dakika dakika tekirdağ çorlu haberleri

gazete tekirdağ
ANA SAYFA   |  HAKKIMIZDA   |  GÜNDEM   |   POLİTİKA    |   EKONOMİ    |   SPOR   |     İLETİŞİM  

BORÇLAR VE  EKONOMİK ÇIKMAZ 

Ersin DEDEKOCA

Merkezi Yönetim Bütçesi (MYB)’nin 2023 yılı ilk 6 aylık sonuçlarını incelediğimiz önceki
yazımız bizi, “faiz giderlerindeki çok hızlı artış” ve “kamu borçlanmadaki
inanılmaz/önlenemez yükseliş” gerçekleriyle yüzleştirmişti.1 Bu durumda yeni yazımızı,
2002 yılından bu yana böylesi devasa bir borçlanmaya yol açan ve bugün ülkenin yaşadığı
ekonomik krizin ve fakirleşmenin nedenlerine ayırmasak olmazdı.

MYB AÇIĞININ FİNANSE EDİLMESİ

Bilindiği gibi MYB açıklarının finansmanı için kimi zaman vergilerin artırılması, bazen iç
ve dış borçlanma, bazen özelleştirme gelirleri, bazen de vergi afları kaynak olarak
kullanılmaktadır. Bütçe açıklarının finansmanının en son fakat en çok başvurulan şekli “iç
borçlanmadır”. Ancak bu konudaki yaygın uygulamaları iki başlıkta görmekteyiz.
İlki merkez bankası hazineyi finanse etmek için “para arzını arttırır” ki, iktisatçılar buna “açık
finansman (deficit financing)” derler. İkinci yol ise “borçlanmak” tır.2
Borçlanabilmek için yurt içinden ya da yurt dışından birilerinin size borç vermeye gönüllü
olması gerekir. Eğer bir ülke borcunu ödemekte zorlanıyor; “yüksek enflâsyon” ve “cari açıkla”
karşı karşıya ise borç verenler, yeni borç için isteksiz davranırlar.3 Bu durumda borç arayan
ülke, bu isteksizliğin bedeline yüksek faiz vererek katlanmak zorunda kalır.
Bütçe açığı veren ülke, bir yandan borç bulma çabasına girerken aynı zamanda da bütçe
açığını azaltmaya, “kamu harcamalarında tasarruf” etmeye ve” önceliklendirme” konusuna
önem vermeğe çalışır. Bunun için “somut eylem plânlarını” yürürlüğe koymak zorunda kalır.
• Küresel Bir Örnek
Küresel ekonominin son 40 yıllık gelişimine baktığımızda ülkelerin, artan “likidite” ve
“sermaye hareketleri serbestisi” sayesinde bolca borçlandığını görmekteyiz. Bu
