ÜRETİM YOKSA İŞSİZLİK,

İŞSİZLİK VARSA, AÇLIK VAR

Bülent SOYLAN

“Bir musibet bin nasihatten evladır (daha iyidir, üstündür)” atasözünü biliyorsunuzdur ÅŸüphesiz...

Kurulu düzenin ÅŸartlandırmasından mıdır, nasihate kulak asmanın insanların egosuna takıldığından mıdır bilinmez; ama ÅŸurası gerçek ki musibetlerin acımasız dayatmaları nasihatlerden çok daha etkili oluyor.

Korono ile ağırlaÅŸan ekonomik sıkıntılarla yüz yüze olduÄŸumuz ÅŸu günlerde lafı nereye getireceÄŸimi tahmin etmiÅŸsinizdir.

Son darbeyi de koronanın indirmesiyle iyiden iyiye ortaya çıkıp kafalara “dank eden” ekonomik gerileme, vereceÄŸi ızdırap bir yana belki de ömrü hayatımızda görmediÄŸimiz ve bundan sonra da kolay kolay göremeyeceÄŸimiz musibetlerin en öÄŸreticisi olmalı.

YaÅŸam düzenimizi çok deÄŸiÅŸtirecek ve adeta bir milat gibi anılacak ÅŸüphesiz... Ama ÅŸimdi daha baÅŸka nelere nelere mal olduÄŸunu ve olacağını bir kenara bırakıp sadece bazı önemli baÅŸlıklara bakalım:

1.Öteden beri satıp savarak, ele borçlanarak bizi "idare eden" düzen için neredeyse artık deniz bitmiÅŸtir.

2.Uzun yıllardır süren “kazanmadan yeme, yedirme dönemi"nin ülkedeki üretimi çok ağır bir biçimde zedelediÄŸi gerçeÄŸi bu gün ayan beyan ortadadır.

3.Üretmeyen ekonominin bu güne kadar ÅŸu ya da bu ölçüde saÄŸlayabildiÄŸi o yetersiz istihdamın bile bu günlerde ÅŸiddetle daralacağı, eski istihdamın bu güne ancak borçlanarak geldiÄŸi ortaya çıkmıştır.
Çünkü, halkın tüketiminden abartılmış kamu yatırımlarına kadar bütün harcamaların ve dolayısıyla bu harcamaların yarattığı istihdamın kaynağı kazanç deÄŸil genelde "borçlanma" olmuÅŸtur.

Bu günün düzeyindeki refaha yani tüketime imkân veren kaynaklar tükenince, ne lüks inÅŸaatlar ne gösteriÅŸli altyapı yatırımları ne siyaseten ÅŸiÅŸirilmiÅŸ kadrolarla hatır istihdamı yapılamayacağı gibi, borç harç dışarıdan satın alınan malların ticaret ve pazarlamasından doÄŸan istihdam da, abartılmış tüketime dayali hizmet sektörün de çarkları henüz tam kilitlenmemiÅŸ olasa da artık dönme güçlüÄŸüne girmiÅŸtir.

4.Dünyanın hemen bütün ülkeleri, bu musibetle birlikte sadece “kendi” can derdine düÅŸtüÄŸü için kimsenin kimseye destek verme ÅŸansı da niyeti de kalmamıştır. Kaldı ki verilen desteÄŸin bedeli siyaseten teslimiyete gidecek kadar ağır olur.

5.Bu musibet eÄŸer her türlü sıkıntıya raÄŸmen ata sözündeki gibi yine de kendine getirici bir etki yaratacaksa, bu etki, "ekonomide aklını başına toplama fırsatı”dır ve bu da ancak durumu en iyi deÄŸerlendirip bir an önce harekete geçenler için söz konusu olacaktır.

Dolayısıyla ÅŸimdi; bizi bu günkü duruma getiren koÅŸulların en acımasız ve önyargısız bir biçimde irdelenmesi, günlük siyasi hesaplardan arınılması, popülizmin siyaset aracı olarak kullanılmaktan vaz geçilmesi gerekmektedir.

KurtuluÅŸ, eski ve çoÄŸu da dayatılmış ezberlerin bırakılıp oyunun artık sadece yeni ve bu toprakların kurallarına göre oynanabilmesine baÄŸlıdır.
*
Åžimdi "iÅŸ var" diye çıkın meydana, en az on milyon kiÅŸi meydana fırlayacaktır.
Bu ölçüde iÅŸsizliÄŸin kol gezdiÄŸi bir ülkede birinci sorun açlıktır.
Açlığın çaresi de istihdam yani en azından karın doyurmaya yetecek bir iÅŸ.
Türkiye, içinde bulunduÄŸu bu durum dolayısıyla öncelikle üretimi yoluna koymak zorundadır.
Üretimi yoluna koymak her ÅŸeyden önce istihdamı yoluna koymak demektir. Çünkü karın doyuracak ücretin kaynağı istihdam, istihdamın kaynağı üretimdir.

