KURDAN BAÄžIMSIZ ENFLÂSYON:

TÜRKİYE ÖRNEĞİ

Ersin DEDEKOCA

I.GİRİŞ

Geçen hafta Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye’de hizmet enflâsyonu ve döviz kuru iliÅŸkisi konusunda bir analiz yayınladı.[1] “Türkiye’de Hizmetler Sektöründe Enflâsyon ve Döviz Kuru” baÅŸlıklı söz konusu çalışmaya göre, Türkiye’de enflâsyon 2021’den bu yana yüksek seyrini sürdürürken, hizmet enflâsyonu mal enflâsyonuna kıyasla “çok daha kalıcı” bir yapı sergilemektedir. Bu yönüyle söz konusu analiz, Türkiye’de enflasyon tartışmasını kur istikrarı merkezli geleneksel çerçevenin ötesine taşıyan önemli bir katkı sunmaktadır.

Anılan rapor Türkiye’de, hizmet enflâsyonundaki bu kalıcılığın “geniÅŸ tabanlı” olduÄŸu ve özellikle “kira” ödemelerinin belirleyici iÅŸlev gördüÄŸü vurgulanmaktadır. Keza IMF, geçtiÄŸimiz yılın ikinci yarısından itibaren hizmet fiyatlarının göreli olarak “hızla arttığına” dikkat çekerek, bu durumun “kurdan” öte “iç dinamikler ve fiyatlama davranışlarıyla” ilintili olduÄŸuna iÅŸaret etmektedir.

Yazımızın ereÄŸi, konu analizin tutarlılığı konusunu irdelemek ve fazlaca teorik kalmayarak iktisat kuramı içinde yerini belirlemeye çalışmak olacaktır.

II.RAPORDAKİ ANA BULGULARIN ANALİTİK ÖZETİ

Bu IMF çalışması, Türkiye’de enflâsyon dinamiklerini “hizmet ve mal enflâsyonu ayrışması” üzerinden incelemekte; özellikle “hizmet enflâsyonunun döviz kuru ÅŸoklarına göre daha az duyarlı” olduÄŸunu ve daha yüksek atalet (kalıcılık) sergilediÄŸini ortaya koymaktadır. Çalışma, bu iliÅŸkinin hem Türkiye tarihsel verileri hem de uluslararası karşılaÅŸtırmalar baÄŸlamında “sıra dışı” olduÄŸunu vurgulamakta.

IMF’in söz konusu çalışmasında, Türkiye’de katılık gösteren tüketici enflâsyonu dinamiÄŸini mercek altına almış. Çalışmada iki temel bulgu vurgulanıyor:

-Gerek Türkiye ekonomi tarihi gerekse diÄŸer ülkelerle kıyaslandığında hizmet enflâsyonu, mal enflâsyonuna kıyasla çok direngen.

-İkincisi tarihsel olarak enflâsyon üzerinde büyük etkisi olan “kur ÅŸoklarının” hizmet enflâsyonu üzerindeki belirleyiciliÄŸi sınırlı.

IMF’in bu çalışması Türkiye’de “maliyet enflâsyonundan” ziyade “satıcı enflasyonu” sorunu yaÅŸandığı tezini yeniden gündeme taşıdı. Bir diÄŸer anlatımla, fiyat artışlarının nedeni, “yoÄŸunlaÅŸmış sektörlerdeki ÅŸirketlerin kârını arttırma isteÄŸi” olduÄŸu savı yeniden tartışılmaya baÅŸlandı.

Bu sav, Covid sonrası baÅŸ gösteren küresel enflâsyon olgusu tartışmalarında gündemdeydi. Åžimdilerde birçok ülkede enflâsyon “düÅŸünce/tartışma önceliÄŸini” kaybetti. Türkiye’de ise, gündemdeki yerini bu kez daha güçlendirecek gibi durmaktadır.

Raporun ana bulgularını özetleyen kısa bir çıkarımı aÅŸağıdaki baÅŸlıklarda toplayabiliriz:

* Türkiye’de hizmet enflâsyonu, döviz kuru deÄŸiÅŸimlerine, mal enflâsyonuna kıyasla çok daha zayıf tepki veriyor.

