YENİ DÜNYA DÜZENİNE DOÄžRU

SOSYAL DEMOKRASI

Bülent SOYLAN

Mini minnacıktan daha da küçük bir virüs, bu günlerde hemen bütün devletleri esir aldı.

Zenginini de fakirini de…

Neden “hepsini” biliyor musunuz?
Çünkü en zengin ülkede bile ancak günlük kazancı ile geçinen ya da onu bile bulamayan çok geniÅŸ kitleler vardı.
Korona çıktı ortaya ve iÅŸte bu iÅŸleyiÅŸteki dünya ekonomisine “dur” dedi.
Ekonomi durunca belki hali vakti yerinde, yarını güvende olanlar evine çekilip bu salgının geçmesine kadar durumu içeride ve içeriden idare edecekler ama ya diÄŸerleri?

-İşsizler,
-İşi ancak günü kurtarmaya yetenler,
-Küçük esnaf…
Onlar ne yiyip ne içecekler, bu krizin faturasını nasıl ödeyecekler? Hastalanmışlarsa, yarın çaresi bulunduÄŸunda bile kendilerine sıra gelip tedavi edilebilecekler mi?
Açlıkta ve saÄŸlıkta ihtiyaçları karşılanmadığında nasıl bir tablo ile karşılaşılacak?

Son zamanlarda iyiden iyiye küreselleÅŸen piyasa ekonomisi modelinde yine de “arada olur böyle ÅŸeyler, buluruz her seferinde bir yolunu” demek saÄŸlıklı bir çözüm olur mu?
Yoksa bu salgın, biz insanlar becerememiÅŸ olsak da; o gözle görülmeyen bir virüsün doÄŸaya ihanetimize de insafsız kapitalizmimize de haklı bir tepkisi mi?

Yerküre ya da “âlem” bize bu virüsün diliyle “ artık zengin fakir ayrımı olmayan yeni bir düzene evrilin” mi diyor acaba?
Hele hele “sıkıntı”nın daha büyük olduÄŸu bizim gibi ülkelere...
EÄŸer öyleyse; o düzen acaba sosyal demokrasi gibi bir ÅŸey mi olmalı?

*

Sosyal demokrasi malum…
Hem sosyal hem demokrat.
-Dahası?
“Sosyal”, yani emek ile sermaye arasındaki olguda sermayeyi tümden reddetmeyen ama emeÄŸin ezilmesine de razı olmayan, ikisi arasındaki dengeyi “hakça” paylaşım diye formüle eden bir dünya görüÅŸü.
“Demokrat”, yani bütün bunları “arkasına halkın oy desteÄŸini alarak” yapmak isteyen bir siyaset…

Tanım çok güzel.
Peki netice?
Henüz böyle bir tablo yok ortada tabii.
“Netice” eÄŸer iktidarda olmaksa; evet var, iÅŸte budur diyebilir miyiz?.

“Siyaset umut vermektir” denir.
Kürsüden konuÅŸulduÄŸunda bu söylediÄŸimize karşı çıkan çok olacaktır ama ÅŸimdilik eldeki sadece umut:
--iktidarın biraz daha yanlış yapması,
-içlerindeki çıkar çatışmalarının gözlerini döndürerek birbirlerine düÅŸmeleri,
-har vurup harman savurmalardan dolayı paranın suyu çekilince hem kavganın hem sürdürülen sadaka ekonomisinin sona ermesi ve
-“ iktidar”ın belki bir gün “devr-i sabık yaratılması korkusundan” kurtulunup "hayırlısıyla.." diyerek bizzat sahipleri tarafından iktidarın teslim etmesi.

Sloganlarımız ne?
-Biz çalmayız,
-Biz yolsuzluklara karşıyız, çaldırmayız
-Vergi kaçırtmayız
-Biz fakir fukarayı daha fazla koruruz.

