
.png)
KURDAN BAĞIMSIZ ENFLÂSYON:
TÜRKİYE ÖRNEĞİ
Ersin DEDEKOCA
Geçen hafta Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye’de hizmet enflâsyonu ve döviz kuru ilişkisi konusunda bir analiz yayınladı.[1] “Türkiye’de Hizmetler Sektöründe Enflâsyon ve Döviz Kuru” başlıklı söz konusu çalışmaya göre, Türkiye’de enflâsyon 2021’den bu yana yüksek seyrini sürdürürken, hizmet enflâsyonu mal enflâsyonuna kıyasla “çok daha kalıcı” bir yapı sergilemektedir. Bu yönüyle söz konusu analiz, Türkiye’de enflasyon tartışmasını kur istikrarı merkezli geleneksel çerçevenin ötesine taşıyan önemli bir katkı sunmaktadır.
Anılan rapor Türkiye’de, hizmet enflâsyonundaki bu kalıcılığın “geniş tabanlı” olduğu ve özellikle “kira” ödemelerinin belirleyici işlev gördüğü vurgulanmaktadır. Keza IMF, geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren hizmet fiyatlarının göreli olarak “hızla arttığına” dikkat çekerek, bu durumun “kurdan” öte “iç dinamikler ve fiyatlama davranışlarıyla” ilintili olduğuna işaret etmektedir.
Yazımızın ereği, konu analizin tutarlılığı konusunu irdelemek ve fazlaca teorik kalmayarak iktisat kuramı içinde yerini belirlemeye çalışmak olacaktır.
II.RAPORDAKİ ANA BULGULARIN ANALİTİK ÖZETİ
Bu IMF çalışması, Türkiye’de enflâsyon dinamiklerini “hizmet ve mal enflâsyonu ayrışması” üzerinden incelemekte; özellikle “hizmet enflâsyonunun döviz kuru şoklarına göre daha az duyarlı” olduğunu ve daha yüksek atalet (kalıcılık) sergilediğini ortaya koymaktadır. Çalışma, bu ilişkinin hem Türkiye tarihsel verileri hem de uluslararası karşılaştırmalar bağlamında “sıra dışı” olduğunu vurgulamakta.
IMF’in söz konusu çalışmasında, Türkiye’de katılık gösteren tüketici enflâsyonu dinamiğini mercek altına almış. Çalışmada iki temel bulgu vurgulanıyor:
-Gerek Türkiye ekonomi tarihi gerekse diğer ülkelerle kıyaslandığında hizmet enflâsyonu, mal enflâsyonuna kıyasla çok direngen.
-İkincisi tarihsel olarak enflâsyon üzerinde büyük etkisi olan “kur şoklarının” hizmet enflâsyonu üzerindeki belirleyiciliği sınırlı.
IMF’in bu çalışması Türkiye’de “maliyet enflâsyonundan” ziyade “satıcı enflasyonu” sorunu yaşandığı tezini yeniden gündeme taşıdı. Bir diğer anlatımla, fiyat artışlarının nedeni, “yoğunlaşmış sektörlerdeki şirketlerin kârını arttırma isteği” olduğu savı yeniden tartışılmaya başlandı.
Bu sav, Covid sonrası baş gösteren küresel enflâsyon olgusu tartışmalarında gündemdeydi. Şimdilerde birçok ülkede enflâsyon “düşünce/tartışma önceliğini” kaybetti. Türkiye’de ise, gündemdeki yerini bu kez daha güçlendirecek gibi durmaktadır.
Raporun ana bulgularını özetleyen kısa bir çıkarımı aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz:
* Türkiye’de hizmet enflâsyonu, döviz kuru değişimlerine, mal enflâsyonuna kıyasla çok daha zayıf tepki veriyor.
* Kur geçişkenliği (exchange rate pass-through) kısa vadede sınırlı, orta vadede ise istatistiksel olarak zayıf.
* Yorum: Kur istikrarı sağlansa bile hizmet enflasyonu otomatik olarak düşmüyor.
– Yüksek Atalet/Duyarsızlık (Persistence) – En Kritik Sorun
* Hizmet fiyatları aşağı yönlü katılık sergiliyor.
* Enflâsyon şokları geçici değil; kendini yeniden üreten bir yapıya sahip.
* IMF vurgusu: Türkiye’de hizmet enflâsyonu, gelişmekte olan ülke ortalamalarına kıyasla daha kalıcı.
