dakika dakika tekirdağ çorlu haberleri

gazete tekirdağ
ANA SAYFA   |  HAKKIMIZDA   |  GÜNDEM   |   POLİTİKA    |   EKONOMİ    |   SPOR   |     İLETİŞİM  

 

Çin’in küresel ilişkilerine bir de böyle bakın

ERSİN DEDEKOCA

  • 1989’dan bu yana ekonomik büyümesi yüzde 1400’ü geçen tek ülke olan,
  • 2019 yılında yaklaşık 430 milyar ABD Doları ($) olan “dış ticaret fazlasını”, Covid-19 salgınında yaşanan tüm sıkıntılara karşın 535 milyar $’a çıkartmış;
  • 2021 yılı birinci çeyreğinde ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,2 oranında arttırmış ve sadece Mart ayı artışı ise yüzde 30,6 olmuş;
  • 2020 yılı ihracatının yarısına yakınını elektrikli makine, ekipmanlar ve bilgisayarlardan oluşturan; ihracatının yalnızca yüzde 2,9’unu oluşturan taşıt araçlarının ise 75,6 milyar $ tutan ve dünyada üretilen her 10 otomobilden 3’ünün Çin yapımı olmasıyla ABD, Avrupa ve Japonya toplamının bile önüne geçen endüstriyel kapasiteye sahip;
  • 1980’lerde nüfusunun büyük bölümü yoksulluk sınırında olmasına karşın, 2010 yılında yaklaşık 5 bin $ olan kişi başına milli geliri, 2019 yılı için 10 bin $ olarak hesaplanmış;
  • Ar-Ge harcamalarını, 2025 sonuna kadar her yıl %7 oranında artırılarak toplam 580 milyar $’a çıkarılması hedeflenmiş (ABD’nin şimdilerde 520 milyar $);
  • 2020 yılında “doğrudan yabancı yatırımları” 160 milyar $‘a ulaşarak rekor kırmış, bono ve hisse senetlerine (sıcak para) de yaklaşık 220 milyar $’a yakın giriş gerçekleşmiş;[1]
  • Bu sayılar ve hacimlere erişilmesinin nedenleri olarak, üretim tabanında ulaşılan “ölçek ekonomisinin” yarattığı ivmenin yanı sıra, Ar-Ge konusundaki başarıların getirisi ve teknolojik olarak ulaştığı seviyeye sayılan;

dünya liderliğine oynayan Çin Halk Cumhuriyeti’ne ait madalyonun diğer yüzüne bakmak, bu haftaki yazımızın konusu oluşturmuştur.

ÇİN’İN “BORÇLANDIRARAK SÖMÜRME” POLİTİKASI

Ekonomi politik kuramını ve pratiğini yakından izleyenlerin bildiği gibi, “ekonomik rekabet” daima sömürgeciliğin, savaşların ve yaşanan krizlerin temel sebeplerinden biri olmuştur. Keza, sınırlı sayıda ülkeler arasındaki rekabet sadece bu ülkeler arasında kalmayıp, uluslararası sorunlar haline karşımıza çıkmıştır.

Bu bağlamda baktığımızda, uluslararası gerilimlere yol açan “ABD-Çin ticaret savaşının” günümüzün “en sert ekonomik rekabetini” oluşturduğunu görmekteyiz. Bu sert ekonomik rekabetin Çin yönünden yansıması, önceki “içe kapanıklığını” tersine çevirerek, özellikle “ekonomik davranış” olarak “yayılmacı bir politika” ile uluslararası düzeyde yeni atılımlar, projeler ve stratejiler denemesi şeklinde olmaktadır.

Özellikle Afrika ülkeleri başta olmak üzere, pek çok farklı ülkeyle iyi ilişkiler geliştirip, yeni yatırımlar ve kredilerle, hem yıllarca sömürülmüş ve büyümek için maddi kaynak sıkıntısı çeken ülkelere destek olmayı, hem de yeni “ekonomik müttefiklikler kurmayı” hedeflediklerini anlatan söylemlerle “büyük projeler” başlatmıştır. Böylece ülkelerin “geri ödeme takatlerinin” üzerindeki miktarda verilen kredilerle ipotek altına alınan kaynaklar, Çin’in yeni düşük maliyetli kaynaklara erişmesini sağlamaktadır. Kısacası yeni bir “modern sömürge” düzeni kurulmaktadır.

