YARIN 19 MAYIS

HULKİ CEVİZOÄžLU'NUN 3 GÜNLÜK YAZI DİZİSİNDEN ÖZETLENMİŞTİR.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluÅŸuna giden, Osmanlı'nın küllerinden bir ulus inÅŸa eden ve milli mücadelenin "örgütlü" ilk kıvılcımının atıldığı günün 100. yıldönümü!

Atatürk'ün, "Benim doÄŸum günüm" diyerek Türkiye'nin doÄŸuÅŸu ile kendisini özdeÅŸleÅŸtirdiÄŸi 19 Mayıs'ın 100. yılı.

Eskiden baÅŸbakanların, bazı partilerin genel baÅŸkanlarının aniden hastalandığı, Anıtkabir'e gitmedikleri, katılmadıkları törenlere isyanın yıldönümü…

Tören alanlarından okul bahçelerine, sınıflara kovalanan, sıkıştırılan ve "kıstırılan" yıldönümlerine direniÅŸin yıldönümü…

Mutlu ve kutlu bir gün.

Atatürk'ün "Asla ÅŸüphem yoktur ki, TürklüÄŸün unutulmuÅŸ büyük medenî vasfı, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneÅŸ gibi doÄŸacaktır" dediÄŸi günlerin 100. yıldönümü.

Atatürk'ün "Türk çocuÄŸu atalarını tanıdıkça daha büyük iÅŸler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır" dediÄŸi günlerin 100. yıldönümü.

Anadolu'nun yeniden TürkleÅŸtiÄŸi 1071'in 948. yıldönümü

Atatürk'ün "Bu memleket dünyanın beklediÄŸi, asla ümit etmediÄŸi bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine yüksek sahne oldu" dediÄŸi günlerin 100. yıldönümü.

Atatürk'ün "Bu sahne, 7 bin senelik en aÅŸağı bir Türk beÅŸiÄŸidir" dediÄŸi;

"BeÅŸiÄŸi tabiatın rüzgârları salladı, beÅŸiÄŸin içindeki çocuk tabiatın yaÄŸmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın ÅŸimÅŸeklerinden,  yıldırımlarından,  kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası tanıdı, onların oÄŸlu oldu" dediÄŸi;

"Bir gün, o tabiat çocuÄŸu tabiat oldu, ÅŸimÅŸek, yıldırım, güneÅŸ oldu, Türk oldu. Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneÅŸtir" dediÄŸi günlerin 100. yıldönümü.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, dünya siyasetinin ana rahmine düÅŸtüÄŸü günün 100. yıldönümü. (Türkiye Cumhuriyeti'nin Regaip gecesi!)

Ve, bazı kiÅŸiler tarafından baÅŸkentimizin, milli marşımızın içinde bulunduÄŸu "Anayasa'nın deÄŸiÅŸtirilmesi teklif dahi edilemez" ilk üç maddesinin deÄŸiÅŸtirilmek istendiÄŸi günlere direniÅŸin yıldönümü.

Yani, "Atatürk'e ait ne varsa yok edilmek" istenilen günlere direniÅŸin yıldönümü. 

19 MAYIS’A DOÄžRU:

İŞGAL BAŞLIYOR... HALK SESSİZCE SEYREDİYOR..

15 Mayıs 1919 PerÅŸembe.. Atatürk'ün Samsun'a çıkmasından dört gün önce, güzel yurdumuzun incilerinden İzmir iÅŸgal ediliyor. Halk sessiz ve üzgün seyrediyor. Kolordu Komutanı Ali Nadir PaÅŸa'nın "mukavemet edilmemesi" emri yüzünden Türk kuvvetleri kışlalarına çekildiler. İngiliz, Fransız, Yunan bahriye silâhendazları (deniz piyadeleri) öÄŸleden sonra, mevkii müstahkemleri (savunma tesislerini), kaleleri iÅŸgal ediyorlar.

GÜNLERDEN BERİ İzmir limanında toplanmakta olan yabancı harp gemilerinden öÄŸleden sonra bahriye silâhendazları (deniz piyadeleri) indiler ve kentin çeÅŸitli noktalarını iÅŸgal ettiler. İngiliz birlikleri, Karaburun ve Uzunada tarafını, Fransız kuvvetleri Urla ve Foçalar'ı, Yunan müfrezeleri de Yenikale'yi kontrolleri altına aldı.

