ERSİN DEDEKOCA
İkinci DaÄŸlık KarabaÄŸ Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Kafkasya’da hâlihazırda devam eden jeopolitik mücadele daha da alevlenmiÅŸ görünmektedir. Bunun da somut örneÄŸi, ABD ve Rusya arasındaki Ukrayna kaynaklı gerilimde görülmektedir. Konuya ABD, Washington emperyalizminin saldırı ve iÅŸgâl aygıtı NATO da dâhil oldu. NATO Ukrayna’ya destek verdi ve tek çözüm yolunun, Ukrayna’nın NATO üyeliÄŸi olduÄŸunu belirtti. Rusya ise, ABD’nin iliÅŸkileri gerdiÄŸini, sonuçsuz ve aptalca adımlar attığını söyledi ve Ukrayna sınırına asker yığdı. Ukrayna’ya göre, yaklaşık 80 bin Rus askeri DoÄŸu Ukrayna’da konuÅŸlanmış durumdadır.[1]
Son dönemde yaÅŸanan Rusya – Ukrayna gerginliÄŸi, uluslararası sistemin yeniden yapılanması baÄŸlamında, tarafların birbirlerinin yeteneklerini ve dirençlerini sınaması olarak da görülebilir. DoÄŸru yönetilemezse, bölgesel boyutun ötesinde, uluslararası güvenlik için tehlike yaratma potansiyeli taşıdığı bilinmektedir.
Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, DoÄŸu Ukrayna’da Rus pasaportu taşıyan yüzbinlerce insan yaÅŸadığını, Rusya’nın vatandaÅŸlarını korumak için Donbass’a müdahale edeceÄŸi tehdidini dile getirdi. Moskova bir tatbikat plânladığını söylerken, Kiev askeri bir harekâttan endiÅŸe etmektedir. Aslında Rusya’nın gerçek amacının Moldova Cumhuriyeti, Gürcistan ve Ermenistan gibi Ukrayna’nın da Batı’nın yörüngesine girmesini önlemek olduÄŸu çok açıktır.
Sadece birkaç hafta önce Rus meslektaşına ‘katil’ diyen ABD BaÅŸkanı Biden, 13 Nisan’da Rusya lideri Putin’i arayarak, üçüncü bir ülkede “buluÅŸma daveti” yaptı. Telefonun ana nedeninin Rusya Federasyonu’nun askeri hareketliliÄŸi olduÄŸu çok açık. BuluÅŸma daveti bir taraftan çıkmaz sokaktan bir çıkış vadedip, devlet baÅŸkanlarının salt bir ateÅŸkesin ötesinde Ukrayna’yla ilgili bir plân sunmaları olasılığını kuramsal olarak mümkün. Ama diÄŸer taraftan da henüz bir buluÅŸma tarihi belirlenmedi.
Kafkaslar’da Rusya-Ukrayna arasında yaÅŸanan bu gerginlik vesilesiyle bu haftaki yazımızın konusunu, iki ülke iliÅŸkileri ve aralarındaki anlaÅŸmazlıkların kısaca irdelenmesi üzerine belirledik.
UKRAYNA’NIN BAÅžAT KARAKTERİSTİKLERİ
Dinyeper Nehri’nin kuzeyden güneye ülkeyi ikiye böldüÄŸü Ukrayna, “Avrupa’nın tahıl deposu” olarak da bilinir. Avrupa’nın tahıl ihtiyacının karşılanmasında önemli bir kaynak olagelmiÅŸtir. Zaten yatay mavi ve sarı renklerden oluÅŸan Ukrayna bayrağı da ülkenin bu özelliÄŸini yansıtmaktadır. Üstteki mavi gökyüzünü, alttaki sarı tahıl ekilen tarlaları simgeler.