Ne yapıyoruz peki?
-Bunların bütün yolsuzluklarını ortaya çıkarıyoruz
-Memleketi nasıl batırdıklarını sabah akşam anlatıyoruz
-Bizim gibi bu iktidara karşı olanlarla da sen ÅŸusun busun demeden, dirsek temasını kaybetmeyip “demokrasi ittifakı” yapıyoruz.

Demokrasi için güç birliÄŸi tamam da; peki önerilen program, ileri sürülen model ne?
-Hele bir iktidara gelelim gerisi kolay.
-Tabii ki en iyi kadrolarla çalışacağız, en yüksek asgari ücreti biz vereceÄŸiz, kimse aç kalmayacak, her eve ÅŸu kadar para girecek, her ÅŸey kanunlara uygun olacak, çözümleri parlamentoda tartışacağız...
Falan filan…

İyi de sadece bu mu sosyal demokrasi modeli?
Bu sadece “Hele bekleyin, göreceksiniz” diye vaad edilen bir sonuç.
Peki bu sonuca nasıl ulaşacağız? O pek ortada yok.
Yeni bir modelin arayışı ya da fikri yoksa tabii ki iktidar modelinde de pek bir değişiklik olmaz.

Hani bir zamanlar “Yok aslında birbirimizden farkımız; ama biz Osmanlı bankasıyız” diye bir reklam vardı ya…
Åžimdi bu söylenenlerin o reklam spotundan “fazlaca” bir farkı var mı?
Bence yok.
Çünkü belli ki ortaya konmuÅŸ farklı bir metot ya da model olmazsa sonuç da farklı çıkmaz.

“Peki ne olmalıydı?” derseniz gelin konu buralara gelmiÅŸken bunun üzerine bir kaç ÅŸey söyleyelim.

1.Sosyal Demokrasi, tarihi süreçte vahÅŸi kapitalizm ile Marksizm gibi birbirine taban tabana zıt iki ekonomik model arasında kendine yer bulmaya çalışmış ve “temeli” yine onlarınki gibi "ekonomi"ye dayanan bir modeldir.
Çünkü sosyal demokrasinin sağındaki ve solundaki sistemlerin her ikisi de ekonomi temelli olduÄŸu için, el mahkûm; bu ikisini dengeleyecek modelin de özünde ekonomi temelli olması gerekir.
- ÖrneÄŸin siz çökmüÅŸ bir ekonomide paranın yeniden nereden kazanılacağını bilip söylemeden nasıl olup da bol bol dağıtılacağını, halkın refah seviyesinin nasıl yükseltileceÄŸini söyleyemezseniz inandırıcı olamazsınız. Ne vaad ederseniz vaadedin son sözü yine de ekonominiz söyler.
-ÖrneÄŸin; sadece, “biz çaldırmayacağız” demek ortaya daha dengeli, daha halkçı bir model koymak deÄŸil, olsa olsa “kendi kurallarına” daha saygılı, daha ÅŸeffaf bir kapitalizm vadetmek demektir. Bu hakça düzen anlamına gelmez.

2.Bir sosyal demokrat ekonomik düzen, temelde piyasa ekonomisini reddetmeyen ama meydanı da tümüyle piyasanın güçlülerine terk etmeyen, onu kimi zaman doÄŸrudan kimi zaman dolaylı yollardan -denetleyen de deÄŸil- doÄŸrudan yöneten düzendir.
Sosyal demokraside kamu, üretimde de vardır, paylaşımda da.
Ayrıca stratejik sektörler asla piyasaya bırakılamaz,
ÖrneÄŸin eÄŸitim, saÄŸlık, ulaşım konuları hiç kimsenin kazanç hesaplarına terk edilemez. Bunu onlar yapsın biz denetleyelim diye hafife de alınamaz; çünkü hiçbir denetim mükemmel deÄŸildir.
Asıl olan ve güvenli olan doÄŸrudan yönetimdir.