Halk sokaklara, kordon boyuna yayılarak sessizlik içinde bu iÅŸgali seyretti. Yıllarca bu ülkenin ekmeÄŸini yiyen, para kazanan ÅŸehirdeki Rumlar ise, ÅŸenlikler yaptılar ve karaya çıkan Yunan silâhendazlarını büyük gösterilerle karşıladılar.

HÜKÜMET: "İŞGALE İNANMAYIN!"

HARBİYE NAZIRI Åžakir PaÅŸa, "Bu gibi ÅŸayialara (söylentilere) ehemmiyet vermeyin" açıklamasını yapıyor!.

SABAH SAATLERİNDE, 17.Kolordu Kumandanı Ali Nadir PaÅŸa, Harbiye Nezareti'ne (Savunma Bakanlığı'na) telgraf çekti. Komutanın telgrafından anlaşıldığına göre, resmi iÅŸgal, İstanbul Hükümeti tarafından komutana bildirilmedi. Yunan İşgal Komutanı ise, son dakikada tebligatta bulundu. Buna raÄŸmen, Hükümetten bilgi verilmediÄŸi için, komutan kararsız. 

İşgalcilerle "iÅŸbirliÄŸi" içindeki İstanbul Hükümeti, kendi ordusunun komutanını aldatıyor. Komutan da, basiretsiz ve aldanma eÄŸiliminde.

Ali Nadir PaÅŸa, telgrafında, "halktan duyduklarına dayanarak", ÅŸöyle diyor:

"Halk arasındaki ÅŸayialara (söylentilere) göre, İzmir'in Yunan kıtaları tarafından iÅŸgal edileceÄŸi, yahut Yunanistan'dan daha evvel İzmir'e getirilmiÅŸ bulunan Yunan Kızılhaç ekiplerinin, el altından yerli Rumlar'dan teÅŸkil edip silahlandırdığı kuvvetler tarafından, içeriden iÅŸgal altına alınacağı ihtimali vardır."

Komutan, iÅŸgal karşısında nasıl hareket edeceÄŸini Bakanlığa sorarak, çok acele emir bekliyor. Fakat, Harbiye Nezareti İzmir'i savunacak olan komutana hiçbir cevap vermiyor!

O sırada, Midilli limanında bekleyen Averof Zırhlısı'nda, Yunan 1. İşgal Tümeni Komutanı Albay Zafiryo, son önlemlerini yazılı emre döküyordu:

"Türk mukavemetine (direniÅŸine) imkan bırakmamak için İzmir'in etrafı süratle abluka (kuÅŸatma) altına alınacaktır. Yabancı unsurların kent içinde kargaÅŸalık çıkarmalarına imkan bırakılmayacaktır. Kent içinde meydana gelecek direniÅŸleri kırmak için, Türk ve Rum mahalleleri birbirlerinden tecrit edilecektir."

İşgalin planı, sabah saatlerinde Amiral Kaltorp'un baÅŸkanlığında yapılan bir toplantıda kararlaÅŸtırılmış ve saat 09.00'da, Kolordu Kumandanı Ali Nadir PaÅŸa ile Vali Kambur İzzet'e bir nota ile iÅŸgal tebliÄŸ  edilmiÅŸti.  

MUSTAFA KEMAL ise, bu arada, NiÅŸantaşı'nda Sadrazam Damat Ferit PaÅŸa'nın evinde idi. Özel toplantıya, yeni Cevat PaÅŸa da katılıyordu.

Yemekler yenmiÅŸ, kenara çekilinmiÅŸ, kahveler içiliyordu. Damat Ferit bir harita istedi, gelen harita üzerinde konuÅŸmaya baÅŸladı:

"PaÅŸa, yeni görevinin mahiyeti nedir? Neler yapmak istiyorsun?"

9. Ordu müfettiÅŸliÄŸine atanan Mustafa Kemal, "Efendim" dedi, "İngiliz raporlarına göre, Samsun ve havalisinde bazı karışıklıklar varmış. Biraz abartılıdır sanıyorum... Yerinde yapacağım inceleme ile bunları hallederiz. Åžimdiden isabetli bir ÅŸey söyleyememekten korkarım."

Teslimiyetçi Genelkurmay BaÅŸkanı, hiçbir ümit taşımıyordu:

"Efendim, Paşa tabii o mıntıkadaki kuvvete kumanda edecektir. Zaten nerede kuvvet kaldı ki?"