* Kur geçiÅŸkenliÄŸi (exchange rate pass-through) kısa vadede sınırlı, orta vadede ise istatistiksel olarak zayıf.

*  Yorum: Kur istikrarı saÄŸlansa bile hizmet enflasyonu otomatik olarak düÅŸmüyor.

        –     Yüksek Atalet/Duyarsızlık (Persistence) – En Kritik Sorun

* Hizmet fiyatları aÅŸağı yönlü katılık sergiliyor.

* Enflâsyon ÅŸokları geçici deÄŸil; kendini yeniden üreten bir yapıya sahip.

IMF vurgusu: Türkiye’de hizmet enflâsyonu, geliÅŸmekte olan ülke ortalamalarına kıyasla daha kalıcı.

         –     Ä°çsel Faktörler Kurdan Daha Belirleyici

Hizmet enflâsyonunu asıl yukarı iten unsurlar:

Ücret artışları (özellikle asgari ücret ve kamu ücretleri),

Enflâsyon beklentileri,

Endeksleme davranışları (kira, eÄŸitim, saÄŸlık, ulaÅŸtırma)[2],

* Rekabetin sınırlı olduÄŸu hizmet alt sektörleri.

Sonuç: Hizmet enflâsyonu büyük ölçüde içsel (domestic-driven).

     –     Türkiye Uluslararası KarşılaÅŸtırmada Ayrışıyor

* Benzer ülkelerde kur ÅŸokları hizmet fiyatlarına daha hızlı yansırken,

Beklentiler ve ücret dinamikleri daha baskın.

* Bu durum Türkiye’yi klâsik “kur-enflâsyon” anlatısından yapısal olarak ayırıyor.

     –     Para Politikası İçin Kritik Çıkarımlar

* Sıkı para politikası tek başına yeterli deÄŸil.

* Kur istikrarı → mal enflâsyonunu düÅŸürür.

Hizmet enflâsyonu için:

   – Beklentilerin kırılması,

   – Ücret-fiyat sarmalının çözülmesi,

   – Endeksleme alışkanlıklarının azaltılması gerekiyor.

IMF’in örtük mesajı: “Türkiye’de dezenflâsyon süreci, hizmet enflâsyonu kontrol altına alınmadan tamamlanamaz.

III. IMF ÇALIÅžMASINA GÖRE SAPTANAN BULGULARIN BAÅžAT FARKLILIKLARI

Kurdan Bağımsız-1

Kaynak: IMF (Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye), IMF WEO; BIS; OECD; TCMB.

Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun döviz kuru hareketlerine görece düÅŸük duyarlılık göstermesidir. GeliÅŸmekte olan ülkelerin çoÄŸunda kur ÅŸokları hizmet fiyatlarına belirgin ölçüde yansırken, Türkiye’de bu aktarım zayıf kalmaktadır. Bu durum, hizmet enflâsyonunun ağırlıklı olarak ücret artışları, beklentiler ve endeksleme davranışları gibi içsel unsurlar tarafından belirlendiÄŸini göstermektedir. Böylece Türkiye, klâsik “kur geçiÅŸkenliÄŸi” anlatısından yapısal olarak ayrışmaktadır.

Türkiye’de hizmet enflâsyonunun bir diÄŸer ayırt edici özelliÄŸi, yüksek düzeyde atalet (persistence) sergilemesidir. Enflâsyon ÅŸoklarının geçici olmaktan ziyade kalıcı hale gelmesifiyatların aÅŸağı yönlü esneklik göstermemesiyle iliÅŸkilidir. EM ortalamasında hizmet fiyatları talep daralmasına veya parasal sıkılaÅŸmaya daha hızlı tepki verirken, Türkiye’de fiyat ayarlamalarının yukarı yönlü olması ve geriye dönük düzeltmenin sınırlı kalması dikkat çekmektedir.

Çalışma, Türkiye’de fiyat ve ücret belirleme süreçlerinde endeksleme davranışlarının EM ortalamasına kıyasla daha yaygın olduÄŸuna iÅŸaret etmektedir. Kira, eÄŸitim, saÄŸlık ve çeÅŸitli kiÅŸisel hizmetlerde fiyatların geçmiÅŸ enflâsyon oranlarına referansla belirlenmesi, enflâsyonun “kendi kendini yeniden üretmesine” yol açmaktadır. Bu “davranışsal mekanizma”, kur istikrarı saÄŸlansa dahi hizmet enflâsyonunun yüksek seyretmesini açıklayan temel unsurlardan biridir.