EÄŸitimi, saÄŸlığı, yap iÅŸlet modelli hastahanelerini, demiryollarını, metroları, vapur iÅŸletmelerini ve hatta tünelden geçip kısa yoldan eve gitmeyi, ÅŸehir içinde dolaÅŸmayı bile sermayenin eline teslim etmiÅŸseniz, bu hizmetlerden ancak paralı ve üstelik sermayeyi mutlu edecek kadar paralı yararlanmayı kabul etmiÅŸseniz böyle bir düzende hangi halkçı politikadan söz edilebilir?

Siz piyasa düzeninde kimse daha fazla kazanamayacak, mal ve hizmetini her zaman halka ucuz satacak deseniz, sadece denetlemekle bunu saÄŸlayabilir misiniz?
Asla sağlayamazsınız.
İşin sahibi olup, kuralı baÅŸtan koyup “Bu böyledir” demezseniz, yapacağınız “denetim” ancak o karşı çıkmadığınız sistemin özü olan piyasa mekanizmalarını da tıkar. Bu durumda da ya kaçak çoÄŸalır ya üretim durur.

3. Sosyal devlet, olaya yüzeysel yaklaşıldığında “geliri, refahı daha çok dağıtan, geniÅŸ kitlelere yayan devlettir” diye düÅŸünülür genelde.
Ancak ortada bir gerçek var ki ;o refahın, o gelirin hakça dağıtılabilmesi için önce yaratılması yani üretilmesi, ortaya çıkarılması gerekir. Ortada bir üretim artışı yoksa hangi yoksulun gelirini arttırabiliriz ki?
Dolayısıyla Sosyal Demokrat bir modelin sadece olanı paylaşım deÄŸil, -aynı anda- daha fazla üretip o üretileni hakça dağıtmak gibi bir hedefi olmalıdır.

“Hele bir sermaye üretsin, nasıl olsa bir kısmını elinden alırız halka dağıtırız” Nasıl olsa iktidar bizde olmayacak mı da denecektir.
Peki küresel bir piyasa düzeninin hâkim olduÄŸu, sermayenin kolayca dolaÅŸabildiÄŸi bu günkü dünyada siz o piyasa düzeninde yaratılmış gelirin ne kadarına el koyup bunları ihtiyacı olanlara dağıtacağım diyebilirsiniz?

Haydi "ben yaparım" dediniz, büyük kısmına el koydunuz; bu koÅŸullarda eldeki kendi sermayeniz, kendi yatırımcınız dışarı kaçmasın diye tedbirler alırken “aman gelsin” diye yolunu gözlediÄŸiniz yabancı sermayenin memleketinize yöneleceÄŸini düÅŸünebilir misiniz?
O zaman kamu olarak hangi kazanca, hangi üretime el koyacak ve olmayan refahı nasıl sözüm ona hakça dağıtacaksınız?
Gümrük duvarlarınızı yükseltmezseniz, ekonomiyi siz yönetmiyorsanız piyasayı yine o piyasa ÅŸartlarıyla yabancı sermayenin kazanç hesapları ve insafına(!) terk etmek durumunda kalmayacak mısınız?

4. Bütün bunlar belki çok da geniÅŸ olmayan bir kadro eliyle yine de modellenip düzenlenebilir.
Ana hatlarıyla güzel bir model de çıkarılabilir ortaya.
Ama o modelin uygulanabilmesi mutlaka sosyal demokrat inançlı, çok geniÅŸ, çok deneyimli kadrolara ihtiyaç gösterecektir.
Böyle kadrolar gerekmeseydi zaten gider, her zaman yapımıza tam uymasa da birilerinin modelini alıp bize uygularız derdiniz.

Ama uygulayamazsınız.
Hadi modeli aldınız, bünyenize de uygun gibi ama oralardaki yönetici, uygulayıcı kadro ağını alıp getiremezsiniz. O kadrolar bu halkın içinden devÅŸirilmek zorundadır.

Daha da tarafsız olmak için ÅŸimdi kendimize ÅŸu soruyu soralım: Acaba yarınlarda bu iÅŸleri yapar dediÄŸimiz ve "umudumuzdur" dediÄŸimiz siyaset, yarınlarda beklediÄŸi kendi iktidarı için bir yandan da bu kadroları yetiÅŸtirmekte midir? Onların siyasi hiyerarÅŸi içerisinde yükselmesine imkân vermekte midir?