Ukrayna’nın doÄŸusu tarih boyunca, Çarlık Rusyası ve ardından Sovyetler BirliÄŸi dönemlerinde, Rus etkisinde olmuÅŸtur. Batısı (doÄŸu Galiçya) ise Sovyet dönemine kadar orta Avrupa’da kurulan devletlerin parçası olmuÅŸ, özellikle Polonya’nın etki alanında kalmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Sovyetler BirliÄŸi’ne dâhil olmuÅŸtur. Bu tarihsel geliÅŸimin sonucu olarak ülkenin iki kanadında farklı sosyolojik yapılar gerçekleÅŸmiÅŸti. Nüfus doÄŸuda ve güneyde (Kırım) etnik Rus ağırlıklı; Rusça konuÅŸan toplumun siyasi yüzü de Rusya’ya dönük olmuÅŸtur. Batı’da ise etnik Ukren ağırlıklı; Ukraynaca konuÅŸan toplumun siyasi duruÅŸu Avrupa ile yakınlığı tercih etmiÅŸtir.
Genelde sanılanın tersine Ukraynaca, Kiril alfabesi birliÄŸi dışında, Rusça’dan farklı bir dildir. Ülkenin doÄŸusundaki özellikle yaÅŸlı kuÅŸak tarafından pek bilinmemektedir. Bağımsızlık sonrasında Ukraynaca eÄŸitimin etkisiyle, genç kuÅŸak içinde bu konuda geliÅŸme gözlenmektedir. Ülkenin batısında ise, ana dil Ukraynaca olmakla birlikte, Sovyet dönemi etkisiyle genelde herkes iki dile de hâkimdir. Kiev’de sokakta iki genç insanın bile Rusça konuÅŸtuÄŸunu duyarsınız. “Siz bağımsız Ukrayna’da doÄŸdunuz, Ukraynaca eÄŸitim gördünüz, neden Rusça?” diye sorulduÄŸunda, “evde Rusça konuÅŸuluyor, böyle daha rahat iletiÅŸim kuruyoruz” yanıtı alınabilir.
Sovyetler BirliÄŸi döneminde Moskova yönetimi, ağır sanayi yatırımlarını bugünkü DoÄŸu Ukrayna’da geliÅŸtirmeyi yeÄŸlemiÅŸti. Bağımsızlıktan bu yana da Ukrayna, dünyanın önde gelen demir-çelik üreticileri arasında yer almıştır ve “demir-çelik mamulleri ana ihracat ürünü” olmaya devam etmektedir. Ancak mevcut bu yapıdaki sorunu; Sovyet dönemi “teknolojisinin yenilenememesi” ve “yoÄŸun enerji tüketimine dayalı üretimin yüksek maliyeti” olarak sıralayabiliriz. Bu durumda Rusya’dan doÄŸal gaz girdisi olmadan “ekonominin sürdürülebilir olması” olası deÄŸildir. Bir diÄŸer anlatımla Ukrayna’nın mevcut sanayi ekonomisi, çok yüksek derecede “Rus enerjisine bağımlıdır”.
GözlemlediÄŸimiz kadarıyla Ukrayna insanı eÄŸitimli ve kültürlüdür. Sosyo-kültürel yaÅŸam da çok zengindir. Sovyet sisteminin eÄŸitim ve kültür alanlarındaki bıraktığı mirasının rolü yadsınamaz. Bunun yanında sosyo-ekonomik refahın geliÅŸmesine engeller de mevcuttur. Bunların başında, baÅŸka ülkelerde de görülebilen yolsuzluklar sonucu, meÅŸru olmayan zenginliÄŸe sahip “oligarkların elde ettikleri siyasi gücü sistemin demokratikleÅŸmesini engelleyici” yönde kullanmaları gelmektedir. Ayrıca, “ırkçı neo-Nazi grupların” siyasi sürecin dışında bırakılamamaları da, sistemin bir baÅŸka aksaklığı olarak durmaktadır.
DiÄŸer yandan ülkenin sosyo ekonomik koÅŸulları nedeniyle “nüfusu giderek azalmaktadır”. 15 yıl önce 48 milyon olan nüfus, ÅŸimdilerde 44 milyona düÅŸtüÄŸü anlaşılmaktadır. Keza doÄŸum sayısı ölüm sayısının altında seyretmektedir. YaÅŸ ortalaması yüksektir; erkeklerde 68, kadınlarda 78. Siyasi istikrar ve sosyo-ekonomik koÅŸulların iyileÅŸmesiyle bu konuda da ilerleme saÄŸlanabileceÄŸi açıktır.