bağlamda 2023 yılının ilk çeyreği itibarıyla “küresel borç stokunun” 304.9 trilyon Amerikan
Doları ($) olduğunu izlemekteyiz. Bu borcun 204.7 trilyon $’lık kısmı gelişmiş ülkelerin; 100.7
trilyon $’ı ise gelişmekte olan ülkelerindir. Borçlanmada başat konumu 91.9 trilyon $ ile reel
sektör çekmekte, bu sektörü 85.7 trilyon sayısıyla devlet (kamu kesimi), 69.8 trilyonla finansal
sektör ve 57.6 trilyon ile de hane halkı işgal etmektedir.
2008’de yaşanan küresel finansal krize baktığımızda, bunun temelinde “aşırı borçlanma” ve
“küresel mal ve hizmet seviyesini” katbekat aşan “türev işlemler” olduğunu görmekteyiz.
Bankalar ve küresel firmalar borç stokları nedeniyle ya battı ya da hükümetler ve
uluslararası finansal kurumlarca kurtarıldı.
2010 yılında IMF denetime giren Yunanistan’da borçlanmanın nedeni olarak emekliler
gösterilmişti. Bu kesimin maaşları donduruldu, emekli aylıklarındaki artış oranları azaltıldı.
Üstelik bunlar, sol bir hükümet olan Syriza yönetimi uygulamıştır. (Şimdi Türkiye’de bu
yaklaşımı sağ bir yönetim yapmaktadır).
Ancak bu modelin de tam başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Yunanistan’ın borç yükü (Borç
stoku/GSYH) hâlâ yüzde 175 düzeyinde seyretmektedir. Aslında borç yükü tek başına
borçlanma sorunuyla ilgili yeterli bilgiyi vermez; borcun vadesi, iç borç/dış borç oranı,
ulusal para ile döviz cinsinden alınan borçların oranı, borcu verenin kimliği (fonlar,
hükümetler, bankalar) vb. etmenler de söz konusudur.
Uygulama örneklerine baktığımızda, borçlu ülke eğer borçlarını ödemekte zorlanıyorsa
alacaklıların, ekonominin tekrar “borçlanabilir niteliğe” erişmesi için ülkeye daha çok borç
verebildiğini izlemekteyiz. Örneğin Yunanistan’ı 2010 yılında borçlarını ödeyebilir hale getirmek
için en önemli iki alacaklı ülke, Almanya ve Fransa (toplam borç içerisindeki payları
yüzde 60’a yakındı), IMF’yle birlikte Yunanistan’ı batmaktan kurtarmıştı.

