Dünyada en pahalı benzinin satıldığı ülke hangisi’ sorusunun, bugünlerde herkesi hayretler içinde bırakan yeni bir yanıtı var: Dünyanın en büyük ham petrol rezervine sahip ülkesi, yani Venezuela.
8 Mart gecesi Suudi Arabistan ile Rusya’nın köprüleri atmasıyla ham petrol fiyatlarının çökmesinden sonra, Venezuela’nın tek gelir kalemi olan ham petrolün üretimi, yer altından çıkarmanın maliyetine deÄŸmez olduÄŸu için çöktü.
Aslında elinde iç piyasanın benzin ihtiyacını karşılayabilecek kadar ham petrol var ama Venezuela, kendisine yetecek kadar bile ham petrolünü akaryakıta dönüÅŸtüremiyor. Altyapısı ve yetiÅŸmiÅŸ insan kaynağını çürüttüÄŸü için uzunca süredir bunu beceremiyor. Piyasanın çökmesiyle, yıllardır yapageldiÄŸi gibi üçüncü ülkelere ham petrolü verip karşılığında benzin de alamıyor. ABD’deki rafinerileri ise Amerikan ambargosu sebebiyle kullanamıyor. Bugünlerde rejimin elinde, İran’dan gelen ve hepi topu 2-3 hafta yetebilecek 5 tanker benzin etrafında bir ‘milli destan’ hikayesinden baÅŸka hiçbir ÅŸey yok.
Nisan ayı ortasında itibaren bir kez daha hızla büyüyen benzin kıtlığı Mayıs ayında ülkeyi felç edecek hale geldi.
‘’Dünyaya meydan okuyoruz’’, ‘’dünya dengelerini deÄŸiÅŸtiriyoruz’’ ‘’BaÅŸarımız Amerika’yı çatlatıyor’’ gibi hamasi resmi propagandalar dışında hemen her ÅŸeyde kıtlık yaÅŸayan Venezuela’nın resmi açıklamalarına bakacak olsak aslında Venezuela hala benzinin dünyada en ucuza satıldığı ülke. Hükümetin koyduÄŸu tavan fiyatı sınırlandırmasına göre bir galon (3.8 litre) benzinin fiyatı hala 0.00000002 cent. Yani ‘’en ucuz benzin bizde’’ açıklaması, dünyadaki bütün resmi hükümet açıklamalar gibi, ‘doÄŸru’ ama ‘gerçeÄŸi yansıtmaktan çok uzak’ bir resmi bilgi. Bu resmi fiyattan satılan benzin çok az yerde var, karneyle satılıyor ve bu fiyattan almak istiyorsanız, bir benzin istasyonda günlerce kuyruk beklemeniz gerekiyor. AlabileceÄŸinizin yine de garantisi olmadığını bilerek…
Arabasına acil benzin bulması gerekenler ise 1 galon benzine yaklaşık 15 dolar ödemek zorunda. Elbette ki bu karaborsa benzin piyasası da, ülkedeki diÄŸer bütün karaborsalar gibi, generallerin yönettiÄŸi mafyanın ve rejim elitlerinin elinde. Ülkedeki bütün benzin istasyonlarını askerler iÅŸletiyor ve bu da ham petrol olarak karşılığı ithal edilmiÅŸ benzinin çok büyük bölümünü kara borsa piyasaya kolayca aktarmalarına olanak veriyor.
BaÅŸkent Caracas, 5 yıldır aralıksız süren ekonomik krizin ve kıtlıkların ülkeyi yöneten elit tabakayı etkilememesi ve ülkedeki sefalet görüntülerinin dünyaya yansımaması için bir çok kısıtlamadan ayrık tutuluyordu. Ülkenin taÅŸrasında açlık ve iÅŸsizlik girdabındaki bir çok Venezuelalının Caracas’a göç etmenin yollarını aramasının sebebi buydu. Öyle ki Venezuela’nın Zaytung’u El Chigüire Bipolar, kentin bu ayrıcalığına, ‘’Maduro’dan dünyaya rest: Caracas Cumhuriyeti daha fazla Venezuelalı mülteci kabul etmeye devam edemez’’ baÅŸlıklı bir satirik haber yayınlayacaktı.
Ama bu kez kıtlık öyle derin bir dalga ile geldi ki baÅŸkent Caracas’ta bile benzin istasyonlarını uzun namlulu silahlarıyla komandolar korumaya baÅŸladı. Venezuela’nın son haftalarda yaÅŸadığı akaryakıt kıtlığının en çarpıcı görüntüsü ise ülkenin batı sınırındaki Zulia bölgesinde yaÅŸanıyor. Geçen yıla kadar kaçakçılar ucuz Venezuela benzinini sınırdan Kolombiya’ya kaçırırken, iki aydır Kolombiya’dan Venezuela’ya benzin kaçakçılığı yapıyorlar. Evet, kaçakçılar, dünyanın en büyük ham petrol rezervine sahip ülkesine kaçak benzin sokup muazzam kar ediyor.