Mustafa Kemal, müfettiÅŸlik yetkisi içinde "tüm DoÄŸu illerindeki komutan ve valilere doÄŸrudan emir verme yetkisinin" de olmasını istiyordu. Kendisini İstanbul'dan uzaklaÅŸtırmak isteyen Damat Ferit, "yetkiyi alsa da emir vereceÄŸi ordu kalmadı" düÅŸüncesiyle bu yetkiyi kendisine tanıdı.

Damat Ferit PaÅŸa'nın NiÅŸantaşı'ndaki konağından birlikte çıkan Cevat (Çobanlı) PaÅŸa, TeÅŸvikiye'ye doÄŸru yürürken, Mustafa Kemal'e döndü:

"Bir şey mi yapacaksın Kemal?"

"Evet Paşam, bir şey yapacağım!"

"Allah muvaffak etsin."

"Mutlaka muvaffak olacağız!"

Mustafa Kemal "kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuÅŸ gibiydi!:

İLK KURŞUN

Gazeteci Osman Nevres (Hasan Tahsin), "ilk kurÅŸun"u attı ve "ilk ÅŸehit" oldu... Mustafa Kemal Samsun'a hareket ediyor... İstanbul gazetelerinin çoÄŸunun baÅŸyazıları beyaz çıktı...

"Elinde adalet meÅŸalesi, dilinde hürriyeti akvam(ulusların özgürlüÄŸü). Cihana haykıranlar nerede?.."

OLAYIN FARKINDA OLMAYAN "bir kısım basın", iÅŸgal yokmuÅŸ gibi o günkü baskılarında günlük yaÅŸamdan kesitlere yer veriyordu: "Konut kiralarının 5 kat artması protesto edildi!", "Amerikan kunduraları gelmiÅŸtir. Reklam fiyatına satılmaktadır!.."

Evet, gerçekten kunduralar gelmiÅŸti ama bunlar, Amerikan kundurası giyen Yunan iÅŸgal askerleri idi!.. "Bir kısım basın", "Ali Kemal'lerin basını", iÅŸgal askerlerinin postal seslerini duymuyor, Amerikan kundurasının reklamını yapıyordu!..

İzmir'li Rum kızlar yol kenarlarına dizilmiÅŸ, Yunan bayrağının rengi olan mavi-beyaz elbiseler giymiÅŸlerdi. Binlerce Rum, ellerinde çiçekler ve Yunan bayrakları ile büyük sevinç gösterileri yapıyordu. Kızlar çığlık atıyordu.

VAKİT GAZETESİ: "İŞGALE KARÅžI ÇIKMAYALIM!.."

"İzmir askeri tesislerinin Yunanistan iÅŸgali altına alınması kamuoyu  üzerinde korkunç bir sır etkisi yaptı.(!..) Hükümetin basına dağıttığı resmi açıklama metni, bu sırrın çözümünü kolaylaÅŸtırmaktan çok biraz daha üzerini örtmektedir. (...)

Gerçi bugün İzmir havalisinde müttefiklerin çıkarlarını tehdit edecek bir durum bulunduÄŸuna iliÅŸkin hiçbir ÅŸey yoktur. Bununla birlikte, böyle bir iÅŸgal bize göre gereksizdir. Fakat madem ki, İtilaf Devletleri kendileri için böyle bir durum olduÄŸunu zannetmiÅŸler. Zararı yok, karşı çıkmayalım (engellemeyelim). Nihayet mütareke süresincedevam edecek olan böyle bir önlem almalarına bir ÅŸey demeyelim.

"PAŞA, PAŞA.. DEVLETİ KURTARABİLİRSİN!.."

MUSTAFA KEMAL, SAMSUN'A hareket etmeden önce, veda ziyaretlerinde bulundu. Yeni Genelkurmay BaÅŸkanı Cevdet PaÅŸa, eski baÅŸkan Fevzi PaÅŸa, bakanlar (nazırlar) ve PadiÅŸah Vahidettin ile görüÅŸtü. GörüÅŸmeler sürerken, Bandırma Vapuru'nda son hazırlıklar yapılıyordu.

Mustafa Kemal görüÅŸmeler öncesi Milli Savunma Bakanını (Harbiye Nazırını), İçiÅŸleri Bakanını (Dahiliye Nazırını) ve BaÅŸbakanı (Sadrazamı) aramış, hiçbirini makamında bulamamıştı. Hepsi "toplantıda"(!) olduÄŸunu söylemiÅŸti.  Mustafa Kemal bunun üzerine, randevusuz biçimde Babıâli'ye gitti.