Borç tuzağı diplomasisi (debt-trap diplomacy)” olarak adlandırılan bu projelerin en cezbedici kısmı, “sömürgeci Avrupa ülkelerinden” farklı olarak, “kazan kazan niteliği” taşıdığı yönünde, “her iki tarafın da yararlanacağı işbirlikleri” olduğu “algısı” oluşturulmasıydı.

Ancak bu vaadlerle yapılan bu yatırımların “sahadaki sonuçları”, tam olarak çift taraflı bir kazanımın söz konusu olmadığını göstermiştir. Örneğin 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan “Kuşak Yol Projesi” için 2019’un sonlarına kadar yaklaşık 310 milyar $ harcandığı ve bu rakamın ileride toplam 1-4 trilyon arası değişebileceği söylenmektedir. 2018 verilerine göre Çin’e en çok borcu olan 8 ülke (Cibuti, Tacikistan, Kırgızistan, Laos, Maldivler, Madagaskar, Pakistan ve Karadağ)’ın; ayrıca yapılan başka bir çalışmaya göre de, Afrika’dan Okyanusya kıtasına kadar şimdiden en az 16 ülke borçlarını geri ödeyebilecek durumda değildir.

Doğaldır ki Pekin yönetimi de bu durumun farkındadır. Bilindiği gibi devletler borçlarını ödeyemediklerinde, verilen bu yüksek tutardaki kredilere karşılık olarak borçlu ülkelerin kaynakları bir tür ipotek ve/veya rehin yoluyla teminat olarak alınmaktadır. Buna örnek olarak Sri Lanka’nın Çin’den yüzde 8 faiz oranıyla aldığı 8 milyar $ tutarındaki kredinin ödenememesine karşılık 2017 yılında, stratejik olarak büyük öneme sahip ülkeye ait Hambantota Limanı, borcun 1,1 milyar $’na karşılık 99 yıllığına China Merchants Port Holding’e kiraya verilmesi gösterilebilir.

Benzer bir anlaşma Myanmar ile de yapıldı. Ülke, 7,5 milyar $ değerindeki bir limanını 1,3 milyar $’a bir Çin şirketine kiraya verdi. Ayrıca proje kapsamında yapılması planlanan 3 milyar $ tutarında boru hattı ve demiryolu projesinden vazgeçmek zorunda kaldı.

Yine ABD kıskacından kurtulmak isteyen Venezuela, ayakta kalmak için Çin’den aldığı kredilere karşılık ulusal petrol şirketinin toplamda yüzde 49’luk kısmını Çinli şirketlere devretti. Bir başka örnekte ise Zambiya, 8 milyar $ değerinde yapılan anlaşmayı geri ödemede zorlanması üzerine,  ZESCO ünvanlı bir elektrik şirketini, ulusal televizyon ve radyo kuruluşu ZNBC’yi ve Kenneth Kaunda’daki uluslararası havaalanını Çin’e devretmek zorunda kaldığı iddia edilmektedir.

ÇİN AFRİKA’DA

Şimdilerde Çin, yıllık 200 milyar $ tutarına varan hacimle, Afrika’nın en büyük ticari ortağı konumundadır. Diğer yandan 10 bin Çinli firma Afrika Anakarasında iş yapmakta ve 2005 yılından bu yana Çinli firmaların bu Afrika ülkelerinde gerçekleştirdikleri işlerin toplamı 2 trilyon $’ı geçmiştir. Çin mallarının en büyük Afrikalı alıcıları Nijerya, G.Afrika ve Mısır; Çin’e en çok mal satan Afrika ülkeleri ise Angola, G.Afrika ve Kongo’dur.

Çinliler Afrika’da demiryolları, köprüler ve geçitler inşa ediyorlar. Aslında Avrupalı koloniyalistlerin çok daha önce yapması gereken şeyleri şu an Çin yapmaktadır. Bu bağlamda Pekin, 1-4 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirilen Çin-Afrika İşbirliği Forumu’nda Afrika’ya tam 100 milyar $ tutarında finansal yardım yapacağını belirtti.