Venezuela’nın, ülkeyi yakından takip edenlere bile yaÅŸattığı tek ÅŸaÅŸkınlık tabii ki bu deÄŸil. Yıllarca ‘sosyalizmin baÅŸarı öyküsü’ olarak pazarlanan Venezuela, son 8 ayda, ilginç bir ‘kapitalizm’ açılımına sahne oluyor. Maduro, rejimin 18 yıllık kamulaÅŸtırma politikasından radikal bir dönüÅŸ yaparak, yeniden özel sektörün önünü açmaya baÅŸladı. Çin’in 1979’dan sonra özel giriÅŸimlerin önünü açması devrimine atıfla kendilerine ‘tropik Çin’ benzetmesi bile yapıyorlar. Ancak 20 yıl boyunca sosyalizmin sadece en çürütücü yanlarını uygulamayı baÅŸaran Venezuela rejimi, kapitalizmin de sadece en sorunlu yönlerini uygulamak gibi bir baÅŸarı daha sergiliyor. ÖrneÄŸin, son bir yılda hızla palazlanan özel sektör gerçek bir özel sektör deÄŸil. ÇoÄŸunlukla generallerle ve parti ileri gelenleri ile irtibatlı imtiyazlı ÅŸirketler bunlar. Mafyanın ve organize suçun adı, ‘özel sektör’ konularak, krizden çıkılacağı umudu pompalanıyor. Gerçek bir özel sektör oluÅŸmasının ilk ÅŸartı olan, hukuksal güvence ve yargı bağımsızlığı ise mevcut rejimin asla sahip olamayacağı ÅŸeyler.
Venezuela’nın ironisi, benzin kıtlığı veya ‘sosyalist söylemli kapitalist uygulamalı’ devlet ile sınırlı deÄŸil. 15 yıl öncesine kadar Latin Amerika’da göçün bir numaralı hedef ülkesiyken, son yıllarda dünyaya en fazla mülteci gönderen ülke rekorunun sahibi olmakta Suriye ile yarışır duruma gelmesi de deÄŸil. Dünyanın en bereketli tarım ülkelerinden biri olarak son yıllarda kitlesel açlık yaÅŸayan bir ülkeye dönüÅŸmüÅŸ olması veya dünyanın en büyük nehirlerinden bazılarına ve sulak arazilerine raÄŸmen su kıtlığı yaÅŸanmasıyla da sınırlı deÄŸil ironisi.
Venezuela’nın bugünlerde belki de en büyük ironisi, yıllarca, ‘ÅŸeytan imparatorluÄŸu’ ve onun parasının egemenliÄŸi ile savaÅŸtığını iddia eden rejimin, Amerikan dolarını, ülkenin fiili parası getirmiÅŸ olması.
Venezeula’nın, birbirinin meÅŸruiyetini kabul etmeyen iki Meclisi, birbirinin meÅŸruiyetini kabul etmeyen iki devlet baÅŸkanı olması yetmezmiÅŸ gibi, artık iki de parası var. Resmi para hala ‘Bolivar’. Bu resmi para, devletin sübvanse ettiÄŸi bazı harcamalarda hala geçerli. ÖrneÄŸin metro biletleri hala Bolivar olarak ucuza satılıyor. MaaÅŸlar da hakeza Bolivar olarak ödeniyor. Günlerce kuyruk beklemeyi göze alırsanız, benzini de aynı ÅŸekilde Bolivar ile ucuza alabilirsiniz.
Ama Venezuela’da dondurma almaktan araba tamirine kadar günlük alışveriÅŸin, ticaretin neredeyse üçte ikisi artık Amerikan Doları ile yapılıyor. 2019 Ekiminden beri buna gayri resmi devlet politikası olarak izin veriliyor. Maduro, Aralık ayında bir televizyon programında, ‘’Dolarizasyon sürecini kötü bir ÅŸey olarak görmüyorum. Dolar için tanrıya ÅŸükürler olsun. İyi ki var.’’ ÅŸeklinde konuÅŸabildi. Aynı Maduro, 1 yıl öncesine kadar sırf dolarla alışveriÅŸ yapanları veya bunu çözüm olarak savunanları ‘terörist’ olarak yaftalayıp hapse tıkıyordu.
Aslında, dolarizasyon, ulusal parası çökmüÅŸ, hiper enflasyon girdabına kapılmış ülkeler için, pragmatik bir çözüm. Bir tür ‘nükleer seçenek’. Yani son çıkış umudu. ÖrneÄŸin 1999’da ekonomisi uçurumun kenarına gelen Ekvador, 2000 yılında Amerikan dolarını ülkenin resmi tedavül aracı haline getirdikten sonra enflasyonu hızla kontrol altına alabildi. Dolarizasyondan sonra Ekvador’da yıllar boyunca vergilerde hiçbir artış yapılmadı. Bu da diÄŸer bir çok göstergedeki eksikliÄŸe raÄŸmen, Ekvador ekonomisine ve çarşı pazarın görece istikrar getirdi. El Salvador ve Panama da aynı yolu izleyerek, ülkede tamamı ile Amerikan Doları kullanımına geçecekti.