Türkiye’nin EM ülkelerinden ayrıştığı bir diÄŸer alan, para politikasının hizmet enflâsyonu üzerindeki aktarım gücünün görece zayıf olmasıdır. Faiz artışları ve parasal sıkılaÅŸma, mal enflâsyonu üzerinde etkili olurken hizmet fiyatlarında aynı ölçüde sonuç üretmemektedir. Bu durum, hizmet sektöründe fiyatlama davranışlarının, finansal koÅŸullardan ziyade beklenti ve normlara dayalı olduÄŸunu düÅŸündürmektedir.

GeliÅŸmekte olan ülkelerle karşılaÅŸtırıldığında Türkiyehizmet enflâsyonunun kurdan kopuk, yüksek derecede kalıcı ve davranışsal olarak endekslenmiÅŸ bir yapı sergilediÄŸi özgün bir örnek oluÅŸturmaktadır. Bu ayrışma, dezenflâsyon sürecinin yalnızca makroekonomik istikrar adımlarıyla deÄŸil, fiyatlama davranışlarını hedefleyen tamamlayıcı politika setleriyle” desteklenmesi gerektiÄŸine iÅŸaret etmektedir.

Özetle, IMF çalışmasının bulguları Türkiye’de hizmet enflâsyonunun EM ortalamalarından belirgin biçimde ayrıştığını; kur geçiÅŸkenliÄŸinin sınırlıenflâsyon ataleti ve endeksleme davranışlarının ise güçlü olduÄŸunu ortaya koymaktadır. Bu yapı, dezenflâsyon sürecinin yalnızca para politikası araçlarıyla deÄŸil, beklenti ve fiyatlama davranışlarını hedefleyen daha geniÅŸ bir politika çerçevesiyle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

 IMF’nin yazımıza konu olan çalışması, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun döviz kuru ÅŸoklarından görece bağımsız, yüksek derecede kalıcı ve endeksleme davranışlarıyla beslenen bir yapı sergilediÄŸini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, enflâsyon dinamiklerinin yalnızca makroekonomik ÅŸoklar veya parasal koÅŸullarla açıklanamayacağını; fiyatlama davranışlarının kurumsal ve davranışsal boyutlarının belirleyici hale geldiÄŸini göstermektedir.

Bu noktada, Weber ve Wasner tarafından geliÅŸtirilen “satıcı enflâsyonu” yaklaşımı önemli bir tamamlayıcı çerçeve sunmaktadır.[3] Söz konusu yaklaşım, özellikle rekabetin sınırlı olduÄŸu veya fiyatlama normlarının yerleÅŸik hale geldiÄŸi sektörlerde, firmaların maliyet geliÅŸmelerinden bağımsız biçimde fiyat artırabildiÄŸini ve bu davranışın enflâsyonu kalıcı kıldığını ileri sürmektedir. IMF’nin Türkiye’ye iliÅŸkin bulguları, hizmet sektöründe gözlenen fiyat katılığı ve yüksek ataletin, bu tür maliyet dışı ve davranışsal fiyatlama mekanizmalarıyla uyumlu olabileceÄŸine iÅŸaret etmektedir. Bu baÄŸlamda, Türkiye örneÄŸi, satıcı enflâsyonu literatüründe tartışılan teorik varsayımların ampirik olarak sınanabileceÄŸi özgün bir vak’a sunmaktadır.

Bu analitik kesiÅŸim, politika tartışmasını kaçınılmaz biçimde para politikasının ötesine taşımaktadır. Hizmet enflâsyonunun kurdan kopuk ve davranışsal olarak yerleÅŸik bir yapı sergilediÄŸi bir ekonomide, geleneksel dezenflâsyon araçlarının tek başına yeterli olması beklenemez. Dolayısıyla, bir sonraki bölümde ele alınacak politika çıkarımları, yalnızca IMF çalışmasının bulgularına deÄŸil; aynı zamanda satıcı enflâsyonu, fiyat katılığı ve endeksleme davranışları üzerine geliÅŸtirilen önceki kuramsal yaklaşımlarla birlikte deÄŸerlendirilmelidir.