2018’de Beijing’de düzenlenen Çin – Afrika İşbirliği Forumu, Afrika’nın liderleri Şi Cinping ile

Çin, özellikle 2019 yılından başlayarak Afrika’daki yoğunluğunu giderek artırdı. Bu arada Afrika, Çin ve Hindistan’ı şehirleşme (urbanizasyon) konusunda geride bıraktı ve IMF tarafından dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ekonomisi olarak belirlendi.

Çin’in Afrika’ya olan bu ilgisinin görünen ve anlatılan nedeni: “Çin, Afrika ülkelerinin küresel sahneye çıkmaları ve sağlam altyapılara sahip olmaları için onlara yardımcı olup yatırım yapıyor. Kısaca bu yapılanlar, Afrika ülkelerinin ekonomik büyüme yakalaması ve küresel ekonomik sahnenin oyuncusu olabilmesi için gereklidir.”

Ancak konunun açıkça söylenmeyen ama bilinen kısmındaki yanıt ise çok farklı: “Çin, Güneydoğu Asya’da yaptığı gibi Afrika’da da siyasi ve diplomatik güç elde etmek için bu ülkelere yatırım yapıyor. Çin’in verdiği krediler, gönderdiği işçiler ve müteahhitlerle bu projeler yapılsa da, asıl amaç; para kazanmaktan öte, Afrika ülkeleri ile uzun vadede siyasal ve diplomatik anlamda ilişkiler kurmaktır.” Bunun devamında Çin’in, BM genel kurul toplantılarında ‘Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi hassas konularda’ bu ülkelerin oylarını almak için de kullanabileceği amacı belirmektedir.

Konuyu örnekleyecek olursak Çin, Kenya’da Nairobi ve Mombasa arasında 3.6 milyar $’lık demir yolu inşa etmekte ve yenilemektedir. Bu işle ilgili performans beklentileri de, hem yolcu hem yük birimleri anlamında göz doldurucudur. Bu ülkedeki anılan Çin yatırımı, Kenya’nın Doğu Afrika’nın en büyük ekonomisi olarak sahneye girmesinde şüphesiz büyük katkı sağlamakta, Çin ihracatına güçlü bir pazar eklemektedir.

Afrika’daki Çin yatırımlarının merkezi olan ülkeler Nijerya ve Angola, doğal gaz ve petrol endüstrileriyle dikkat çekmektedir. Bu alanlarda da bir takım Çinli yatırımlar izlenmektedir. Bu ülkelerdeki enerji sektörlerinde Çinli proje yatırımları, ilgili ülkelerdeki tüm yatırımlarının yüzde 30’unu; Çinli şirketlerin bu bölgelerdeki yatırımlarının ise yüzde 60’ını oluşturmaktadır.

Kıt’adaki Çin yatırımları konusunda Afrikalılar’ın yaklaşımlarına baktığımızda, özellikle Batılı yatırımcılara ve Batı’ya karşı, tarihten gelen bir tepkileri olduğu bilinmektedir. Batı’nın yüzyıllardır bu toprakları (doğal kaynak, emek, yönetim) sömürdüğü dikkate alındığında bunun normal bir yaklaşım olduğu anlaşılır. Bu yüzdendir ki Afrikalı insanlar Çinliler’i ve Çin yatırımlarını tercih etmektedirler. Çin’i tanımamaları bu tercihteki başat etkendir. Tanıdıklarında ve uygulamalarını gördüklerinde, Çinlilerin de, kendi çıkarları için Afrika’da olduklarını anlayacaklardır.

  • Afrikalı Enerji Şirketler Özelinde Gelecek

Bu bölgede devlet tarafından yapılan altyapı projelerinin Pekin yönetimi tarafından fonlanması olgusunun, “Çinli şirketlerin Afrika enerjisi üzerinde ki olası yapılanmaları için kapıların açılması” amacıyla kullanılacağı çok açıktır. Böylesi bir gelişmenin mevcut Afrikalı şirketler için fazlasıyla avantajsız bir durum olduğu ek bir açıklama gerektirmemektedir. Özellikle bu hamlelerin Pekin yönetimince, Afrika petrolünün Çin’e daha ucuza satılması için yapıyorsa, bunun Afrikalı şirketler için gelecekteki zor günlerin işareti olacağı çok net durmaktadır.