CARİ AÇIĞIN DENKLEŞTİRİLMESİ

Bir ülkenin cari açığını/fazlasını hesaplamak için “ödemeler dengesi/cari denge” ve “sermaye
hesabına” ihtiyaç duyulmaktadır. Cari dengeyi ise; “mal dengesi”, “hizmetler dengesi”, “yatırım
gelirleri dengesi” ve “cari transferler” toplamı oluşturur.
Cari dengeyi oluşturan unsurlarına kısaca değinmemiz halinde, bunun unsurlarını da
aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz:
Mal dengesi: Ülkenin ithalat ve ihracatı arasındaki farktır.
Hizmetler dengesi: Sigorta, turizm gibi verilen hizmetler karşılığında alınan döviz ve
satılması halinde ödenen döviz farkıdır.
Yatırım dengesi: Doğrudan ya da dolaylı olarak ülkenin yurt dışına yaptığı yatırımların döviz
bedeli ile ilgili ülkeye yabancı ülkelerin yaptıkları yatırımların döviz bedeli arasındaki farktır.
Yurt dışında çalışan işçilerin getirdikleri döviz bedeli de cari transfer olarak
adlandırılmaktadır.
Sermaye hesabı ise, yabancı ülkelere yapılan özel ve kamu yatırımları veya verilen kredilerle,
ülkeye yapılan yabancı yatırımlar veya yurt dışından alınan kredileri gösterir.
Cari dengeyi oluşturan bu unsurların toplamı eğer pozitif ise, bu durum cari
fazlanın olduğu; negatif çıkması ise, cari açığın varlığı anlamını taşımaktadır.
Cari açığın denkleştirilmesi bağlamında gerek dış ticaret gerekse hizmet ve yatırım
dengesinde olabilecek değişimler kurumsal önlemlere, konjonktüre ve zamana bağlıdır.
Bu durumda, cari hesap açıkları “kısa vadede” genellikle sermaye hesabının yurt dışı krediler
kalemiyle denkleştirilir. Yine bu konudaki bir diğer kısa vadeli denkleştirici unsur da, yabancılara
yapılan özelleştirme satış gelirleri ve yine yabancılara yapılan taşınır/taşınmaz
mal (ülke varlıkları) satışları olmaktadır.
• Net Hata ve Noksan
Ödemeler dengesini oluşturan yukarıda belirttiğimiz dört denge de (+) veya (-) değerli olabilir.
“Bilanço denkliği” mantığı gereği bu dört dengenin toplamının sıfıra eşit olması
gerekir.
+/- Cari İşlemler Dengesi +/- Sermaye Hesabı +/- Yatırım Hesabı +/- Rezerv Varlıklar = 0
Ancak çeşitli kayıt hataları veya eksiklikleri nedeniyle bu hesapların toplamı uygulamada
sıfırdan büyük ya da küçük çıkmaktadır. Bu durumlarda dengeyi sağlayabilmek için ortaya çıkan
fark, ters işaretli olarak “net hata ve noksan (NHN)” adı altında yazılır ve böylece
ödemeler dengesi aşağıdaki şekli almış olur:
+/- Cari İşlemler Dengesi +/- Sermaye Hesabı +/- Yatırım Hesabı +/- Net Hata ve Noksan +/-
Rezerv Varlıklar = 0
Yukarıdaki denklemde NHN (+) ise, ülkeye kaynağı bilinmeyen bir döviz girişi olmuş; (-) ise,
ülkeden kaynağı bilinmeyen bir döviz çıkışı olmuş demektir.
NHN kalemi için standart bir miktar ya da orandan söz edilemez. Buna karşılık bu miktarın
yüksekliği ve sürekli aynı yönde gelişiyor olması kayıtların, ölçümlerin,
hesapların ve anketlerin doğru olmadığı yönünde kuşkuları artırır. 2010 yılından buyana
Türkiye’deki uygulamaya baktığımızda, bu rakamın sürekli ve düzenli olarak
arttığını izlemekteyiz: (mia.$) 2011: 12.0; 2012: 0.7; 2013: 0.9; 2015: 9.2; 2016: 10.2; 2018:
22.7; 2021: 8.0; 2022: 24.2 (Cumhuriyet tarihinin rekoru)
• Devasa Net Hata ve Noksana karşın Artan Dış Borçlanma
Aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, Türkiye’de, NHN’ın (+) olduğu
yıllarda cari açığı tümüyle kapattığı, 2018 dışında hiç olmamıştır. Bu gözlemden
çıkarılacak sonuç, ülkenin genellikle negatif bakiyeye veren cari dengesindeki açık,
genelde dış borçlanma ve ülkeye giren sıcak para ile kapatılmaktadır. İşte dış
borçlanmanın her yıl düzenli artmasının bir nedeni de, yazımızın sonraki bölümünde
de göreceğiniz gibi, 2008’den sonra sürekli artan cari açığın finansmanı sorunsalı
olmuştur.