Åžehrin durumu çok hüzün vericiydi. İşgal kuvvetlerinin donanmaları limanı "çelik ormanı" gibi sarmıştı. Köhne bir motorla HaydarpaÅŸa'dan İstanbul'a geçerken bir süre dalgın ve nemli gözlerle, heybetli düÅŸman zırhlılarını seyretmiÅŸ, sonra yaverine (Cevat Abbas Gürer'e) dönüp:

"G e l d i k l e r i   g i b i   g i d e c e k l e r d i r !"

demiÅŸti:

"İstanbul sokakları, düÅŸman askerleri ile dolu. BoÄŸaziçi, toplarını saÄŸa-sola çeviren düÅŸman zırhlıları ile örtülü. Denizin mavi suları görünmüyor âdeta. Birçok duygulu İstanbullu, ancak ekmek ve yiyecek almak için evlerinden çıkıyorlar. Yolda hakarete uÄŸramamak için ezilip, büzülerek yürüyorlar.. Koskoca İstanbul, yüzbinlerce insanı ile, sesi kısılmış bir halde..."

Bu söz üzerine "derin elem ve ümitsizliÄŸini derhal unutan" yaveri Cevat Abbas Gürer,

ULUSAL (MİLLÎ) DİRENİŞ BAÅžLIYOR..

İŞGALCİLER TANISIN diye, Türk Ordusu tarihinde ilk kez, paÅŸalar dahil tüm Türk subaylarına yabancı dille yazılmış kimlik taşıma zorunluluÄŸu getirildi.

Savunma Bakanlığı (Harbiye Nezareti), iÅŸgalcilerin isteklerine uyarak, Türk Ordusu'na bir emir yayınladı ve artık Türkçe'nin yanı sıra Fransızca yazılı askeri kimlik taşımalarını istedi. Bu kimliklerde, üst rütbeliler de dahil tüm Türk subaylarının fotoÄŸrafları yanında, görevleri de yazacaktı. Böylece, iÅŸgal güçleri kimlik kontrolü yaparken, herkesi kolay tanıma olanağı bulacaktı. Buna da kimse sesini çıkarmadı...

REDD-İ İLHAK Milli Komitesi, İzmir'de organize ettiÄŸi büyük mitingin ardından, tüm yurtta halkı direniÅŸe çağırıyordu. Tüm vilayet, sancak, kaza ve nahiyelere gönderilen telgraflar ile, bölgelerinde toplantılar düzenlenmesi, direniÅŸ ordusuna girmek için hazırlıklar yapılması istendi.

Büyük basındaki sansür nedeniyle İzmir'deki katliamdan habersiz olan Anadolu halkı, Redd-i İlhak örgütünün bu telgrafları ile gerçeÄŸi öÄŸreniyor, iÅŸgale karşı mücadele azmini biliyor, vatanı kurtarmak için hükümetin yalanlarına, iÅŸbirliÄŸine karşı bileniyordu.

TÜRKLER'İ ANADOLU'DAN ATMAK!..

1918 Kasım'ında İzzet PaÅŸa Hükümeti'nin istifa ederek, Tevfik PaÅŸa'nın hükümete gelmesi Rum gazetelerini sevince boÄŸmuÅŸtu. 12 Kasım'da ise, 61 gemiden oluÅŸan İtilâf filolarının Çanakkale BoÄŸazı'ndan geçerek İstanbul'a geldiÄŸi duyulunca, Rum cemaati büyük hazırlıklara giriÅŸmiÅŸti. Rum gazeteleri de, artık Türkçe kullanmayı bırakarak tamamen Rumca yayınlanmaya baÅŸlamıştı. Türk Parlamentosu'nda 10 Rum milletvekili bir teklif vererek, son beÅŸ yıl içinde Türkiye'den 250 bin Rum'un sınır dışı edildiÄŸini ileri sürerek, bunların Türkiye'ye yeniden yerleÅŸtirilmesini istemiÅŸlerdi.

"Allah, yalnız sizinle din uÄŸrunda savaÅŸanlarla, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar.

 Kim onlarla dost olursa iÅŸte zalimler onlardır."