Doğal olarak beklenen bu gelişme Pekin’i ve bölgedeki “enerji sektörüne hâkim olan yerel elit kesimi” pozitif yönde etkileyecektir. Bilindiği gibi Nijerya ve Angola gibi “Afrikalı petrol tedarikçisi ülkelerde” her zaman, enerji satışını kontrol eden ve ticareti elinde tutan elit bir kesim bulunmaktadır. Aslında bu sistem Çin değil (henüz), Batı’nın buraya yaptığı yatırımlardan kalmıştır.

Çin, dünyanın en önemli pazarı ve en büyük ikinci ekonomisidir. Böylesi bir boyuttaki ekonominin sağlıklı ve sürdürülebilir olması tüm küresel piyasayı ilgilendirmektedir. Pekin ekonomisinin bu genişlemesi sürerken Çinli liderler, ülkenin gıda, ürün ve doğal kaynak pazarlarındaki “tedarik tehdidinin” farkındadır. Bu tehdide karşı önlem olarak Çin’in ülke dışı maden yatırımları, ülkenin tüm dışa yönelik yatırımlarının yüzde 30’unu oluşturmaktadır ki, çok yüksek bir oranı temsil etmektedir.

Afrika tam anlamıyla “ekonomik anlamda yeni bir savaş alanı” durumundadır. Bu bölgede Rusya’da bir yandan gücünü artırmaya çalışmaktadır. Çünkü, daha önce de belirttiğimiz gibi, Afrika ekonomisi genel anlamda çok hızlı büyümektedir. Bölge, dünyadaki “plâtin ve kobalt” rezervlerinin yüzde 90’ınını topraklarında barındırmaktadır. Dünyadaki “altın” rezervlerinin yarısı, magnezyum rezervlerinin dörtte üçü, “uranyum” rezervlerinin de yüzde 35’i bu bölgededir. Keza, Kıta’nın önemli madenlerinden biri olan “koltan” rezervinin yüzde75’i de bu bölgededir. Koltan, cep telefonları başta olmak üzere, elektronik cihazlarda kullanılan bir maddedir.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ ÇİN

İpek ve Baharat yollarının kesişim noktası olması, sonrasında Süveyş Kanalı’nın yapılması nedenleriyle bölgenin ticari ve jeopolitik önemi, tarih boyunca birçok süper gücün burada “güç mücadelesine” girmesine neden olmuştur.

2010 yılında ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından Nil Delta Havzası, Levant Havzası ve Girit açıklarında toplamda 9.8 milyar varil petrol, 9.8 trilyon metreküp doğalgaz,  6 milyar varil sıvı doğalgaz rezervi ve tüm bunlara ek olarak Doğu Akdeniz genelinde yaklaşık 30 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon yataklarının bulunduğu açıklanmıştır.[10] Bu gelişme Doğu Akdeniz’in enerji naklini sağlayan rolünün yanı sıra, bundan böyle “enerji üreten bir bölge” olma özelliği kazanmasını sağlamıştır.

Ekonomik anlamda küresel bir aktör olan Çin, bu bağlamda, küresel siyasetteki ekonomik hegemonyasını pekiştirmek ve nüfuz alanını genişletmek ve güçlendirmek için Çin hükümeti çeşitli projeleri hayata geçirme yoluna gitmiştir. Bu projeler içerisinde en büyük ve mali açıdan en masraflı olanı ise “Bir Kuşak Bir Yol (One Belt, One Road)” projesidir. Kısaca günümüzün modern “İpek Yolu” olma amacını taşıyan, kara ve deniz yolu olmak üzere iki kısmı olan bu projeyle Çin, Afrika ve Avrupa’ya olan ticaretini kolaylaştırmak ve ticaret hacmini artırmayı amaçlamaktadır.

