşımak isteniyor), bir taraftan 2017 referandumu ve 2018 seçimleri öncesinde görülenlere benzer çeÅŸitli kararlar almakta, diÄŸer yandan da bu kararların alınacağı yeni dönemeçler yaklaÅŸmaktadır.

Ülke ekonomisinin genel durumuna baktığımızda, bir yandan yönetimin “tatlandırılmış müjde ve iyimser yorumları”, “faiz dışı yıllık dengede” 131 milyar TL ile “yeni bir rekor” kırılmış olduÄŸu; diÄŸer yandan Türkiye’nin orta vadede büyüme potansiyeline etkide bulunacak etmenlerden “gayrisafi sabit sermaye oluÅŸumundaki gerileme” ya da “ihracatın büyümeye olan katkısının 2019 yılı 3. çeyreÄŸi için negatif” çıkması olguları eÅŸzamanlı olarak yaÅŸanmaktadır. DiÄŸer yandan bu olguların, ekonomi yönetiminin “kapsamlı dönüÅŸüm hikâyesini” örselediÄŸi izlenmektedir.

Bu yazımızda, Türkiye ekonomisinin 2019 yılının topluca bir deÄŸerlendirilmesinden sonra, 2020 yılı için bir “öngörü demeti” sunmaya çalışacağız.

I. 2019: KÖTÜYE GİDİŞİ FRENLENMİŞ BİR YIL

GSYH BÜYÜMESİ VE BÜYÜMEYE KATKILAR

2 Aralık’ta açıklanan 2019 yılı 3. çeyrek büyüme verilerine göre bu dönemde, bir önceki yılın aynı dönemine göre ulusal gelir yüzde 0,9 oranında arttı.

Ekonomik daralma 2018’in ikinci çeyreÄŸinde baÅŸlamıştı. Hem GSYH’ın hem de “özel tüketim”in 2019’un ilk çeyreÄŸinden itibaren toparlandığı gözlenmektedir. DiÄŸer yandan “kamu tüketimi” ve “ihracat”, aynı dönemde büyümeye hep olumlu katkı vermiÅŸlerdir. Yatırım tarafında ise henüz bir iyileÅŸme izlenmediÄŸi gibi, “özel yatırım harcamaları” daha ÅŸiddetli azalmıştır.

Bu baÄŸlamda gözlenen olgu, “büyüme modelinde” çok dikkat çekici bir “dönüÅŸüm” olduÄŸudur. Net ihracattan özel tüketime yöneliÅŸle belirginleÅŸtiren bir 3. çeyrek büyümesiyle karşılaÅŸtık. 2018 ikinci çeyreÄŸinden baÅŸlayıp, 2019 ikinci çeyreÄŸine dek korunan pozitif katkılı net ihracat; 2019 üçüncü çeyreÄŸinde negatife dönmüÅŸ oldu.

MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİNDEKİ GEVÅžEME VE AÇIK ARTIÅžI

Bu arada büyümeye en net ve kesintisiz desteÄŸini sürdüren tek katkının “kamu harcamalarından” geldiÄŸini görmekteyiz. Bir diÄŸer ifadeyle devlet, harcamasını artırmayı sürdürmektedir. “Hükümet harcamalarının” büyümeye en belirgin destek veren kalemlerden biri olması gerçeÄŸine karşın bütçenin, “denetimden uzak” bir kara delik halini almasından duyulan endiÅŸeler de giderek belirginlik kazanmaktadır.

Sonuçta sıkıntı devam etmektedir. İçinde bulunduÄŸumuz dönemde, yeni bir ÅŸok yaÅŸanmazsa “pozitif büyüme rakamlarının görüleceÄŸi durgunlaÅŸmanın” deneyimlendiÄŸi söylenebilir.

Bir yandan da devlet harcamaya devam etmekte, TCMB’nın 12 Aralık’ta devam ettirdiÄŸi “faiz düÅŸüÅŸleri” ve devlet bankaları öncülüÄŸünde “kredi geniÅŸlemesi” görülüyor. Bu anlamda mesafe kat edilmiÅŸ denilebilir. Ancak ekonomi yönetiminin atılım olarak sunmaya çalıştığı olgunun aslında “durgunlaÅŸma”, daha yumuÅŸak bir ifadeyle “zayıf toparlanma” olduÄŸunu söyleyebiliriz.

SERMAYE GİRİŞİNDEKİ İŞTAHSIZLIK

Ekonomi yönetiminin karşı karşıya bulunduÄŸu en önemli sıkıntının, devletin benzer bir harcama temposunu devamlı olarak sürdüremeyeceÄŸi ve hane halkının 2010-11’dekine benzer “tüketim iÅŸtahı sergileyemeyebileceÄŸi” gibi gerçekler nedeniyle, “sermaye giriÅŸleri” karşısında yaÅŸayacağını söyleyebiliriz.

