
"Facebook sayfasından alınmıştır"
Milli eğitim politikamız da ciddi sorunlarımız bulunmaktadır. Ortalıkta ne millik kalmış, nede eğitim.
Ben bir eğitimci değilim ancak bir çok eğitimci arkadaşım bulunmaktadır. Siyasal duruşları itibariyle ayrım yapmaksızın her kimle konuşuyor isem ülkenin eğitim politikasının çöktüğünü ifade etmektedirler. Okuduğum kaynakların da tamamına yakını bu gerçeği teyit etmektedirler.
Bizler Üniversite sayımızı artırdığımızda eğitim kalitemizin artacağını düşünmekteyiz. Oysaki yanlış bir analiz. Üniversite sayımız arttı ancak o artışa paralel olarak eğitim kalitemiz artmadı, bilakis azaldı. Fiziksel mekanlar güzelleşti ancak eğitim kalitemiz maalesef güzelleşmedi.
Var olan birkaç kaliteli üniversitemiz de sırf kadrolaşmak veya ele geçirilmek adına yok edilmeye çalışılmaktadır.
Yayınlarına dünya ölçeğinde bir kişinin bile değer verip atıfta bulunmadığı 70 hocanın üniversite rektörü atandığı bir ülkeden kalite anlamında ne beklenebilir ki.
Açılan bir çok özel üniversite akademik kadroları itibariyle eğitim vermekten öteyedirler. Bir nevi parayla diploma satan kurumlar haline gelmişlerdir. Bu durumun bir başka versiyonu küçük ölçekli kentlerde bulunan kamu üniversitelerimiz içinde maalesef geçerlidir.
Orta da ne kaliteli hoca kadrosu, ne de kaliteli talebe kalmış bulunmaktadır. Bu anlayışı değiştirmediğimiz sürece beyin göçümüz devam eyleyecektir.
100 tane matematik sorusundan 10 tanesine yapamayan bir çocuğun sırf parası olduğundan yada taşrada ki küçük bir vilayette bulunması nedeniyle mühendislik eğitimi almayı hak kazanması aklın ve mantığın kabul edebileceği bir durum değildir.
Bu beyinden, bu zeka kapasitesinden mühendis olmaz, bundan doktor olmaz, bundan olsa olsa yüksek lise mezunu olur. Bu tarz mühendislerin imza koyacağı projelerle ne yol yapılır, ne köprü yapılır, ne hava limanı yapılır, nede baraj yapılabilir. Çok güzel mezarlık inşaatı yapabilirler bunlar. Yazıktır, günahtır.
Bir nesli heba eylemekteyiz heba. Hikayeden diplomalar, hikayeden kariyerler. Covit-19 denilen hastalık olmasa idi üniversite hocasının ne demek olduğunu öğrenememiş olacak idik. Bilim kurulu üyesi hocalarımız sayesinde kariyerin ne demek olduğunu, hocanın ne demek olduğunu öğrenmiş olduk.
Bir çok TV kanalında izlemekte olduğumuz saksağandan profesörler ile mukayese ettiğimizde ilmin ne demek olduğunu, zarafetin ne demek olduğunu bizleri öğrettikleri için kendilerine hürmet ve saygılarımızı iletiyoruz.
Hoca kadrosu bulunmayan üniversitelerde özellikle teknik bölümlerinin sayıları azaltılmalıdır. Bu tarz bölümlere girebilmek için yüzdelik dilimler itibariyle sınırlama getirilmelidir.
Bir başka ifade ile ilk yüzde 10-20 ye giremeyen bir öğrenci kesinlikle mühendis olamamalıdır, doktor olamamalıdır. Bu kural hem kamu hem de özel üniversiteler için geçerli olabilmelidir.
Eğitim fakültelerinin bir çoğu, sadece Teknik liselere hoca yetiştiren okullar şekline dönüştürülmelidir. Kamu kaynakları zayi edilmeden, buralara aktarılmalıdır.
Uygulanmakta olan mili eğitim politikası yada, yüksek öğretim politikası milli servetin heba edilmesinden başka bir şey değildir.
1970 li yıllarda olduğu üzere yapılması gerekenler bellidir. Bu ülkede teknik lise, endüstri meslek lisesi, sanat liseleri, ticaret liseleri açılmalıdır.
Bu ülkenin kurtuluşu için çok sayıda üniversite mezununa ihtiyaç yoktur. Kaliteli ara kademe elemanına ihtiyaç vardır. Almanya bunu yapıyor, Fransa bunu yapıyor, İtalya bunu yapıyor. Gözümüzün önünde bunca örnek olmasına rağmen yanlış da ısrar etmenin nedenini bir türlü anlayabilmiş değilim.
İlla da Üniversite sayısını artıracak isek yapmamız gereken iş bellidir. Teknik bilimleri değil, sosyal bilimleri önceleyeceğiz. Kültürlü insan yetiştireceğiz. Edebiyat, Sosyoloji, tarih, Felsefe, iktisat, ekonomi, işletme gibi hayatın kendisini öğretmeye çalışacağız biz.
Boş gezen bir mühendisten, boş gezen bir iktisatçı, boş gezen bir edebiyatçı çok daha değerlidir. En azından nasıl konuşulacağını, ne konuşacağını nasıl yazacağını, nasıl hesap yapacağını bilir.
Saygılar efendim. İyi günler,