Mümtehine Sûresi (9. ayet)

1071'DEN BU YANA süregelen "Türkler'i Anadolu'dan atmak" düÅŸüncesi hiçbir zaman unutulmuyordu. Rum gazeteleri artık azıtmış, gemi azıya almış ve dizginlenemiyordu: "Türkler geldikleri yerlere artık dönmelidir.." Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda imzalanan Mondros AnlaÅŸması'ndan cesaret alan Rumlar, azmamak için ancak bir ay bekleyebilmiÅŸ ve sonunda patlamıştı. (Bu savaÅŸta 600.000 Türk ÅŸehit olmuÅŸ, 1912 ve 1922'yi kapsayan 10 yıl içinde ise 1.200.000. Türk yerinden yurdundan edilmiÅŸ, göç etmek zorunda kalmıştı!..)

2 Aralık'ta (1918) ise Yenigün Gazetesi, Rumlar'a cevap veriyordu: "Buradayız ve kalıyoruz!.."

Yunanistan "30 asrın", yani "3 bin yılın" hesabını soruyordu. Antik Yunan medeniyetlerine kadar giderek, Anadolu toprakları üzerinde hak sahibi olduÄŸunu savunuyordu. Aslında tüm dünya bu düÅŸünceyi destekliyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra "İstanbul ve BoÄŸazlar Sorunu"na çözüm ararlarken "Türkler'in Asya'ya sürülmesi" düÅŸüncesi, akıllarına gelen ilk ihtimaldi. Aynı görüÅŸler, Yunan İşgal Kuvvetleri Komutanı Albay Zafiryo'nun "iÅŸgal bildirisinde" de yer aldı:

"Müttefiklerin onayı ile hareket eden Yunan Hükümeti'nden aldığım emir gereÄŸince, İzmir ve civarının iÅŸgaline baÅŸlıyorum. İşgalden maksat, mevcut yasaların iyi niyetle muhafazası ve himayesi yoluyla, bütün toplumun refahını güvenlik altına almaktır.

Bununla birlikte, 3 bin yıldan beri Yunanistan'a, çeÅŸitli sebeplerden dolayı baÄŸlı bulunan ÅŸu topraklar hakkında, devletlerin görüÅŸerek bir karara varmasını bekleriz. Bu karardan önce, herhangi bir iddia ve icraatımız olmayacaktır.

Eskisi gibi görevlerini sürdürecek olan sivil devlet daireleri memurları ile din adamları, bu görevlerini yaparken, kolaylık ve asâyiÅŸi saÄŸlamak bakımından, her an için, Yunan askeri kuvvetlerinin yardımını isteyebilirler!(...)"

Daha sonra İzmir'e çıkacak olan Konstantin ise, Yunan Ordusu'na "İzmir, 2 bin senedir sizi bekliyor!" diyecekti. Tıpkı, Ermeni soykırım safsatalarındaki rakamların rast gele sallanmasında olduÄŸu gibi, Yunanlılar da "kaç yıldır" ülkemizde gözü olduklarına karar veremiyorlardı!..

MUSTAFA KEMAL:

"MUVAFFAK OLAMAZSAM ÖLMÜÅž OLURUM"

DOKUZUNCU ORDU MüfettiÅŸliÄŸi'ne atanmayı baÅŸaran Mustafa Kemal PaÅŸa, Akaretler'deki evinde annesine vedaya gitti. Sevgili annesinin elini öptü, kız kardeÅŸi Makbule'nin hatırını sordu ve yer sofrasına baÄŸdaÅŸ kurup oturdu.

Ertesi gün Samsun'a hareket edeceÄŸini annesine nasıl söyleyecekti?.. Bu heyecanla yediÄŸi yemekten zevk almıyor, annesini üzmemeyi düÅŸünüyordu. Birdenbire söze baÅŸladı:

"Anne, ben yarın Anadolu'ya gidiyorum. Buraların hâli malûm deÄŸil. Selânik nasıl elden gittiyse, buralar da öyle olabilir. Ben, kurtarmaya çalışacağım. Ne elimden gelirse onu yapacağım. Fakat bu iÅŸte tehlike çoktur. Hesapta ölmek, gidip gelmemek vardır. Bana hakkını helâl et!.. Sen de bunları iyi dinle MakbuÅŸ (=Makbule). İşler fenaya dönerse, sakın buradan ayrılmayın. Bütün paranızı sarfedersiniz, paranız biterse halılarınızı, kıymetli eÅŸyalarınızı satarsınız. Bir kere daha söylüyorum. Ne olursa olsun yola çıkmaya kalkmayacaksınız. Muvaffak olamazsam zaten sizi öldürürler, o zaman elbet, ben de ölmüÅŸ olurum."