Bu çerçevede izleyen bölüm, IMF’nin Türkiye analizini esas alarak, davranışsal fiyatlama, rekabet yapısı ve kurumsal düzenlemeler baÄŸlamında öne çıkan politika seçeneklerini tartışmaya açacaktır. Ardından, bu politika alanının daha iyi kavranabilmesi için, IMF bulgularının önceki bazı kuramsal yaklaşımlar ışığında nasıl konumlandırılabileceÄŸi ele alınacaktır.

IV.POLİTİKA ÇIKARIMLARI

IMF’nin “Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye” çalışması, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun döviz kuru istikrarı saÄŸlansa dahi yüksek ve kalıcı kalabildiÄŸini ortaya koymaktadır. Bu bulgu, enflâsyonla mücadelede ağırlıklı olarak kur istikrarına ve parasal sıkılaÅŸmaya dayanan geleneksel politika yaklaşımının, hizmet enflâsyonu açısından sınırlı etkiye sahip olduÄŸunu göstermektedir.[4] Dolayısıyla, politika çerçevesinin hizmet sektörüne özgü fiyatlama davranışlarını hedef alacak ÅŸekilde geniÅŸletilmesi gerekmektedir.

İlk olarak, ücret ve beklenti kanalı hizmet enflasyonunun temel belirleyicileri arasında öne çıkmaktadır. Özellikle ücret ayarlamalarının geçmiÅŸ enflâsyona referansla yapılması, fiyatlama davranışlarında güçlü bir endeksleme mekanizması yaratmaktadır.[5] Bu durum, dezenflâsyon sürecinin hızını ve güvenilirliÄŸini zayıflatmaktadır. Politika yapıcılar açısından bu bulgu, ücret politikalarının ve kamu kaynaklı fiyat ayarlamalarının, enflâsyon hedefiyle daha uyumlu ve öngörülebilir bir çerçeveye oturtulmasının önemine iÅŸaret etmektedir.

İkinci olarak, hizmet sektöründe gözlenen yüksek fiyat ataleti ve aÅŸağı yönlü katılık, para politikasının aktarım mekanizmasını zayıflatmaktadır. Faiz artışlarının talep kanalı üzerinden etkili olduÄŸu mal gruplarına kıyasla, hizmet fiyatlarının finansal koÅŸullara daha sınırlı tepki verdiÄŸi görülmektedir. Bu baÄŸlamda, para politikasının tek başına hizmet enflâsyonunu kalıcı biçimde aÅŸağı çekmesi beklenmemelidir. Dezenflâsyon stratejisinin, fiyatlama davranışlarını ÅŸekillendiren normları ve beklentileri hedefleyen tamamlayıcı araçlarla desteklenmesi gerekmektedir.

Üçüncü olarak, IMF bulguları hizmet sektöründe davranışsal ve kurumsal faktörlerin önemini artırmaktadır. Fiyatların maliyet geliÅŸmelerinden bağımsız biçimde, geçmiÅŸ enflâsyon ve genel fiyat artışı beklentilerine referansla belirlenmesi, politika alanını yalnızca makroekonomik istikrarla sınırlı olmaktan çıkarmaktadır. Bu durum, rekabet koÅŸulları, piyasa yapısı ve fiyatlama normlarının da enflâsyonla mücadele gündeminin parçası haline gelmesini zorunlu kılmaktadır.[6]

Son olarak, Türkiye’nin geliÅŸmekte olan ülkelerden ayrışan hizmet enflâsyonu yapısıdezenflâsyon sürecinin zaman tutarlı (time-consistent)[7] ve çok boyutlu bir politika seti gerektirdiÄŸini göstermektedir. Kur istikrarı ve parasal sıkılaÅŸma gerekli olmakla birlikte yeterli deÄŸildir. Hizmet enflâsyonunun kalıcılığını besleyen ücret, beklenti ve fiyatlama davranışlarını hedefleyen politikalar geliÅŸtirilmedikçe, genel enflâsyon görünümünde kalıcı bir iyileÅŸme saÄŸlanması güçleÅŸecektir.