 TÜRKİYE’NİN SÜREKLİ YÜKSELEN KAMU BORÇ STOKU

Ülkenin kamu borç stoku, Cumhuriyetin 79ncu yılında (2002) 258.9 mia. TL iken, son 20
yılda şaha kalkarak, 2023 yılı Haziran ayı itibarıyla 5.6 trilyon TL’ye erişmiştir. Bir başka
anlatımla, son iki yılda borç stoku, aşağıdaki “AB Tanımlı Toplam Borç Stoku Grafiği
(milyon TL)”nde görüleceği gibi ikiye katlanmıştır.

Grafiğin ve gerisindeki detayın incelenmesinde yapılabilecek çıkarımları aşağıda özetlemeye
çalıştık:
- Borçlanmanın en hızlı arttığı dönem, 2017 yılı Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanlığı
sistemine geçilmesi sonrasında 2020’den bu yana uygulanan, temelinde “faiz neden enflâsyon
sonuç” şeklindeki ve iktisat kuramında yeri olmayan “yanlış” para politikası.

- Devamlı gönderme yapılan 2002 krizinde Türkiye’nin “toplam dış borç stoku” 113
mia.$ dı. Bugün gelinen noktada bu stok 475 mia. $’ düzeyindedir. Diğer yandan 2001’de
bu borcun yüzde 14’ü kısa vadeliyken şimdi bu oran yüzde 33,6’ya yükselmiştir.
- Kamu net borç stoku, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçildiği 2017 yılında 255
mia. TL iken 2023 Haziran ayında 2.934 mia.TL oldu. Yani kamu net borcu 5 yılda
11 kat artmıştır.
- Bu arada ülkenin toplam borcunun yapısı da değişti. 2023 Haziran ayı itibarıyla kamu
borç stokunun yüzde 54’ü döviz cinsine dönüşmüştür. Bu borcun vadesi de kısa olunca
döviz kuru artışları karşısında ülke savunmasız hale düşmüştür.
- İç borç stokunun yüzde 76,3’ü bankaların elindedir. Bunda kamu bankalarının payı yüzde
38,3 olup bu ağırlık, kamu bankalarının bilançolarında “nitelik bozulması” şeklinde
yansımaktadır.
Grafiğin hatırlattığı yukarıda özetlediğimiz gerçeklerin yanında aktarmamız gereken bir diğer
olgu da, Türkiye’nin bu aralar yana yakıla borç arama durumudur. Öyle ki, son
Cumhurbaşkanlığı Kabinesine üye seçiminde bile bu husus önemli rol oynamıştır. Bu
durumun nedeni de, borç ödeme takviminde vadesi gelen borçlardır. Dış borçlanmada
vadenin kısalması ülkeyi, yaşamakta olduğumuz “borç ödeyememe” noktasına taşıdı.

NİÇİN BU KADAR BÜYÜK KAMU BORÇLANMASI YAPILDI?

Yanıtı tersten giderek yapmaya çalışırsak, yol, köprü, havalimanı, şehir hastaneleri gibi büyük
projelerin “yap-işlet- devret”, daha doğrusu KÖİ8 yöntemiyle yapıldığını biliyoruz.9
Keza 2002 öncesinde, 79 yıldaki borçlanma tutarı olan 258 milyar TL’yle yapılan kamu
varlıklarının önemli bir kısmının da ( yüzlerce fabrika, arazi, kamu tesisi) 70 mia.$’a
özelleştirildiği ve bunun da 2002 sonrasında harcandığı da bildiğimiz bir diğer
gerçektir.
2003-2023 döneminde inanılmaz bir borçlanmaya gidildi. 2002 yılında Cumhuriyet’in 79.
yılıydı, gelip geçen 79 yılda onlarca hükümetin yaptığı toplam kamu borcu 258.9 mia. TL idi.
Aradan geçen 22 yılda kamu borç stoku 5.358 mia.TL artarak 5.617 mia.TL’ye ulaştı.
Ülkenin 2002-2023 yılları arasındaki 22 yıldaki “kamu borçlanmasını, (mio. TL) olarak
aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

Görüldüğü gibi son 22 yılda 2.985 mia.ı anapara ve 1.460 mia.ı faiz olmak üzere
toplam 4.446 mia.TL borç geri ödemesi yapılmasına karşın geriye, sadece ana
parası 5.617 mia .TL olan borç bulunmaktadır. Üstelik bu borcun ortalama vadesi 20-
30 yıl değil, 5,7 yıl olarak hesaplanmaktadır.
Türkiye’nin 2002-2023 yılları arasındaki “kamu borç servisini” (bin TL) aşağıdaki tabloda
topluca görebiliriz.

