VARLIK BARIÅžI

"Dışarıdaki paralar ne zaman gelir?"

Bülent SOYLAN

Memleketin dövize ihtiyacı var mı, var…

Çare ne?
Daha fazla borçlanmak deÄŸil elbette.
Çünkü bir yerden sonra borç da bulunamıyor. Ya da artık faizin dışında öyle bir siyasi ve sosyal maliyetleri var ki, bunu göze alabilen beri gelsin.
“Peki ne yapacağız?” dendiÄŸinde akla ilk gelen tabii ki üretim.
“Üretim” ama, hadi üret bakalım bugünden yarına.
Sen üretene kadar zaten kırılırsın parasızlıktan. Üstelik bunun hammaddesi döviz, enerjisi döviz, finansmanı döviz ve en önemlisi de bu “açık ekonomi”de bunu içeride ithalatla rekabet, dışarıda eloÄŸluna satabilecek kadar ucuza üretmek ve hatta pazarlar bulmak gibi zorlukları var.
Hasılı, orta ve uzun dönemde bir ÅŸeyler yapılması gerekiyor gerekmesine de “ha” dediÄŸinde olamıyor bu iÅŸler.
Peki, bu ÅŸartlarda biz hiç mi üretemiyoruz? Hiç mi kazanamıyoruz?
Üretiyoruz tabii… ve o üretenler de kazanıyorlar bir ölçüde.
Kimler derseniz, açın İstanbul Sanayi Odası’nın sayfasını, bakın bakalım kim bu en çok üreten ÅŸu “en büyük 100, en büyük 500 firma” kim?
Söyleyeyim; çok büyük bir kısmı “yabancı sermaye”, hemen arkasından yine önemli bir kısmı da yabancı sermaye ile ya hammadde ya fason üretim, ya finansman ya teknoloji ya da pazar açısından bağımlılığı olan firmalar.
Yabancı olunca ne farkeder ki diyeceksiniz, bu memlekette üretiyor ya…
Sadece “Üretiyor” olunca iÅŸin neresine sevinebilirsiniz bu iÅŸin?
Kazancı size mi kalıyor?
Niye kalsın ki? Siz siyasetinden hukukuna, hukukundan ekonomisine kadar “sıkıntılı” ve “belirsizliÄŸi çok” bir ülkede üretim yapıp üç beÅŸ para kazansanız, kazandığınızı orada mı bırakırsınız yoksa ilk fırsatta ve “her yolla” paranızı dışarıda saÄŸlama mı alırsınız?
Dolayısıyla; ülkemizde sanayiin önemli kısmı zaten yabancıların kontrolündeyken o sanayiin kazancının bu ülkede kalması mümkün deÄŸildir.
Bu iÅŸlerden bize kalsa kalsa “yevmiyeler” kalıyor.
O da burada üretime devam ettiÄŸi sürece.
yabancıya iÅŸçilik yapmaktan “kazandığın”sa yürekler acısı.
Adeta “boÄŸaz tokluÄŸuna”.
Hele bir de “ne iÅŸ olsa yaparım” demek zorundaki beÅŸ milyon Suriyeliyle, bir akla uyup üçer üçer arttırdığın çocukların senin karşına birer “iÅŸgücü” olarak dikilmesiyle yaratılan rekabet ortamında…
Gelelim “milli sermaye”ye.
Üretiyor mu?
Bu belirsizlikte, bu güvensizlikte nasıl üretsin ki?
Haydi üretti ve kazandı da…
Niye dursun ki?
Olur mu hiç… “ bak vatan, millet, sakarya, falan filan…”
?...
Kuralı daha baştan konmuş: darılmaca yok, sermayenin dini de imanı da olmaz.
Dolayısıyla, sen nasıl ki “ gelsin” derken dinine imanına bakmadan kabul etmeye razısın ya; peki kendi sermayen dışarı giderken “bak dindir, imandır” diyebilir misin?
O da topladı mı parsayı kaçıyor doÄŸru dışarı…
Neden?
Kaçmanın amacı ne? Niye “Yatmak” ya da “yatırmak” varken yatırmıyor da bir yerden bir yere sürekli kayıyor?
Kayar.
Çünkü sermaye sürekli “kazanç” ister.
Ardından “güven” ister.
“İstikrar” ister.
Yoksa ne dışarıdan gelen olur, ne yerinde duran.
Türkiye, ne yazık ki bu günlerdeki tabloda ne yerli ne de yabancı sermayeyi tutamayan bir konumdadır. Tabii sermayeyi tutamadığı gibi o sermayenin yarattığı üç beÅŸ doları da.
Bu konuda dara düÅŸmüÅŸ olan siyasete sorarsanız kısa vadede sarılacağı tek yöntem “servet affı”dır.
Çok geniÅŸ bir tanımla, “her ne sebeple ve her ne yolla dışarı kaçmış, oralarda dolaÅŸan, oralarda barınan sermaye” hemen geri gelsin, bak hiçbir soru sormayacak, vergi mergi almayacağız denir.
Gelir mi?
Bu sorunun mantıklı bir cevabını vermeden önce bir baÅŸka soruyu cevaplandırmak gerekir:
“Neden kaçmıştı ki?”
Cevap: Burada kazanamıyordu, ekonomiye güvenememiÅŸti, yasa dışı kazançtı… falan filan.
Peki, giderken bu nedenlerle gitmiÅŸti de; ÅŸimdi gel dediÄŸinde geri gelirken neye bakarak gelecek ki?
Piyasanın artık daha çok kazandırdığına mı?
Sermayesinin artık daha güvende olacağına mı?
Siyasette daha çok istikrar gördüÄŸüne mi?
Yasadışılığının daha fazla anlayışla karşılanacağına, kara para yaratan yeni işlerin serbest olacağına mı?
Gelmez.
Kolay kolay gelmez. GidiÅŸ nedeni ortadan kalkmayan sermaye kolay kolay geri gelmez.
“Ama biz onu sorgulamayacağız ki?”
İyi de adam zaten kapağı dışarı atmış, zaten kendini oralarda güvende hissediyorsa niye geri gelsin? Niye bir de kendini açık etsin el aleme? Karaydım ama yasa sayesinde ak oldum demek zorunda kalsın?
Hiç mi gelmez?
Bir kısım “sermaye” gelir tabii.
EÄŸer geldiÄŸinde daha kolay, daha spekülatif kazançlar elde edecekse, aç gözlüyse…
Bir maceradır ama, alır riski gelir.
Dolayısıyla bu iş hayli zor.
“Gel bak, vallahi hesap sormayacağız” dediÄŸin sermaye çıkıp gelse de zor…
Çünkü o “sormayacağın hesap” bir gün gelecek ve içeride yine sorulması gereken hesap yaratmayacak mıdır? Ancak ve ancak bu koÅŸullarda gelmeye ikna ettiÄŸin sermaye yarın yine “neme lazım” deyip tüymeyecek midir?
Dolayısıyla bu koÅŸullarda en iyi çözüm yine de memlekette huzuru, istikrarı, adaleti saÄŸlama yolunda en hızlısından somut ve büyük adımlar atmaktır.
O adımlar az buz da deÄŸil, adeta devrim ölçüsünde atılmalıdır.
Peki söyleyin bakalım; o devrimi kim yapabilir?
Bu işlere sebep olanlar mı?
“İdare-i maslahatçılar” mı?