V.KURAMSAL YAKLAÅžIMLARHİZMET ENFLÂSYONUNUN AÇIKLANMASI

Söz konusu IMF çalışmasının bulguları, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun klâsik makroekonomik aktarım mekanizmalarıyla ancak “sınırlı” biçimde açıklanabildiÄŸini göstermektedir. Bu durum, enflâsyon dinamiklerinin deÄŸerlendirilmesinde kullanılan kuramsal çerçevelerin birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bölümde, Yeni Keynesyen yaklaşım ile Weber–Wasner’in satıcı enflâsyonu çerçevesi, IMF bulguları ışığında karşılaÅŸtırmalı olarak ele alınmaktadır.

Yeni Keynesyen yaklaşım enflâsyonu, ağırlıklı olarak talep koÅŸulları, maliyet ÅŸokları ve nominal katılıklar üzerinden açıklar. Bu çerçevede döviz kuru, özellikle ithal girdi maliyetleri yoluyla fiyatlar üzerinde belirleyici bir rol oynar. Kur geçiÅŸkenliÄŸi literatürü, geliÅŸmekte olan ülkelerde döviz kuru ÅŸoklarının hem mal hem de hizmet fiyatlarına görece hızlı yansıdığını varsayar.[8]

IMF çalışması ise Türkiye’de hizmet enflâsyonunun bu varsayımdan sistematik biçimde ayrıştığını ortaya koymaktadır. Kur geçiÅŸkenliÄŸinin hizmet fiyatları açısından sınırlı kalmasıYeni Keynesyen çerçevenin Türkiye’deki hizmet enflâsyonu dinamiklerini eksik açıkladığını düÅŸündürmektedir. Bu baÄŸlamda fiyat katılığı kavramı, yalnızca nominal ayarlama maliyetleriyle deÄŸil, davranışsal ve kurumsal unsurlarla birlikte ele alınmalıdır.[9]

Weber ve Wasner tarafından geliÅŸtirilen “satıcı enflâsyonu” yaklaşımı, fiyat artışlarının yalnızca maliyet veya talep koÅŸullarının bir sonucu olmadığını; firmaların piyasa gücü, fiyatlama normları ve koordinasyon beklentileri çerçevesinde fiyatları yukarı çekebildiÄŸini ileri sürmektedir. Bu yaklaşımda enflâsyonmakro ÅŸokların ötesinde mikro düzeyde fiyatlama davranışlarının bir çıktısı olarak ele alınır.

IMF’nin Türkiyeye iliÅŸkin bulguları, hizmet sektöründe gözlenen yüksek fiyat ataleti ve yaygın endeksleme davranışlarıyla birlikte deÄŸerlendirildiÄŸinde, satıcı enflasyonu yaklaşımıyla güçlü bir analitik örtüÅŸme sergilemektedir. Hizmet fiyatlarının maliyet ve kur geliÅŸmelerinden bağımsız biçimde, geçmiÅŸ enflasyon ve genel fiyat artışı normlarına referansla belirlenmesi, bu çerçevenin Türkiye örneÄŸinde açıklayıcı gücünü artırmaktadır.

Yeni Keynesyen ve satıcı enflasyonu yaklaşımları, enflâsyonu açıklamada birbirini dışlayan deÄŸil, tamamlayıcı çerçeveler sunmaktadır. IMF çalışmasının bulguları, kur geçiÅŸkenliÄŸine dayalı geleneksel açıklamaların hizmet enflâsyonu açısından yetersiz kaldığınıbuna karşılık davranışsal ve kurumsal fiyatlama mekanizmalarının giderek daha belirleyici hale geldiÄŸini göstermektedir. Bu durum, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun yalnızca makroekonomik denge deÄŸiÅŸkenleriyle deÄŸil, piyasa yapısı ve fiyatlama normlarıyla birlikte deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸine iÅŸaret etmektedir.[11]

VI.SONUÇ

Bu çalışma, IMF’nin “Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye” baÅŸlıklı analizini merkeze alarak, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun EM ortalamalarından hangi açılardan ayrıştığını ve bu ayrışmanın politika yapımı açısından ne anlama geldiÄŸini incelemiÅŸtir. Bulgular, hizmet enflâsyonunun döviz kuru ÅŸoklarına görece düÅŸük duyarlılık gösterdiÄŸini; buna karşılık yüksek derecede kalıcı, davranışsal olarak endekslenmiÅŸ ve içsel dinamikler tarafından beslenen bir yapı sergilediÄŸini ortaya koymaktadır.