Ama, son altı ayda aynı politikaya ‘defacto’ yönelen iki ülke, ideolojik kimlikleri nedeniyle, herkesin kaÅŸlarını kaldırmasına neden oldu. Küba da müttefiki ve komÅŸusu Venezuela gibi son aylarda ekonomisini Amerikan dolarına açmaya baÅŸladı. Küba devletine ait bir çok ÅŸirket artık bütün ödemeleri sadece Amerikan doları ile yapıyor. Birçok uzmana göre, rejimi ağır krizde ayakta tutma amaçlı bu pragmatik adımlar, ‘hukukla desteklenmediÄŸi’ için, ekonomik krize çözüm getirmeyeceÄŸi gibi, Küba Peso’sunun tamamen çökmesi ile sonuçlanacak.
Tıpkı ‘Bolivar’ın yaÅŸadığı gibi. 1879’dan beri yani 141 yıldır Venezuela’nın milli parası olan Bolivar’ın halen tedavüldeki en eski paralardan biri olarak belli bir ağırlığı vardı. Ve ironik olarak, bu milli para, Venezuela tarihinin en fazla ‘yerli milli’ propagandası yapan hükümetinin elinde, sadece 18 yılda tamamen yok oluÅŸun eÅŸiÄŸine geldi.
Venezuela ulusal parasının dünyanın en deÄŸersiz parasına dönüÅŸmesinin tek sorumlusu tabii ki mevcut devlet baÅŸkanı Maduro deÄŸil. Bolivar, deÄŸerini daha Hugo Chavez döneminde kaybetmeye baÅŸlamıştı zaten. Sadece Chavez döneminde 7 kez devalüasyon yapıldı. Her devalüasyonda da, ‘’dünyada yeni bir çaÄŸ baÅŸladığı’’, ‘’Bolivar rejiminin ekonomik ÅŸahlanışına baÅŸladığı’’, ‘’Venezuela’nın ekonomik ÅŸahlanışının ABD’nin ve küresel kapitalizmin korkudan titrettiÄŸi’’ gibi içi boÅŸ hamasi propagandalarla…
Bununla beraber Chavezli yıllarda, ekonomik gerileme ve ulusal paranın deÄŸerinin düÅŸmesine raÄŸmen, Bolivaryan rejim yine de bir baÅŸarı öyküsü imajı çizebiliyordu. Chavez’in iktidara gelmesinden itibaren ilk sekiz yıllık iktidarında kolayca fonladığı sosyal programlarla yalancı ekonomik baÅŸarı baÅŸarısı çizebilmesinde temel faktör, ham petrol fiyatlarının aynı sekiz yılda 90 kat yükselmesiydi. Ülkeye dışarıdan müthiÅŸ bir petrol geliri akmaya baÅŸlamıştı. Sadece Chavez’in ilk 12 yılında 1 trilyon dolarlık petrol geliri elde edildi. Dolayısıyla aynı dönemde çok kolay kredi de bulunabiliyordu. Ve bu astronomik gelirler, çoÄŸu hiçbir üretim yapmayacak tesislere, binalara, inÅŸaata yatırıldı. Yargının bağımsızlığının tırpanlanması ve muhalif medyanın susturulmasıyla Chavez ve bütün hükümet aygıtı kadrosu, her türlü denetim karşısında dokunulamaz oldu. Bu da ülkede yolsuzluÄŸu ve büyük bir organize soygunu tetikledi.
Bolivar rejiminin kendi ‘burjuva’ sınıfı oluÅŸtu. Venezuela’daki adıyla ‘Boligarklar’.
Ama aynı günlerde, Chavez, ABD’nin yoksul mahallelerinde çok ucuza benzin dağıtımı yaparak, ‘’büyük bir lider olarak dünyanın süper gücünün yoksullarına bile el uzattığı’’ propagandası yapıyordu. Latin Amerika’da bir çok ülkede benzeri propagandalara milyarlarca dolar harcanıyordu.
Gerçekte ise Venezuela’da hiçbir ekonomik baÅŸarı söz konusu deÄŸildi. Aksine, ülkede, milli parayı, ekonomiyi, üretimi ve tarımı kısa sürede öldüreceÄŸi kesin bir çok politika, sırf Chavez’in otoritesini daha da pekiÅŸtireceÄŸi için ardı ardına uygulamaya sokuluyordu. Chavez’e sadık kiÅŸilerin elinde olan ithalat tekeli oluÅŸturuldu. Ülke içinde devletten bağımsız hiçbir ekonomik odak kalmaması için özel sektör üretimi, tarım üreticiliÄŸi öldürüldü. O yıllarda Venezuela dostu bir çok bağımsız gözlemci bile, bu politikaların orta ve uzun vadede sonuçlarını öngörerek, ‘Venezuela ekonomisi çok ciddi bir uçurma gidiyor’ diye yazdığında, ‘sosyalizm karşıtlığı’ veya ‘Amerikan propagandası’ ithamıyla yüzleÅŸmek zorunda kalıyordu.