Samsun'a giderken Bandırma Vapuru aranan

MUSTAFA KEMAL: "BİZ, İDEALİ VE İMANI GÖTÜRÜYORUZ"

PaÅŸaya eÅŸlik edecek 18 kiÅŸilik "müfettiÅŸlik kadrosu" rıhtımdan sandallarla hareket ederek açıkta bekleyen vapura çıktı. Rıhtımda hiçbir tören yapılmaması planlanmıştı. Öyle de oldu.

Bandırma Vapuru Kız kulesi önüne geldiÄŸinde İngilizler tarafından durduruldu ve bir binbaşı eÅŸliÄŸindeki iÅŸgalciler tarafından tepeden tırnaÄŸa arandı. İtilaf Devletleri'nin emirlerine göre hareket eden İngiliz Binbaşının kontrolleri, uzun bir töreni aratmamıştı..

Daha önce de, gemisinin Karadeniz'de batırılacağı istihbaratını alan Mustafa Kemal kuÅŸkuya kapıldı. "Acaba bunlarla ÅŸehirdekiler arasında bir haberleÅŸme mi vardı? Maksat kendisini tutuklamak ise, bütün bunlara gerek yoktu." Sıkılıyordu. "Bir kararsızlık da olabilir" diye düÅŸündü. Kaptana hızlanmasını söyledi. Kaptan (İsmail Hakkı Durusu) demir aldırmaya baÅŸladı.

Vapur, düÅŸman zırhlıları arasında ilerlemeye baÅŸlayınca Mustafa Kemal güvertede arkadaÅŸlarına döndü ve "Bunlar iÅŸte böyle yalnız demire, çeliÄŸe, silâh kuvvetine dayanırlar. Bildikleri ÅŸey yalnız madde! Bunlar hürriyet uÄŸruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu'ya ne silâh, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz!" dedi.

Bir baÅŸka deyiÅŸle, Mustafa Kemal'in söylediÄŸi, "Ne kadar ahmaklık!Esliha (=silahlar)ile mühimmat (=cephâne)arıyorlar. Biz ise, kafamızla imanımızı götürürüz" sözü çekici olduÄŸu kadar, inandırıcıydı da...

Bandırma Vapuru'ndaki genç subaylardan Kurmay Binbaşı Hüsrev'e (Gerede) göre ise Mustafa Kemal, "Budala herifler bizim silah-cephâne deÄŸil, kafa götürdüÄŸümüzü bilmiyorlar mı?" dedi.

Mustafa Kemal ve arkadaÅŸlarını Samsun'a götürecek Bandırma'yı Karadeniz'de ÅŸiddetli bir fırtına bekliyordu.. 27 yıllık kaptan "Ne aksi, bu denizi pek iyi tanımam. Pusulamız da biraz bozuk" diyordu. Mustafa Kemal kaptan yerinde idi. Subaylar ve askerler dışarı çıktılar, gemi hareket etti. Millî direniÅŸin lideri, geminin kaptanına tehlikeleri anlattı ve emir verdi:

"DüÅŸman devletlerinin herhangi bir aracının zararlı giriÅŸimine uÄŸramamak için sahile yakın bir rota tutunuz! EÄŸer kesin tehlike görürseniz gemiyi karaya, en yakın sahile oturtunuz!"

19 Mayıs: Yeni Bir Ergenekon..

MUSTAFA KEMAL SAMSUN'DA, 80 BİN KİŞİ MİTİNGTE...

İSTANBUL'DA 80 bin kiÅŸinin büyük bir protesto mitingi yaptığı saatlerde Mustafa Kemal Samsun'a çıktı. "Son yüzyıl Türkler'i için yeni bir Ergenekon'un kapısı açılıyor ve yeni bir devrin tarihi baÅŸlıyordu."

Dokuzuncu Ordu Kıt'aları MüfettiÅŸi PaÅŸa'nın görevi, hem askerî hem de mülkî idi. Görevleri arasında bölgede asayiÅŸin saÄŸlanması ve dağınık silah ve cephanenin belirlenen depolarda emniyet altına alınması da vardı. General Kâzım Karabekir komutanlığındaki 15. Kolordu'ya baÄŸlı 4 tümen ile 3.Kolordu'ya baÄŸlı 2 tümen Mustafa Kemal'in emrine verildi.

AYNI SAATLERDE İstanbul Fatih Camii'nin önünde 80 bini aÅŸkın insan İzmir'in iÅŸgalini protesto için toplandı.

1919'da

"ÜLKENİN GENEL DURUMU VE GÖRÜNÜÅžÜ!.."