Çin’in deniz ve kara İpek Yolu projeleri. Kaynak: The Straits Times

Çin, önemli ticaret yolları üzerindeki ülkelerin limanlarını satın almakta veya kiralamaktadır. Akdeniz Havzası da bu projeden payına düşeni almıştır. Çin’in Akdeniz’deki, özellikle Doğu Akdeniz’deki varlığı” liman yatırımları” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda Çin, Akdeniz’e kıyısı olan ülkelere çeşitli yatırımlar yapmayı planlamaktadır. Bu yatırımlardan en dikkat çekeni ise Yunanistan’daki Pire Limanı olmuştur. 2016 yılında Çinli şirket Cosco Group, Yunanistan’ın en büyük limanı olan Pire Limanı’nın yüzde 51’lik hissesini satın almış ve zorunlu yatırımlar sonrasında da yüzde 16’lık kısmını daha satın almıştır.[11]

Bu limana yapılacak dev yatırımlarla Çin,  Pire Limanı’nı Akdeniz’in en büyük limanlarından biri haline getirmeyi amaçladığını da vurgulamaktadır. Pire Limanı Çin’in, Avrupa ile olan ticaretini kolaylaştırıp İpek Yolu’nu kısaltmasının yanı sıra, Çin’in Akdeniz’deki varlığının en büyük temsilcisi olacağı anlaşılmaktadır.

Çin, Doğu Akdeniz’deki diğer önemli yatırımını da İsrail’de yapmıştır. “Hayfa Limanı” için anlaşan Çin, 2021 yılından itibaren 25 yıllığına bu limanı kiralamıştır. Hayfa Limanı, Pire Limanı’nın aksine askeri açıdan önemli bir üs görevi görmektedir. ABD’nin 6. Filosuna ev sahipliği yapan bu limanın Çin yönetimine verilmesi doğal olarak ABD tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Hatta Hayfa’nın ardında Ashod Limanı için de anlaşmaya varılmış fakat ABD’nin baskısı nedeniyle Tel Aviv, Çin ile yapılan bu anlaşmayı gözden geçirmeye karar vermiştir.

Liman yatırımlarının yanı sıra Çin, altyapı yatırımları yapma konusunda görüşmeler yapmaktadır. Bu kapsamda İsrail’e ek olarak Güney Kıbrıs ile de altyapı alanında yatırım yapmak için görüşmekte böylece Kıbrıs Adası’nda da varlık göstermeyi amaçlamaktadır.

Çin’in Ortadoğu ve Akdeniz havzası ülkeleri ile ilişkilerinde izlediği strateji genel olarak “ekonomi temelli bir yumuşak güç girişimi” ifadesiyle özetlenebilir. “Çin, Kuşak- Yol Projesi aracılığıyla küresel politikadaki gücünü artırmayı hedeflemiş”, projenin Akdeniz ayağı kapsamında da çeşitli ülkelerde yatırımlarda bulunarak “ABD, Rusya gibi ülkelere ek olarak kendisi de Doğu Akdeniz’de varlık göstermeye” başlamıştır.

Çin’in ayrıca Akdeniz ülkelerine yapmış olduğu veya yakın gelecekte yapmayı planladığı yatırımları, “ticaret yolları güvenliklerinin sağlanması” zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Akdeniz ve çevresine milyarlarca dolarlık yatırım yapan Çin’in bu “yatırımlarının getirisini garantilemek” maksadıyla güvenlik amaçlı bir dizi oluşumlara da gitmesi beklenebilir.

Bu bağlamda Çin’in önümüzdeki dönemlerde, “ekonomik gücünün yanı sıra askeri unsurlarıyla da Akdeniz ve çevresindeki Kızıldeniz, Aden Körfezi gibi yerlerde yer alabilme olasılığı” bulunmaktadır. Çin, sadece ticari girişimlerle girmiş olduğu bölgelere yakın gelecekte “güvenlik bahanesiyle askeri unsurlar da konuşlandırmak” isteyebilir. Bunun sonucunda da günümüzde sadece Cibuti’de sembolik olarak bulunan Çin üssüne ek olarak gelecekte, çeşitli ülkelerin de Çin üslerine ev sahipliği yapabilme ihtimali güçlü durmaktadır. Buna paralel olarak da deniz gücünü artırması da beklenmelidir.[12]

Yazımıza son olarak eklemek istediğimiz bir husus da, Çin’in Afrika’daki faaliyetlerine öykünen ve bu uğurda yurt dışından borçlanarak Afrika’da yatırımlar yapan bir ülkenin yöneticilerine de sağduyu dilemek olacaktır.

 

Yapılan Yorumlar
İNSAN