Cinsiyet ayrımcılığı İlk ÇaÄŸ’dan günümüze insanlığın en önemli toplumsal problemlerinden birisidir. Tarih boyunca dünyada genel olarak kadına yönelik negatif ayrımcılık yaygındır. Toplumsal farklılıklar bulunmakla birlikte doÄŸumdan itibaren çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapılması âdeta geleneksel hâle gelmiÅŸtir. İslam öncesinde Türklerin çaÄŸdaşı toplumlarda bu durum kendini gösterir. Mesela Türklerin en yakınındaki kültürlerden birisi olan Çinlilerde doÄŸan çocuk kız ise isim verilmeye deÄŸer görülmez, ona sayı ile hitap edilir. Yakın coÄŸrafyadaki diÄŸer bir topluluk olan Hintlilerde çocuk kız ise evlenene kadar babasının eÄŸer yoksa erkek kardeÅŸlerinin himayesi altındadır. Bu himayeden maksat kızların zayıf karakterli, günaha meyilli ve hayatını tek başına devam ettiremeyecek kadar güçsüz olduÄŸuna inanılmasıdır. Ancak bu konudaki en uç örnek Araplardadır. Araplar için doÄŸan çocuk kız olursa bu bir utanç olarak kabul edilir. Bu yüzden kız çocuklarını diri diri topraÄŸa gömenlere bile rastlanılır.
Eski Yunan ile Roma döneminde kadına bakış ile Arapların kadına bakışı arasında hiçbir fark yoktu. Kadın hep bir zevk unsuru, köle, cariye, hizmetçi olarak görülmüÅŸtü. Hatta Avrat-Avret kelimesi bile saklanılması gereken eÅŸya-... anlamına geliyordu. Eski Çin'de de durum farklı deÄŸildi; hizmetçi olarak görülen kadınlara isim bile verilmez, kadın bir, kadın iki, kadın 3 diye sayılırdı. Tanıklığı da kabul edilmezdi. OrtaçaÄŸda kadın bilgelik yolunu seçmiÅŸse, vay haline; cadı diye avlanırdı.
Türklerin çocukları arasında cinsiyet ayrımı yapmaması onların kadına bakışları hakkında önemli bir göstergedir. Çocukluk safhasından sonraki deÄŸerlendirmelere bakıldığında ise toplumun bu konudaki mental deÄŸerleri daha da netleÅŸmeye baÅŸlar. Genç kız, evli kadın ve anne simgeleri üzerinden yapılan anlamlandırmalar baÅŸlangıç evresindeki bakışın ilerleyen dönemde de devam edip etmediÄŸini belli eder. Bunun için toplumun en eski deÄŸerlerini yansıtan sözlü kaynaklar oldukça kıymetlidir. Kadınların toplum içerisindeki itibarı milletin zihin dünyasındaki yeriyle yakından alakalı olduÄŸundan milletin düÅŸünce sistemini asırlar boyu kuÅŸaktan kuÅŸaÄŸa aktaran sözlü kaynaklara bakmak gerekir. Toplum hafızasının gidebildiÄŸi en eski yer olan efsane ve destanlar Türklerin kadına bakışını gösterme açısından oldukça kıymetli bilgiler içerir. Destanlara bakıldığında kahramanların anneleri ve eÅŸleri hep ilahi ışıktan varlıklar olarak tasvir edilir. Bu semavi sembol, kadının kıymetli bir varlık olduÄŸunun iÅŸareti olarak kabul edilir. OÄŸuz KaÄŸan Destanı’nda OÄŸuz Han’ın eÅŸinin karanlık bastığında gökyüzünden inen, aydan ve güneÅŸten parlak bir ışık ÅŸeklinde tasvir edilmektedir.
Eski Türk Töresince, Türk toplumunda kadın ve erkek eÅŸittir. Türkçe "EÅŸ" ve "Yarim" kelimesi bu kadın erkek eÅŸitliÄŸini ifade açısından "EÅŸ-EÅŸit ve Yar-Yarım" kelimesinden türeyerek ifade edilmiÅŸtir. "Kadın"kelimesi ise İskit/Saka Türklerinden beri KaÄŸan eÅŸi veya Kadın hükümdar anlamında kullanılan "Katun" kelimesinden türetilerek "Kadın ve Hatun" ÅŸekline dönüÅŸmüÅŸ. Yine "Hanım" kelimesi de MoÄŸol ve Türk hanlıklarında Han eÅŸlerine verilen isimdir.