Türkiye–EM karşılaÅŸtırması, hizmet enflâsyonunun Türkiye’de klasik kur geçiÅŸkenliÄŸi anlatısından koptuÄŸunu ve parasal aktarım mekanizmasının bu alanda sınırlı çalıştığını göstermektedir. Kur istikrarı ve parasal sıkılaÅŸma, mal enflâsyonunun kontrol altına alınmasında etkili olmakla birlikte, hizmet fiyatları üzerinde aynı ölçüde sonuç üretmemektedir. Bu durum, enflâsyonla mücadelenin yalnızca makroekonomik denge deÄŸiÅŸkenlerine dayandırılamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Çalışmanın kuramsal çerçevesi, IMF bulgularının Yeni Keynesyen yaklaşımın öngördüÄŸü mekanizmalarla kısmen örtüÅŸtüÄŸünü; ancak hizmet enflâsyonunun kalıcılığını açıklamakta bu çerçevenin tek başına yetersiz kaldığını göstermektedir. Weber ve Wasner’in satıcı enflâsyonu yaklaşımı ise, fiyatlama davranışlarının, piyasa yapısının ve yerleÅŸik normların enflâsyon dinamikleri üzerindeki rolünü vurgulayarak, Türkiye örneÄŸinde gözlenen hizmet enflâsyonu ataletini açıklayıcı bir tamamlayıcı sunmaktadır.

Bu bulgular ışığında, Türkiye’de dezenflâsyon sürecinin baÅŸarıya ulaÅŸabilmesipara politikasının ötesine geçen, çok boyutlu ve zaman tutarlı bir politika setinin uygulanmasına baÄŸlıdır. Ücret ayarlamaları, endeksleme davranışları ve hizmet sektöründeki fiyatlama normları hedeflenmedikçe, kur istikrarı saÄŸlansa dahi hizmet enflâsyonunun kalıcı biçimde düÅŸürülmesi güç görünmektedir. Dolayısıyla enflâsyonla mücadelede, davranışsal ve kurumsal unsurların politika tasarımının merkezine alınması bir tercih deÄŸil, bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, IMF’nin Türkiye’ye iliÅŸkin çalışması, hizmet enflâsyonunun niteliÄŸine dair önemli ampirik bulgular sunmakta; bu bulgular, önceki kuramsal yaklaşımlarla birlikte deÄŸerlendirildiÄŸinde, Türkiye’nin enflâsyon sorununu açıklamada ve politika alanını yeniden tanımlamada güçlü bir analitik çerçeve oluÅŸturmaktadır. Bu baÄŸlamda IMF çalışmasındaki sözcüklerle:  “Türkiye’de hizmet enflâsyonu, döviz kuru hareketlerinden ziyade ücret dinamikleri ve beklentiler tarafından belirlenmektedir. Bu nedenle, kur istikrarına odaklanan politikalar tek başına yeterli olmayıp, hizmet sektörüne özgü yapısal ve davranışsal enflasyon kaynaklarını hedefleyen tamamlayıcı politika setlerine ihtiyaç vardır.” Bu çerçeve, yalnızca kısa vadeli dezenflâsyon hedefleri açısından deÄŸil, orta vadeli fiyat istikrarının kalıcı biçimde saÄŸlanabilmesi açısından da yol gösterici niteliktedir.

Ersin Dedekoca                                                                                                                              27 Ocak 2026

Kaynakça

[1] Tara Iyer, Agustin Roitman, James P Walsh, “Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye”, IMF, 16.01.2026, https://www.imf.org/en/publications/wp/issues/2026/01/16/services-inflation-and-the-exchange-rate-in-trkiye-573276

[2] Endeksleme (indexation) davranışları, fiyat ve ücretlerin geçmiÅŸ enflâsyon oranlarına referansla belirlenmesi yoluyla enflâsyonun kendi kendini yeniden üretmesine neden olan yapısal bir mekanizmadır. Bir diÄŸer anlatımla, fiyatların, ücretleri