Chavez iktidara geldiÄŸinde 1 Amerikan doları 577 Bolivar’dı. 2003 yılında Dolar, 1600 Bolivar’a yükselecekti. Ekonominin gerçeklerini deÄŸiÅŸtiremeyeceÄŸini gören Chavez, her otoriter gibi istatistikleri deÄŸiÅŸtirme yoluna gitti. Döviz kuruna resmi kontrol uygulamasına geçti. Buna raÄŸmen, 2007’de resmi kurla bile 1 dolar almak için 2150 Bolivar’a ihtiyaç vardı. Aynı yıl, karaborsada ise 1 Dolar için 6000 bin Bolivar’a ihtiyaç vardı.
Bolivaryan rejim, 2008 başında paradan beÅŸ sıfır atarak milli paranın adını da ‘Güçlü Bolivar (Bolivar Fuerte)’ olarak deÄŸiÅŸtirdi. Eskisinden çok daha deÄŸersiz olan yeni Bolivar’a, ‘güçlü’ adı verilmesi ise, otoriter rejimlerin Orwellian taktiklerine uygun bir tercihti. 1 Ocak 2008’de piyasaya sürülen Güçlü Bolivar ile ‘’Emperyalizmin bir kez daha yenilgiye uÄŸratıldığı’’, ‘’Venezuela’nın büyük ÅŸahlanışının baÅŸladığı’’ ilan ediliyordu. O gün, 1 Dolar, 2,5 Güçlü Bolivar ediyordu. Rakam kozmetik operasyonla düÅŸürülmüÅŸtü ama ekonomik gerçek olduÄŸu yerde duruyordu. Chavez ölmeden hemen önce 2013 Åžubatında yüzde 32 devalüasyon daha yapıldı. Ancak bu da günü ve görüntüyü kurtarmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramayacaktı.
Aslında Chavez’in son yıllarında bir çok destekçisi de bir ÅŸeylerin yanlış gittiÄŸinin farkındaydı. Ama öylesine bir ‘lider kültü’ etkisi altına girmiÅŸlerdi ki, Chavez’den habersiz kimsenin kuÅŸ uçuramayacağı ülkede bütün hataları, Chavez’in etrafındaki insanlara yıkıyorlardı. 2011’de Caracas duvarlarına Chavez destekçilerinin yazdığı, “bajo el gobierno, viva Chávez(kahrolsun hükümet, yaÅŸasın Chavez)” sloganı, bu zavallıca bakışın tipik bir örneÄŸiydi.
Maduro döneminde, 2016 Kasımında yüksek enflasyon, hiper enflasyona dönüÅŸtü ve ‘Güçlü Bolivar da solunum yetmezliÄŸi çekmeye baÅŸladı. 5 Åžubat 2018’de Venezuela Merkez Bankası yüzde 99,6 devalüasyon kararı aldı ve resmi kurda 1 Amerikan doları, 25000 Güçlü Bolivar’a yükseltildi. Sadece 6 ay sonra resmi kurda 1 dolar, 250000 Güçlü Bolivar’a ulaÅŸacaktı. Ekonominin halini olduÄŸu gibi yansıtan serbest piyasada ise aynı ay, 1 dolar, 4,000,000 Güçlü Bolivar ediyordu. ‘Güçlü Bolivar’ resmen dünyanın en deÄŸersiz parası haline gelmiÅŸti.
Bolivar banknotları, neredeyse para olmaktan bile çıkacak hale geldi. İnsanlar, Bolivar banknotları ile çanta, hediyelik eÅŸya yapıp satarak, gerçek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu.
20 AÄŸustos 2018 günü, yeniden Bolivar’dan beÅŸ sıfır atılarak, milli paranın adı bir kez daha deÄŸiÅŸtirildi. Bu kez ‘Güçlü Bolivar’ın yerine, ‘Bolivar Soberano’ yani Egemen Bolivar piyasaya sürüldü. 1 Egemen Bolivar, 100,000 Güçlü Bolivar ediyordu. Bir kez daha, ‘’zor günlerin geride kaldığı’’, ‘’ekonomik saldırının püskürtüldüÄŸü’’, ‘’Amerikan emperyalizmine ÅŸamar atıldığı’’ ve ‘’Venezuela’nın önlenemez ekonomik ÅŸahlanışının’’ baÅŸladığı resmi propagandasıyla birlikte…
O günkü resmi kura göre 1 dolar 60 Egemen Bolivar olarak belirlendi. Aynı yıl AÄŸustos ayı dolmadan, 1 dolar, 87 Egemen Bolivar’a; Ekim başında 100 Egemen Bolivar’a; 2019 Ocak ayı başında 1000 Egemen Bolivar’a; 2019 Temmuz ayında ise 10,000 Egemen Bolivar’a yükseldi. 2019 Aralık ayında 50,000 Egemen Bolivar seviyesine çıkan Amerikan doları, 2020 Nisan ayında 90,000 Egemen Bolivar’dı artık.