Mustafa Kemal Samsun'a çıktığında "ülkenin genel durumu ve görünüÅŸü" ÅŸöyleydi. Mustafa Kemal anlatıyor:

"1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüÅŸü ÅŸöyledir:

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduÄŸu grup, 1.Dünya Savaşı'nda yenilmiÅŸ, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiÅŸ, ÅŸartları ağır bir ateÅŸkes anlaÅŸması imzalanmış. Büyük SavaÅŸ'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. (...) Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaÅŸmış, ÅŸahsını ve bir de tahtını koruyabileceÄŸini hayal ettiÄŸi alçakça tedbirler araÅŸtırmakta. Damat Ferit PaÅŸa baÅŸkanlığındaki h ü k û m e t   â c i z,   h a y s i y e t s i z   v e   k o r k a k. Yalnız padiÅŸahın iradesine boyun eÄŸmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilâf Devletleri, ateÅŸkes anlaÅŸmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili Fransızlar; Urfa, MaraÅŸ, Ayıntap(Gaziantep) İngilizler tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ. Antalya ve Konya'da İtalyan askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. H e r   t a r a f t a     y a b a n c ı   s u b a y   v e   m e m u r l a r   i l e   ö z e l   a j a n l a r          f a a l i y e t t e. Nihayet, konuÅŸmamıza baÅŸlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâf Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir'e çıkartılıyor.

Bundan baÅŸka, memleketin her tarafında Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleÅŸtirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.

Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira Hey'eti illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meÅŸgul. (...)"

M. KEMAL: "BAÄžIMSIZ BİR 'TÜRK DEVLETİ' KURMALIYIZ"

Halkın deyimiyle İstanbul'daki "ırzı kırık namert hükümet", iÅŸgalcilerin tüm tecavüz ve emirlerine "miskince boÄŸun eÄŸerken", Mustafa Kemal Erzurum'da toplantılarına devam ediyordu.

"Her türlü zillete katlanan hükümet"e raÄŸmen Mustafa Kemal, ülkenin karşılaÅŸtığı tehlikeleri halka daha iyi anlatma çabalarından vazgeçmiyordu.

4 Temmuz'da, Erzurum kalesi muhafızlığına ait küçük bir binada geceleyin düzenlediÄŸi toplantıda,  "tek bir tepe ve tek bir kurÅŸun kalıncaya kadar savaÅŸacağımızı" söyledi:

"Milli mücadeleyi milletin büyük çoÄŸunluÄŸuna dayanarak hızlandırmak ve organize etmek zorundayız.

Hükümet, düÅŸmanların her türlü tecavüz ve emirlerine miskince boyun eÄŸmekte, her türlü zilletine katlanmaktadır. PadiÅŸah ise, unvanı mahfuz ve baki kalmak koÅŸuluyla her ÅŸeye razı bulunuyor.

ArkadaÅŸlar! Tek önlem, Hâkimiyet-i Milliye'ye dayalı kayıtsız ÅŸartsız bağımsız bir Türk Devleti kurmak ve bu hedefe mutlaka ulaÅŸmaktır. Hedefimiz bu olacaktır. Kolay ÅŸey deÄŸil. Büyük direniÅŸlerle, ihânet ve hıyanetlerle karşılaÅŸacağımız kesindir. Mücadele-i Milliye'ye atılanların yok olması için saray, hükümet ve ecnebiler muhakkak ki, ilk andan itibaren harekete geçeceklerdir."

Genç Tıbbiyeli'den Mustafa Kemal'e:

"MANDA'YI KABUL EDERSENİZ, SİZİ DE REDDEDER, VATAN BATIRICISI İLAN EDERİZ!.."

SİVAS KONGRESİ'NİN ilk üç gününde ana konulara girilemedi. Kongre üyeleri zamanlarının büyük bölümünü, o güne kadar kafalarında biriktirdikleri soruların yanıtını aramakla "güven oluÅŸturmaya" yönelik tartışmalarla geçirdiler. Özellikle, "toplantı İttihatçıların toplantısı mıydı, deÄŸil miydi?" sorusu ve bu konuda "yeminler edilmesi" tartışması ön plandaydı.

Daha sonra, Türkiye'yi iÅŸgalden kurtarmak için kurulan derneklerin birleÅŸtirilmesine karar verildi.

"Manda" (himaye) konusu da kongrenin çok ayrıntılı biçimde üzerinde durduÄŸu ana konulardan biri oldu.