10 Aralık’ta açıklanan ödemeler dengesi verileri, toplam sermaye giriÅŸinin henüz istenen seviyeye gelmediÄŸini; önce “çöken”, ÅŸimdi “durgunlaÅŸan ekonomide” “finansman ihtiyacının azalması” gerçeÄŸi karşısında “TL’nın deÄŸer kaybının sınırlı kaldığı” çıkarımını yapmamıza izin vermektedir. Bu baÄŸlamda, Ekim Ayı’nda “1.550 milyon $ cari fazla” gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Finansman açığının giderilmesi konusunda ülkede öne çıkan husus, gerçekleÅŸen ”toplam sermaye giriÅŸinin seyri” olmaktadır. AÅŸağıda, yurtiçi yerleÅŸiklerin ve yabancıların Türkiye’ye doÄŸrudan yatırım, portföy yatırımı ve krediler aracılığıyla getirdikleri toplam döviz ve kaynağı bilinmeyen sermaye giriÅŸlerinin (net hata-noksan) toplamı olarak aylık sermaye giriÅŸleri (milyon $) gösterilmektedir.

 Yukardaki grafik, kriz sırasındaki sermaye giriÅŸinin, durumu idare edecek seviyede seviyede ve durgunlaÅŸma sırasında zaten sınırlı olan finansman ihtiyacını karşılayacak kadar olduÄŸunu göstermektedir.

II. 2020: BELİRSİZLİKLER YILI

ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

ABD-Türkiye iliÅŸkileri yönünden temel risk, yaptırımlar ve Halk Bankası konusundan öte, 2020 Kasım Ayı’nda yapılacak ABD seçimlerinde “Demokrat Parti kökenli bir baÅŸkanın seçilmesi” olarak durmaktadır.

BilindiÄŸi gibi Demokrat Parti içinde baÅŸkan adaylığı yarışı hızla sürmektedir. Bu yarışta en ÅŸanslı aday olan Joe Biden’ın Türkiye hakkındaki görüÅŸleri oldukça katı olup, ikinci sıradaki Bernie Sanders’ın görüÅŸleri daha da uç noktadadır. Sonuç olarak ABD yasama ve yargı sistemi ile idari tarafta OFAC gibi kurumların Türkiye aleyhine atacağı adımlar, Türkiye’ye yatırım yapan kurumların risk algısını arttırabilecektir.

AB İLE OLAN İLİŞKİLER SERİN VE DENGELİ

AB ile olan iliÅŸkilerin de pek sıcak seyretmediÄŸini söyleyebiliriz. BilindiÄŸi gibi AB ile Türkiye arasındaki anlaÅŸmazlıklar oldukça çeÅŸitli: Suriyeli göçmenler, Suriye’nin iç savaÅŸ sonrası statüsü, Kıbrıs ve DoÄŸu Akdeniz kıta sahanlığı, Ege sorunu, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerinden uzaklaÅŸmış olması, vs. Bu listeye ek olarak Türkiye’nin Rusya ile yakınlaÅŸması ve NATO’nun DoÄŸu Avrupa ve Baltık Ülkelerini savunulması konusundaki adımları yavaÅŸlatması, eskiden beri Türkiye’ye daha sıcak bakan Orta ve DoÄŸu Avrupa ülkelerinin daha mesafeli duruÅŸlarına yol açmıştır.

AB’nin en önemli güç ekseni olan Almanya ve Fransa’nın Türkiye’de önemli yatırımları ve çıkarlarının mevcudiyeti, Türkiye’nin AB ile iliÅŸkisi serin bir ÅŸekilde ve dengede sürmesine yardımcı olacaktır.

Keza. Avrupa bankaları ve sigorta kurumları ile kurumsal yatırımcılarının Türkiye riskini alma konusunda temkinli duruÅŸlarını sürdüreceklerini kolayca öngörebiliriz.

REEL SEKTÖRÜN ARTAN SORUNLARI

Krizin reel sektör üzerindeki sistematik zararları sadece enerji, perakende, inÅŸaat gibi çok bilinen sektörlerle sınırlanmış deÄŸil, tüm sektörlere dağılmış durumdadır. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde “yapıcı yıkımın iÅŸlemesini” kolaylaÅŸtıran hukuki ve ticari prensipler ekonominin temelleri içinde yer alır. Amerikan ekonomisinin 1929,1971 ve 2008 bunalımlarından, diÄŸer ülkelere göre süratli çıkışının en önemli nedeni “yapıcı yıkımın” doÄŸru iÅŸlemesini saÄŸlamasında yatmaktadır

Ülkemizde ise, reel sektörde ilerleyen kanser benzeri sıkıntılar; banka bilançolarından, iÅŸsizlik oranına kadar ekonominin genelini etkiler hale gelmiÅŸtir. Åžimdilerde Ankara ekonomi yönetimi, reel sektördeki sorunlu sektör ve kurumların, kamu bankaları baÅŸta olmak üzere bankacılık sektörü tarafından yapılandırılarak tedavi edileceÄŸini düÅŸünmektedir. Bu yol ile reel sektörün tedavi edilemeyeceÄŸi, sorunların çok kısa süre öteleneceÄŸi ve sonrasında daha büyümüÅŸ olarak ortaya çıkacağı görüÅŸündeyiz.