2019 baÅŸlarken bir kahveyi 450 Egemen Bolivar’a alabilen Venezuela halkı, 2019 sonunda aynı kahveyi ancak 30,000 Egemen Bolivar ile satın alabilir hale geldi. Aynı yılın başında ve sonunda deÄŸiÅŸmeyen tek ÅŸey ise, hükümetin, ‘ekonomik ÅŸahlanmamız baÅŸladı’, ‘küresel güçlere büyük ÅŸamar atıyoruz’ türünden hamaset propagandasıydı.
Yani, Chavez’in iktidara geldiÄŸi 1998’de 1 dolar 577 Bolivar iken, 20 yıllık iktidar sonunda bugün, eÄŸer aradaki devalüasyonlar ve iki kez ‘sıfır atmalar’ olmasaydı, 1 dolar tam 6,000,000,000,000 Bolivar seviyesine gelmiÅŸ durumda. Yazıyla, ‘altı trilyon Bolivar’…
Ancak 2019 yılı içinde çarşı-pazar, hiper enflasyona karşı kendi çözümünü geliÅŸtirdi. Gizlice dolar ile alışveriÅŸ yapılmaya baÅŸlandı. Çünkü, o günlerde rejim, Dolar ile alışveriÅŸ yapanları, ‘ülkeye ekonomik darbenin iÅŸbirlikçileri’, ‘ülkeye ekonomik saldırı yapan teröristler’ ÅŸeklinde suçlayarak, terörle yargılayıp hapse atıyordu. 2019 ortalarına kadar dolarla alışveriÅŸ gizli yapılırken, rejim, Ekim ayından itibaren Venezuela halkını dolarla alışveriÅŸ yapmaya kendisi de teÅŸvik etmeye baÅŸladı.
Åžimdi, Venezuela’daki hemen her kurum gibi, Amerikan doları da iki arada bir derede statüye sahip. Yani tek bir kiÅŸinin keyfine ve alacağı karara bakıyor. Devlet baÅŸkanı Maduro, Amerikan dolarının kullanımını televizyondan selamlıyor, ama yürürlükteki yasalara göre hala yasak. Bir dükkan sahibi, ‘’Devlet ÅŸimdilik görmezden geliyor. Ne zaman fikrini deÄŸiÅŸtirir onu da bilmiyoruz. Hepimiz, firari köleler gibi boÄŸazımızda bir zincirle dolaşıyoruz’’ ÅŸeklinde özetliyor durumlarını.
Halk ve çarşı pazar Amerikan doları kullanırken, Amerikan ambargosu nedeniyle, hükümet ve petrol ÅŸirketi PDVSA ise Çin ‘Yuan’ını kullanıyor. Hatta devlet, ülke içindeki bazı resmi ödemelerini ‘yuan’ olarak yapmaya baÅŸladı. Devlet de ‘Bolivar’dan umudunu kesmiÅŸ gibi.
Dolarizasyon, Ekvador ve El Salvador’daki gibi resmen kabul edilip uygulanmadığı için, Venezuelalılar ellerindeki Bolivarları götürüp bankalarda dolarla deÄŸiÅŸtiremiyor. Venezuela bankaları da dolar hesabı açmıyor. Dolayısıyla herkes dolarları evinde saklıyor. Venezuelalı eski bir hukukçu, ‘’Bugünlerde herkes Pablo Escobar gibi… Parasını evinde istifliyor’’ ÅŸeklinde anlatıyor manzarayı. Dükkanlar ve evler nakit deposu haline geldikçe, soygun, gasp, rehin alma gibi suçlarda da yeni bir artış yaÅŸanıyor.
Dolarizasyonun en büyük kazananı ise, son 20 yıldır uygulanan bütün ekonomi politikalarında olduÄŸu gibi, rejiminin lüks bir yaÅŸam süren elit tabakası. Amerikan ambargosu nedeniyle ellerinde fazlasıyla birikmiÅŸ dolarları yurtdışında kolayca harcayamayan bu elit tabaka, artık serbest alanda da lüks ihtiyaçlarını karşılamaya baÅŸlayınca, son aylarda Caracas’ta ekonomik bir canlanma bile görülmeye baÅŸladı. ÖrneÄŸin, Caracas’ta Åžubat ayında yapılan müzik festivalinin giriÅŸ bileti 70 dolardı. Bu fiyat, ülkedeki asgari aylık maaşın tam 14 katına denk geliyor. Festivalde satılan hamburgerin bir tanesinin fiyatı 12 dolardı ki bu da asgari aylık maaşın 1,5 katı.