– İçsel Faktörler Kurdan Daha Belirleyici
Hizmet enflâsyonunu asıl yukarı iten unsurlar:
* Ücret artışları (özellikle asgari ücret ve kamu ücretleri),
* Enflâsyon beklentileri,
* Endeksleme davranışları (kira, eğitim, sağlık, ulaştırma)[2],
* Rekabetin sınırlı olduğu hizmet alt sektörleri.
* Sonuç: Hizmet enflâsyonu büyük ölçüde içsel (domestic-driven).
– Türkiye Uluslararası Karşılaştırmada Ayrışıyor
* Benzer ülkelerde kur şokları hizmet fiyatlarına daha hızlı yansırken,
* Beklentiler ve ücret dinamikleri daha baskın.
* Bu durum Türkiye’yi klâsik “kur-enflâsyon” anlatısından yapısal olarak ayırıyor.
– Para Politikası İçin Kritik Çıkarımlar
* Sıkı para politikası tek başına yeterli değil.
* Kur istikrarı → mal enflâsyonunu düşürür.
* Hizmet enflâsyonu için:
– Beklentilerin kırılması,
– Ücret-fiyat sarmalının çözülmesi,
– Endeksleme alışkanlıklarının azaltılması gerekiyor.
* IMF’in örtük mesajı: “Türkiye’de dezenflâsyon süreci, hizmet enflâsyonu kontrol altına alınmadan tamamlanamaz.”
III. IMF ÇALIŞMASINA GÖRE SAPTANAN BULGULARIN BAŞAT FARKLILIKLARI
Kaynak: IMF (Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye), IMF WEO; BIS; OECD; TCMB.
Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun döviz kuru hareketlerine görece düşük duyarlılık göstermesidir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda kur şokları hizmet fiyatlarına belirgin ölçüde yansırken, Türkiye’de bu aktarım zayıf kalmaktadır. Bu durum, hizmet enflâsyonunun ağırlıklı olarak ücret artışları, beklentiler ve endeksleme davranışları gibi içsel unsurlar tarafından belirlendiğini göstermektedir. Böylece Türkiye, klâsik “kur geçişkenliği” anlatısından yapısal olarak ayrışmaktadır.
Türkiye’de hizmet enflâsyonunun bir diğer ayırt edici özelliği, yüksek düzeyde atalet (persistence) sergilemesidir. Enflâsyon şoklarının geçici olmaktan ziyade kalıcı hale gelmesi, fiyatların aşağı yönlü esneklik göstermemesiyle ilişkilidir. EM ortalamasında hizmet fiyatları talep daralmasına veya parasal sıkılaşmaya daha hızlı tepki verirken, Türkiye’de fiyat ayarlamalarının yukarı yönlü olması ve geriye dönük düzeltmenin sınırlı kalması dikkat çekmektedir.
Çalışma, Türkiye’de fiyat ve ücret belirleme süreçlerinde endeksleme davranışlarının EM ortalamasına kıyasla daha yaygın olduğuna işaret etmektedir. Kira, eğitim, sağlık ve çeşitli kişisel hizmetlerde fiyatların geçmiş enflâsyon oranlarına referansla belirlenmesi, enflâsyonun “kendi kendini yeniden üretmesine” yol açmaktadır. Bu “davranışsal mekanizma”, kur istikrarı sağlansa dahi hizmet enflâsyonunun yüksek seyretmesini açıklayan temel unsurlardan biridir.
Türkiye’nin EM ülkelerinden ayrıştığı bir diğer alan, para politikasının hizmet enflâsyonu üzerindeki aktarım gücünün görece zayıf olmasıdır. Faiz artışları ve parasal sıkılaşma, mal enflâsyonu üzerinde etkili olurken hizmet fiyatlarında aynı ölçüde sonuç üretmemektedir. Bu durum, hizmet sektöründe fiyatlama davranışlarının, finansal koşullardan ziyade beklenti ve normlara dayalı olduğunu düşündürmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye, hizmet enflâsyonunun kurdan kopuk, yüksek derecede kalıcı ve davranışsal olarak endekslenmiş bir yapı sergilediği özgün bir örnek oluşturmaktadır. Bu ayrışma, dezenflâsyon sürecinin yalnızca makroekonomik istikrar adımlarıyla değil, fiyatlama davranışlarını hedefleyen “tamamlayıcı politika setleriyle” desteklenmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Özetle, IMF çalışmasının bulguları Türkiye’de hizmet enflâsyonunun EM ortalamalarından belirgin biçimde ayrıştığını; kur geçişkenliğinin sınırlı, enflâsyon ataleti ve endeksleme davranışlarının ise güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yapı, dezenflâsyon sürecinin yalnızca para politikası araçlarıyla değil, beklenti ve fiyatlama davranışlarını hedefleyen daha geniş bir politika çerçevesiyle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
IMF’nin yazımıza konu olan çalışması, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun döviz kuru şoklarından görece bağımsız, yüksek derecede kalıcı ve endeksleme davranışlarıyla beslenen bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, enflâsyon dinamiklerinin yalnızca makroekonomik şoklar veya parasal koşullarla açıklanamayacağını; fiyatlama davranışlarının kurumsal ve davranışsal boyutlarının belirleyici hale geldiğini göstermektedir.