Bağımsızlığın ilk yıllarında (1991-2004), Ukrayna’da “iki yönlü (dual vector)” olarak tanımlanan anlayış temelinde dış siyaset izlenmiÅŸtir. Sonraki bölümlerde de ele alacağımız gibi, bir tarafta Rusya ile stratejik ortaklık sürdürülürken, Batı ile de iÅŸbirliÄŸinin geliÅŸtirilmesine çaba gösterilmiÅŸtir. 2004’te “Turuncu Devrim” olarak adlandırılan geliÅŸme sonucunda Batı ile iÅŸbirliÄŸine öncelik veren siyasi kesimin iktidara gelmesi üzerine, ülke içinde siyasi bölünmüÅŸlüÄŸün keskinleÅŸtiÄŸi gözlenmektedir.
Özetle; tarih boyunca geliÅŸen farklı sosyolojik yapılar temelinde ortaya çıkan “karşıt siyasi yönelimlerin” bugün de Ukrayna ve bölge için belirleyici olmaya devam ettiÄŸi görülüyor. Ülkenin doÄŸusundaki seçmen için Rusya ile iÅŸbirliÄŸi; batıdaki seçmen için de Batı ile iÅŸbirliÄŸi öncelik taşımaktadır. Seçimleri az farkla kazanabilen taraf, kendi seçmenine yüzünü dönüp diÄŸer kesime arkasını dönünce çatışma derinleÅŸmekte ve istikrar kurulamamaktadır. Bu baÄŸlamda yapılması gereken, birlikte yaÅŸamayı (peaceful cohabitation) baÅŸarmaktır. Bunun da tek yolu vardır: Demokrasi ve iyi yönetiÅŸim.
TARİHSEL SÜREÇTE RUSYA-UKRAYNA İLİŞKİLERİ
Ruslar ve Ukraynalıların çoÄŸunlukla aynı dili konuÅŸmaları ve benzer bir kültüre, dini inanca, ortak bir tarihsel geçmiÅŸe (Ortodoks Hıristiyan dini inancı, Slavlık, Slavik dillerin yakınlığı ve benzer yaÅŸam tarzları) sahip olmalarına karşın, iki ülke arasında son yıllarda yaÅŸanan krizler, siyasi gündeminin daima en ön sıralarında yer almaktadır.
Stalin döneminde SSCB’nin acımasız ve hatalı politikaları nedeniyle 1932-1933 döneminde Ukrayna’da yaÅŸanan ve 8 milyon civarında kiÅŸinin ölümüne neden olan “açlık felaketi (Holodomor)”, büyük bir travma olarak, “anti-Rusya” duygusal yöneliminin baÅŸlıca kaynağıdır. Ardından Sovyetlerin çöküÅŸü ile beraber yükseliÅŸe geçen milliyetçilik dalgası neticesinde Ukrayna, 24 AÄŸustos 1991 tarihinde Sovyetler BirliÄŸi’nden ayrılmış ve bağımsızlığını kazanmıştır.
SSCB ile Ukrayna arasında yaÅŸanan ilk iki kriz, Sovyetler’den kalma nükleer silahların (baÅŸlıkların) nerede bulundurulacağına ve Karadeniz Filosu’nun kime ait olduÄŸuna iliÅŸkindi. Bu krizlerin ilki 1994 yılında BudapeÅŸte Protokolü veya BudapeÅŸte Memorandumu, ikincisi de 1997’de “Rusya-Ukrayna Dostluk AntlaÅŸması” ile çözümlenmiÅŸti.
2001’de Karadeniz üzerinde giden bir Rus yolcu uçağının düÅŸürülmesi, söz konusu iki ülke arasındaki sıcak gerginliklere bir yenisini eklemiÅŸtir. Ukrayna, Rus uçağının Ukrayna Ordusu’nun askeri tatbikatı sırasında S-200 roketiyle kazara vurulduÄŸu açıklanmış olsa da, resmi olarak bu olayın sorumluluÄŸunu hiçbir zaman üstlenmemiÅŸtir.