Atlantic dergisinden Anne Applebaum, geçtiÄŸimiz aylarda bulunduÄŸu Caracas’ta, kahvaltılık mısır gevreÄŸinden, ketçaba bir çok ithal gıda ürünün yeniden market raflarına döndüÄŸünü gözlemleyecekti. Tabii ki bu ürünleri de Venezuela parası Bolivar ile hayatta kalmaya çalışan geniÅŸ yığınlar deÄŸil, dolara eriÅŸimi olanlar satın alabiliyor. Applebaum’un konuÅŸtuÄŸu Venezuelalı akademisyenlerden biri, bir alışveriÅŸ merkezinde, rejim eliti bir kadının, özel tasarım bir ceket için çantasından 3000 bin dolar nakit para çıkarıp ödeme yaptığına hayretle tanık olduÄŸunu aktarıyor.
Bununla beraber dolarizasyon, aynı zamanda, bazı üyeleri yurt dışında olan milyonlarca Venezuelalı için de, yurt dışında gönderilen dolarları artık dolar olarak serbestçe harcama ve böylece sıkıntılarını biraz giderme fırsatı verdi. Ülkede, yurtdışındaki aile üyelerinden dolar yardımı alan hane oranının yüzde 40 olduÄŸu tahmin ediliyor. Venezuela’ya bu ÅŸekilde gönderilen yıllık 4 milyar dolar, çarşı pazar ekonomisinin hala dönmesinin en temel kaynağı. Koronavirüs salgını nedeniyle bu da son iki ayda çok ciddi oranda durmuÅŸ durumda.
Ama bu hukuksuz denetimsiz, kapitalist soslu, sosyalist söylemli yeni ekonominin çok acımasız bir ‘’detayı’’ daha var; Dolara hiçbir eriÅŸimi olmayan yoksul yüzde 50’yi tamamen dışlaması. ÖrneÄŸin maaÅŸlar ve emekli maaÅŸları hala Egemen Bolivar olarak ödeniyor. Mayıs ayı başı itibarı ile bir aylık maaÅŸ 5 dolar civarında. Yani dolarizasyon, dolar alma imkanı olmayan milyonlarca Venezuelalı için çok daha korkunç bir açlık ve sefalet demek. Dolarizasyonla birlikte ise, saÄŸanak yaÄŸmur altında, ÅŸemsiyesi olanlar ile hiçbir ÅŸemsiyesi olmayanlar arasındaki fark gibi yeni bir fark daha oluÅŸmuÅŸ oldu.
Öyle görünüyor ki Bolivarcı devrim, 20 yıldır en büyük iddiası olan ‘yoksul yüzde 50’nin sesi olma’ iddiasından artık resmen de vazgeçmiÅŸ durumda. Chavez, iktidarı boyunca hep, ‘milletin fakirlerinin babası’ imajı çizmeye özen gösterdi. 20 yıldır uygulanan politikalara ve istatistiklere bakıldığında ise, ne Chavez’in, ne de Maduro’nun hiçbir zaman gerçekte, yoksul insanların sorunlarını kökten çözmek gibi bir kaygıya sahip olmadıkları görülebiliyor. Bu yoksul yığınları, iktidarlarını ayakta tutacak politik bir aygıta dönüÅŸtürecek dilenci programların ötesine hiç geçmediler. Bugün Venezuela halkının yüzde 80’i devletin yapacağı sosyal yardımlar ve dağıttığı gıda paketleriyle yaÅŸamını sürdürebiliyor. Yardımlar, partinin, ‘Mahalli Tedarik Komiteleri’ aracılığı ile dağıtılıyor. İnsanlar açlığı ve yoksulluÄŸu sürdükçe, devlet otoritesinin ve liderin gücü arttı. Sıradan bir Venezuela vatandaşı, ÅŸahsiyet, refah, özgürlük sahibi olmaktan oldukça uzak. Venezuela halkı, devlet ve memurları karşısında tarihlerinin çok azında bu kadar güçsüz ve korunaksız oldu. Bugün, Maduro’nun en küçük memuruna, bir sokak bekçisine bile yan bakmak, bir Venezuelalı yoksulun hayatını mahvetmeye yeter.
Venezuelalı ekonomi profesörü Ramiro Molina, New York Times’a verdiÄŸi bir demeçte, resmi açıklamalardaki retorik ile sokaktaki gerçek hayat arasındaki farkı, ‘’Ayakta kalma içgüdüsü açık ki rejimi pragmatik adımlar atmaya mecbur ediyor. Sadece lafta sosyalistler artık’’ ÅŸeklinde yorumluyor. Bu yöneliÅŸe doÄŸal olarak Maduro’nun kendi partisinde de homurtular yükselmeye baÅŸladı. Chavez döneminin devlet baÅŸkan yardımcısı ve halen Maduro’nun sosyalist partisinin yönetim kurulu üyesi Elias Jaua, geçenlerde ‘’Bu vahÅŸi kapitalizm politikaları, yılların mücadelesini siliyor’’ ÅŸeklinde konuÅŸarak rahatsızlığını açıkça dillendirdi.
