dakika dakika tekirdağ çorlu haberleri

gazete tekirdağ
ANA SAYFA   |  HAKKIMIZDA   |  GÜNDEM   |   POLİTİKA    |   EKONOMİ    |   SPOR   |     İLETİŞİM  

ÇİN - AB LİŞKİLERİ

ERSİN DEDEKOCA

Avrupa Birliği (AB) ile Çin Halk Cumhuriyeti (Çin) arasında Ekim 2013’ten beri müzakereleri devam eden AB-Çin Kapsamlı Yatırım Anlaşması/ China Comprehensive Agreement on Investment (CAI) üzerinde 29 Aralık 2020 tarihinde prensipte anlaşılmıştır. Bu anlaşmayla iki tarafın birbirlerinin pazarlarına erişiminde “esneklik” esasının gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Konseyi Başkanı Charles Michel, AB Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping video konferans yöntemiyle “AB-Çin Liderler Toplantısı” gerçekleştirdi. AB yetkilileri 2013’ten beri planlanan CAI anlaşmasının 2022’de yürürlüğe gireceğini söyledi.

Çin ile ilişkiler bağlamında Brexit sonrası Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı (kısaca İngiltere) açısından bakıldığında ise, İngiltere’nin eski kolonilerinin çoğunun bulunduğu Asya-Pasifik ile daha güçlü bağları olan bir “Küresel Britanya” için iddialı plânlarla yarışa dâhil olmaya çalışmaktadır.

Bu kapsamda İngiltere Hükümeti 31 Ocak’ta, Trans Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Sözleşme (CPTPP) adı verilen 11 Asya-Pasifik ülkesinin dâhil olduğu serbest ticaret bölgesine katılmak için başvuruda bulunacağını duyurmuştur.

Diğer yandan Çin ile İsrail arasında 2013 yılında imzalanan 400 milyon Amerikan Doları ($) tutarındaki ticaret anlaşması ve Çin’in bu ülkedeki çeşitli yatırımları da, bu bağlamda dikkati çekmektedir.

İki ülkenin aralarındaki ticarette $ yerine kendi ulusal paralarını kullanmalarını tanımlayan “dedolarizasyon”u uygulayan ve bu yöntemle 2007 sonu itibariyle 39.6 milyar $ olan iki ülke arasındaki ticaret hacminin, 12 yıl içinde yaklaşık 3 misli artarak 110.9 milyar $’a ulaşmıştır. Bunun yanı sıra Rusya Varlık Fonu, 2020yılı başında Yuan ve Çin devlet tahvillerine yatırımlarını artırma kararı aldığı bilinmektedir.

Küresel Liderlik Yolundaki Çin’in bu bağlamdaki yeni adımlarını konu alan önceki iki yazılık dizimize(*) bu hafta da, Pekin’in AB, İsrail ve Rusya ile ilişkilerindeki son dönem gelişmeleri konu alarak, giderek belirginleşen “Çin’in küresel hegemonluğu” konusundaki savımızı güçlendirmek istedik.

ÇİN- AB İLİŞKİLERİ

II.Dünya Savaşı ve özellikle 1991’de SSCB’nin yıkılması sonrasında ABD merkezli tek kutuplu dünya düzeninin Çin, Rusya ve Avrupa Birliği (AB) gibi aktörlerin kendilerini göstermesiyle birlikte değişime uğradığı ve çok kutuplu dünya düzenine geçiş yaşandığını hep birlikte gözledik. Dolayısıyla ABD’nin yanı sıra Çin’in, Rusya’nın ve Almanya-Fransa ikilisinin başını çektiği AB’nin yeni kurulan dünya düzenindeki kutuplar olarak karşımıza çıkıyordu.

Çin dünyaya kendini kabul ettirmek adına, Washinton’un da desteğiyle Dünya Ticaret Örgütü’ne 2001 yılında üye olmuş ve nispeten serbest piyasa koşullarını kabul etmiştir. 2002 yılında ise, AB ile stratejik ortaklık kurmuş ve ekonomik ilişkilerin yanı sıra, siyasi diyalog oluşturulmaya çalışılmıştır.

Artık ABD’nin karşısında durabilecek Çin ve Rusya gibi iki önemli devlet vardır. Diğer yandan da, dünyadaki yeni “güç dengesine” ayak uydurma çabası içinde olan Avrupa ise, hem kendisini korumak hem de gelecekte de mevcut gücünü elinde tutabilmek adına Çin’le ilişkilerini geliştirmektedir.

Bilindiği gibi AB’nin ikili ilişkilere bakışının pek olumlu olmaması, Birlik ülkelerinin tek başlarına davranmaları halinde Çin’e karşı güç kaybedecek olmalarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu bağlamda Brüksel, Pekin’e karşı şüpheyle yaklaşmakta; ancak “birlik halinde hareket etmek” temeline dayanan karşılıklı ilişkileri iyileştirmeye yönelik adımları hızlandırmada da isteklidir.