2002 yılındaki seçimlerde Ukrayna Komünist Partisi ilk kez yüzde 20 oy ile birinciliÄŸi kaptırmış ve Batı yanlısı Viktor YuÅŸçenko liderliÄŸindeki blok seçimi kazanmış olmasına karşın hükümet, Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç’in baÅŸbakanlığında kurulabilmiÅŸtir. 2004’e gelindiÄŸinde ise, Devlet BaÅŸkanlığı seçimlerinde dönemin BaÅŸbakanı Viktor Yanukoviç’in karşısına, muhalifleri etrafına toplayan ve Batı’nın desteÄŸini arkasına aldığı yorumları yapılan Viktor YuÅŸçenko aday olarak çıkmıştır. Seçimin ikinci turunda, Rusya yanlısı Yanukoviç yüzde 49,4, YuÅŸçenko ise yüzde 46,6 oy aldıktan sonra, uluslararası gözlemcilerin seçimlerde ciddi ihlaller olduÄŸunu öne sürmesiyle birlikte, YuÅŸçenko, taraftarlarına soka çıkma çaÄŸrısı yapmış ve bu nedenle ülke içerisinde kitlesel eylemlere yaÅŸanmıştı. Siyasi tarihte “Turuncu Devrim” olarak adlandırılan bu süreçte dioksinle zehirlenen ve yüzünde kalıcı yaralar oluÅŸan YuÅŸçenko, maÄŸdur imajını da kullanarak, yeniden yapılan seçimlerde yüzde 51,9 oy alarak yeni CumhurbaÅŸkanı olmuÅŸtur.
BaÅŸkanlığı ile birlikte Batı yanlısı politikalar izleyen YuÅŸçenko iktidarının ilk yılında, Ukrayna ile Rusya arasında bir doÄŸalgaz krizi patlak vermiÅŸtir. Uzun süren müzakereler sonrasında, Ukrayna, Rus doÄŸalgazının fiyatını iki kat arttıran anlaÅŸmayı imzalamak zorunda kalmıştır.
2010 seçimlerinde Yuliya TimoÅŸenko’yu maÄŸlup eden Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç, Ukrayna Devlet BaÅŸkanlığına gelmiÅŸtir. Bu tarihlerde, Yanukoviç, dönemin Rusya Devlet BaÅŸkanı Dmitriy Medvedev ile, Karadeniz Filosu’nun Kırım’da bulunma süresini 2042’ye uzatan anlaÅŸmayı imzalamıştır.
Ukrayna’daki Rusya karşıtları ve milliyetçiler bu anlaÅŸmaya büyük tepki göstermiÅŸlerdir. Yıllar içerisinde derinleÅŸen Batı ve Rusya karşıtlarının Ukrayna’ya hâkim olma mücadelesi giderek ÅŸiddetlenmiÅŸtir. Rusya yanlısı Yanukoviç’in 2013’te Ukrayna-AB Ortaklık AnlaÅŸması’nı imzalamayı reddetmesi üzerine Kiev’de baÅŸlayan olaylar, kısa süre içerisinde silahlı çatışmalara dönüÅŸmüÅŸ ve bu olaylar nedeniyle Yanukoviç ülkeyi terk ederken, Batı destekli muhalefet iktidara gelmiÅŸtir.
Bu geliÅŸmeler üzerine Rusya, Ukrayna’da yaÅŸananları bir tür “sivil darbe” olarak yorumlayarak, Kırım’ı ilhak etmiÅŸtir. Ukraynalı milliyetçiler ve Batı yanlıları ise, bu süreci bir “demokratik devrim” olarak deÄŸerlendirmiÅŸ ve Ukrayna’nın NATO ve AB’ye üye olması yönünde politikalar geliÅŸtirmeye baÅŸlamışlardır.
ABD, Demokrat Barack Obama-Joe Biden yönetimi önderliÄŸinde, Ukrayna’ya bu süreçte ciddi siyasal ve ekonomik destek vermiÅŸtir. Keza AB de, Ukrayna halkının demokratik taleplerini desteklemiÅŸ ve Kırım ilhakı nedeniyle Rusya’ya ambargo uygulamaya baÅŸlamıştır. Bu olaylar yüzünden Rusya ile Batı dünyasının iliÅŸkileri kopma noktasına gelmiÅŸ ve Moskova 2014’ten sonra yönünü giderek Çin’le iliÅŸkilere ve DoÄŸu’ya çevirmiÅŸtir.