Venezuela’nın düÅŸtüÄŸü durum, Donald Trump’ın bugünlerde sıkça vurguladığı gibi basitçe, ‘sosyalizmin yenilgisi’ veya ‘Amerikan kapitalizminin haklı çıkması’ ÅŸeklinde genel geçer ideolojik bir açıklamayla izah edilemez. Anayasal düzen, hukuk devleti, basın özgürlüÄŸü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı gibi bir devleti bir mafya organizasyonunda ayıran temel unsurların yıkılışı, ekonomik çöküntünün temel nedeni. Bu açıdan, sosyalist Maduro ile kapitalist Trump iki farklı kutbu deÄŸil aynı çizgiyi temsil ediyorlar.
Venezuela, kendi tercihleri, politikaları, fantezileri ve hamaset ekonomisi ile, girdiÄŸi bir yolun kaçınılmaz hezimetini yaşıyor. İdeoloji başından beri hep lafta ve göstermelikti. Venezuela’da her hangi bir politika takip edecek bir ‘devlet düzeni’, zaten çok uzun süredir yok. Venezuelalı yazar Moisés Naím, Venezuela’nın mevcut politik sistemini, ‘’Başında mafya babası olarak devlet baÅŸkanının bulunduÄŸu, organize suç örgütlerinin gevÅŸek bir konfederasyonu’’ ÅŸeklinde tanımlıyor. Venezuela ordusu, narkotik ve insan kaçaklığının dünyadaki en önemli mafya kollarından birini yönetiyor.
Chavez’in maliye bakanlıklarını yapan Hector Navarro ve Jorge Giordani, ülkenin 1 trilyon dolarlık petrol gelirinin en az 300 milyar dolarının, döviz kuru kontrol mekanizmaları içinde ‘kaybedilerek’, birilerinin cebine gittiÄŸini ifÅŸa ederek, soruÅŸturma istediler örneÄŸin. Tabii ki, böylesi bir soruÅŸturmayı yapabilecek mercileri, kendi dönemlerinde yok ettiklerini unutarak…
Chavez, 2004’te Yüksek Mahkeme’yi sadıklarıyla doldurarak, ülkede hukuksal güvenliÄŸi yok etti. Yargıç bağımsızlığını ortadan kaldırdı. Yargıçlığa atananlar, rejimin, disiplin subayları olarak iÅŸ görüyor. Chavez, seçim sistemini ve organlarını, kendisinin kolayca hile yapabileceÄŸi ve muhalefetin kazanmasını oldukça zorlaÅŸtıracak ÅŸekilde yeniden düzenlemiÅŸti. Maduro döneminde ise, ‘seçim’ diye bir ÅŸey kalmadı. Sıradan vatandaşı otoriter bir rejime karşı koruyacak bütün hak ve özgürlükler, ‘Batı komplosunun araçları’ olarak gösterilerek tırpanladı. ‘İnsan hakları’, ‘’küresel düzenin hegemonyasının ideolojik vasıtası’’ olarak nitelendirildi.
Devletteki çarpıklıkları, ÅŸüpheli hareketleri, harcamaları sorgulayabilecek eleÅŸtirel medya ortadan kaldırıldı. En ufak olumsuzluÄŸu ifÅŸa edebilecek her gazeteci ve medya kurumu susturuldu. ‘Muhalif gazeteci’ kontenjanında sadece, rejimin önemsiz isimlerinin veya ifÅŸası rejimin kudretlilerine zarar vermeyecek kiÅŸi ve gruplara iliÅŸkin önemsiz yolsuzlukları yazabilen bir kaç kiÅŸi bırakıldı. Dış politikadan, ekonomiye kadar her alanda uzmanların itibarı yerle bir edildi. Halkın onlara kulak vermemesi için gözden düÅŸürüldüler. Anayasal düzen yok edildi. Yukarıdan gelen talimatın anayasa gücünde olduÄŸu bir talimat sistemi kuruldu.
Son yıllarda, yargısız infazlara kadar vardırıldı iÅŸ. 2017’de ‘terörle mücadele’ amacıyla kurulan ve Özel Harekat Gücü (FAES) adı verilen özel yetkili denetimsiz güvenlik birimi, protestolara katılanları kaçırmaya veya yargısız infaz etmeye baÅŸladı. Ülkedeki ÅŸiddet olaylarını gözlemlemek ve azaltılmasına yardım amacıyla kurulan tarafsız Mi Convive (Ortak YaÅŸam) adlı organizasyonun verilerine göre 2017 Mayıs ile 2019 Aralık ayı arasında sadece baÅŸkent Caracas’ta 1271 kiÅŸi, bu güç ve bu güce baÄŸlı paramiliter gruplarca yargısız ÅŸekilde infaz edildi. BirleÅŸmiÅŸ Milletler İnsan Hakları KomiserliÄŸinin raporuna göre ise, FAES ve diÄŸer güvenlik güçleri, 2018 Ocak ayı ile 2019 Mayıs ayı arasında 6800 Venezuelalı’yı öldürdü.