Ne yazık ki hayır.
Çünkü mevcut siyasetin iÅŸleyiÅŸi ve sonuçta hiyerarÅŸisi her zaman yukarıdakilerin aÅŸağıdakileri “atamasıyla” ÅŸekillenmektedir. Dolayısıyla imkân vermek bir yana, -bu günkü ÅŸu beÄŸenilmeyen siyasette bile- birilerinin birilerine rakip olunmasından çekinilmektedir.
Kim bu imkan verilmeyenler diye soranlar, en iyisi "açıktan" bir sorsun ÅŸöyle etrafına, alsın cevabını.

Bu günkü iÅŸleyiÅŸte örgütlenmede gözetilen en önemli ölçü ne yazık ki gelecekle gerek duyulacak olanı, gerekli olanı seçmek deÄŸil, ÅŸimdiki iÅŸleyiÅŸte kendini geçebilecek olanı, liyakatliyi engellemektir.
Dolayısıyla, sosyal demokrat da olsa, bu günün siyasetinde kadrolaÅŸma büyük ölçüde "içerideki iktidarlara" odaklanmıştır.
Öyle ki, tutun bu gün en beÄŸendiÄŸiniz, en baÅŸarılı kadroları bir mahallenin delegelik seçimlerine sokun, eÄŸer yukarıdan destek görmüyorlarsa, eÄŸer bir üst kademenin hesabına uymuyorsa onlar -neme lazım denip- kendi mahallesinin delegesi bile seçilemeyecektir. Çünkü sistem, iyiyi deÄŸil kötüyü yani biat edecek olanı seçmekten baÅŸka bir iÅŸe yaramamaktadır.
*
Ne yapmalı?
1.Çok sık sorulan bu soru; gündemde bir arayışın, daha doÄŸrusu henüz umut verici, tatmin edici bir duruma ulaşılamadığının ifadesidir.
Soruyu sorma ihtiyacı duyanlar, kendi konumları ne olursa olsun öncelikle halkın refahı için endiÅŸelenmekte, halktan yana bir düzen kurulmasını istemektedir.

2.Sosyal demokrat partiler -teorik olarak- bu özlemi duyanların “fikirsel birliÄŸi”dir. Buradan bakınca, bir sosyal demokrat partide buluÅŸanların sadece ve sadece sosyal demokrasi fikrinde birleÅŸmiÅŸ olmaları gerekir.
Oy getiriyor diye kimi aykırı fikirleri de barındıran bir partinin “Sosyal demokraside fikren anlaÅŸmış, birlikte iktidar mücadelesi veren insanların birliÄŸi, bir fikir birliÄŸi kurumu” olduÄŸu söylenebilir mi?
Aksi görüntüler “Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz falan partiyiz” sözüne hak verdirmez mi?

3.Bu partiler içerisinde olup fikri farklı olanların birinci önceliÄŸi kendileri ise onların sosyal demokrasiye gerçekten katkıları olacağına inanmak aslında kuruma, yani çoÄŸunluktaki diÄŸerlerine de zarar vermez mi?

4.Sosyal demokraside sonuç alabilmek, sosyal demokrat bir örgütlenme, sosyal demokrat bir ekonomi düzeni kurmakla olur. Kapitalist düzene dayalı sosyal demokrasi olmaz. "Olur" dendiÄŸinde ancak kapitalizme süpap olunur.

 

5.Kapitalizmde supap arayışı ise gerçek sosyal demokratların deÄŸil ancak bir gün darda kalan, kitlelerin tepkisine cevap veremeyen, iÅŸin içinden sistemsel olarak çıkamayan kapitalistlerin ihtiyacıdır ki; o ihtiyacı karşılamak üzere iktidar devralınsa bile yapılmış olan ÅŸey aynen “yumurtasız omlet” olur. Sosyal demokrasiyi iktidara getirmek olmaz.