Planlanacak üretimin kısmen ihracata dönük olması hoÅŸ bir düÅŸünce olsa da, kaynakların sınırlılığı ve bu günün aciliyeti dolayısıyla önceliÄŸin; ithal ikamesi yani önceden ithal edilen mal ve hizmetlerin mümkün olduÄŸu ölçüde içeride üretmesine ve iç tüketime, özellikle gıda iÅŸine yöneltilmesine verilmesi uygun olacaktır.

Dünyanın ve ekonominin bu koÅŸullarında, adeta devrim niteliÄŸinde çok sıkı bir üretim sıçraması yapmadan; özelleÅŸtirme görüntüsüyle memleketten bir ÅŸeyler satarak, birilerine borçlanarak ve hele de tüketimi kısmadan, önceliÄŸi olmayan yatırımları sürdürmeye çalışarak bir sonuç alma ÅŸansı yoktur. Bunda ısrar etmek ve oyalanmak, bırakalım fırsatı bir kenara; ÅŸu andaki durumdan daha da gerilere düÅŸmeye yol açacaktır.

Üretimi hamlesinin baÅŸlatılması, iç tüketimin karşılanması, ithal ikamesi ve olabildiÄŸi kadar ihracat yapılabilmesi artık o eski koÅŸulları ortadan kalkmış olan küreselcilik aldatmacalı ve korunmasız açık pazar ekonomisi ile deÄŸil ancak ve sadece bu konuda ciddi çalışmalarla ÅŸekillenebilecek ulusal "makro planlama"lar ile mümkündür.

Planlama hesaplamadır, yön tayinidir, disiplindir.
Bu yeni koÅŸullarda planlama yoksa zaten bir çıkış ümidi de yoktur.

Yapılacak makro planlamada mutlaka ve mutlaka önce tarım ve hayvancılık yani önce gıda kaynaklarımız ve dolayısıyla gıda sanayii ele alınmalıdır. Bu tercih ayrıca büyük ÅŸehirlerin nüfustan baÅŸlayarak altyapı ihtiyacına kadar pek çok yükünü de hafifletecektir.

Türkiye’de baÅŸlatılacak bir üretim seferberliÄŸi, aynı zamanda istihdam seferberliÄŸidir demiÅŸtik...
EÄŸer iÅŸsizliÄŸin sonucu açlıksa ve bu açlığın faturası bir noktadan sonra kamunun kapısına dayanacaksa, insanların karnını doyurabilmenin en öncelikli ve doÄŸru yolu, onları en kısa zamanda ve piyasa yatırımcılarının ticaret heveslerini beklemeden bir biçimde istihdama sevk etmektir. Bu da tartışmasız bir biçimde, doÄŸrudan ya da dolaylı “planlı” kamu projeleri ile olabilecektir.

Üretimde ölçek büyüklüÄŸü her zaman maliyet belirleyicidir.
Türkiye'de ise tarımsal iÅŸletme ölçekleri oldukça düÅŸüktür.
Oysa verimi ilk aÅŸamada yükseltebilmek için o küçük küçük tarımsal alanlarla büyük büyük ölçeklere ulaÅŸmak gerekmektedir.

Tarım ve hayvancılıkta, toprak sahipliliÄŸine, arazi toplulaÅŸtırmasına gerek kalmaksızın, arazilerin deÄŸil doÄŸrudan “ekim-dikimin, hayvan yetiÅŸtiriciliÄŸin toplulaÅŸtırılmasına” gidilmeli ve böylece büyük ölçeklere geçilmelidir.
ToplulaÅŸtırma iÅŸi tabii ki insanların sadece mülkiyet tercihlerine, sadece piyasanın kendi dengelerine bırakılamaz. Çözüm buradan baÅŸlayacaksa, burada kamunun doÄŸrudan ya da dolaylı bir biçimde ama hızla bu organizasyonları oluÅŸturması ÅŸarttır. Bu teÅŸvikle de olabilir ÅŸu ya da bu ÅŸekilde kamu giriÅŸimi ile de.

ToplulaÅŸtırmanın benimsetilmesi ve baÅŸarıya ulaşılabilmesi için "girdi tedariki"nde kolaylık ve ucuzlukla birlikte ürüne alım garantisi verilmesi çok etkili ve yaygınlaÅŸtırılması gereken bir yöntemdir.
Ekenler, dikenler ve besleyenler sonuçta üretimlerinin maliyetlerini kaldırabileceklerini, ürünlerinin belirli bir fiyattan satın alınacağını, kendilerinin asla bir gecede alınan kararlarla ithal ürün rekabeti karşısında çaresiz bırakılmayacaklarını bilmelidirler.