Bu amaca yönelik olarak AB ile Çin arasında “çeşitli zirveler” gerçekleştirilmiştir. Gerçekleşen ve devam edeceği öngörülen bu zirveler, karşılıklı yakınlaşmanın artacağına işaret etmekteydi. Zaten AB, özellikle Trup dönemindeki ABD’nin tavır ve tutumlarına karşı, kendisini Çin’e yaklaştırma ihtiyacı duymaktaydı. Ekonomik anlaşmaların yanı sıra Avrupa’nın Çin’den, demokrasinin sağlanması ve insan hakları ihlalleri konusunda da bazı beklentileri de bulunmaktadır.

22 Ocak’ta resmi olarak yayınlanan ve “prensiplerde mutabakatı” teyit eden Anlaşmanın büyük ekonomik öneme sahip olduğu, bunun tarafları sürdürülebilir kalkınma ilke ve değerlere dayalı bir yatırım ilişkisine soktuğu, AB’nin bildirisinde yer alan hususlardır. Bildiride, anlaşmanın yürürlüğe girdiğinde AB ile Çin arasındaki” ticaret ve yatırım ilişkisinin yeniden dengelenmesine” yardımcı olacağı belirtilmektedir.

Brüksel’in 30 Aralık 2020’de yayınlanan anılan bildiride, Çin’in AB yatırımcıları için eşi görülmemiş seviyede piyasa erişimini taahhüt ettiği; anlaşmanın Çin kamu şirketlerine açık yükümlülükler getirdiği ve diğer piyasa bozucu uygulamaları yasakladığı, kamu desteklerini daha şeffaf hale getirdiği ifade edilmektedir.

Keza bildiride, AB firmalarının Çin piyasasında rekabet ederken daha âdil muamele göreceğine; Anlaşmanın çevre ve iklimle ile birlikte çalışma standartlarına ilişkin önemli taahhütler içerdiğine; Çin’in onayladığı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerini etkin biçimde uygulamayı taahhüt ettiğine de dikkat çekilmektedir.

AB-Çin arasında prensipte bağıtlanan CAI ile AB yatırımcılarının, Çin piyasalarına daha fazla erişebilmesi amaçlanmaktadır. Anlaşma ile Çin’in otomotiv, finansal hizmetler, sağlık ve telekomünikasyon gibi çeşitli sektörleri Avrupalı yatırımcılara açılacaktır. Çin’deki kamu şirketleri hizmet alımlarında AB firmalarına ayrımcılık yapmayacak ve Çin’deki kamu desteklemeleri daha şeffaf olacaktır.

Bu anlaşma sayesinde Avrupalı şirketler Çin pazarına daha kolay erişebilecek, diğer şirketlerle daha kolay rekabet edebilecektir. Keza, Çin’deki “zorunlu teknoloji transferi” uygulamasına son verilecek; AB piyasaları da Çinli yatırımcılara açık olmayı sürdürecektir.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için yasal metnin hazırlanması, tercüme edilmesi, üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından onaylanması gerekmektedir.

Çin ile AB arasındaki ithalât ve ihracatın toplam değeri geçen yıl 709 milyar $’a ulaştı. AB ile ABD arasındaki toplam ticaret ise 671 milyar $’da kaldı. Böylece Çin, ABD’yi geçerek AB’nin en büyük ticaret ortağı oldu.

AB istatistik ofisi Eurostat’a göre, 2020’de Çin AB’nin ana ticaret ortağı oldu. Bunda, ithalâttaki yüzde 5,6 ve ihracattaki yüzde 2,2’lik artış rol oynadı. Eurostat verileri, AB ile Çin arasındaki ticaret açığının da Çin lehine artmaya devam ettiğini ve 199 milyar dolardan 219 milyar dolara yükseldiğini göstermektedir.

Hatırlanacağı gibi 2020’nin ilk çeyreğinde Çin ekonomisi, Covid-19 salgını nedeniyle daralma kaydetse de, daha sonra toparlanmış ve “dünyanın en büyük ekonomileri” arasında sadece Çin 2020’de büyüme kaydetmişti. Söz konusu dönüşümde, AB’den gelen talep artışının da etkili olduğu bilinmektedir.

Diğer yandan AB’nin ABD ve İngiltere ile ticareti gerilemektedir. ABD ve İngiltere, AB’nin en büyük ihracat pazarları olmaya devam etmesine karşın, her iki ülkeyle ticarette ciddi bir düşüş yaşandığı anlaşılmaktadır. Eurostat verilerine göre, AB’nin ABD’den ithalâtı yüzde 13,2, ihracatı ise yüzde 8,2 oranında daraldı.