Eski Türklerde bir kızı taciz edenin gözüne mil çekilir kör edilirdi! Tecavüz eden ise öldürülürdü. Türk kızının kendini koruma hakkı vardı. Ayrıca devleti yöneten KaÄŸan tarafından Türk kızının ÅŸerefi, töre/yasa ile korunmaktaydı. Bu yüzden kimse Türk kızına yanlış yapamazdı. O coÄŸrafyada halen kadının bir nevi dokunulmazlığı var. Cengiz Han ve Timur zamanında Balkanlar’dan Çin seddine kadar tek başına bir kadın gidecek olsa, kimse yan gözle bakamazdı. O derece katı keskin kanunlar vardı ve kadına dokunulmazdı...
Cengizhan: "Ben sizin Hanınızım buda (eÅŸi Börte) benim Hanım"
Rivayet odur ki; birgün Cengizhan Kurultayda eÅŸi Börte'yi göstererek: "Ben sizin Hanınızım buda benim Hanım" demiÅŸ, ve Börtenin Han kadar Kurultayda yetki ve söz sahibi olduÄŸunu ifade etmiÅŸtir. Yine dilimizde üçüncü tekil ÅŸahıs zamiri (İngilizce ve Arapçanın aksine) erkeklik ve diÅŸilik belirtmeden "O" kavramıyla ifade edilmektedir. Buda Türklerin yaÅŸantıda, dilde dahi kadın erkek ayrımı gözetmediÄŸini kadın erkek eÅŸitliÄŸinde gerek Avrupa gerekse OrtadoÄŸu uluslarından daha ileri bir düzeyde olduÄŸunu dil bilimi açısından bize göstermektedir,
Yalnızca Türkler kadını bereket sembolü, yerin ve göÄŸün evladı olarak görmüÅŸtür. Hatunun rızası ve imzası olmadan KaÄŸanın yaptığı anlaÅŸma bile geçerli sayılmıyordu. Çin ile ilk anlaÅŸmayı, Mete Han'ın hatunu yaparken; Avrupa Hun Türklerinde resmi görüÅŸmeleri Attila'nın hatunu yapıyordu. Türk mitolojisinde ise kadın artık tanrısallaÅŸmıştır. Yaradılış destanında Ak Ana, sudan yaratma fikrini Ülgen'e verirken, en meÅŸhur figürlerden Umay Ana Orhun Yazıtlarında bile yer almış. Nitekim yazıtlarda ''Umay gibi, annem hatunun ÅŸerefine küçük kardeÅŸime Kül Tigin adı verildi. Babam İlteriÅŸ kaÄŸan, anam İlbilge hatunu Tengri yukarıdan idare ederek yükseltmiÅŸ.'' demektedir. Yine Türk mitolojisinde Asena yol gösteri tanrıçayken, Ötügen ise toprak anaya verilen isimlerden biridir.
Dikkat edileceÄŸi üzere Türkler mezarlıkları düz deÄŸil, yükseltilmiÅŸ ve yuvarlatılmış ÅŸekilde yapıyor. Bunun sebebi, Türklerin yeniden doÄŸuÅŸa inanıyor olmasından ötürü mezarlıkları hamile bir kadının karnına benzeterek, toprağın bir ana gibi tekrar insanı doÄŸuracak olmasına inanmasıdır. Türklerde kadın bu kadar kutsal bir noktadayken, son 1000 yıl boyunca Türk kadınının resmi hakkı alınmış, sosyal hayatı kısıtlanmış, eve kapatılmış, tanıklığı bile kalmamıştır. Tüm bu hakikatleri, tüm bu tarihi gerçekleri tarihin en kanlı savaÅŸlarında bile bulduÄŸu ilk fırsatta okumaktan geri durmamış bir adam, 1000 yıl sonra ilk defa ''Kadınların üzerindeki bütün baskıyı kaldıracağım.'' dedi. Bunu dedi çünkü kadınların üretime katılmasıyla devletin kârlı çıkacağını biliyordu. Kadınların üzerinden bütün baskıyı kaldırmakla medeniyetin yeniden doÄŸacağını biliyordu; çünkü kadın medeniyet demekti. Bütün baskılar kaldırıldı. Kadına giyim kuÅŸam özgürlüÄŸü verdi. Kadını üretime kattı. Kadına bir soyadı verdi. Ona tanıklık hakkı vermekle kalmadı, onu avukat yaptı, hakim yaptı. Kadını toplumlara öÄŸretmen yaptı. 1000 yıl sonra tek bir adam bunu yaptı. ATATÜRK...