2018 ekonomik krizinin sistematik zararının önemli bir bölümü halen reel sektör bilançoları içindedir. Son 18 aydan beri ÅŸirketler net borç ödeyicisi olmasına raÄŸmen reel sektör, hem faaliyetlerine oranla “yüksek finansal kaldıraca” sahip oldukları gibi, ÅŸirketlerin üzerinde varlık-yükümlülük ve gelir-maliyet anlamında kapatılamaz bir döviz kısa pozisyonu mevcuttur.

Sorunlu kredilerin banka bilançoları dışına çıkarılmamasının ana yükü, bankalar ile reel sektördeki saÄŸlıklı kurumların üzerine binmeye devam etmektedir. “Donuk kredilerin” maliyetleri saÄŸlıklı kredilerin fiyatlarına yansıdığı gibi, söz konusu sorunlu kredilerin ulaÅŸtığı boyut toplam kredi arzının artmasını engellemektedir. Rakamlara baktığımızda toplam TL kredilerin son bir yılda yüzde 12, toplam kredilerin ise yüzde 8.3 oranında arttığını görmekteyiz. Keza kullandırılan kredilerin de, zorunlu karşılıklar uygulamasındaki tatlı havuç ve kızılcık sopasını içeren uygulamalara karşın reel anlamda artmadığını da yeri gelmiÅŸken belirtmekte yarar görüyoruz.

TL TASARRUFLARA UYGULANAN NEGATİF REEL FAİZ

Ekonomideki baÅŸka bir risk de TL faiz hedeflemesindeki “ısrarlı” yaklaşımdır. “Yetersiz tasarruf” oranının geçerli olduÄŸu ülkemizde TL’nın istikrarı, TL tasarruf sahiplerinin net anlamda en az “yüzde 2-3 reel getiriye” ulaÅŸabilmesine baÄŸlıdır. Hali hazırda ölçülen enflasyona göre “TL net getiriler negatife dönmüÅŸ” durumdadır.

Halen döviz mevduatının toplam içindeki payının %52 olduÄŸu düÅŸünülürse, TL faizlerde daha fazla indirim, örtülü sermaye kontrollerine raÄŸmen, döviz sepetini yukarıya itebilir ve mevcut “dolarizasyonu” daha da yükseltebilir.

TEDİRGİN EDİCİ DÜZEYDEKİ “KAMU AÇIKLARI”

Hazine nakit gerçekleÅŸmelerine baktığımızda, “kamu nakit dengesinden” iyicene uzaklaşıldığını görmekteyiz. Nakit dengesine yıllar itibariyle baktığımızda 2015, 16, 17, 18, 19(Ocak_Kasım)’da sırasıyla -17 milyar, -38 milyar, -60 milyar, -80 milyar ve -93 milyar TL (TCMB ihtiyat fonundan aktarılan tutar ve tek seferlik birçok kaleme raÄŸmen) olduÄŸunu izlemekteyiz. Bir baÅŸka ifadeyle, önü alınamaz bir “hazine nakit açığı eÄŸiliminin” mevcut olduÄŸu görülmektedir.

Bu eÄŸilimin kamu borçluluÄŸuna etkisi çok net izlenmektedir. Son dört yılda hazine borç stoku tam yüzde 86 oranında artmış durumdadır. Üstelik döviz cinsinden yükümlülüklerin toplam hazine borç stoku içindeki payı yüzde 35’ten yüzde 49 düzeyine ulaÅŸmıştır. Henüz Hazine borç stokunun düzeyi 1990’lı yıllardaki sürdürülemez düzeyde deÄŸil ama, bu eÄŸilim “tedirgin edici” niteliktedir. 2020 yılında bu eÄŸilimin devam edeceÄŸin öngörülmektedir.

YOLUN SONUNA GELEN “SICAK PARA (CARRY TRADE)

BilindiÄŸi gibi geçmiÅŸte, TL’nin döviz sepeti karşısında deÄŸerinin istikrar kazanması, “carry trade” dediÄŸimiz sıcak para yatırımcılarına yaratılan çifte getiri fırsatı ile saÄŸlanabilmiÅŸti.