Bu olayların devamında, Rus nüfusun ve Rusya yanlılarının ağırlıkta olduÄŸu ülkenin doÄŸusundaki Donbass bölgesinde (Donetsk ve Lugansk ÅŸehirleri), büyük ölçüde Moskova destekli milis örgütlenmeleri ile Batı’nın destek verdiÄŸi Kiev yönetimi arasında silahlı çatışmalar yaÅŸanmış ve nüfusun büyük bir kısmı bölgeden göç etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte Rusya destekli Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri, tek taraflı olarak Kiev’den bağımsızlıklarını ilân etmiÅŸtir.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız geliÅŸmeler sonrası Ukrayna haritası aÅŸağıdaki ÅŸekli almıştır.

SON DÖNEM İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİ
Moskova-Kiev iliÅŸkilerine geçmeden önce, Washinton’un Karadeniz ile ilgili plân ve uygulamalarına kısaca bakmak yararlı olacaktır.
BilindiÄŸi gibi savaÅŸ uçaklarıyla Karadeniz üzerindeki hava sahasında Rusya’yı gözetleyen ABD, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtmakta ve gerilimi tırmandırmaktadır. Keza donanmasını, çeÅŸitli bahanelerle, sık sık Karadeniz’e çıkarmakta; Karadeniz’de kalıcı olmak, üs edinmek, sürekli bayrak göstermek istemektedir.[3]
Washington yönetimi, halen Karadeniz’de NATO üyesi üç devlet varken (Türkiye, Romanya, Bulgaristan), Gürcistan ve Ukrayna’yı da NATO’ya dâhil etmek istemektedir. Bu hareket tarzıyla amacının; dünyanın en huzurlu, istikrarlı, güvenli denizlerinden olan Karadeniz’i, NATO denizi yapmak olduÄŸu açıktır. Böylece Rusya’yı güneyinden, Türkiye’yi kuzeyinden kuÅŸatmak; Ankara – Moskova iliÅŸkilerini bozmak ve Türkiye’nin Kafkasya’yla, Orta Asya’yla, Avrasya’yla iliÅŸkilerini zorlaÅŸtırmak amaçlanmaktadır.
Önceki bölümde özetlenen olaylar nedeniyle hep gerilimli olarak devam eden Ukrayna-Rusya iliÅŸkileri, günümüzde de “son derece gergin” bir seyir izlemektedir. Ukrayna’nın yeni ve genç bir siyasetçi olan CumhurbaÅŸkanı Volodimir Zelenski, ülkesinin Batı yönelimini dengeli bir ÅŸekilde de olsa sürdürmekte ve Kırım ilhakı ve Donbass’taki geliÅŸmeleri kesinlikle sineye çekmemektedir. DiÄŸer yandan, Ukrayna’ya en yakın siyasetçi olarak bilinen Joe Biden’ın ABD BaÅŸkanı seçilmesiyle, bu konuda ABD’den gelebilecek destek konusunda Ukraynalı milliyetçilerin umutları artmıştır.
Rusya lideri Vladimir Putin ise, yıllardır iktidarda olmasına karşın koltuÄŸunu bırakmamakta ısrar etmekte ve Ukrayna konusunda da taviz verecek gibi durmamaktadır. Bu nedenle, ÅŸu son dönemde Ukrayna-Rusya cephesinde yaÅŸananlar, çok tehlikeli bir tırmanışın öncüsü olarak da görülebilir. Bu baÄŸlamda Ukrayna ile Rusya arasındaki bu yüksek gerilim, günümüzde artık bölgesel bir problemi aÅŸmış; ABD, AB ve NATO’dan gelen tepkilerde birlikte, Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüÅŸme potansiyeli barındıran büyük bir küresel soruna dönüÅŸmüÅŸtür.[4]
Bölgeye dış müdahalelerin gelebilme ihtimali -ki bu konuda Montrö AntlaÅŸması Rusya ve bölge barışı için çok avantajlı bir husustur-, Moskova’nın tutumu, Baltık ülkelerinin pozisyonu ve Türkiye’nin Ukrayna ile savunma sanayiindeki yakın iÅŸbirliÄŸi ile birlikte düÅŸünüldüÄŸünde, “olayların çok karmaşık bir boyuta evrilebileceÄŸi” yorumu da yapılabilir.[5]
GÜRCİSTAN’I HATIRLAMAK
Aslında hiç kimse, Ukrayna’da yaÅŸananlar yüzünden ABD ve Rusya arasında sıcak çatışma beklemese de Rusya; ABD’nin bölgede Ukrayna’yı “vekil güç” olarak kullandığını, Rusya’ya karşı teÅŸvik ve tahrik ederek, Karadeniz’e yerleÅŸmek istediÄŸini bilmektedir. Moskova; ABD’nin Rusya’yı, Balkanlar’dan, DoÄŸu Avrupa’dan, Baltık Denizi’nden “çevrelediÄŸinin” farkındadır. DiÄŸer yandan da Rusya’nın ABD’nin tahriklerine kapılmadığı, soÄŸukkanlı yaklaÅŸtığı ve geri adım atmadığı gözlenmektedir.