Bu noktada, Weber ve Wasner tarafından geliştirilen “satıcı enflâsyonu” yaklaşımı önemli bir tamamlayıcı çerçeve sunmaktadır.[3] Söz konusu yaklaşım, özellikle rekabetin sınırlı olduğu veya fiyatlama normlarının yerleşik hale geldiği sektörlerde, firmaların maliyet gelişmelerinden bağımsız biçimde fiyat artırabildiğini ve bu davranışın enflâsyonu kalıcı kıldığını ileri sürmektedir. IMF’nin Türkiye’ye ilişkin bulguları, hizmet sektöründe gözlenen fiyat katılığı ve yüksek ataletin, bu tür maliyet dışı ve davranışsal fiyatlama mekanizmalarıyla uyumlu olabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda, Türkiye örneği, satıcı enflâsyonu literatüründe tartışılan teorik varsayımların ampirik olarak sınanabileceği özgün bir vak’a sunmaktadır.
Bu analitik kesişim, politika tartışmasını kaçınılmaz biçimde para politikasının ötesine taşımaktadır. Hizmet enflâsyonunun kurdan kopuk ve davranışsal olarak yerleşik bir yapı sergilediği bir ekonomide, geleneksel dezenflâsyon araçlarının tek başına yeterli olması beklenemez. Dolayısıyla, bir sonraki bölümde ele alınacak politika çıkarımları, yalnızca IMF çalışmasının bulgularına değil; aynı zamanda satıcı enflâsyonu, fiyat katılığı ve endeksleme davranışları üzerine geliştirilen önceki kuramsal yaklaşımlarla birlikte değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede izleyen bölüm, IMF’nin Türkiye analizini esas alarak, davranışsal fiyatlama, rekabet yapısı ve kurumsal düzenlemeler bağlamında öne çıkan politika seçeneklerini tartışmaya açacaktır. Ardından, bu politika alanının daha iyi kavranabilmesi için, IMF bulgularının önceki bazı kuramsal yaklaşımlar ışığında nasıl konumlandırılabileceği ele alınacaktır.
IV.POLİTİKA ÇIKARIMLARI
IMF’nin “Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye” çalışması, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun döviz kuru istikrarı sağlansa dahi yüksek ve kalıcı kalabildiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgu, enflâsyonla mücadelede ağırlıklı olarak kur istikrarına ve parasal sıkılaşmaya dayanan geleneksel politika yaklaşımının, hizmet enflâsyonu açısından sınırlı etkiye sahip olduğunu göstermektedir.[4] Dolayısıyla, politika çerçevesinin hizmet sektörüne özgü fiyatlama davranışlarını hedef alacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir.
İlk olarak, ücret ve beklenti kanalı hizmet enflasyonunun temel belirleyicileri arasında öne çıkmaktadır. Özellikle ücret ayarlamalarının geçmiş enflâsyona referansla yapılması, fiyatlama davranışlarında güçlü bir endeksleme mekanizması yaratmaktadır.[5] Bu durum, dezenflâsyon sürecinin hızını ve güvenilirliğini zayıflatmaktadır. Politika yapıcılar açısından bu bulgu, ücret politikalarının ve kamu kaynaklı fiyat ayarlamalarının, enflâsyon hedefiyle daha uyumlu ve öngörülebilir bir çerçeveye oturtulmasının önemine işaret etmektedir.
İkinci olarak, hizmet sektöründe gözlenen yüksek fiyat ataleti ve aşağı yönlü katılık, para politikasının aktarım mekanizmasını zayıflatmaktadır. Faiz artışlarının talep kanalı üzerinden etkili olduğu mal gruplarına kıyasla, hizmet fiyatlarının finansal koşullara daha sınırlı tepki verdiği görülmektedir. Bu bağlamda, para politikasının tek başına hizmet enflâsyonunu kalıcı biçimde aşağı çekmesi beklenmemelidir. Dezenflâsyon stratejisinin, fiyatlama davranışlarını şekillendiren normları ve beklentileri hedefleyen tamamlayıcı araçlarla desteklenmesi gerekmektedir.