Rejimin, Venezuela’yı içine soktuÄŸu girdaptan çıkarması mümkün deÄŸil. Hukuka ve anayasal düzene geri dönmesi kendisi için bir intihar demek. Venezuela rejiminin tek amacı, iktidarını sürdürmek. Ve bunun için yapabileceÄŸi tek bir ÅŸey var: Halkın dikkatini dağıtmak. Halkın, gerçek sorunları ve bunların gerçek nedenlerini görmesini mümkün olduÄŸunca engellemeye devam etmek. Bir yandan, ‘ÅŸahaneyiz’, ‘dünyaya meydan okuyoruz’, ‘bütün dünya baÅŸkanımızı ve baÅŸarılarını konuÅŸuyor’, ‘gariban halkımızı en müreffeh günlerini yaşıyor’ gibi peri masallarıyla, bir yandan da ‘cambaza bak’ oyunlarıyla, komplo teorileriyle veya kutuplaÅŸtırmayı derinleÅŸtirecek sosyal provokasyonlarla, halkın dikkatini ‘gerçek hayattan’ sürekli uzaklaÅŸtırmak.
Bunda Chavez ÅŸüphesiz Maduro’dan çok daha baÅŸarılıydı. Ekonomi kötüye giderken, Chavez, durmadan polemik yaratacak çıkışlarda bulunuyor, 4-5 saat süren televizyon konuÅŸmaları yapıyor, her gün Amerikan baÅŸkanlarına küfrediyor, bisiklet, tank, helikopter sürüyor ve böylece ülkenin ve halkın ekonomik durumu yerine sürekli ÅŸahsını konuÅŸturup gündem yapıyordu.
ÇoÄŸunun gerçeklikleri ÅŸüpheli yüzlerce suikast ve darbe teÅŸebbüsü iddiası, Rusya ile nükleer anlaÅŸma (sonradan iptal oldu), Simon Bolivar’ın suikaste kurban gittiÄŸini görmek için mezarını açtırma tartışmaları, konuklarını abartılı övgüleri veya kameralar önündeki aÅŸağılamaları, canlı yayında bakanlarını kovmaları, özel mülklere, ÅŸirketlere el koyduÄŸunu ilan etmeleri, halkın dikkatini dağıtmak için kullandığı yöntemlerden bazısıydı.
‘Comandante’ kitabının yazarı ve Guadian muhabiri Rory Carroll, Guardian’ın Latin Amerika muhabiri olarak 2007 yılında ‘Alo Presidente’ televizyon ÅŸovuna yabancı gazeteci kontenjanından dahil edildiÄŸinde bu ‘oyunculuÄŸun’ birinci dereceden tanığı olacaktı. Carroll, Chavez’e, o günlerde gündeme getirdiÄŸi, ‘devlet baÅŸkanlığında iki dönem sınırlamasının kaldırılması’ düzenlemesinin, otoriterlik riski doÄŸurup doÄŸurmayacağını sorduÄŸunda aldığı karşılığı ÅŸu ÅŸekilde anlatıyor:
‘’Chavez, önce durdu ve bana bu ne küstahlık der gibi dik dik baktı. Ardından, beni ve sorumu, Avrupa’nın iki yüzlülüÄŸü, medyası, sömürgeciliÄŸi, köleliÄŸi, soykırımcılığı üzerine azarlamak için bir bahaneye dönüÅŸtürdü. Ve köle olarak yaÅŸamaktansa bağımsız ölmeyi tercih ederiz dedi. Orada da durmadı. Saydırdıkça saydırdı. Kolomb, Kraliçe Elizabeth, George Bush… Nafile bir ÅŸekilde İrlandalı ve Cumhuriyetçi olduÄŸumu, Avrupa monarÅŸileriyle bir ilgim olmadığını söylemeye çalıştım. Daha da parladı. Bu uzun bir nutuÄŸu daha tetikledi. Ama hepsi soruma cevap vermemek için bir tiyatro performansıydı. Yayın durduktan sonra toparlanırken BaÅŸkan Chavez yanıma gelip gülümseyerek tokalaÅŸtı. Beni sadece ÅŸamar oÄŸlanı olarak kullanmıştı. Åžahsi almama gerek yokmuÅŸ. Öyle söyledi. Nihayetinde bir televizyon ÅŸovuydu sadece.’’
Hukukun, basın özgürlüÄŸünün, anayasal düzenin yıkıldığı ülkelerde hayat, tek adamın ‘nihayetinde’ televizyon veya Twitter ÅŸovuna dönüÅŸür. Bunu kanıksayan toplumu olan bir ülkede, yıllarca ‘dolar’ kelimesini küfür olarak kullanan liderin, bir sabah canlı yayında, ‘dolar için tanrıya ÅŸükretmesi’ de normal hale gelir. Açlık ise, bir ÅŸov deÄŸil, gerçek.