ABD’nin Ukrayna hakkındaki bu hesabının tutup tutmayacağı konusunda Barış Doster hocamızın verdiÄŸi Gürcistan örneÄŸine katılıyoruz. Yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi Rusya, ABD’nin Karadeniz’de yeni bir adım atmasını kabul etmez. Hareket tarzının böyle olacağını, 2008’in aÄŸustos ayında Rusya- Gürcistan savaşında göstermiÅŸti.[6]
Söz konusu savaÅŸ sonunda Gürcistan; Abhazya ve Güney Osetya üzerindeki sınırlı otoritesini de yitirmiÅŸti. Savaşı kazanan Rusya, bu iki devletin bağımsızlığını tanımış ve ikisi üzerindeki nüfuzu daha da güçlendirmiÅŸti. CoÄŸrafyayı ve güç dengesini dikkate almayıp, ABD’ye fazla güvenen o zamanki Gürcistan lideri ÅžaakaÅŸvili ise, savaÅŸ sırasında Batılı bir liderle (basına göre, ABD BaÅŸkanı Bush) telefonda konuÅŸurken, sinirden kırmızı kravatını yerken görüntülenmiÅŸti. Bu müdahalenin Moskova açısından realpolitik sonucu, Güney Osetya ve Abhazya’nın kendi kaderini tayin hakkının BM Åžartına atıfla kabullenilmesi oldu. ABD, SoÄŸuk SavaÅŸ’tan çıkışla birlikte jeopolitik önem atfettiÄŸi coÄŸrafyalarda statükoları kendi eliyle bozmakla iÅŸtigal etmiÅŸken, Rusya, yakın coÄŸrafyasındaki giriÅŸimlere yanıtlar geliÅŸtirmekle uÄŸraÅŸtığı görüldü. Bu yaÅŸananların Ukrayna CumhurbaÅŸkanı Zelenski’nin de hafızasında olduÄŸu ve uygulamalarında yol göstereceÄŸi beklenmelidir.[7]
SONUÇ YERİNE
Rusya ve Ukrayna arasında yaÅŸanan ve yukarıda aktarmaya çalıştığımız gerginliÄŸin geleceÄŸi konusundaki olasılıkları üç baÅŸlıkta toplayabiliriz:
İlk olasılık olarak, çatışmaların daha da yoÄŸunlaÅŸmaması ve Ukrayna’daki Batı yanlısı CumhurbaÅŸkanı ve hükümetin bir sonraki seçime kadar ekonomik ve askeri açıdan ayakta kalabilmesi durumunda Rusya’nın, Kırım ve DoÄŸu Ukrayna’dan kendisine geçen topraklarla yetinerek, Ukrayna’nın Batı kampına geçmesine göz yummasıdır.
Nitekim NATO ile arasında daima bir tampon bölge (buffer zone) olmasını isteyen ve NATO’nun geniÅŸlemesinden rahatsız olan Moskova için, DoÄŸu Ukrayna ve Kırım yeterli güveni saÄŸlayabilir. Bu durumda, Ukrayna’nın NATO üyeliÄŸi gerçek bir ihtimal haline gelebilir. Ancak kuÅŸkusuz, AB üyeliÄŸi için Kiev’in önünde daha uzun bir yol olacaktır. Keza böyle bir geliÅŸme, Kırım ve DoÄŸu Ukrayna’da güvenliÄŸin de saÄŸlanması durumunda, Putin için de yeterli bir baÅŸarı olacak ve halk desteÄŸini korumasına yardımcı olabilecektir.