Üçüncü olarak, IMF bulguları hizmet sektöründe davranışsal ve kurumsal faktörlerin önemini artırmaktadır. Fiyatların maliyet gelişmelerinden bağımsız biçimde, geçmiş enflâsyon ve genel fiyat artışı beklentilerine referansla belirlenmesi, politika alanını yalnızca makroekonomik istikrarla sınırlı olmaktan çıkarmaktadır. Bu durum, rekabet koşulları, piyasa yapısı ve fiyatlama normlarının da enflâsyonla mücadele gündeminin parçası haline gelmesini zorunlu kılmaktadır.[6]
Son olarak, Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelerden ayrışan hizmet enflâsyonu yapısı, dezenflâsyon sürecinin zaman tutarlı (time-consistent)[7] ve çok boyutlu bir politika seti gerektirdiğini göstermektedir. Kur istikrarı ve parasal sıkılaşma gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Hizmet enflâsyonunun kalıcılığını besleyen ücret, beklenti ve fiyatlama davranışlarını hedefleyen politikalar geliştirilmedikçe, genel enflâsyon görünümünde kalıcı bir iyileşme sağlanması güçleşecektir.
V.KURAMSAL YAKLAŞIMLAR: HİZMET ENFLÂSYONUNUN AÇIKLANMASI
Söz konusu IMF çalışmasının bulguları, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun klâsik makroekonomik aktarım mekanizmalarıyla ancak “sınırlı” biçimde açıklanabildiğini göstermektedir. Bu durum, enflâsyon dinamiklerinin değerlendirilmesinde kullanılan kuramsal çerçevelerin birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bölümde, Yeni Keynesyen yaklaşım ile Weber–Wasner’in satıcı enflâsyonu çerçevesi, IMF bulguları ışığında karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır.
Yeni Keynesyen yaklaşım enflâsyonu, ağırlıklı olarak talep koşulları, maliyet şokları ve nominal katılıklar üzerinden açıklar. Bu çerçevede döviz kuru, özellikle ithal girdi maliyetleri yoluyla fiyatlar üzerinde belirleyici bir rol oynar. Kur geçişkenliği literatürü, gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru şoklarının hem mal hem de hizmet fiyatlarına görece hızlı yansıdığını varsayar.[8]
IMF çalışması ise Türkiye’de hizmet enflâsyonunun bu varsayımdan sistematik biçimde ayrıştığını ortaya koymaktadır. Kur geçişkenliğinin hizmet fiyatları açısından sınırlı kalması, Yeni Keynesyen çerçevenin Türkiye’deki hizmet enflâsyonu dinamiklerini eksik açıkladığını düşündürmektedir. Bu bağlamda fiyat katılığı kavramı, yalnızca nominal ayarlama maliyetleriyle değil, davranışsal ve kurumsal unsurlarla birlikte ele alınmalıdır.[9]
Weber ve Wasner tarafından geliştirilen “satıcı enflâsyonu” yaklaşımı, fiyat artışlarının yalnızca maliyet veya talep koşullarının bir sonucu olmadığını; firmaların piyasa gücü, fiyatlama normları ve koordinasyon beklentileri çerçevesinde fiyatları yukarı çekebildiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşımda enflâsyon, makro şokların ötesinde mikro düzeyde fiyatlama davranışlarının bir çıktısı olarak ele alınır.
IMF’nin Türkiye’ye ilişkin bulguları, hizmet sektöründe gözlenen yüksek fiyat ataleti ve yaygın endeksleme davranışlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, satıcı enflasyonu yaklaşımıyla güçlü bir analitik örtüşme sergilemektedir. Hizmet fiyatlarının maliyet ve kur gelişmelerinden bağımsız biçimde, geçmiş enflasyon ve genel fiyat artışı normlarına referansla belirlenmesi, bu çerçevenin Türkiye örneğinde açıklayıcı gücünü artırmaktadır.