Türkiye’nin son 22 yılda bu kadar hızlı ve büyük tutarda borçlanmasının gerisinde yatan
başat nedenleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
- Bu ülkede yaşayanlar yıllar boyunca borçtan çok çekmiştir. Türkiye önce Osmanlı Devleti’nin
borçlarını ödedi. Bu ödeme 1954’e kadar sürdü. Sonra her yaşanan döviz krizinde IMF’ye
başvurdu ve çeşitli programları uygulamak zorunda kaldı. Son yaşanan krizde ise, inat uğruna
IMF’e gitmemeyi tercih etti. Ancak bu kararının bedelini de, IMF faizinden daha
yüksek faiz oranıyla borçlanmak zorunda kalarak ve ülke dengelerini bozarak ağır
ödemek zorunda kaldı.10
- MYB sürekli açık verdi; borç geri ödemesi genellikle yeni borç ile yapıldı; sonunda
borçların önemli bir kısmı anapara ve faiz ödemlerine gitti. 22 yılda alınan borçlar
için ödenen faiz 1.460 mia. TL’nı buldu.
- AKP’nin oluşturduğu Hükümet (2017 yılından bu yana sadece Cumhurbaşkanı diye okuyun),
bir taraftan dış ticarete konu olmayan inşaat sektörünü teşvik ederken diğer taraftan
kendisi de yeni binalar yaparak bu sektöre destek verdi. Adliye sarayları, bakanlık
binaları vb. inşa ettirerek bu sektöre kaynak aktarırken, 20 yılda tek sanayi
işletmesi kurmadı, tam aksine elden çıkardı. Halbuki sanayi sektörü, özellikle yeni
teknolojiler içeren katma değeri yüksek dallarda, bir süre içinde kendini amorti ettiği gibi,
ekonomik ömrü boyunca bazı yenilemelerle hem istihdam hem de kâr ve vergi yoluyla ulusal
gelirin artmasına, yani borçlanma yapmaksızın kaynak yaratmaya katkıda bulunurdu.
- Bütçe içerisinde cari transferlerin payı yüzde 40’ın üstüne çıktı. Bu kalemin içinde KİT
zararları, SGK zararları, sosyal yardımlar ve mültecilere yapılan sağlık ve diğer harcamalar da
bulunmaktadır. Cumhurbaşkanlığı, seçim sonrası uygulamaya başladığı ekonomi
programında sadece bu kalemdeki “emekli maaşlarını” krizin nedeni olarak değerlendirdi.
- Kamu kesimi borçlanma maliyeti özellikle, 2017 Anayasa oylaması sonrası siyasal
rejimin değişmesiyle hızla arttı. 2018’de iç ve dış borç için 68,6 mia. TL faiz ödenirken,
2022 yılına gelindiğinde faiz ödemesi yüzde 400 artarak 275 mia. TL’ye yükseldi.11
Sadece 2023’ün ilk altı ayındaki ödemelerin, iç borçlanma faizi için 179 mia.,
anapara için 121 mia. TL olduğu düşünüldüğünde konunun endişe veren boyutu daha
iyi anlaşılır.

SONUÇ YERİNE

MYB sürekli açık vermesi; borç geri ödemesi genellikle yeni borç ile yapılması, sonunda yeni
borçların önemli bir kısmı anapara ve faiz ödemlerinde kullanılması; bu kadar
borçlanmaya rağmen kamu borç stokunun hâlâ 5.6 trilyon TL’de kalması, bu borcun
ortalama vadesinin 5,7 yıl olması ve giderek çok hızlı artan “kamu finansman
maliyeti” bir ülke için oldukça tehlikeli ve zor bir süreci işaret etmektedir.
Diğer taraftan tüm bu gelişmeler, mevcut politikalarla Türkiye’de düşük ve orta gelirli
sınıfın yakın dönemde (5-10 yıl) ayakta kalmasının oldukça zor olacağını
göstermektedir. Bu durumda “gelir ve servet dağılımının" daha da kötüleşmesi güçlü
bir olasılıktır. Bu da istikrarlı ve etkin bir “efektif talebin” olmayacağı ve “stagflâsyon
krizini” bekleyenlerin haksız çıkmayacağı anlamına gelmektedir.
Tersine bir gelişme mümkün mü? Elbette mümkün. Bunun da yolu “akılcı maliye
politikasından” geçmektedir. Bu politika ki, tüm ekonomik sıkıntıları toplumun tüm
kesimlerine “maktu bir eşitlikle” değil, “taşıyabilecekleri bir oran ile
paylaştırılması ve gelir transferine yol açan KKM uygulamasından
vazgeçilmesiyle sıkı bağlantılıdır.

Keza, iktisat bilmeden çok konuşanların ağızlarına sakız ettikleri “politika faiz oranıyla” kısa
vadeli çözüm çözümler bulanabilir. Tüm bu öneriler vergi, harcama ve borçlanma
politikasını değiştirmeyi ve belli kesimleri (çeşitli nedenlerle) desteklemekten ve
yönetime ortak etmekten vazgeçmeyi gerektirir. Bu da “mevcut siyasal sistemle” çok zor
görülüyor.
Ersin Dedekoca 15 Ağustos 2023
Yapılan Yorumlar
BACAKLARINIZI GÜÇLÜ TUTUN