Bu modelde, satın alma garantileri elbette bir kısım ürünün tüketiciye doÄŸrudan ya da dolaylı biçimde kamu eliyle kullanımı ya da dağıtımını da getirecektir. romantik piyasacılık endiÅŸeleriyle bundan kaçınmak ÅŸu safhada açıkça üretimin önünü tıkayacaktır ki aslında bu müdahaleyle bir taraftan da tüketici korunmaktadır.

Bu müdahalede amaç asla özel yatırımcılık ve iÅŸletmeciliÄŸi reddetme, onunla rekabet etme anlamında deÄŸildir. Amaç, özel sektörün isteksiz ve gecikmeli davrandığı sektör ve konularda hızla yatırım ve üretimi organize etmek, acilen istihdamın önünü açmaktır.

Özel yatırım ve giriÅŸimciliÄŸin gücü özellikle dış piyasada önünün açılmasıyla, ona bir de istihdam üzerinden alınan vergilerin maliyetinin yüklenmesiyle arttırılmalıdır.

İşletmelerde istihdam üzerinden alınan vergiler (ücret stopaj, sigorta primi, damga vergisi, iÅŸsizlik fonu vs.) çok açıktır ki çalışanların ve çalıştırılanların ve dolayısıyla “istihdamın” yükünü, istihdamın yükü de o mal ve hizmetin üretim maliyetini arttırır. Bu artan maliyetler ithalatı cazip kılıp ihracat ÅŸansını etkiler.

Bir ekonomide hem iÅŸsizlik ve üretimsizlik, hem üretim ve istihdam üzerinde ağır vergiler varsa ortada ekonomi yönetimi açısından bir politikasızlık var demektir. Devlet ülkedeki üretim ve istihdamın önü açacaksa ilk yapacağı iÅŸ istihdam üzerine bindirdiÄŸi vergileri indirmektir.

Türkiye maalesef bugüne kadar kendini bu çeliÅŸkili politikalardan yani politikasızlıktan kurtaramamış, kayıtlı istihdamı ağır vergilendirerek üretimde yüksek maliyetlere, aynı zamanda kayıt dışılığa, dolayısıyla denetimsizliÄŸe, hukuksuzluÄŸa imkân vermiÅŸtir. Oysa kaldırın bu ağır yükü; kayıt dışılığın cazibesi ve bir bakıma mecburiyeti kendiliÄŸinden kalkacak, kurumlaÅŸması artacaktır.

Türkiye'de teknolojik üretim ve kalifiye istihdam konusunda büyük bir sıkıntı vardır. Politikacılar zaman zaman “orta gelir tuzağı”ndan ÅŸikayet etmektedirler.
Bu düzende teknolojik üretim, arge çalışmaları ancak kalifiye elemanla yapılıyorsa ve kalifiye eleman istihdamı da ona yüksek ücret ödemekle mümkünse, devletin bu ücretler üzerinden israrla yüksek istihdam vergileri almaya devam etmesi ve bunu vergi adaletçiliÄŸi sanması yanlıştır.
Ama ne yazık ki popülist uygulama hep alt gelir gruplarının ve dolayısıyla basit iÅŸlerde çalışanların ücretlerinde indirim üzerine yoÄŸunlaşır, muhalefet hep bunun peÅŸinde olur da kalifiye personel istihdamının ÅŸartlarında bir iyileÅŸtirme yapmaz, sonra da beyin göçünden, orta gelir tuzağından söz edilir.

Bu yanlış uygulama, teknolojik üretim ve araÅŸtırma-geliÅŸtirme iÅŸlerinde çalışanların istihdam yükünün ağır biçimde ihmal edilmesi sonucunu yaratmıştır. Oysa bu alanlarda çalışanların bordrosuna bindirilen her kamusal yük, o alanlardaki üretimin maliyetini arttıracağı için geliÅŸimini engellemektedir.
Bu nedenle "istihdam ve dolayısıyla üretim maliyetleri üzerindeki yükün ağırlığı"ndan söz ederken kastımız, sadece kol kuvveti ağırlıklı standart üretim örneÄŸin konfeksiyonculuk, madencilik gibi düz iÅŸçilikli deÄŸil teknolojik üretimde çalışanlar üzerindeki yükün de kaldırılmasıdır.

 

Ve... bir musibet bin nasihatten evladır denirdi ya; o musibet yeni koÅŸullar yeni bir düzen arayışları getirecektir ÅŸüphesiz.
Türkiye eÄŸer ÅŸimdi bütün bu anlatılanlarda mutabık kalıp kararlılığını gösterecek, topluma iyileÅŸtirme yönünde açık bir taahhütte bulunacaksa, o zaman, yukarıdaki konuları da içeren “ekonomik anayasa” anlayışında bazı model arayışlarına ve bunu saÄŸlayacak "köktenci" düzenlemelere de gitmelidir derim..

-----------------------
Not: YAZARIN DİĞER MAKALELELERİ İÇİN:

 http://www.soylan.com/butunmakaleler.htm