ANADOLU'DA BİR "MİLLİ HÜKÜMET" kurulmasına deÄŸinen Mustafa Kemal, mandacılığın kabul edilemeyeceÄŸini vurguladı durdu. Milli hükümet kurulmasını isteyenlere (Mazhar Müfit, Hüsrev Sami Bey, Denizli ve Afyon delegeleri) destek veriyor ve buna karşı çıkacak PadiÅŸah ve Damad Ferit için "İsterlerse buna isyan adını versinler" diyor ama tedbirli davranıyordu:

"Bunun için galeyana gerek yok. Bir iÅŸi zamansız yapmak, o iÅŸi sonuçsuz bırakmak olur. DüÅŸüncelerinize karşı deÄŸilim. Sadece zamansız olduÄŸu kanaatindeyim.. Her ÅŸey sırasında ve zamanında yapılmalıdır."

İstanbul delegeleri ısrarla, Amerikan mandasına girilmesini istiyordu. Anadolu delegeleri ise kesinlikle buna karşıydı. Manda taraftarı "milliciler"(ulusalcılar), "mandanın, bağımsızlığın terk edilmesi anlamına gelmediÄŸine" inanıyordu. Hatta, İstanbul delegelerinden İsmail Hami, "Mandakelimesine takılmayın. Bu kelimenin önemi yok. Önemli olan iÅŸin içeriÄŸidir. 'Manda altına girdik' demeyelim de, isterlerse 'Sonsuz yaÅŸayacak devlet olduk' diyelim" diyordu!..

Amerikan sömürgesi olmak isteyenler Mustafa Kemal'e ÅŸu sözlerle de baskı yapıyordu:

"Çabuk, Amerikan himayesini isteyin. Bir dakika kaybedecek vakit yok. İstanbul'da filân Amerikalı veya Amerikan heyeti cevap bekliyor. Yoksa fırsat kaçacak. Biz kendimizi idare edemeyiz. Borçlarımızı ödeyemeyiz. Bizden bunlar geçmiÅŸtir. Çabuk, çabuk; aman yabancı devlet himayesi..."

"Tam bağımsızlık" isteyenler arasındaki Bursa delegesi Ahmet Nuri ise, ÅŸöyle diyordu:

"Kendimizi tümüyle âciz ve çaresiz kalmış görerek, 'bizi kurtarın' diye ÅŸuna buna yalvarmak gibi bir zillete bu millet dayanamaz. Ya ölürüz ya istiklal-i tam sahibi oluruz!"

Manda tartışmaları kongre bitiminde de sürüyordu. ÖrneÄŸin, bir gece "milli hareketin liderinin" odasındaki sesler dışarıya taÅŸtı..

Genç Tıbbiyeli delege Hikmet, sesini yükselterek heyecanla:

"PaÅŸam, üyesi olduÄŸum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklâl davamızı baÅŸarmak yolundaki çalışmalar için gönderdiler. Mandayı kabul edemem. EÄŸer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun ÅŸiddetle reddederiz. ÖrneÄŸin, manda düÅŸüncesini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i 'vatan kurtarıcısı' deÄŸil, vatan batırıcısı' ilan eder ve ÅŸiddetle kınarız!.." diyordu.

Mustafa Kemal de heyecanlanmıştı:

"Evlat (Çocuk!) müsterih ol. Gençlikle gurur duyuyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceÄŸiz. Parolamız tektir ve deÄŸiÅŸmez: Ya istiklâl ya ölüm!."

Bu sözler üzerine Hikmet, "Var ol PaÅŸam" diyerek Mustafa Kemal'in ellerine sarılıp öperken; PaÅŸa da genci alnından öptü;

"Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbâli size, genç kuÅŸakların anlayış ve enerjisine baÄŸlanmıştır" dedi.

Dönemin gazetelerinde yer alan bu haberi de "kaydeden" Mazhar Müfit, yıllar sonra ÅŸöyle diyecekti:

"Mustafa Kemal PaÅŸa, yıllardan sonra 'Acaba bizim Sivas Kongresi'ndeki biricik ateÅŸli genç tıbbiyelimiz nerede?' diye sormuÅŸtu. Hikmet'i milletvekili yapmak istiyordu. Bulunamadı, 'ölmüÅŸ..' dendi. 

Kaynak YeniçaÄŸ: 19 MAYIS'IN 100. YILI: DİRENİŞİN, KURTULUÅžUN, MİLLİ MÜCADELENİN Bİ - Hulki CEVİZOÄžLU