İkinci olasılık ise, uyguladığı politikalarla Ukrayna’da hükümeti zora düÅŸürecek olan Moskova’nın, sonraki seçimde Rusya yanlısı bir BaÅŸkan ve hükümeti iktidara getirmesidir. Ukrayna yakın tarihine bakıldığında, genelde bir Rusya yanlısı, bir Rusya karşıtı BaÅŸkan ve hükümet göreve gelmektedir. Ancak 2013’te yaÅŸananlar, önceki dönemlere kıyasla çok daha keskin bir kopuÅŸa iÅŸaret etmektedir. Yine de, böyle bir durum gerçekleÅŸirse Moskova, Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri konusunda bazı tavizler vererek, Ukrayna’yı nüfuz alanı içinde tutmaya çalışabilir. Ancak 2013’ten beri yaÅŸananlar yüzünden, Ukrayna’daki Rusya karşıtlığı çok derinleÅŸmiÅŸ ve kitleselleÅŸmiÅŸtir. Bu nedenle, bu ihtimalin gerçekleÅŸmesi pek kolay durmamaktadır.
Üçüncü ihtimal ise, ABD’nin verdiÄŸi güvence ve desteÄŸe güvenerek Ukrayna’nın Rusya’ya karşı giderek daha cüretkâr davranması ve bu süreçte Ukrayna ile Rus askeri güçleri arasında sıcak çatışmaların baÅŸlayarak, bunun kapsamlı bir savaÅŸa dönüÅŸmesidir.
Rus Ordusu’nun son dönemde DoÄŸu Ukrayna’ya yığınak yaptığı bilinen bir husustur. ABD yetkilileri ise, Ukrayna’ya son dönemde çeÅŸitli ziyaretler yapmaktadır. 1940’ların sonunda Sovyetler BirliÄŸi tehdidi temelinde kurulmuÅŸ bir savunma ittifakı olan NATO, ÅŸimdilerde de Rusya’nın askeri hamlelerini çok ciddiye almakta ve bunları yakından izlemektedir. Bunların yanı sıra, BirleÅŸik Krallık Ordusu da, 2015’ten beri, “Orbital Operasyonu” kapsamında Ukrayna’ya askeri yığınak yapmaktadır. Bu nedenle Ukrayna ve müttefikleri, belki de ilk kez, olası bir savaÅŸ riski için bu kadar hazırlıklıdır.
Fakat ABD, müttefikleri ve NATO’nun, 2008 ve 2014’ten farklı olarak, Rusya harekete geçerse gerçekten askeri olarak bölgeye müdahale edip edemeyeceÄŸi henüz net bir husus deÄŸildir. Bu defa çok ciddi sinyaller gelse de, yakın geçmiÅŸte NATO üyesi Türkiye’ye yönelik askeri saldırılarda bile harekete geçmeyen Birlik’in, üyesi olmayan Ukrayna için savaÅŸa girip girmeyeceÄŸi konusunda kesin yorum yapmak oldukça zordur.
DiÄŸer yandan, SoÄŸuk SavaÅŸ döneminden bu yana “Rusya ile doÄŸrudan savaÅŸmamayı” temel düstur edinmiÅŸ Washington’un Rusya ile cephe savaşına girmeyi göze alması kolay bir karar deÄŸildir. Ayrıca son olarak, Ukrayna-Rusya iliÅŸkilerini, ABD-Rusya iliÅŸkilerinden bağımsız deÄŸerlendirmenin doÄŸru olmadığını da belirtmemiz gerekir.
[1] “Biden calls on Putin to ‘de-escalate tensions’ with Ukraine”, Euronews, 14.04.2021, https://www.euronews.com/2021/04/14/biden-calls-on-putin-to-de-escalate-tensions-with-ukraine-in-phone-conversation
[2] “How Joseph Stalin Starved Millions in the Ukrainian Famine”, History Stories, 16.04