ÇİN- İSRAİL İLİŞKİLERİ

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden (1992) bu yana iki ülke arasında karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilmiş, pek çok ikili anlaşma imzalanmıştır. İsrail ve Çin arasındaki ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izlese de, politik ilişkilerin gelişmesiyle birlikte ekonomik ilişkiler de ivme kazanmıştırİsrail için önemli bir dış pazar olan Çin için İsrail, bölgede nüfuz sağlamak ve Batı’nın silah ve teknoloji bilgisinden faydalanmak için kritik bir aktör konumundadır. Özellikle İsrail’in Çin’e stratejik bilgi aktarımı ve Çin’in İsrail’de gerçekleştirdiği altyapı yatırımları, bölgedeki diğer aktörler tarafından endişeyle izlenmektedir.

İsrail Çin’in en önemli silah tedarikçilerinden biri olmaya devam etmiştir. Bu arada hava radar sistemi olan Phalcon ile ilgili İsrail ve Çin arasında imzalanan anlaşma, ABD’nin İsrail’e yaptığı yardımı bir süre durdurmasına kadar varmıştı.

2013 yılında imzalanan “400 milyon $’lık ticaret anlaşmasına”, özellikle İsrail tarafından büyük önem verilmektedir. Keza 2013 yılında Pekin tarafından açıklanan ve Çin için hayati öneme sahip olan “Kuşak ve Yol Girişimi” projesinde İsrail, Asya’dan Avrupa’ya giden yolda ticareti kontrol etmek adına Çin’in etkisini genişletebilecek bir konumdadır. Ayrıca Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail’in müttefikliği, Çin için doğal gaz ithalatının da çeşitlenmesine katkı sağlayacak bir kapı olarak görülmektedir.

2014 yılında Çin, “Port Engineering Construction” projesi için 950 milyon $ bir yatırım yapmıştır. Söz konusu liman altyapı projesi, o yıla kadar İsrail’e yapılan en büyük yatırım projesiydi. 2015 yılında Çinli bir firma olan SIPG, İsrail’in Hayfa’daki yeni limanı işletmek için açılan ihaleyi kazanmıştır.  Çin’in İsrail’e yaptığı büyük ölçekli yatırımlardan birisi de, Kızıldeniz’deki Eilat ile 300 kilometreden fazla mesafedeki Aşdod Limanı’nı birbirine demir yoluyla bağlayacak olan Red-Med projesidir.

Çin’in İsrail’e yaptığı yatırımlar yalnızca Çin’e değil, İsrail’e de büyük çapta “sermaye havuzları” açarak fayda sağlamaktadır. Kısa vadede İsrail’e çok sayıda yatırım yapan Çin, yılda 15 milyar $ civarındaki ticaret hacmiyle, İsrail’in ikinci en büyük ticari ortağı hâline gelmiştir ve İsrail’e büyük kazanımlar sağlamış görünmektedir. İlişkileri hâlihazırdaki görünümü İsrail’in, ABD’nin güvenlik konusundaki endişelerini göz ardı ederek, Çin tarafından sunulan ekonomik fırsatları değerlendirmeye odaklanmış olduğu şeklindedir.

SONUÇ YERİNE

Son üç yazımızda, Çin gerçekleri, Çin’in 14. Beş Yıllık Kalkınma Plânı içeriği,  Çin-ABD ilişkileri, Çin’in Rusya ve 25 yıllık yeni işbirliği anlaşması üzerinden İran ilişkileri ve son olarak da Çin’in AB ile CAI mutabakat anlaşması ve İsrail ile ilişkileri irdelenmeye çalışılmıştır.

Çin’in ise hem askerî ve siyasi hem de ekonomik bakımdan geliştiği, tüm gözlemcilerce ve istatistik sayılarıyla doğrulanmaktadır. Son 40 yılda gerçekleşen bu olgu, ülkenin küresel ölçekte payını ve ağırlığını çok arttırmış ve Pekin’i, küresel liderlikte Washington’un halefi haline getirmiştir.

Küresel gücün ABD yanında Çin, Rusya ve AB arasında paylaşıldığı günümüz jeopolitiğinde, sahip olduğu “yumuşak güç unsurlarını” bu bağlamda değerlendirmek isteyen Çin, askeri gücünün yanında, uluslararası ilişkilerdeki konum ve desteğini artırmanın peşindedir. İşte son üç yazı boyunca irdelediğimiz konular, Pekin’in bu çabalarını yansıtmaktadır. Gördüğümüz kadarıyla da, yakın bir gelecekte bu unvan ve sorumluluğu üstlenecek gibi durmaktadır.

Yapılan Yorumlar
İNSAN