Hatırlanacağı gibi Eylül 2018’de $/TL kuru 6.50’yi geçtikten sonra, TCMB geç de olsa 625 baz puan politika faizini arttırmıştı. Bu nokta “carry trade” yatırımcıları için ideal nokta idi. Tam bu noktada Türk tahvillerine yaklaşık yüzde 25 gösterge faizi seviyesi üzerinden giren yabancı yatırımcılar, sonrasındaki 15 ayda müthiÅŸ bir döviz cinsinden getiriye ulaÅŸtılar. DiÄŸer bir ifadeyle, hem “tahvillerin deÄŸer artışından” (faizler ile tahvillerin deÄŸeri ters orantılıdır) hem de “kur düÅŸüÅŸünden” öyle bir “bileÅŸik getiri” elde ettiler ki, hiçbir geliÅŸmekte olan pazarda bu getiri fırsatı mevcut deÄŸildi.

Yerli yatırımcılar ise, carry trade yatırımcılarının kur yüksekken sattıkları dövizleri aldılar ve 18 ay boyunca inanılmaz bir reel kayba uÄŸradılar. Bu arada sıkışıp da yüzde 25+ düzeylerinden tahvil satanlar, ya da BIST 100 87,000 düzeyinden TL varlık satanlar çifte zarara uÄŸramışlardı.

Ancak TL faiz düÅŸüÅŸü artık son sınırlarına gelip, döviz kuru da yavaÅŸ yavaÅŸ yukarı doÄŸru kıpırdanmaya baÅŸladığı zaman “carry trade” yatırımcıları için masadan kalkma zamanı gelmiÅŸti.

YÜZDE 2-3 ORANINDA GSYH BÜYÜMESİNİN ANLAMI

2020 yılında Türkiye’nin yüzde 2-3 arasında büyümesi beklenmektedir. Bu düÅŸük büyüme sayısı bile en az 30-40 milyar $ “cari denge hesabında yıllık açık” olarak karşılığını bulmaktadır.

Ekonominin 2019 yılı ilk 10 ayında 4.8 milyar $ cari fazla vermesi, ekonomi soÄŸurken (durgunluk) cari dengenin pozitife dönmesi beklenen bir sonuçtu. Türkiye son 2 senede ürettiÄŸi katma deÄŸeri arttıramadığı gibi, rekabet yarışında dünya liginde gerilemiÅŸ durumdadır. Büyümenin artması, tüketimin artması anlamına gelir ki, bu da “cari fazlanın eksiye dönmesi” sonucunu getirir.

III. SONUÇ

Ülkemizin 2018 yılından bu yana yaÅŸadığı ekonomik krizin temel nedeni, tüm boyutu ile önümüzde durmaya devam etmektedir. Dünya’nın 20 nci büyük ekonomisi olan Türkiye, World Economic Forum’un 2019 raporuna göre “rekabetçilik endeksinde” 61 nci sıradadır. Keza 670 sayfalık anılan rapor, Türkiye’nin “Endüstri 4.0 devrimini” göreceli olarak nasıl kaçırdığını gözler önüne sermektedir. Buna ulaÅŸtıracak yolunun temelinde “kurumsallaÅŸma”, “iÅŸ sistemleri”, “nitelikli insan gücü”, “teknoloji” olgularının yattığını söylemek, ek bir açıklama gerektirmeyecektir.

Yukarıda geniÅŸ olarak yer verdiÄŸimiz “düÅŸük TL faiz hedeflemesinin” de artık sonuna gelinmiÅŸ ve “negatif reel faiz” uygulanır olmuÅŸtur. Bundan ötesi de artık olanaklı deÄŸildir. Keza düzenli bir ÅŸekilde artan “kamu nakit açığının finansmanı” amacıyla ihraç edilecek yeni “devlet tahvilleri” de, faizi ve kuru bu düzeyde tutmayı imkânsız hâle getirecektir.

Ülkedeki mevcut sistem, kuralsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, hukuk sistemindeki yozlaÅŸma, insan hakları ve temel özgürlüklerdeki noksanlıklar, demokratik olmayan uygulamalar ve iç/dış siyasette zirveye varmış olan popülizm; Suriyeli (ve diÄŸer) göçmenler, YİD projelerinin kamu üzerindeki yükü, devletin vergi gelirlerini kamu hizmetine dönüÅŸtürmedeki verimsizliÄŸi/önceliksizliÄŸi gibi konularla da karşılıklı etkileniÅŸim içine girmiÅŸ durumdadır.

Yukarıda yazdıklarımızı düzeltecek uygulamaları da, 2020 yılında uygulanacak ekonomi politik için çözüm anahtarları olarak düÅŸünebilirsiniz.