Yeni Keynesyen ve satıcı enflasyonu yaklaşımları, enflâsyonu açıklamada birbirini dışlayan değil, tamamlayıcı çerçeveler sunmaktadır. IMF çalışmasının bulguları, kur geçişkenliğine dayalı geleneksel açıklamaların hizmet enflâsyonu açısından yetersiz kaldığını; buna karşılık davranışsal ve kurumsal fiyatlama mekanizmalarının giderek daha belirleyici hale geldiğini göstermektedir. Bu durum, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun yalnızca makroekonomik denge değişkenleriyle değil, piyasa yapısı ve fiyatlama normlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.[11]
VI.SONUÇ
Bu çalışma, IMF’nin “Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye” başlıklı analizini merkeze alarak, Türkiye’de hizmet enflâsyonunun EM ortalamalarından hangi açılardan ayrıştığını ve bu ayrışmanın politika yapımı açısından ne anlama geldiğini incelemiştir. Bulgular, hizmet enflâsyonunun döviz kuru şoklarına görece düşük duyarlılık gösterdiğini; buna karşılık yüksek derecede kalıcı, davranışsal olarak endekslenmiş ve içsel dinamikler tarafından beslenen bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır.
Türkiye–EM karşılaştırması, hizmet enflâsyonunun Türkiye’de klasik kur geçişkenliği anlatısından koptuğunu ve parasal aktarım mekanizmasının bu alanda sınırlı çalıştığını göstermektedir. Kur istikrarı ve parasal sıkılaşma, mal enflâsyonunun kontrol altına alınmasında etkili olmakla birlikte, hizmet fiyatları üzerinde aynı ölçüde sonuç üretmemektedir. Bu durum, enflâsyonla mücadelenin yalnızca makroekonomik denge değişkenlerine dayandırılamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Çalışmanın kuramsal çerçevesi, IMF bulgularının Yeni Keynesyen yaklaşımın öngördüğü mekanizmalarla kısmen örtüştüğünü; ancak hizmet enflâsyonunun kalıcılığını açıklamakta bu çerçevenin tek başına yetersiz kaldığını göstermektedir. Weber ve Wasner’in satıcı enflâsyonu yaklaşımı ise, fiyatlama davranışlarının, piyasa yapısının ve yerleşik normların enflâsyon dinamikleri üzerindeki rolünü vurgulayarak, Türkiye örneğinde gözlenen hizmet enflâsyonu ataletini açıklayıcı bir tamamlayıcı sunmaktadır.
Bu bulgular ışığında, Türkiye’de dezenflâsyon sürecinin başarıya ulaşabilmesi, para politikasının ötesine geçen, çok boyutlu ve zaman tutarlı bir politika setinin uygulanmasına bağlıdır. Ücret ayarlamaları, endeksleme davranışları ve hizmet sektöründeki fiyatlama normları hedeflenmedikçe, kur istikrarı sağlansa dahi hizmet enflâsyonunun kalıcı biçimde düşürülmesi güç görünmektedir. Dolayısıyla enflâsyonla mücadelede, davranışsal ve kurumsal unsurların politika tasarımının merkezine alınması bir tercih değil, bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak, IMF’nin Türkiye’ye ilişkin çalışması, hizmet enflâsyonunun niteliğine dair önemli ampirik bulgular sunmakta; bu bulgular, önceki kuramsal yaklaşımlarla birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin enflâsyon sorununu açıklamada ve politika alanını yeniden tanımlamada güçlü bir analitik çerçeve oluşturmaktadır. Bu bağlamda IMF çalışmasındaki sözcüklerle: “Türkiye’de hizmet enflâsyonu, döviz kuru hareketlerinden ziyade ücret dinamikleri ve beklentiler tarafından belirlenmektedir. Bu nedenle, kur istikrarına odaklanan politikalar tek başına yeterli olmayıp, hizmet sektörüne özgü yapısal ve davranışsal enflasyon kaynaklarını hedefleyen tamamlayıcı politika setlerine ihtiyaç vardır.” Bu çerçeve, yalnızca kısa vadeli dezenflâsyon hedefleri açısından değil, orta vadeli fiyat istikrarının kalıcı biçimde sağlanabilmesi açısından da yol gösterici niteliktedir.
Ersin Dedekoca 27 Ocak 2026
Kaynakça
[1] Tara Iyer, Agustin Roitman, James P Walsh, “Services Inflation and the Exchange Rate in Türkiye”, IMF, 16.01.2026, https://www.imf.org/en/publications/wp/issues/2026/01/16/services-inflation-and-the-exchange-rate-in-trkiye-573276
[2] Endeksleme (indexation) davranışları, fiyat ve ücretlerin geçmiş enflâsyon oranlarına referansla belirlenmesi yoluyla enflâsyonun kendi kendini yeniden üretmesine neden olan yapısal bir mekanizmadır. Bir diğer anlatımla, fiyatların, ücretleri